El Kaide'nin iki numarası İran'da gizli bir operasyonla öldürüldü

Ebu Muhammed el-Masri, İran’da Lübnan kimliğiyle İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun koruması altında yaşıyordu. Tahran, Masri’nin öldürüldüğünü yalanladı.

FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
TT

El Kaide'nin iki numarası İran'da gizli bir operasyonla öldürüldü

FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)

ABD’li istihbarat yetkilileri, 1998 yılında Afrika’daki iki ABD büyükelçilik binasının hedef alındığı kanlı saldırıların planlayıcısı olmakla suçlanan El Kaide’nin iki numarasının üç ay önce İran’da öldürüldüğünü doğruladılar.
Mısırlı Ebu Muhammed el-Masri kod adlı Abdullah Ahmed Abdullah'ın ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerini hedef alan saldırıların yıldönümü olan 7 Ağustos’ta, Tahran sokaklarında motosikletli iki kişi tarafından öldürüldü. Suikast sonucunda Masri'nin El Kaide'nin kurucularından Usame Bin Ladin'in oğlu Hamza ile evli olan kızı Meryem de yaşamını yitirdi.
İstihbarat yetkililerine göre suikast, ABD'nin talebi üzerine İsrailli ajanlar tarafından gerçekleştirildi. Ancak, Ebu Muhammed el-Masri ve İran'daki diğer El Kaide üyelerinin hareketlerini yıllardır takip ettiği bilinmesine rağmen ABD’nin suikastta oynadığı rol belirsizliğini koruyor.
Henüz teyit edilmeyen suikast, jeopolitik ve casusluk entrikaları ve terörle mücadele çabalarıyla dolu bir yeraltı dünyasında gerçekleştirildi. Halen aydınlatılamayan bazı noktalar nedeniyle El Kaide, üst düzey liderlerinden birinin öldürüldüğüne dair bir açıklamada bulunmadı. Hatta İranlı yetkililer haberin üstünü örttü ve hiçbir ülke, suikastın sorumluluğunu üstlenmedi.
El Kaide’nin kurucularından mevcut lider Eymen el-Zevahiri’nin muhtemel halefi olarak görülen 58 yaşındaki Masri, ABD tarafından Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerini hedef alan ve 224 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin ise yaralanmasına neden olan bombalama olaylarına karışmakla suçlanması nedeniyle uzun zamandır ABD’nin Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) en çok arananlar listesinde yer alıyordu.
FBI, Masri’nin yakalanmasını sağlayacak her türlü bilgi için 10 milyon dolarlık ödül teklif etmişti ve resmi, geçtiğimiz cuma gününe kadar en çok arananlar listesinde yer aldı.
Öte yandan Ebu Muhammed el-Masri'nin İran'da yaşaması oldukça şaşırtıcıydı. Zira Şii dini yönetimine giren İran ile Sünni aşırılık yanlısı bir grup olan El Kaide’nin Irak ve dünyanın başka bölgelerinde birbirleriyle çatışmaları nedeniyle İran ve El Kaide eski düşmanlar olarak biliniyorlar.
ABD’li istihbarat yetkilileri, Ebu Muhammed el-Masri'nin 2003 yılından bu yana İran’ın ‘gözetimi altında’ olduğunu, ancak yaklaşık 2015 yılından beri Tahran'ın lüks semti Pasdaran’da özgürce yaşadığını söylediler. Ebu Muhammed el-Masri, sıcak bir yaz gecesi akşam saat dokuz sularında kızıyla birlikte beyaz bir Renault L90 sedan kullanırken, motosikletle yanlarına yaklaşan iki kişi tarafından susturuculu silahlarla üzerine beş el ateş edildi. Masri’nin aracına dört mermi isabet ederken beşincisi yakındaki bir arabaya isabet etti. İran'ın resmi medyasında saldırı haberi kamuoyuna, kurbanların Lübnanlı bir tarih profesörü olan Habib Davud ve 27 yaşındaki kızı Meryem oldukları şeklinde aktarıldı. Lübnan merkezli ‘MTV’ haber kanalı ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) sosyal medya sayfaları Prof. Davud’un Lübnan'da İran'ın desteklediği silahlı örgüt Hizbullah'ın bir üyesi olduğunu belirttiler.
Suikast, tekrar tekrar meydana gelen patlamalarla dolu geçen yaz aylarında, Beyrut Limanı’ndaki büyük patlamadan günler sonra ve ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) İran'a uygulanan silah ambargosunun uzatılmasına yönelik karar tasarısını sunmasından bir hafta önce ABD-İran geriliminin tırmandığı sırada gerçekleşti. Suikastın, BMGK’nın ABD’nin sunduğu karar tasarısını oylamasından önce Batı’nın İran'ı kışkırtmak için yaptığı bir provokasyon olabileceği yönünde spekülasyonlar vardı. Bir motosiklet üzerindeki iki silahlı kişi tarafından gerçekleştirilen cinayet, İsrail'in İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik daha önce düzenlediği suikastlara benziyordu. İsrail, kendisiyle savaşa her zaman hazır olduğunu teyit eden bir Hizbullah liderini öldürmüş gibi görünse de İsrail'in Hizbullah’ı savaşa kışkırtmamak için liderlerini ve üyelerini öldürmekten kaçındığı da biliniyor.
Ancak gerçek şu ki, ilk etapta Habib Davud ismi ortada yoktu. Çünkü İran'a yakın birçok Lübnanlı isim, ne Davud’un adını ne de öldürüldüğünü duymadıklarını bildirdi. Lübnan basını tarandığında, geçtiğimiz yaz İran'da Lübnanlı bir tarih profesörünün öldürüldüğüne dair hiçbir haber bulunamadı. Ülkenin tüm tarih profesörlerinin listelerine erişimi olan bir eğitim araştırmacısı, kayıtlarda Habib Davud adında kimsenin olmadığını söyledi.
Bir istihbarat yetkilisi, Habib Davud’un İranlı yetkililerin Ebu Muhammed el-Masri'ye verdikleri bir takma ad olduğunu ve tarih profesörü olarak tanıtılmasının da konuyla hiçbir ilgisi olmayan bir ört-bas etme hikâyesinden başka bir şey olmadığını söyledi. Mısır'da faaliyet gösteren İslami Cihad Örgütü’nün eski lideri Nebil Naim, geçtiğimiz Ekim ayında, Ebu Muhammed el-Masri'yi eski bir dostu olarak tanımladı ve aynı hikayeyi anlattı.
İran, ABD’nin düşman ilan ettiği bir ismi barındırdığı gerçeğini gizlemek için iyi bir nedene sahip olabilir. Fakat İranlı yetkililerin neden bir El Kaide liderine ev sahipliği yapmayı kabul ettikleri henüz netlik kazanmadı.
Bazı terörizm uzmanları, Tahran’ın El Kaide liderlerine en sahipliği yapmasının, grubun İran içinde terörist faaliyetlerde bulunmamasını sağlayacak bir sigorta görevi görebileceğini savundular. Amerikalı terörle mücadele yetkilileri, İran'ın ortak düşmanları olan ABD'ye karşı eylemler planlamak için El Kaide liderlerinin İran topraklarında kalmalarına izin vermiş olabileceğine inanıyorlar.
Daha öncede Filistin’de Hamas ve İslami Cihad hareketlerini ve Afganistan’da Taliban'ı destekleyen İran, Sünni milis grupların üyelerine ilk kez kucak açmıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ABD merkezli The Soufan Center (TSC) adlı araştırma merkezinde terörle mücadele analisti olan Colin P. Clarke, “İran, rejimin işine geldiği durumlarda mezhepçiliği bir sopa olarak kullanıyor. Ama İran'ın çıkarlarına uyduğunda da Sünni-Şii ayrımını görmezden gelmeye hazırdır” ifadelerini kullandı.
Ancak İran, El Kaide liderlerine ev sahipliği yaptığını sürekli olarak inkar ediyor. 2018 yılında dönemin İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, İran'ın Afganistan'la olan uzun sınırı nedeniyle bazı El Kaide üyelerinin İran'a girdiklerini, ancak tutuklanıp ülkelerine geri gönderildiklerini açıklamıştı.
Ancak Batılı istihbarat yetkilileri, El Kaide liderlerinin İran hükümeti tarafından ev hapsine alındığını ve ardından bazı üyelerini serbest bırakmak için 2011 ve 2015 yıllarında El Kaide ile en az iki anlaşma imzaladığını söylediler.
BM’nin geçtiğimiz Haziran ayında yayınlanan terörle mücadele raporuna göre DEAŞ son yıllarda El Kaide'yi gölgede bırakmış olsa da, El Kaide halen güçlü ve tüm dünyada aktif uzantıları bulunuyor.
Reuters’ın haberine göre İran, New York Times’ın Masri’nin Tahran’da suikasta uğradığı haberini yalanlayarak, topraklarında ‘El Kaideli teröristler’ olmadığını belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade yaptığı açıklamada, “Washington ve Tel Aviv, zaman zaman, bu terörist grupların suç faaliyetlerinin sorumluluğundan kaçınmak için yalanlar yayarak ve medyaya yanlış bilgiler sızdırarak İran'ı bu ve bölgedeki diğer terörist gruplarla bağlantılı olarak göstermeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.
İsrail Başbakanlık Ofisi ve Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Konseyi'nin sözcüleri ise konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.
El-Masri, İran'da bir süre tutuklu kalan Seyfu’l Adl ile birlikte uzun yıllar El Kaide’nin büyük bir gizlilikle eylemlerini yürüten konseyin üyeliğini yaptı. İkili, örgütü yönetmesi için yetiştirilen Hamza bin Ladin ile birlikte, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin Afganistan'dan kaçmaya zorladığı ve İran'a sığınan bir grup El Kaide lideri arasındaydı.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi tarafından 2008 yılında yayınlanan çok gizli bir belgeye göre el-Masri, ‘ABD veya müttefiklerinin hapishaneleri dışındaki en deneyimli ve yetenekli terör eylemi planlayıcısı’ idi. Belgede, Seyrfu’l Adl’e ‘yakın çalışan eski eğitmen’ olarak nitelendirdi.
İran’da ise terör uzmanları, El-Masri’nin Hamza bin Ladin’in akıl hocası olduğunu belirttiler. Daha sonra Hamza bin Ladin, Masri'nin kızı Meryem ile evlendi. İran, kaçırılan İranlı bir diplomatın serbest bırakılması karşılığında 2011 yılında Hamza'yı ve bin Ladin ailesinin diğer üyelerini serbest bıraktı. Öte yandan Beyaz Saray geçtiğimiz yıl Hamza bin Ladin'in Afganistan-Pakistan sınırındaki bir bölgede gerçekleştirilen bir terörle mücadele operasyonunda öldürüldüğünü duyurdu.
Ebu Muhammed el-Masri, 1963 yılında Mısır’ın kuzeyindeki Rabia mahallesinde doğdu. ABD’deki davalarda alınan ifadelere göre gençliğinde Mısır'ın en büyük üniversitesinde profesyonel bir futbolcuydu. Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’ı işgalinden sonra, Afgan güçlerine yardım etmek için yapılan seferberlik çağrısıyla‘cihat’ hareketine katıldı.
Mısır, Sovyetler Birliği’nin işgalden 10 yıl sonra geri çekilmesinin ardından el-Masri’nin geri dönmesine izin vermeyi reddetti. Bu yüzden Afganistan'da kaldı ve daha sonra El Kaide'nin kurucu grubu arasında katıldı ve Bin Ladin'in yanında yer aldı. 170 liderin yer aldığı örgütün yedinci kurucusu olarak listelendi.
Masri, 1990’lı yılların başlarında Usame bin Ladin ile birlikte, önce askeri hücreler oluşturmaya başladığı Hartum'a ardından da Somalili savaş ağası Muhammed Farah'a sadık milislere yardım etmek için Somali'ye gitti. Burada milisleri, 1993 Mogadişu Savaşı’nda ‘Kara Şahin (Black Hawk) Saldırısı’ olarak bilinen olayda Amerikan helikopterlerini düşürmek üzere eğittiler.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Tel Aviv merkezli Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nde uzman Yoram Schweitzer, “El Kaide 1990'ların sonlarında terör eylemleri gerçekleştirmeye başladığında, Ebu Muhammed el-Masri, Bin Ladin'in en yakın üç yardımcısından biriydi. Örgütün operasyon departmanının başıydı. Bilgisi ve kararlığıyla biliniyordu. O tarihlerden itibaren örgütün özellikle Afrika’daki eylemlerinin büyük bir kısmında yer aldı” ifadelerini kullandı.
Bin Ladin, Mogadişu Savaşı'ndan kısa bir süre sonra Masri’yi Afrika’daki ABD’ye ait hedeflere yönelik eylemleri planlama sorumlusu olarak atadı. 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi bir eylemin uluslararası arenada büyük yankı uyandıracağını düşünen El Kaide liderleri, farklı ülkelerde nispeten iyi korunan iki hedefe aynı anda saldırı kararı aldılar.
7 Ağustos 1998'de saat 10:30 sularında patlayıcı yüklü iki kamyon, Kenya'nın başkenti Nairobi ve Tanzanya’nın başkenti Darusselam’daki ABD büyükelçiliklerine doğru hareket etti. Patlamalar büyükelçiliklerin etrafındaki insanları da etkiledi. Binaların dış duvarları yıkıldı, yakındaki binaların camları kırıldı.
Ebu Muhammed el-Masri, 2000 yılında, El Kaide yönetim konseyinin dokuz üyesinden biri oldu ve örgüt üyelerinin askeri eğitiminin başına geçti. Eski bir İsrail istihbarat yetkilisine göre Masri, örgütün Afrika’daki eylemlerinin başında olmaya devam etti ve 2002'de Kenya'nın Mombasa kentinde 13 Kenyalı ve 3 İsrailli turistin ölümüyle sonuçlanan saldırı emrini verdi. Masri, 2003 yılına gelindiğinde, El Kaide’ye düşman olmasına rağmen Amerikalıların kendilerine ulaşamayacağı bir yer olarak görünen İran'a kaçan birkaç El Kaide liderinden biriydi.
Yoram Schweitzer değerlendirmesinde ayrıca şunları söyledi:
“İran rejiminin Amerikalılarla kelleleri üzerine bir takas anlaşması yapma şansının oldukça zayıf olduğuna inandıklarından ABD’nin İran’da kendilerine karşı harekete geçmesinin çok zor olacağını düşündüler.”
Masri, 11 Eylül saldırılarının faillerini ve diğer örgüt liderlerini arayan ABD’nin elinden kurtulan birkaç üst düzey örgüt üyesinden biriydi. Masri ve İran’a kaçan diğer El Kaide liderleri, burada başlangıçta ev hapsindeydiler.
Bu arada İran, 2015 yılında, El Kaide ile bir anlaşma yaptığını duyurdu. Bu anlaşma çerçevesinde Yemen'de kaçırılan İranlı bir diplomat karşılığında Masri de dahil olmak üzere örgütün beş lideri serbest bırakıldı. Masri daha sonra ortadan kayboldu. Fakat bir istihbarat yetkilisine göre Tahran'da önce DMO’nun, daha sonra İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı'nın koruması altında yaşamaya devam etti. Başta Afganistan, Pakistan ve Suriye olmak üzere yurtdışına seyahat etmesine izin verildi.
ABD’li bazı analistler, Masri’nin ölümünün, El Kaide’nin geriye kalan başlıca liderlerinden biri ile Bin Ladin'in 2011'deki ölümünden sonra ortaya çıkan savaşçılar kuşağı arasındaki bağları koparacağını düşünüyorlar. Eski ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Nick Rasmussen konuyla ilgili olarak, “Eğer bu bilgi doğruysa, bu durum El Kaide’nin eski ekolü ve cihat ile yeni nesil savaşçılar arasındaki bağları koparır. Bu da El Kaide'nin parçalanmasına ve ademi merkeziyetinin ortadan kalmasına katkıda bulunur” şeklinde konuştu.
New York Times



Yeni Ari Aster filminde Scarlett Johansson'ın rol arkadaşı bulundu

Woody Allen'ın 2005 yapımı filmi Maç Sayısı'nda (Match Point) Scarlett Johansson, hırslı ama şansı yaver gitmeyen Amerikalı aktris Nola Rice rolündeydi (Paramount Pictures)
Woody Allen'ın 2005 yapımı filmi Maç Sayısı'nda (Match Point) Scarlett Johansson, hırslı ama şansı yaver gitmeyen Amerikalı aktris Nola Rice rolündeydi (Paramount Pictures)
TT

Yeni Ari Aster filminde Scarlett Johansson'ın rol arkadaşı bulundu

Woody Allen'ın 2005 yapımı filmi Maç Sayısı'nda (Match Point) Scarlett Johansson, hırslı ama şansı yaver gitmeyen Amerikalı aktris Nola Rice rolündeydi (Paramount Pictures)
Woody Allen'ın 2005 yapımı filmi Maç Sayısı'nda (Match Point) Scarlett Johansson, hırslı ama şansı yaver gitmeyen Amerikalı aktris Nola Rice rolündeydi (Paramount Pictures)

Ayin (Hereditary) ve Ritüel'le (Midsommar) tanınan yönetmen Ari Aster, yeni projesi Scapegoat için hazırlıklarını sürdürüyor. 

Deadline'ın özel haberine göre Jude Law, daha önce kadroya katıldığı açıklanan Scarlett Johansson'la başrolü paylaşmak üzere imza aşamasına geldi.

Aster'ın tüm projelerinde olduğu gibi bu filmin de konusuna dair detaylar gizli tutuluyor. 

Bir söylentiye göre hikayenin merkezinde, internette tanınan bir kişiyi ameliyat eden doktor var.

Başka söylentiler ise A24 yapımı filmin bilimkurgu türünde bir aşk hikayesi ya da Aster'ın önceki işlerine yakın bir drama olabileceği yönünde.

Frankenstein'la Oscar'a aday gösterilen Jacob Elordi'nin de filmde rol alacağı bildirilmişti.

Johansson'ın takvimine göre planlanan filmin çekimlerine bu yıl başlanması hedefleniyor. 

41 yaşındaki Johansson, Mike Flanagan'ın yeni Şeytan (The Exorcist) filminin çekimlerini tamamladı. Yıldız isim The Batman: Part II'de de rol alacak.

Ari Aster, 2018 yapımı Ayin ve 2019 tarihli Ritüel'le modern korku sinemasının en önemli isimlerinden biri haline gelmişti. 

Ardından 2023'te Korkuyorum (Beau is Afraid) ve geçen yıl prömiyerini Cannes Film Festivali'nde yapan Eddington'a imza atmıştı.

Jude Law, son dönemde Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninde geçen Skeleton Crew'da ve Netflix'in Emmy adayı gerilim dizisi Black Rabbit'te rol almıştı.

53 yaşındaki oyuncu, Olivier Assayas'nın Venedik Film Festivali'nde gösterilen filmi The Wizard of the Kremlin'de de Rusya lideri Vladimir Putin'i canlandırmıştı.

Law, Andrew Garfield'la başrolü paylaştığı Apple dizisi Wild Things'te Las Vegas gösterileriyle tanınan illüzyonist Siegfried'i canlandıracak. Oyuncu, Nancy Meyers'ın yeni filminin çekimlerini de tamamladı.

Independent Türkçe, Deadline, Bloody Disgusting


Dolly Parton ölüm döşeğinde sadece bir kişinin yanına gelmesine izin vermiş

Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin ziyaret etmesine izin verdiği bildirildi (AFP)
Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin ziyaret etmesine izin verdiği bildirildi (AFP)
TT

Dolly Parton ölüm döşeğinde sadece bir kişinin yanına gelmesine izin vermiş

Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin ziyaret etmesine izin verdiği bildirildi (AFP)
Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin ziyaret etmesine izin verdiği bildirildi (AFP)

Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin görmesine izin verdiği bildirildi.

TMZ'ye konuşan kaynaklara göre, ağustosta 80 yaşında hayatını kaybeden ve 9 to 5'la tanınan şarkıcı, sevdiklerinin kendisini güçten düşmüş haliyle hatırlamasını istemediği için ölüm döşeğinde, uzun süredir birlikte çalıştığı makyaj ve peruk sanatçısı Cheryl Riddle dışında kimsenin kendisini görmesini istememiş.

Yayın kuruluşu, Parton'ın cenazesinde tabutun açık olmasını ve vefatından sonra kendisini Riddle'ın hazırlamasını istediğini de bildirdi.

The Independent cevap hakkı için Parton'ın miras temsilcileriyle temasa geçti.

Kariyeri boyunca göz alıcı makyajı ve imzası niteliğindeki peroksitle açılmış sarı peruklarıyla tanınan Parton'ın, her gece tamamen makyajlı halde uyuduğu biliniyordu.

Parton, 2023'te yayımlanan kitabı Behind the Seams: My Life in Rhinestone'da, acil durumlarda evden çıkmaya hazır olmak için 1980'lerden beri makyajıyla uyuduğunu anlatıyordu.

Şarkıcı, "Günde bir kez temizlediğiniz sürece bunu ne zaman yaptığınızın önemi yok" diye yazmıştı. 

Uyandıktan sonra tüm o küçük rutinlerimi yapıyorum, sonra yeniden başlıyorum ve her gün dışarı çıkıp gün boyu güzel görünüyorum.

Behind the Seams'te Parton, makyajı çocukken sevmeye başladığını anlatmıştı. Tarlalarda gördüğü şekerciboyası ve diğer bitkilerden makyaj malzemesi yaratmanın yollarını bulurmuş.

Kitabında, "Kaşlarımı ve yüzümdeki beni çizmek için annemin eski mutfak kibritlerini çakardım" demişti. 

Hâlâ kendimi farklı renkler üretmek için farklı makyaj malzemelerini karıştırıp eşleştirirken buluyorum.

dfrgthy
Parton'ın, uzun süredir birlikte çalıştığı makyözü Cheryl Riddle dışında kimsenin kendisini güçten düşmüş haliyle görmesini istemediği bildirildi (AFP)

Parton'un tarzı, hiçbir müzisyenin taklit edemediği, kendine özgü ve kolay tanınan bir marka haline geldi. Bildirildiği üzere hayatını kaybettiğinde Parton'ın, Riddle'ın yönetiminde 350'den fazla peruktan oluşan bir koleksiyonu vardı. Ayrıca 2 bin çiftten fazla ayakkabısı ve payetli sahne kıyafetlerini içeren yaklaşık 4 bin 600 metrekarelik bir arşivi vardı.

Parton'la 40 yıldan uzun süre çalışan Riddle, 2020 yapımı A Holly Dolly Christmas ve 1990 tarihli Dolly Parton: Christmas at Home gibi Parton'ın Noel filmlerinin de aralarında bulunduğu çeşitli sinema projelerinde onun saç stilistliğini üstlendi ve ismi ekip arasında yer aldı.

Parton, ölümünden 5 gün önce "böbrek ve otoimmün sorunlar" nedeniyle Nashville'deki Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi'ne kaldırılmıştı. Daha sonra "kanserle kısa süreli bir mücadelenin" ardından hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Kanser türü ise kamuoyuyla paylaşılmadı.

Parton, Nashville'deki Woodlawn Anıt Parkı ve Mozolesi'nde toprağa verildi. Mart 2025'te vefat eden 60 yıllık eşi Carl Dean'in yanına gömüldü.

Independent Türkçe


Sivri dilli komedyenden Trump sonrası ABD'yi terk eden ünlülere tepki

Ünlü isimler yurtdışına taşınırken Bill Burr, Amerikalılara "kalıp mücadele etme" çağrısında bulundu (AFP)
Ünlü isimler yurtdışına taşınırken Bill Burr, Amerikalılara "kalıp mücadele etme" çağrısında bulundu (AFP)
TT

Sivri dilli komedyenden Trump sonrası ABD'yi terk eden ünlülere tepki

Ünlü isimler yurtdışına taşınırken Bill Burr, Amerikalılara "kalıp mücadele etme" çağrısında bulundu (AFP)
Ünlü isimler yurtdışına taşınırken Bill Burr, Amerikalılara "kalıp mücadele etme" çağrısında bulundu (AFP)

Komedyen Bill Burr, yeni bir röportajda siyasi çalkantılar nedeniyle ABD'yi terk eden ünlüleri hedef alır gibi göründü.

Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin başlamasından bu yana, Ellen DeGeneres, Rosie O'Donnell, Courtney Love, Richard Gere ve Eva Longoria gibi birçok ünlü isim, yurtdışına taşınmalarıyla gündeme geldi. DeGeneres, O'Donnell ve Love, kararlarında Trump'ın seçilmesinin etkili olduğunu özellikle belirtti.

Aaron Sorkin'in Facebook hakkındaki filmi Sosyal Hesaplaşma'daki (The Social Reckoning) rolünün tanıtımı için Rolling Stone'a konuşan Burr'e, neden hobi olarak helikopter uçurmaya başladığı soruldu.

Burr şöyle yanıt verdi:

ABD Merkez Bankası hakkında bir şeyler okumaya başladım ve kendi kendime, 'Dolar her an çökebilir. Los Angeles'ta yaşıyorum. Trafik normal akarken bile şehirden çıkmam iki saati buluyor. İşler iyice sarpa sardığında ne olacak?' dedim. Havalanıp uzaklaşmak en kolay yoldu.

Bunun üzerine röportajı yapan kişi, Burr'ün helikopterini bir tür "mobil panik odası"na benzetti.

Burr buna şöyle karşılık verdi:

Panik odasının olayı şudur bir kez içine girdiğinizde, oradan çıkamazsınız. Helikopterde sevdiğim şey ise şu... İçine bir galon yakıt koyup havalanabilir ve kısa bir tur atabilirim. Ama yine de geri dönmek zorundayım. Gidecek bir yerim yok. Gidilecek bir yer yok. Kalıp mücadele etmelisiniz. Başka ülkelere taşınan o lanet olası insanlar... Yani, yapılacak şey bu değil. Kalıp mücadele edersiniz.

Burr'ün bu yorumları, çok sayıda ünlü Amerikalının yurtdışına yerleştiği bir dönemde geldi.

DeGeneres ve eşi Portia de Rossi, Trump'ın seçildiği dönem olan 2024'te Birleşik Krallık'a (BK) taşındı. DeGeneres geçen yıl yaptığı açıklamada, "Seçimden bir gün önce buraya geldik ve uyandığımızda arkadaşlarımızdan gelen, içinde ağlama emojisi bulunan pek çok mesajla karşılaştık. Ben de '[Trump] kazandı' dedim. Ve 'Burada kalıyoruz' dedik" ifadelerini kullanmıştı.

Trump'ın sık sık hedef aldığı O'Donnell, Trump'ın yemin töreninden sadece birkaç gün önce, Ocak 2025'te en küçük çocuğuyla birlikte İrlanda'ya taşınmıştı. O'Donnell, "Memleketimdeki yaşama dair pek çok şeyi özlüyorum. Burada, bu güzel ülkede kendime bir yuva kurmaya çalışıyorum. Amerika'da tüm vatandaşların eşit haklara sahip olması güvenli hale geldi zaman geri dönmeyi düşüneceğiz" demişti.

Öte yandan Love 2019'dan beri BK'de yaşıyor ancak kendisi, ABD'nin içinde bulunduğu durum nedeniyle geçen yıl Britanya vatandaşlığı alma sürecini başlattığını ifade etmişti.

Gere ve Longoria gibi diğer ünlüler de son yıllarda yurtdışında kendilerine birer yuva kurdu. Bununla birlikte bu kişilerin taşınma gerekçeleri Trump veya siyasetle doğrudan bağlantılı değildi.

Independent Türkçe