El Kaide'nin iki numarası İran'da gizli bir operasyonla öldürüldü

Ebu Muhammed el-Masri, İran’da Lübnan kimliğiyle İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun koruması altında yaşıyordu. Tahran, Masri’nin öldürüldüğünü yalanladı.

FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
TT

El Kaide'nin iki numarası İran'da gizli bir operasyonla öldürüldü

FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)
FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan Ebu Muhammed el-Masri (EPA)

ABD’li istihbarat yetkilileri, 1998 yılında Afrika’daki iki ABD büyükelçilik binasının hedef alındığı kanlı saldırıların planlayıcısı olmakla suçlanan El Kaide’nin iki numarasının üç ay önce İran’da öldürüldüğünü doğruladılar.
Mısırlı Ebu Muhammed el-Masri kod adlı Abdullah Ahmed Abdullah'ın ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerini hedef alan saldırıların yıldönümü olan 7 Ağustos’ta, Tahran sokaklarında motosikletli iki kişi tarafından öldürüldü. Suikast sonucunda Masri'nin El Kaide'nin kurucularından Usame Bin Ladin'in oğlu Hamza ile evli olan kızı Meryem de yaşamını yitirdi.
İstihbarat yetkililerine göre suikast, ABD'nin talebi üzerine İsrailli ajanlar tarafından gerçekleştirildi. Ancak, Ebu Muhammed el-Masri ve İran'daki diğer El Kaide üyelerinin hareketlerini yıllardır takip ettiği bilinmesine rağmen ABD’nin suikastta oynadığı rol belirsizliğini koruyor.
Henüz teyit edilmeyen suikast, jeopolitik ve casusluk entrikaları ve terörle mücadele çabalarıyla dolu bir yeraltı dünyasında gerçekleştirildi. Halen aydınlatılamayan bazı noktalar nedeniyle El Kaide, üst düzey liderlerinden birinin öldürüldüğüne dair bir açıklamada bulunmadı. Hatta İranlı yetkililer haberin üstünü örttü ve hiçbir ülke, suikastın sorumluluğunu üstlenmedi.
El Kaide’nin kurucularından mevcut lider Eymen el-Zevahiri’nin muhtemel halefi olarak görülen 58 yaşındaki Masri, ABD tarafından Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerini hedef alan ve 224 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin ise yaralanmasına neden olan bombalama olaylarına karışmakla suçlanması nedeniyle uzun zamandır ABD’nin Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) en çok arananlar listesinde yer alıyordu.
FBI, Masri’nin yakalanmasını sağlayacak her türlü bilgi için 10 milyon dolarlık ödül teklif etmişti ve resmi, geçtiğimiz cuma gününe kadar en çok arananlar listesinde yer aldı.
Öte yandan Ebu Muhammed el-Masri'nin İran'da yaşaması oldukça şaşırtıcıydı. Zira Şii dini yönetimine giren İran ile Sünni aşırılık yanlısı bir grup olan El Kaide’nin Irak ve dünyanın başka bölgelerinde birbirleriyle çatışmaları nedeniyle İran ve El Kaide eski düşmanlar olarak biliniyorlar.
ABD’li istihbarat yetkilileri, Ebu Muhammed el-Masri'nin 2003 yılından bu yana İran’ın ‘gözetimi altında’ olduğunu, ancak yaklaşık 2015 yılından beri Tahran'ın lüks semti Pasdaran’da özgürce yaşadığını söylediler. Ebu Muhammed el-Masri, sıcak bir yaz gecesi akşam saat dokuz sularında kızıyla birlikte beyaz bir Renault L90 sedan kullanırken, motosikletle yanlarına yaklaşan iki kişi tarafından susturuculu silahlarla üzerine beş el ateş edildi. Masri’nin aracına dört mermi isabet ederken beşincisi yakındaki bir arabaya isabet etti. İran'ın resmi medyasında saldırı haberi kamuoyuna, kurbanların Lübnanlı bir tarih profesörü olan Habib Davud ve 27 yaşındaki kızı Meryem oldukları şeklinde aktarıldı. Lübnan merkezli ‘MTV’ haber kanalı ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) sosyal medya sayfaları Prof. Davud’un Lübnan'da İran'ın desteklediği silahlı örgüt Hizbullah'ın bir üyesi olduğunu belirttiler.
Suikast, tekrar tekrar meydana gelen patlamalarla dolu geçen yaz aylarında, Beyrut Limanı’ndaki büyük patlamadan günler sonra ve ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) İran'a uygulanan silah ambargosunun uzatılmasına yönelik karar tasarısını sunmasından bir hafta önce ABD-İran geriliminin tırmandığı sırada gerçekleşti. Suikastın, BMGK’nın ABD’nin sunduğu karar tasarısını oylamasından önce Batı’nın İran'ı kışkırtmak için yaptığı bir provokasyon olabileceği yönünde spekülasyonlar vardı. Bir motosiklet üzerindeki iki silahlı kişi tarafından gerçekleştirilen cinayet, İsrail'in İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik daha önce düzenlediği suikastlara benziyordu. İsrail, kendisiyle savaşa her zaman hazır olduğunu teyit eden bir Hizbullah liderini öldürmüş gibi görünse de İsrail'in Hizbullah’ı savaşa kışkırtmamak için liderlerini ve üyelerini öldürmekten kaçındığı da biliniyor.
Ancak gerçek şu ki, ilk etapta Habib Davud ismi ortada yoktu. Çünkü İran'a yakın birçok Lübnanlı isim, ne Davud’un adını ne de öldürüldüğünü duymadıklarını bildirdi. Lübnan basını tarandığında, geçtiğimiz yaz İran'da Lübnanlı bir tarih profesörünün öldürüldüğüne dair hiçbir haber bulunamadı. Ülkenin tüm tarih profesörlerinin listelerine erişimi olan bir eğitim araştırmacısı, kayıtlarda Habib Davud adında kimsenin olmadığını söyledi.
Bir istihbarat yetkilisi, Habib Davud’un İranlı yetkililerin Ebu Muhammed el-Masri'ye verdikleri bir takma ad olduğunu ve tarih profesörü olarak tanıtılmasının da konuyla hiçbir ilgisi olmayan bir ört-bas etme hikâyesinden başka bir şey olmadığını söyledi. Mısır'da faaliyet gösteren İslami Cihad Örgütü’nün eski lideri Nebil Naim, geçtiğimiz Ekim ayında, Ebu Muhammed el-Masri'yi eski bir dostu olarak tanımladı ve aynı hikayeyi anlattı.
İran, ABD’nin düşman ilan ettiği bir ismi barındırdığı gerçeğini gizlemek için iyi bir nedene sahip olabilir. Fakat İranlı yetkililerin neden bir El Kaide liderine ev sahipliği yapmayı kabul ettikleri henüz netlik kazanmadı.
Bazı terörizm uzmanları, Tahran’ın El Kaide liderlerine en sahipliği yapmasının, grubun İran içinde terörist faaliyetlerde bulunmamasını sağlayacak bir sigorta görevi görebileceğini savundular. Amerikalı terörle mücadele yetkilileri, İran'ın ortak düşmanları olan ABD'ye karşı eylemler planlamak için El Kaide liderlerinin İran topraklarında kalmalarına izin vermiş olabileceğine inanıyorlar.
Daha öncede Filistin’de Hamas ve İslami Cihad hareketlerini ve Afganistan’da Taliban'ı destekleyen İran, Sünni milis grupların üyelerine ilk kez kucak açmıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ABD merkezli The Soufan Center (TSC) adlı araştırma merkezinde terörle mücadele analisti olan Colin P. Clarke, “İran, rejimin işine geldiği durumlarda mezhepçiliği bir sopa olarak kullanıyor. Ama İran'ın çıkarlarına uyduğunda da Sünni-Şii ayrımını görmezden gelmeye hazırdır” ifadelerini kullandı.
Ancak İran, El Kaide liderlerine ev sahipliği yaptığını sürekli olarak inkar ediyor. 2018 yılında dönemin İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, İran'ın Afganistan'la olan uzun sınırı nedeniyle bazı El Kaide üyelerinin İran'a girdiklerini, ancak tutuklanıp ülkelerine geri gönderildiklerini açıklamıştı.
Ancak Batılı istihbarat yetkilileri, El Kaide liderlerinin İran hükümeti tarafından ev hapsine alındığını ve ardından bazı üyelerini serbest bırakmak için 2011 ve 2015 yıllarında El Kaide ile en az iki anlaşma imzaladığını söylediler.
BM’nin geçtiğimiz Haziran ayında yayınlanan terörle mücadele raporuna göre DEAŞ son yıllarda El Kaide'yi gölgede bırakmış olsa da, El Kaide halen güçlü ve tüm dünyada aktif uzantıları bulunuyor.
Reuters’ın haberine göre İran, New York Times’ın Masri’nin Tahran’da suikasta uğradığı haberini yalanlayarak, topraklarında ‘El Kaideli teröristler’ olmadığını belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade yaptığı açıklamada, “Washington ve Tel Aviv, zaman zaman, bu terörist grupların suç faaliyetlerinin sorumluluğundan kaçınmak için yalanlar yayarak ve medyaya yanlış bilgiler sızdırarak İran'ı bu ve bölgedeki diğer terörist gruplarla bağlantılı olarak göstermeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.
İsrail Başbakanlık Ofisi ve Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Konseyi'nin sözcüleri ise konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.
El-Masri, İran'da bir süre tutuklu kalan Seyfu’l Adl ile birlikte uzun yıllar El Kaide’nin büyük bir gizlilikle eylemlerini yürüten konseyin üyeliğini yaptı. İkili, örgütü yönetmesi için yetiştirilen Hamza bin Ladin ile birlikte, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin Afganistan'dan kaçmaya zorladığı ve İran'a sığınan bir grup El Kaide lideri arasındaydı.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi tarafından 2008 yılında yayınlanan çok gizli bir belgeye göre el-Masri, ‘ABD veya müttefiklerinin hapishaneleri dışındaki en deneyimli ve yetenekli terör eylemi planlayıcısı’ idi. Belgede, Seyrfu’l Adl’e ‘yakın çalışan eski eğitmen’ olarak nitelendirdi.
İran’da ise terör uzmanları, El-Masri’nin Hamza bin Ladin’in akıl hocası olduğunu belirttiler. Daha sonra Hamza bin Ladin, Masri'nin kızı Meryem ile evlendi. İran, kaçırılan İranlı bir diplomatın serbest bırakılması karşılığında 2011 yılında Hamza'yı ve bin Ladin ailesinin diğer üyelerini serbest bıraktı. Öte yandan Beyaz Saray geçtiğimiz yıl Hamza bin Ladin'in Afganistan-Pakistan sınırındaki bir bölgede gerçekleştirilen bir terörle mücadele operasyonunda öldürüldüğünü duyurdu.
Ebu Muhammed el-Masri, 1963 yılında Mısır’ın kuzeyindeki Rabia mahallesinde doğdu. ABD’deki davalarda alınan ifadelere göre gençliğinde Mısır'ın en büyük üniversitesinde profesyonel bir futbolcuydu. Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’ı işgalinden sonra, Afgan güçlerine yardım etmek için yapılan seferberlik çağrısıyla‘cihat’ hareketine katıldı.
Mısır, Sovyetler Birliği’nin işgalden 10 yıl sonra geri çekilmesinin ardından el-Masri’nin geri dönmesine izin vermeyi reddetti. Bu yüzden Afganistan'da kaldı ve daha sonra El Kaide'nin kurucu grubu arasında katıldı ve Bin Ladin'in yanında yer aldı. 170 liderin yer aldığı örgütün yedinci kurucusu olarak listelendi.
Masri, 1990’lı yılların başlarında Usame bin Ladin ile birlikte, önce askeri hücreler oluşturmaya başladığı Hartum'a ardından da Somalili savaş ağası Muhammed Farah'a sadık milislere yardım etmek için Somali'ye gitti. Burada milisleri, 1993 Mogadişu Savaşı’nda ‘Kara Şahin (Black Hawk) Saldırısı’ olarak bilinen olayda Amerikan helikopterlerini düşürmek üzere eğittiler.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Tel Aviv merkezli Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nde uzman Yoram Schweitzer, “El Kaide 1990'ların sonlarında terör eylemleri gerçekleştirmeye başladığında, Ebu Muhammed el-Masri, Bin Ladin'in en yakın üç yardımcısından biriydi. Örgütün operasyon departmanının başıydı. Bilgisi ve kararlığıyla biliniyordu. O tarihlerden itibaren örgütün özellikle Afrika’daki eylemlerinin büyük bir kısmında yer aldı” ifadelerini kullandı.
Bin Ladin, Mogadişu Savaşı'ndan kısa bir süre sonra Masri’yi Afrika’daki ABD’ye ait hedeflere yönelik eylemleri planlama sorumlusu olarak atadı. 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi bir eylemin uluslararası arenada büyük yankı uyandıracağını düşünen El Kaide liderleri, farklı ülkelerde nispeten iyi korunan iki hedefe aynı anda saldırı kararı aldılar.
7 Ağustos 1998'de saat 10:30 sularında patlayıcı yüklü iki kamyon, Kenya'nın başkenti Nairobi ve Tanzanya’nın başkenti Darusselam’daki ABD büyükelçiliklerine doğru hareket etti. Patlamalar büyükelçiliklerin etrafındaki insanları da etkiledi. Binaların dış duvarları yıkıldı, yakındaki binaların camları kırıldı.
Ebu Muhammed el-Masri, 2000 yılında, El Kaide yönetim konseyinin dokuz üyesinden biri oldu ve örgüt üyelerinin askeri eğitiminin başına geçti. Eski bir İsrail istihbarat yetkilisine göre Masri, örgütün Afrika’daki eylemlerinin başında olmaya devam etti ve 2002'de Kenya'nın Mombasa kentinde 13 Kenyalı ve 3 İsrailli turistin ölümüyle sonuçlanan saldırı emrini verdi. Masri, 2003 yılına gelindiğinde, El Kaide’ye düşman olmasına rağmen Amerikalıların kendilerine ulaşamayacağı bir yer olarak görünen İran'a kaçan birkaç El Kaide liderinden biriydi.
Yoram Schweitzer değerlendirmesinde ayrıca şunları söyledi:
“İran rejiminin Amerikalılarla kelleleri üzerine bir takas anlaşması yapma şansının oldukça zayıf olduğuna inandıklarından ABD’nin İran’da kendilerine karşı harekete geçmesinin çok zor olacağını düşündüler.”
Masri, 11 Eylül saldırılarının faillerini ve diğer örgüt liderlerini arayan ABD’nin elinden kurtulan birkaç üst düzey örgüt üyesinden biriydi. Masri ve İran’a kaçan diğer El Kaide liderleri, burada başlangıçta ev hapsindeydiler.
Bu arada İran, 2015 yılında, El Kaide ile bir anlaşma yaptığını duyurdu. Bu anlaşma çerçevesinde Yemen'de kaçırılan İranlı bir diplomat karşılığında Masri de dahil olmak üzere örgütün beş lideri serbest bırakıldı. Masri daha sonra ortadan kayboldu. Fakat bir istihbarat yetkilisine göre Tahran'da önce DMO’nun, daha sonra İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı'nın koruması altında yaşamaya devam etti. Başta Afganistan, Pakistan ve Suriye olmak üzere yurtdışına seyahat etmesine izin verildi.
ABD’li bazı analistler, Masri’nin ölümünün, El Kaide’nin geriye kalan başlıca liderlerinden biri ile Bin Ladin'in 2011'deki ölümünden sonra ortaya çıkan savaşçılar kuşağı arasındaki bağları koparacağını düşünüyorlar. Eski ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Nick Rasmussen konuyla ilgili olarak, “Eğer bu bilgi doğruysa, bu durum El Kaide’nin eski ekolü ve cihat ile yeni nesil savaşçılar arasındaki bağları koparır. Bu da El Kaide'nin parçalanmasına ve ademi merkeziyetinin ortadan kalmasına katkıda bulunur” şeklinde konuştu.
New York Times



Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.