Kral Selman’a biatin yıldönümünde liderliğin kalkınma ve refah yolundaki yolculuğu kutlandı

 Kral Selman’a biatin yıldönümünde liderliğin kalkınma ve refah yolundaki yolculuğu kutlandı
TT

Kral Selman’a biatin yıldönümünde liderliğin kalkınma ve refah yolundaki yolculuğu kutlandı

 Kral Selman’a biatin yıldönümünde liderliğin kalkınma ve refah yolundaki yolculuğu kutlandı

Suudi Arabistan, bugün ‘biatin’ yani Kral Selman bin Abdulaziz’ın tahta geçişinin altıncı yıldönümünü kutluyor. Suudiler, bugün ülkenin hayatın her alanında kaplayan muazzam gelişme, refah ve kalkınmaya ulaşmasını ayrıca Krallığın dünya çapında bir lider olmak için attığı adımları kutluyor. Suudi Arabistan’ın şu anda en büyük küresel etkinlik olan G20 Zirvesi’ne başkanlık ediyor olması bu duruma katkı sağlıyor.
Hicri takvime göre Kral Selman bin Abdulaziz 6 yıl önce bugün Suudi Arabistan’da tahta geçti. Halktan da biat aldı. Kral Selman miladi olarak 24 Ocak 2015 tarihine tekabül eden hicri 3 Rebiulahir 1436 tarihinde tahta geçti. Bu arada biat yıldönümünün miladi takvime göre değil, hicri takvime göre hesaplandığını söylemek gerek.

Biat nedir?
Biat, oy verme ve hükümdarı seçme konusunda İslami bir sistemdir. Suudi Arabistan’ın mevcut yönetiminde bu sistemi kullanır. Seçim, biat olmaksızın geçerli sayılmaz. Bu kural Kurucu Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud, oğulları ve torunları tarafından da uygulanmaya devam etti. Halk, içlerinden en uygun kişiyi seçerek Allah’ın kitabı ve Resulü’nün sünnetine uygun olarak yönetmek üzere ona biat eder. Temel Yönetişim Kanununda belirtilenlere göre Biat Konseyi aracılığıyla Kral’a biat ve veliaht seçimi için davette bulunulur.  

Yönetimdeki hikayesi
Kurucu Kralın 25. oğlu olan Kral Selman bin Abdulaziz, 31 Aralık 1935 tarihinde dünyaya geldi.
Kral Selman, 16 Mart 1954 tarihinde Riyad Valisi olarak atandı. Bu şehir tarihinde önemli bir gelişme kabul edildi. 19 yaşında Riyad Vali vekili olarak atanan Selman bin Abdulaziz, 20 yaşında söz konusu bölgede vali olarak görevlendirildi. 18 Nisan 1955 tarihinde ise bakan düzeyinde bölge prensi olarak atandı.
Elli yıldan fazla bir süre Riyad Bölgesi Emiri olarak görev yapmaya devam etti. Bu süre zarfında bölgeyi yaklaşık 200 bin kişilik orta ölçekli bir kasabadan, Arap dünyasının en hızlı büyüyen başkentlerinden birine dönüştürme operasyonuna öncülük etti. Riyad’ın bugünkü nüfusu yaklaşık 7 milyon kişiye ulaşmış durumda. Riyad, Kral Selman’ın emirliği süresince modern otoyollar, okullar, hastaneler, üniversiteler, stadyumlar ve eğlence parkları gibi birçok büyük altyapı projesinin tamamlanmasına tanık oldu.
2011 yılının Kasım ayında ise kara kuvvetleri, hava kuvvetleri, donanma ve hava savunmasını da kapsayan Suudi Arabistan Savunma Bakanı olarak atandı. Bakanlık, Selman bin Abdulaziz’in görevi sırasında tüm sektörlerinde eğitim ve silahlanma konusunda kapsamlı bir gelişmeye tanık oldu.
Suudi Arabistan Kralı, geçtiğimiz onlarca yılı kapsayan kariyeri boyunca ülkede birçok önemli pozisyonlar ve yüksek mevkilerde bulundu.

Yönetimde 6 yıl
Bu altı yıl boyunca dünya ve özellikle Suudi Arabistan, çeşitli düzeylerde ve alanlarda, ekonomik, politik veya güvenlik ve diğerleri olsun, çeşitli zorluklarla karşılaştı. Ancak Kral Selman liderliğindeki Suudi hükümeti, bunların üstesinden gelmeyi başardı. Ülkede güven tesis ederek çeşitli bölgelerde kalkınma atılımlarında bulundu. Sadece bununla da kalmadı. G20 ile uluslararası çabalara öncülük ederek, bölgenin ve dünyanın istikrarını sağlamak için sınırları aşan çabalar sarf etti. Özellikle de koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde küresel ekonomiyi güçlendirme faaliyetlerine katkıda bulundu. Cidde kentinde imzalanan son barış anlaşmaları, Mekke zirveleri ve daha birçok şey Kral Selman’ın öncülük ettiği çalışmalar arasında yer alıyor.
Ancak bundan önce özellikle de Kral Selman tahta geçtiğinde yaptığı ilk konuşmada, Kral Abdullah bin Abdulaziz’in halefi olarak iktidara geçtiğinde ‘büyük bir emanet’ devraldığını söylemişti. Ayrıca bu devletin kurulduğu günden bu yana kurucu Kral Abdulaziz ve oğullarının izlediği doğru yaklaşıma bağlı kalacağını vurgulamıştı.

2020, Koronavirüs ve G20
Koronavirüs veya Kovid-19 bu yıla damgasını vuran başlık oldu. Büyük bir zorluk olmasına rağmen Suudi Arabistan’ın kendi halkı ve diğer milletlere sunduğu başarılar göz ardı edilemeyecek bir düzeye ulaştı. Kral Selman liderliğindeki Suudi Arabistan, salgına erken müdahalede bulunmayı ve halkının tüm ihtiyaçlarını karşılayarak sonuçları ile başa çıkmayı başardı. Kral Selman’ın geçtiğimiz hafta Şura Konseyi’nde yaptığı konuşmada Suudi Arabistan’ın salgın konusunda sunduğu hizmetler kendi vatandaşları ile sınırlı kalmadı.
Kral Selman söz konusu konuşmasında ayrıca “Ülkemizin salgının etkilerini sınırlamak için erken müdahale çabaları meyvesini verdi. Enfeksiyonun yayılım hızının düşmesine ve kritik vaka sayısının azalmasına katkıda bulunan şey de budur. Allah’a hamd olsun” ifadelerini kullanmıştı.
Kral Selman, ekonomik salgının sonuçları hakkında, “Yeni tip koronavirüs salgınının ekonomik etkilerini azaltmak için ülkeniz, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler olmak üzere özel sektöre hükümet inisiyatiflerini sunmaya koştu. Sağlık sektörünü 47 milyar riyal (12.5 milyar dolar) desteklemenin yanı sıra 218 milyardan riyalden (58.1 milyar dolar) fazla bir bütçe sağladı. Pandeminin yönetimi yoluyla, işimizi sürdürmeye ve ekonomik, sağlık ve sosyal etkileri dengelemeye çalıştık. Allah’ın izniyle pandeminin sonuna kadar sürekli olarak dengelemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Koronavirüs (Kovid-19) salgının dünyayı kasıp kavurduğu bir dönemde Suudi Arabistan, dünyanın küresel koşulların ele alınmasını sağlama konusunda önemli gördüğü G20 zirvesine ev sahipliği yapıyor. Suudi Arabistan liderliğinde gerçekleştirilen bu yılki zirvede koronavirüs salgının yansımalarıyla yüzleşme konusunda plan ve tavsiyeler sunuldu.
Önceki yıllara dönecek olursak, Kral Selman liderliğindeki Suudi Arabistan, ekonomik, sosyal ve kültürel olmak üzere çeşitli yönlerden birçok reform gerçekleştirdi. Diğerlerinin yanısıra insan hakları ve kadınların güçlendirilmesi alanında küresel yankı uyandıran kararlar verdi.
Suudi Arabistan, bölgede önemli bir oyuncu ve küresel ekonominin istikrar kazanmasında önemli bir rol oynuyor.
Kral Selman, ülkesi G20 zirvesine ev sahipliğini devraldığında, “G20 grubunun çalışmalarına ilk kez ev sahipliği yapan Suudi Arabistan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinin perspektifinin yanısıra gelişmekte olan ülkelerin görüşlerinin sunulmasında büyük rol oynayacak” ifadelerini kullanmıştı.
Suudi Arabistan Kralı, geçtiğimiz Mart ayında  G20 liderlerine olağanüstü bir zirve gerçekleştirilmesi için çağrıda bulundu. Kral Selman yaptığı açılış konuşmasında, koronavirüs salgınının, dünya çapındaki kalkınmayı yavaşlattığını söyledi. Suudi Arabistan Kralı, “Salgına karşı koyma çabalarında Dünya Sağlık Örgütü'nü desteklemeliyiz. Hepimizin karşılaştığı ve el ele vermemiz gereken krizde dünya ekonomilerini desteklemek için hiçbir çabadan kaçınmayacağız. Pandeminin etkisi çeşitli sektörlere uzandı. Dünya, krizin etkilerini hafifletmek için dayanışmamıza güveniyor. Yavaşlayan büyüme oranları ve finansal piyasalardaki çalkantı ışığında G20, bu pandeminin ekonomik etkilerinin ele alınmasında çok önemli bir role sahiptir. Bu nedenle, bununla yüzleşmek ve küresel ekonomiye olan güveni yeniden sağlamak için birleşik bir yanıt koordine etmeliyiz. Krallık, ülkelerin ekonomilerini canlandırmak için uyguladıkları politikalar ve işleri korumak için alınan tedbirleri memnuniyetle karşılar” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan geçen yıl Aralık ayında başlayıp 30 Kasım 2020 tarihinde sona erecek olan G20 başkanlığı süresince sekiz iletişim grubunda 100'den fazla toplantı ve konferansa ev sahipliği yaptı. Bunların tümünde liderlerin yaklaşan çalışmaları için sonuçlarını paylaştı.
G20 zirvesinin Suudi Arabistan Başkanlığı yılı, halk sağlığını, küresel ekonomiyi ve insanlığı destekleyen ve insanları güçlendirmeyi, gezegeni korumayı ve yeni ufuklar şekillendirmeyi amaçlayan birçok uluslararası programla kutlandı.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.