Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD bizimle, Soğuk Savaş zihniyeti doğrultusunda sıfır toplamlı bir oyun oynuyor’

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi.
TT

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD bizimle, Soğuk Savaş zihniyeti doğrultusunda sıfır toplamlı bir oyun oynuyor’

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi.

Çin Devlet Müsteşarı ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, dünyanın koronavirüs salgınıyla mücadelede Suudi Arabistan önderliğindeki G20’ye büyük umutlar bağladığını söyledi. Wang Yi açıklamasında, Riyad’ın aşılar, makroekonomik politikalar, gelişmekte olan ülkelerin borçları, ticaret, yatırım ve dijital ekonomi alanlarında somut olumlu sonuçlar elde ettiğine dikkat çekti.
Suudi Arabistan’ın talebiyle grup liderlerinin geçen mart ayında düzenlediği olağanüstü zirvenin pandemiyle mücadele konusunda dünya ülkelerinin güvenini artırdığını belirten Bakan şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu durum, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in zirvede belirttiği meseleyi, yani dünya ülkelerinin çıkarlarının birbirine bağlı olduğunu ve insanlığın tek bir geleceği paylaştığını doğruluyor. Virüs sınır tanımıyor. Irklar arasında ayrım yapmıyor. Onu ancak uyumlu çabalarla yenebiliriz.”
Çinli Bakan, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda uluslararası toplumun Riyad Zirvesi’ni büyük bir ilgiyle takip ettiğini, zirvenin olumlu bir mesaj göndereceğini ve koronavirüs karşısında uluslararası iş birliği için pratik bir vizyon sağlayacağını ümit ettiğini belirtti. Zirvede, küresel yönetim sisteminde salgının ortaya çıkardığı eksikliklerin derinlemesine yeniden düşünüleceğini vurgulayan Wang “Uluslararası toplumun büyük ve acil endişelerine, çok taraflılığı uygulama ve küresel yönetimi tamamlama taahhüdüne cevaben pandemi sonrası dönemde reform çözümleri arıyoruz” dedi.
Wang Yi, koronavirüs konusunda ülkesine yönelik ‘şeffaflık eksikliği’ suçlamalarını reddederken, araştırma ve kanıtların bu durumun tam tersini kanıtladığına dikkat çekti. Bakan, aynı şekilde koronavirüs salgınının siyasallaşmasının yanı sıra “ABD zorbalığı” olarak nitelendirdiği durumu ve Soğuk Savaş zihniyetiyle sıfır toplamlı bir oyun oynanmasına da karşı çıktı. ABD tarafının ‘rasyonaliteye dönmesi’, ‘Çin’in ve diğer yükselen ekonomilerin gelişimine objektif ve adil bir şekilde bakması’ yönündeki umudunu dile getirdi.
Çinli Bakan, Yemen’de siyasi bir çözüm için Stockholm Anlaşması ve Riyad Anlaşması’nın uygulanmasının önemine dikkat çekti.
Suriye meselesine barışçıl bir çözüm konusunda yeni fırsatlarla karşı karşıya olunduğunu belirten Wang, Libya meselesine ilişkin de  “Libya sorununun, siyaset dışında bir çözümü yok” ifadesini kullandı. Wang Yi, ülkesinin Libya’daki ateşkes anlaşmasına verdiği desteği yinelerken Libya’nın egemenliğine saygı duyulduğunu ve dış güçlerin Libya’nın iç meselelerine  müdahalesini kabul etmediklerini kaydetti.
Çin Dışişleri Bakanı, uluslararası alanda yaşanan çekişmelerden koronavirüse, çatışma bölgelerinden ekonomiye kadar birçok başlıkta Şarku’l Avsat’ın sorularını cevapladı:

Size göre G20 gündemindeki en acil başlıklar nelerdir?
Bugün dünya, yeni koronavirüs salgını ile yüz yıldır eşi görülmemiş büyük değişikliklere tanık oluyor. Aynı zamanda korumacılığın ve tek taraflılığın artmasına, küreselleşmeye karşı esen rüzgarlara ve uluslararası durumların sürekli bozulmasına da tanık oluyor. Küresel ekonomi; sosyal ve canlı refah üzerinde tehlikeli yansımalara yol açan büyük buhrandan bu yana en tehlikeli durgunluk ve küçülme haline saplanmış durumda. Dünya nereye gidecek? Devletler, komşusunu yoksullaştırma noktasına ulaşana kadar tek başlarına mı hareket edecekler yoksa zorlukları dayanışma ve yardımlaşma ile mi aşacaklar? Bu önemli kavşağın önünde dünya çoğulculuk, dayanışma, destek ve ekip ruhu çağrısı yapan seslerin yeniden ortaya çıkması için küresel krizlerle mücadelede önemli bir platform ve uluslararası ekonomik iş birliğinde ana forum olarak G20’ye umut bağlıyor. Dünya bunların, salgınla mücadele, küresel ekonomiyi canlandırma ve yeniden inşa etme, zamanın geçmesiyle paralel bir gidişata öncülük ve tarihsel gelişimle tutarlı bir yön belirlemek için küresel çabaları harekete geçirecek şekilde gerçekleşmesini umuyor. Bu yılın başından bu yana ana devlet olarak Suudi Arabistan’ın güçlü liderliği sayesinde aşılar, makroekonomik politikaların koordinasyonu, gelişmekte olan ülkelerin borçlarıyla ilgilenme, ticaret, yatırım, dijital ekonomi ve insanların hareketliliği alanlarında somut olumlu sonuçlar elde edildi. Geçen mart ayında grup zirvesi başarıyla gerçekleştirildi. Dünya ülkelerinin güveni artırıldı ve pandemiyle mücadelenin önü açıldı. Zirve, uluslararası toplum tarafından büyük bir takdir topladı. Bu durum, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in olağanüstü zirvede söylediği şeyi, yani dünya ülkelerinin çıkarlarının birbirine bağlı olduğunu ve insanlığın tek bir geleceği paylaştığını bir kez daha doğruluyor. Virüs sınır tanımıyor ve ırklar arasında ayrım yapmıyor. Bu yüzden onu ancak uyumlu çabalarla yenebiliriz.
Şu anda pandemi dünyada ciddi şekilde yayılmaya devam ediyor ve ikinci dalga şiddetli bir şekilde geliyor. Bu da pandemiyi kontrol etme, halkın geçimini garanti altına alma ve ekonomik istikrarı sağlama görevlerini zorlaştırdı. Bu koşullar altında uluslararası toplum, Riyad Zirvesi’ni ilgiyle takip ediyor. Zirvenin olumlu bir mesaj göndermesini ve koronavirüs karşısında uluslararası iş birliği için pratik bir vizyon sağlamasını ümit ediyoruz. Aynı zamanda tüm taraflar, küresel yönetim sisteminde salgının ortaya çıkardığı eksiklikleri ve zayıflıkları derinlemesine yeniden düşünmeye başladı. Bu zirvede ‘pandemi sonrası dönemde’ küresel yönetim reformu hususunda bir çözüme ulaşmak için sabırsızlanılıyor.
Çin tarafı, Riyad Zirvesi’nin sadece bu yılın başından itibaren G20 çerçevesinde iş birliği deneyimlerinin çıkarılacağı bir toplantı olmadığına ve bir sonraki aşamada yalnızca iş birliği için planlama adımlarının planlanmadığına inanıyor. Aksine zirve, ‘pandemi sonrası çağda’ küresel yönetim sistemini tamamlamak için önemli bir fırsat oluşturmaktadır. Uluslararası toplumun büyük ve acil endişelerine yanıt olarak bu zirve aracılığıyla aşağıdaki alanlarda iş birliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, açıklamasının devamında takip edilmesi gereken adımları şöyle sıraladı:
Birincisi, çok taraflılığı uygulama ve küresel yönetimi tamamlama taahhüdüdür. Pandeminin ortaya çıkardığı küresel yönetim eksikliklerinin giderilmesi, halk sağlığı, iklim değişikliği ve veri güvenliği alanlarındaki tüm küresel zorluklarla yüzleşme kapasitesinin artırılması için Birleşmiş Milletler’in (BM) merkezi olduğu uluslararası sistem güçlendirilmeli ve küreselleşme yönetim sistemi tamamlanmalıdır.
İkincisi, ‘önce yaşam’ kavramına bağlılık ve sağlığın herkes için erişilebilir olduğu ortak bir toplumu kurulmalı.  Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) liderlik ve koordinasyon rolü desteklenmeli ve dünya için bir kamu yararı olarak koronavirüs pandemisine karşı aşı geliştirme, üretme ve dağıtma süreci hızlandırılmalı, herkes için erişilebilir hale getirilmelidir.

Üçüncüsü, makroekonomik politika koordinasyonunun geliştirilmesi ve küresel ekonomik iyileşmenin desteklenmesidir. Tüm ülkelerin birbirine yakın bağımlılığı daha olumlu görülmeli, endüstri zinciri açık ve istikrarlı bir durumda tutulmalıdır. İnsanların temel geçim kaynakları garanti altına alınmalı, özellikle dijital ekonominin büyümesi için gizli potansiyeli açığa çıkaran, ayrıca açık, adil ve ayrımcı olmayan bir pazar ortamı oluşturan yeni büyüme noktaları bulunmalıdır.
Dördüncüsü, kalkınma, uluslararası iş birliğinin merkezine yerleştirilmeli, gelişmekte olan ülkelerin karşılaştıkları zorluklar dikkate alınmalı ve şiddetli pandemi nedeniyle büyük baskı altında olan ülkelere verilen destek, borç hizmetinin uygulanma girişimiyle ve diğer tedbirlerle desteklenmelidir. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ndeki taahhütlerin yerine getirilmesine ve gelişmekte olan ülkelerin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne erken bir tarihte ulaşmalarına yardımcı olunmalıdır.
Çin, pandemiyi etkili bir şekilde kontrol altına aldı ve şimdi yeni bir kalkınma denklemi oluşturmak için çalışıyor. Yakın bir zamanda 14’üncü beş yıllık planı başlatacak. Çin tarafı, Suudi Arabistan’ın ana devlet olarak liderlik rolünü desteklemek, Riyad Zirvesi’nin başarısını sağlamak, uluslararası toplumun zorlukların üstesinden gelme konusundaki güvenini pekiştirmek ve insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk oluşturmak amacıyla tüm taraflarla birlikte çalışmaya isteklidir.

Koronavirüs salgınının dünya ve Çin üzerindeki yansımaları ve bunun sonucunda ortaya çıkan aşı geliştirme yarışına dair değerlendirmeleriniz nedir?
Koronavirüs aniden ortaya çıktı. Zaman zaman dalgaları tekrarlandı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana insanlık için halk sağlığı alanında en tehlikeli, en acil durum haline geldi. İnsanların güvenliği ve sağlığı için büyük tehditler, küresel halk sağlığı güvenliği için büyük zorluklar oluşturdu. Dünya ülkeleri üzerinde tehlikeli yansımaları oldu ve küresel ekonomiye büyük zarar verdi. Şiddetli ve ürkütücü salgın karşısında uluslararası toplum geri adım atmadı. Aksine büyük felaketlerin karanlığını aydınlatan beşeri cesareti, kararlılığı ve sevgiyi somutlaştıran tek bir ekip ruhuyla dünya halklarını destekledi ve iş birliği yaptı. Devlet Başkanı Şi Cinping’in Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nın üçüncü oturumunun açılışında belirttiği gibi; beşeri toplumun çarkı her zaman ilerliyor ve riskler, felaketler ve olumsuz akımlardan bağımsız olarak kesinlikle ilerlemeye devam edecek.
Pandemi karşısında Çin hükümeti, her zaman önce insan ve önce hayat kavramına bağlı kaldı. Önleyici eylemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma arasında bilimsel olarak önemli stratejik sonuçlar elde edici uzlaşı için çalıştı. Çin ekonomisi, istikrar ve iyileşme ivmesine tanık oldu. İlk üç çeyrekte pozitif büyüme sağladı ve vatandaşların yaşamlarını etkili bir şekilde garanti altına almayı başardı. Her yönden orta derecede müreffeh bir toplum inşa etmek ve yakın gelecekte yoksulluğu ortadan kaldırmak gibi iki hedefe ulaşacağız. Çin Komünist Partisi’nin 19’uncu Merkezi Komite’sinin 5’inci Genel Oturumu, 14’üncü beş yıllık aşamada kapsamlı bir kalkınma planlaması hazırladı. Bu durum, Çin’in, çok yönlü şekilde modern bir sosyalist ülke inşa etmek için yeni bir yol başlatacağı ve yeni bir gelişme aşamasına gireceği anlamına geliyor. Çin, yerel ekonomik döngünün, yerel ve uluslararası oturumlar arasındaki pozitif etkileşimin temel dayanağı olduğu yeni bir kalkınma modelinin oluşumunu hızlandırmaya kararlıdır. Bu, devasa Çin pazarına dayalı daha açık bir ekonomik sistem oluşturacaktır. Çin, ülke pazarını herkes için küresel ve ortak hale dönüştürmek ve Çin’in kalkınmasını dünya ülkelerinin gelecekte karşılıklı fayda elde etmeleri için bir fırsat sunmak amacıyla daha geniş, kapsamlı ve derin bir şekilde açılma kararı aldı.
Virüs, sınır tanımıyor. Tüm dünya halkları, aşı ve ilaçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Aşıların geliştirilmesi konusunda tüm ülkelerin katkılarını içtenlikle bekliyoruz. Bu bağlamda Devlet Başkanı Şi Cinping birçok uluslararası vesileyle, Çin aşısının başarılı bir şekilde geliştirilmesi ve üretilmesinin ardından gelişmekte olan ülkelerin aşıyı uygun bir fiyata kullanmalarına olanak tanıyıcı bir katkı sağlayarak tüm dünyanın kamu yararına olacağını ciddi şekilde ilan etti. Çin, sözlerinde samimi ve eylemlerinde kararlı olacak. Yukarıda belirtilen vaatleri ciddiyetle yerine getirecektir.
Çinli şirketler, bilimsel yasalara ve denetim gerekliliklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak gece gündüz aşı geliştirmeye çalışıyorlar. Tatmin edici sonuçlar elde edildi. Klinik deneme aşamasına giren 11 Çin aşısı var. Bunlardan 4’ü sertifika aldıktan sonra yurt dışında klinik denemelerin üçüncü aşamasına başlamıştır. Veriler, aşının araştırma ve geliştirme açısından Çin’i dünyanın ön saflarına koyarak güvenliklerini doğruluyor. Çin tarafı, aşı konusunda uluslararası iş birliğine yönelik olumlu bir tutum benimsemeye devam ediyor. WHO ve diğer kurumların çok taraflı girişimler başlattığı ‘Yeni Tip Koronavirüse Karşı Aşı ve İlaçların Geliştirilmesini, Üretilmesini ve Adil Dağıtımını Hızlandırmak İçin İş Birliği Girişimi’ ve ‘COVAX’ programına dahil oldu. Koronavirüse karşı aşılama alanında uluslararası iş birliğine dair tüm taraflarla görüşmelere devam etmek istiyor.

ABD, Çin’i koronavirüsü dünyaya yaymakla suçladı. Bu konuya ilişkin düşünceleriniz nedir?
Koronavirüs salgını, bilinmeyen bir virüsün insanlığa karşı başlattığı ani bir saldırı olarak geldi. Her an her yerde görülebilir. Devlet Başkanı Şi Cinping’in liderliği ve kişisel planlaması sayesinde Pekin hükümeti, virüsün yayılma zincirini ilk anda etkili bir şekilde keserek hızlı, kapsamlı ve doğru önleyici tedbirleri aldı. Salgının yayılma ivmesini yaklaşık 1,5 aylık bir sürede sınırlamayı başardık. Yaklaşık iki ay içerisinde günlük hasta sayısını 10’un altına düşürdük. Wuhan ve Hubei eyaletini savunma savaşında, halkın güvenliğini ve sağlığını etkin bir şekilde koruyarak yaklaşık 3 ay içinde kararlı bir zafer kazandık. Çin geçen haziran ayında pandemiyle mücadeledeki yürüyüşünü kapsamlı ve eksiksiz bir şekilde dünyaya sunan ‘Yeni Tip Koronavirüs Pandemisiyle Mücadele: Çin Hareketleri’ başlıklı bir beyaz bülten yayınladı. Gerçekler, veriler ve kronoloji nettir. Dünyanın karşısında tanıklık etmektedir ve zaman ile tarihin sınavına dayanmaktadır.
Salgını ilk kaydeden ülke olarak Çin açık, şeffaf ve sorumlu bir tutum benimsemiş, ilk anda dışarıyla bilgi paylaşımında bulunmuş ve uluslararası iş birliğini hızlı bir şekilde sürdürmüştür. Çin’in attığı güçlü ve etkili adımlar, WHO uzmanları da dahil olmak üzere dünyadaki ilgili kişiler tarafından büyük takdir topladı.
Çin’in Wuhan’dan çıkışları 23 Ocak’ta kapattığını tekrarlamak istiyorum. Virüs enfeksiyonu vakaları bilimsel çalışmalarla doğrulanır doğrulanmaz bireylerin ülke genelindeki hareketlerine katı kısıtlamalar getirildi. Ve bu önemli adımlar dünyaya en güçlü uyarıyı verdi. O zamanlar, diğer ülkelerde ve bölgelerde yalnızca 9, ABD’de ise 1 vaka vardı. ABD, 2 Şubat’ta sınırlarını tüm Çin vatandaşlarına kapattığında, Washington’ın açıklamalarına göre ülkede 10’dan fazla teyit edilmiş vaka mevcuttu. Ancak ABD’deki bazı kimseler temel gerçekleri görmezden gelerek virüsü kendisine ve dünyaya yayanın Çin olduğu söylentilerini yaydı. Virüse coğrafi bir işaret koymak, pandemiyi siyasallaştırmak ve Çin’in itibarını zedelemek için yapılan bu eylemler bencil çıkarlara hizmet eden siyasi manipülasyondan başka bir şey değildir. Amaçları, sorumluluğu, uluslararası toplumda büyüyen bir muhalefetle karşılaşırken diğerlerine yüklemektir.
Artan araştırma ve kanıt sayısı, pandeminin dünyanın çeşitli bölgelerinde meydana gelme ihtimalinin yüksek olduğunu göstermiştir. Tüm tarafların gerçeklere ve bilime saygı duymasını, çabalarını kendi ülkelerindeki salgınla mücadeleye odaklamasını ve uluslararası iş birliğini etkin bir şekilde yürütmesini umuyoruz.

Çin’in uluslararası barışın ve güvenliğin, ayrıca küresel yönetimin sürdürülmesi alanlarında rolü nedir?
Dünya, artık benzeri görülmemiş büyük değişikliklerle karşı karşıya ve koronavirüs salgını değişim çarkını hızlandırıyor. Salgından sonra dünya eski haline dönemez. İlerlemeliyiz ve daha iyi bir geleceğe yol açmalıyız. Şi Cinping, geçen eylül ayında BM’nin kuruluşunun 75’inci yıl dönümünü için düzenlenen üst düzey toplantılara katılırken ‘Çin’in çok taraflılığa bağlı kalacağını, BM’nin güvenilirliğini, karşılıklı kazanç için barışçıl kalkınma ve iş birliği yolunu sıkı bir şekilde savunacağını ve ortak bir gelecek topluluğunun kurulmasını sağlam bir şekilde destekleyeceğini’ açıkça belirtti. Aynı şekilde Çin’in uluslararası barış ve kalkınmayı teşvik etme sorumluluğunu somutlaştıran bir dizi yeni önemli girişim ve adım ilan etti. Çin, dünya barışını korumaya, küresel kalkınmaya katkıda bulunmaya ve uluslararası sistemi savunmaya devam edecek. Çin, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere uluslararası toplumla iş birliğini güçlendirmek, çoğulculuğun desteklenmesine, BM’nin rolüne, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesine, ortak kalkınmanın teşvik edilmesine, küresel yönetim sisteminin reform edilmesine ve tamamlanmasına daha büyük bir katkı sağlamak istiyor.

Dijital güvenlik korunarak güvenlik ve geliştirme arasındaki denge nasıl sağlanır?
Şu anda dünya, insanlığı dijital çağa getiren yeni teknoloji ve yeni endüstriler devrimine tanık oluyor. Dijital teknoloji ile reel ekonomi arasındaki derin birleşmeden ortaya çıkan yeni model ve ticari faaliyetler, ekonomik büyümeye yeni dinamik bir güç kattı. Bu güç, özellikle de artan ve akıcı bir şekilde toplanan küresel verilerin dünya ülkelerindeki ekonomik ve endüstriyel büyümenin güç kaynağı olması dolayısıyla görüldü. Aynı zamanda veri güvenliği riskleri gün geçtikçe artmakta, zaman zaman diğer ülkelerin internet ağlarının yaygın gözetimi ve kişisel gizlilik ihlalleri yaşanmakta ve tedarik zincirlerinin güvenliği konusu dünyanın dikkatini çekmektedir.
Güvenlik ve kalkınma, birbirini destekleyen iki tamamlayıcı koldur ve bunlardan biri diğeri için ön koşuldur. Kalkınma endişesi olmaksızın mutlak güvenlik arayışı, dijital ekonomiyi geliştirme fırsatını kaçıracak ve ardından güvenlik, köksüz bir ağaç ve kaynağı olmayan bir nehir haline gelecektir. Bazı ülkeler, diğer ülkelerden önde gelen şirketlere keyfi olarak baskı uygulamak için ‘ulusal güvenlik’ bahanesinden aşırı derecede yararlanmaktadır. Bu durum, dünyadaki dijital ekonomi için iş birliği ve kalkınma ufkuna bir gölge düşürdü. Bu da nihayetinde bu ülkelerin kalkınma yolunu engelleyecektir. Diğer yandan güvenlik pahasına kalkınma sağlanamaz. Dijital ekonominin, gerekli kontroller yapılmadan sağlıklı ve sağlam bir gelişmeye tanık olması zordur.
Çin, küresel verileri ve internet güvenliğini korumak, dijital ekonominin iş birliğini ve gelişimini teşvik etmek için dünya ülkelerine ‘küresel tedarik zincirlerinin açıklığını, güvenliğini ve istikrarını sürdürme’ çağrısı yapan ‘Küresel Veri Güvenliği Girişimi’ni başlattı. Girişim ayrıca ‘diğer ülkelerdeki hayati altyapının önemli verilerini çalmak için bilgi teknolojisinin kullanılmasıyla mücadele etme, kişisel bilgilerin ihlalini ve diğer ülkeleri yaygın şekilde gözetlemeyi engelleme, yerel şirketleri ‘dış verileri ülke içinde depolamaya’ zorlamama, şirketlerin veya bireylerin ilgili devletlerin iznini almadan dışarıdan veri sağlamalarını önlemeyi hedefliyor. Ayrıca kullanıcıların ürünlerine bağımlılığından yararlanarak şirketlerin ürün ve hizmetlerinde arka kapılar kurmasını veya meşru olmayan çıkarlar elde etmesini önleme’ çağrısında bulunuyor.
Girişim, ortaya koyulmasından bu yana uluslararası toplumda büyük bir ilgi uyandırdı. Çoğu ülke, küresel veri güvenliği kuralları oluşturma ihtiyacını düşünmekte ve Çin’in küresel veri güvenliğini sürdürme çabalarını övmektedir. Çin tarafı, G20 çerçevesinde ilgili hususlarda tüm taraflarla görüşmeler yapmaya isteklidir ve bu girişime yararlı içerikler eklemek amacıyla tüm taraflardan gelen yorumları memnuniyetle karşılamaktadır. Çin ayrıca dünya ülkelerinin arzularına, çıkarlarına saygı duyan, dünyadaki veri ve internet güvenlik kurallarına ulaşmak, ayrıca barış, güvenlik, açıklık ve iş birliğinin hüküm sürdüğü bir siber alan inşa etmek için tüm taraflarla birlikte çalışmaya isteklidir.

ABD, Başkan Donald Trump yönetimi boyunca Çin’e tehditlerde bulundu ve ticari olarak boykot etti. TikTok ve diğer Çin uygulamalarının kullanımını yasakladı. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Çin- ABD ilişkilerindeki son derece zorlu aşamanın temel nedeni, bazı ABD’li politikacıların bu ilişkilere Soğuk Savaş zihniyeti ve sıfır toplamlı bir oyun mantığıyla bakmasıdır. Aynı zamanda Çin’in meşru kalkınma haklarını tanımayı, bunlara saygı göstermeyi kabul etmemeleri ve dünyada yükselen ekonomilerin başarısını istememeleri de bu nedenlerin başında gelmektedir. Zorbalık zihniyeti ve tek taraflılık, uluslararası ilişkileri düzenleyen temel kurallarla çelişir, piyasadaki adil rekabet kurallarını ihlal eder, insani kalkınma ve ilerlemenin kaçınılmaz eğilimini ihlal eder. Bu, halkın desteğini kazanmayacak ve kalıcı olmayacaktır. Küreselleşme çağında dünya, ortak çıkarlar nedeniyle birbirine bağlanmıştır. Diğer ülkelerin gelişimsel meyvelerini şantaj yoluyla ele geçirmeye ve gelişimlerini durdurmaya yönelik herhangi bir girişim, uygulamada başarılı olmayacaktır. ABD tarafının rasyonaliteye dönmesini, Çin ve diğer yükselen ekonomilerin gelişimine objektif ve adil bir şekilde bakmasını, Çin-ABD ilişkilerini bir an önce sağlıklı ve istikrarlı yoluna döndürmek için Pekin ile aynı yönde ilerlemesini umuyoruz.

Çin, ABD ve diğer ülkeler arasında Müslüman Uygurlar meselesine dair bir anlaşmazlık var. Bu konuya ilişkin değerlendirmeleriniz neler?
ABD ve diğer bazı Batı ülkelerinin Sincan ile ilgili davalarda Çin’e yönelik suçlamaları tamamen temelsizdir. Sincan ile ilgili konular insan hakları, ırk veya din meselesi değildir. Daha ziyade terörizm, şiddet eylemleri ve ayrılıkçılıkla mücadele davasıdır. Geçtiğimiz yıllarda Sincan, uluslararası terörizm unsurlarının sızıntılarına maruz kaldı. Binlerce şiddet ve terörizm olayını gerçekleştiren ‘üç gücün’ (ulusal ayrılıkçı güçler, aşırı dinci güçler ve şiddetli terörist güçler) büyümesine tanık oldu. Sonuç olarak masum insanlar öldürüldü ve yaralandı. Sahip oldukları her şey gasp edildi. Sincan Uygur Özerk Bölgesi Halk Hükümeti, ülkenin güvenliğini sağlamak, Sincan’da istikrar ve kalkınmayı sürdürmek, insanların can ve mal güvenliğini sağlamak ve her milletten insanın acil çağrılarına cevap vermek amacıyla uluslararası toplumun terörizmle mücadeledeki deneyimlerinden yararlanmış, yasalar uyarınca terörizm ve radikalleşmeyle mücadele için önlemler almıştır. Teröre karşı alınan bu ihtiyati tedbirler somut sonuçlar elde etmiştir. Her milletten insanın yaşam, sağlık ve gelişme haklarını olabildiğince koruyan, onlara mutlu ve güvenli bir yaşam sağlayan, ülke egemenliğinin, birliğinin ve güvenliğinin korunmasına katkıda bulunan bir durumun yansıması olarak üst üste 4 yıldır şiddet eylemleri yaşanmamaktadır. Aynı zamanda Sincan, her zaman yasalara uygun olarak, tüm milletlerden insanların devlet işlerine eşit şekilde katılma, kendi bölgelerinin ve milletlerinin işlerini özerk bir şekilde yönetme haklarını garanti etmiştir. Her milletten insanlar tarafından uygulanan dini inanç özgürlüğü yasalara uygun olarak korunmaktadır.
Çin’in Sincan bölgesinde terörle mücadele için aldığı ihtiyati tedbirler ve Suudi Arabistan gibi birçok ülkenin terörizm ve radikalleşme ile mücadelede aldığı önlemler arasında niteliksel olarak bir fark yoktur. Uluslararası toplumun geneli, Çin’in Sincan ile ilgili konulardaki politikalarını olumlu olarak değerlendiriyor. 2018’in sonundan bu yana Suudi Arabistan’ın Çin Büyükelçisi de dahil binden fazla kişi içerisindeki en az 90 yabancı heyet ardı ardına Sincan’ı ziyaret etti. Sincan’daki sosyal istikrarın, milletler arası uyumun ve ekonomik büyümenin kapsamını kendi gözleriyle incelediler. Geçen ekim ayında, BM Genel Kurulu’nun 75’inci oturumunun 3’üncü Komitesi’nin genel görüşmelerine Suudi Arabistan ve diğer 48 ülke, Çin’in Sincan ile ilgili politikalarını desteklemek için ortak bir bildiriye katıldı. Bu ülkelerin gerçeğin yanında yer alması ve adil bir ses yükseltmeleri, hakikatin ve adaletin uluslararası toplumda hakim bir eğilim olduğunu göstermektedir.
Sincan ile ilgili davaların istismar edilmesinin neden olduğu korkunç söylentiler, gerçeğin testine dayanamayacaktır. Yalanlar bin defa tekrarlansa da gerçeğe dönüşmeyecektir. Tarafsız herkesi her milletten insanın yaşadığı güzel yaşama tanıklık etmeleri için Sincan’ı ziyaret etmeye çağırıyoruz.

Yemen krizi, Riyad Anlaşması, Libya ve Suriye krizleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Çin, Yemen’deki durumu ilgiyle takip ediyor. Yemen’in egemenliğinin, bağımsızlığının, birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını destekliyor. Meşru Yemen hükümetine destek veriyor. Yemen krizinin siyasi yollarla ve çatışma tarafları arasında bir ateşkesle çözülmesine destek oluyor. Ana mercii olarak BM’nin arabuluculuk rolünü destekliyor. İlgili tarafların devletin ve halkın çıkarlarına öncelik vermesini, Stockholm Anlaşması ve Riyad Anlaşması’nı somut adımlarla uygulamasını ve siyasi çözüm sürecini ilerletmeye devam etmesini umuyoruz. Bu çerçevede Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyesi ve Yemen’e dost bir ülke olarak Çin, uzlaşmayı tavsiye etmek ve müzakere çağrısı yapmak için büyük çaba göstermiştir ve Yemen’e olabildiğince yardım sağlamıştır. Çin ayrıca Yemen krizini mümkün olan en yakın zamanda çözmek için uluslararası toplumla ortak çaba göstermeye isteklidir.
Libya’daki duruma gelirsek… Ülke son dönemde olumlu gelişmelere sahne oldu. Libya’daki iki çatışma tarafının askeri heyetleri ateşkes anlaşması imzaladılar ve bir dizi siyasi ve askeri diyalog yürüttüler. Bu gelişmeler, Çin tarafından memnuniyetle karşılandı. Çin her zaman askeri çözümün çıkmaz bir yol olduğuna ve Libya sorununun ancak siyasi yollarla çözülebileceğine inanmıştır. Bu çerçevede ilk olarak Libya’nın egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne saygı gösterilmelidir. İkinci olarak sarsılmadan, genel yol olarak siyasi çözüme bağlı kalınmalıdır. Çin, BM’nin arabuluculuk rolünü desteklemekte, Libya’nın komşu ülkelerinin, Arap Birliği’nin ve Afrika Birliği’nin Libya sorununa siyasi çözüm sürecine katılımını memnuniyetle karşılamaktadır. Üçüncü olarak siyasi müzakerelere ve terörizme karşı mücadeleye aynı anda bağlı kalınmalı, yabancı teröristlerin sınırdan geçişi engellenmelidir. Çin, ilgili tarafların aralarındaki mesafeyi kapatmasını, ateşkes anlaşmasını somut adımlarla uygulamasını ve diyalogun erken bir vakitte yeniden başlamasını içtenlikle umut ediyor. Aynı şekilde uluslararası topluma, Libya’da barış ve güvenliği yeniden tesis etmek için çabaları birleştirme ve olumlu bir rol oynama çağrısı yapıyor. Çin, Libya sorununa siyasi bir çözüm bulmak ve Libya’ya geç olmadan barış getirmek için ilgili taraflarla aralıksız çalışmalarını sürdürecektir.
Suriye’deki durumda ise genel olarak bir dönüm noktasına tanık olunuyor. Suriye sorununun barışçıl çözüm süreci için yeni bir fırsatla karşı karşıya. Çin, her zaman siyasetin Suriye meselesine yönelik tek çözüm olduğuna inanmıştır. Siyasi çözüm sürecini ilerletmek ve ülke içerisindeki terörist güçleri ortadan kaldırma çabalarını birleştirmek amacıyla Suriye’nin bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma ve ayrıca Suriye halkı için mülkiyet ve liderlik’ ilkesine bağlı kalma çağrısı yapmıştır. Suriye sorununun doğru bir şekilde gecikme yaşanmadan çözülmesi, Ortadoğu’daki tüm ülkelerin çıkarınadır. Çin, Suriye halkının krizden kurtulup geç olmadan güvenlik, istikrar, barış ve kalkınma yoluna dönmesini ummaktadır. Çin, Ortadoğu ülkeleriyle iletişimi artırmaya, ortak çaba sarf etmeye ve Suriye sorununun geç olmadan çözülmesinde yapıcı bir rol oynamaya isteklidir.

Azerbaycan ile Ermenistan ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan askeri çatışma, geçtiğimiz eylül ayının sonunda patlak vermesinden bu yana uluslararası toplum tarafından yakından takip ediliyor. Azerbaycan ve Ermenistan, 10 Kasım 2020 tarihinde Rusya’nın kararlı arabuluculuğuyla yeni bir ateşkes anlaşması imzaladı. Çin, bu gelişmeyi memnuniyetle karşılamaktadır. Aynı şekilde ilgili tarafların bu anlaşmayı sahada uygulamalarını, bir an önce siyasi müzakere yoluna dönmelerini, anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmelerini, ayrıca sorunu diyalog ve istişare yoluyla çözmelerini ummaktadır. Çin, Dağlık Karabağ sorununun çözümüne dair, yapıcı rolünü sürdürmek için uluslararası toplumla ortak çaba göstermeye hazırdır.
Türkiye ve Yunanistan, Doğu Akdeniz bölgesindeki önemli ülkelerdir. İki taraf arasında iyi ilişkilerin sürdürülmesi; bölgede barış ve istikrara katkıda bulunan ve bölge ülkeleri ile uluslararası toplumun ortak çıkarlarıyla uyumlu olan bir durumdur. Çin, hem Türkiye hem de Yunanistan’ın yakın zamanda anlaşmazlığı müzakereler yoluyla çözme niyetlerine yönelik açıklamalarına içten inanıyor. Çin ayrıca her iki tarafın da bölgede barışı, istikrarı ve kalkınmayı teşvik etme, tarihten kalan sorunları ele alma, diyalog ve müzakere yoluyla anlaşmazlıkları giderme, bölgede kalkınmayı ve refahı teşvik etmek için birlikte çalışma eğilimine bağlı kalmasını ümit ediyor.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.