ABD’nin B-52 bombardıman uçaklarının Ortadoğu'ya verdiği mesajlar

ABD, Trump'ın görev süresi bitmeden önce Tahran'a saldırma niyetinde olduğuna dair haberlerin ortaya çıkmasından günler sonra, B-52H tipi stratejik bombardıman uçaklarını Ortadoğu'ya gönderdi.

ABD Başkanı Trump ve First Lady Melania, Bağımsızlık Günü kutlamalarında B-52 bombardıman uçaklarının geçişini izlediler. (AFP)
ABD Başkanı Trump ve First Lady Melania, Bağımsızlık Günü kutlamalarında B-52 bombardıman uçaklarının geçişini izlediler. (AFP)
TT

ABD’nin B-52 bombardıman uçaklarının Ortadoğu'ya verdiği mesajlar

ABD Başkanı Trump ve First Lady Melania, Bağımsızlık Günü kutlamalarında B-52 bombardıman uçaklarının geçişini izlediler. (AFP)
ABD Başkanı Trump ve First Lady Melania, Bağımsızlık Günü kutlamalarında B-52 bombardıman uçaklarının geçişini izlediler. (AFP)

Ahmed Abdulhakim
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'ya dün gerçekleştirdiği yurt dışı gezisine eşlik eden ABD'li bir yetkili, Beyaz Saray'daki son günlerini geçiren ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin İran’a uygulanan ‘azami baskı’ politikaları çerçevesinde Tahran'ı caydırmaya yönelik hamlelerini artırdığını bildirdi. Yönetimin, yeni Başkan Joe Biden ve ekibinin bu konudaki yaklaşımı sürdürmesini umarak hamlelerine hız verdiğini vurguladı.
Tahran, ABD’nin eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan ve Trump'ın çekildiği nükleer anlaşmaya geri dönmesi ve son üç yıldır Washington tarafından kendisine uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması umuduyla Trump'ın yönetimdeki kalan günlerini saymaya devam ediyor. ABD ise ‘saldırganlık’ olarak nitelediği eylemleri caydırmak amacıyla ‘uzun bir görev’ için B-52H tipi stratejik bombardıman uçaklarını Ortadoğu'ya gönderdi.
Bu gelişme, Başkan Trump’ın, önümüzdeki haftalarda İran'daki büyük bir nükleer sahayı hedef almak için ABD’li komutanlarla önlerindeki seçenekleri görüşmeyi istediğine dair birkaç gün önce basına sızan bilgilerin ardından yaşandı. Ancak komutanların, Trump’ı böyle bir adım atmaktan vazgeçirdikleri biliniyor.

B-52 bombardıman uçakları Ortadoğu'da
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan (CENTCOM) 21 Kasım cumartesi akşamı yapılan açıklamada, Kuzey Dakota eyaletindeki Minot Hava Kuvvetleri Üssü'ndeki uzun menzilli B-52H Stratofortress stratejik bombardıman uçaklarının aynı gün Ortadoğu’ya gönderileceği bildirildi.
CENTCOM açıklamasında uçakların ‘uzun bir görev’ için gönderildiği ve bu adımın hedefinin ‘Ortadoğu’daki saldırgan eylemleri caydırmak ve ABD'nin ortaklarını ve müttefiklerini rahatlatmak’ olduğu belirtildi. Washington’ın herhangi bir çatışmaya neden olmak istemediğinin altı çizilen açıklamada “yine de ABD’nin dünyadaki olası herhangi bir acil duruma müdahale etmeye kararlı olduğu” vurgulandı.
Bölge genelinde denizcilik ve ticaret faaliyetlerinin serbestliğini koruma taahhüdüne dikkat çekilen açıklamada, sürdürülen görevin ABD ordusunun kısa sürede dünyanın herhangi bir yerinde muharebe hava gücünü konuşlandırma ve bölgesel istikrar ve güvenliğin korunmasına yardımcı olmak için CENTCOM operasyonlarına entegrasyon yeteneğini kanıtladığı belirtildi.
New York Times’ın haberine göre ABD'nin en son adımı, Başkan Donald Trump’ın görev süresinin 20 Ocak’ta sonlanmasından önce İran’a askeri bir saldırı başlatmaya niyetlenmesine kadar varan ve Washington ile Tahran ve müttefikleri arasında son haftalarda artan gerilim çerçevesinde atıldı. CENTCOM Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie geçtiğimiz perşembe günü yaptı açıklamada “İran'ın kötü niyetli faaliyetleri, bölgedeki komşularını istikrarsızlaştırıyor ve küresel güvenliği ve ticareti tehdit ediyor” dedi.
Gazetenin haberine göre Başkan Trump danışmanlarına, İran'daki büyük bir nükleer tesisi hedef alma seçenekleri olup olmadığını sordu. Fakat danışmanları Trump’ı askeri bir saldırı başlatma fikrinden vazgeçirdiler. Gazetenin kimliğini açıklamadığı ve aralarında görevlilerin de bulunduğu dört ABD’li yetkili yaptıkları açıklamada,  Trump’ın uluslararası müfettişlerin İran'ın nükleer stokunun arttığını açıklamasından bir gün sonra Oval Ofis'teki bir toplantıda danışmanlarıyla konuyu tartıştığını aktardılar.
Başkan Yardımcısı Mike Pence, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Savunma Bakanı Vekili Christopher Miller ve Genelkurmay Başkanı Mark Milley dahil olmak üzere bir grup ABD’li yetkilinin, Başkan Trump’a İran’daki nükleer tesislere yönelik askeri bir saldırı başlatmanın başkanlığının son haftalarında kolaylıkla tam ölçekli bir çatışmaya dönüşebileceği uyarısında bulundukları belirtildi. Haberde ayrıca gerek füzeli gerekse siber olmak üzere herhangi bir olası saldırının Natanz Nükleer Tesisi’ni hedef almasına kesin gözüyle bakıldığı vurgulandı.

Washington ‘azami baskı’ politikasının sürmesini istiyor
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'ya yurt dışı gezisinde eşlik eden ABD'li bir yetkili dün yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin Biden yönetimin de İran dosyasına yönelik yaklaşımı sürdürmesi ve İran’a uygulanan azami baskı politikasına devam etmesini umduğunu söyledi.
AFPnin haberine göre adının açıklanmasını istemeyen yetkili, Abu Dabi'de (Pompeo'nun Avrupa ve Ortadoğu turundaki duraklardan biri) verdiği demeçte “Trump yönetiminin birkaç yıldır İran'a uygulanan azami baskı politikasına odaklandığı herkesçe biliniyor” açıklamasında bulundu. Azami baskı politikasını ‘rejimi bölgedeki Tahran yanlısı silahlı gruplara gidecek milyarlarca dolardan mahrum bırakan muazzam bir başarı’ olarak nitelendiren yetkili açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“ABD yönetiminin İranlıları normal bir devlet gibi davranmaya teşvik etmek için üzerinde oldukça çok çalıştığı bu etkinin sürdürülmesini umuyorum. Tahran rejimi kasım ayında, yani Biden'ın kazandığı başkanlık seçimleriyle bir değişiklik olmasını umuduyla bütçesini halkı için kullanmak yerine milislere para dağıtmayı tercih ederek halkı büyük zorluklara göğüs germeye zorladı. Takipteyiz. Bekleyip neler olacağını göreceğiz.”
Trump yönetiminin 20 Ocak'a kadar görevde olduğunu ve İran'a uygulanan yaptırımlara atıfta bulunarak politikalarını sonuna kadar uygulamaya devam edeceğini söyleyen yetkili, yönetimin tartışılmakta olan askeri harekat seçeneğini saklı tuttuğuna işaret etti.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo iki gün önce İsrail gazetesi Jerusalem Post’a verdiği röportajda “Tüm seçenekler masada” ifadelerini kullandı. Pompeo röportajdan birkaç saat önce İsrail'den yaptığı açıklamada, İran rejimine yönelik azami baskı kampanyasının halen çok etkili olduğunu vurgulayarak, “Önümüzdeki haftalarda ve aylarda İran'a yeni yaptırımlar uygulayacağız” dedi.

Tahran gelişmeleri nasıl görüyor?
İran’ın tutumu ile diplomasi ve ABD'nin daha hızlı gelişmesine yönelik askeri tehditler arasında bir tezatlık söz konusu. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami’nin İran'ın ‘hayati çıkarlarını savunmak için belirli bir coğrafi bölgeye bağlı olmayacağını’ duyurmasından üç gün sonra dün Tahran, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün ağzından Kasım Süleymani suikastı de dahil olmak üzere ABD’nin kendisine karşı işlediği ‘suçların’ iki ülke arasında ‘dikkatli bir düşünmeye’ dayalı iletişimi engellemeyeceğini açıkladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade dün düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
"ABD ve İran gibi Birleşmiş Milletler (BM) üyesi iki ülke arasında dikkatli düşünmeye dayalı bir iletişim olması doğaldır. Ancak bu, İran'ın bu suçları unuttuğu anlamına gelmez. ABD’den talep ettiklerimizle ilgili bir değişik söz konusu değildir.”
DMO Genel Komutanı Hüseyin Selami, The New York Times tarafından yayımlanan ‘bilgilerden’ günler sonra perşembe günü yaptığı ve DMO medya birimi Sepah News tarafından aktarılan açıklamasında, ülkesinin ‘güvenliği ve hayati çıkarlarını savunmak için belirli bir coğrafi bölgeye bağlı olmayacağını’ vurguladı. Selami, ‘füze sistemleri’ ile donatılmış, helikopterler ve insansız hava araçları (İHA) için piste sahip olan ve okyanus aşabilen ‘Şehit Rudeki’ gemisinin Devrim DMO Donanması filosuna eklendiği törende yaptığı konuşmada “Biri çıkıp bu insanların çıkarlarını tehdit etmek isterse yeryüzünde kendisine güvenli bir nokta bulamayacağı kesindir” ifadelerini kullandı.
Selami sözlerini şöyle sürdürdü:
“Stratejimiz savunmaya yöneliktir. Yani savunma stratejimize saldırı taktiklerinin eşlik etmesi dışında hiçbir ülke için herhangi bir tehdit oluşturmayız.”

 B-52 bombardıman uçakları ilk olarak 1948'de nükleer silah taşıyıcısı olarak tasarlandı. Daha sonra görev tanımları gelişti. (AFP)
ABD'nin B-52H Stratofortress stratejik bombardıman uçakları hakkında bilinenler

Uzun menzilli ve süpersonik, jet motorlu B-52 tipi Stratofortress stratejik bombardıman uçakları ABD'nin Soğuk Savaş dönemi silahlarından biri olarak biliniyor. B-52 tipi uçaklarının 700’ü söz konusu dönemde üretildi. Havada yakıt ikmaline gerek kalmadan 8 bin 800 mili aşkın savaş menziline sahip olan ve nükleer bomba taşıması için tasarlanan bombardıman uçağı 35 tona ulaşan büyük bomba ve mühimmat kapasitesi sayesinde ABD’nin havadaki en büyük gücü olarak biliniyor.
B-52’yi üreten ABD’li dev uçak üreticisi Boeing’in internet sitesine göre söz konusu uçaklar ilk kez 1948 yılında, nükleer bomba taşıması için tasarlandı. Ancak daha sonra uzun menzilli stratejik bombardıman uçağına dönüştürüldü. Uzunluğu 49 metre olan uçağın kanatları arasındaki mesafe 56 metreye ulaşıyor. Uçağın ağırlığı ise 83 tonun üzerinde. Maksimum 219 bin 600 kilogram ağırlık ile kalkış yapabiliyor.
Bombardıman uçağının gücü, 17 bin metre yükseklikte saatte 960 kilometre hızda uçabilen kanatlara eşit olarak dağıtılmış sekiz helikopter motoruna dayanıyor. Bombalar, akıllı silahlar, mayınlar ve füzeler gibi yaklaşık 31 bin 500 kilogram ağırlığında çeşitli mühimmatları taşıma ve bırakma kabiliyetine sahip. Ayrıca nükleer füzeler ve konvansiyonel mühimmat da taşıyabiliyor.
B-52 bombardıman uçakları, 1991 yılında Vietnam Savaşı ve Kuveyt Savaşı sırasında ‘halı bombardımanı’ olarak isimlendirilen saldırıları gerçekleştirdi. Bu uçaklar bazı görevlerde ABD’den havalanarak Irak'taki hedefleri bombaladıktan sonra ABD’nin Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Üssü’ne iniyorlardı. Uçaklar ayrıca ABD’nin 2001 yılında Afganistan'ı işgali sırasında da yoğun olarak kullanıldı.



Herzog Park hamlesi, İrlanda ve İsrail'den tepki gördü

Cumartesi Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle Dublin'de eylem düzenlendi (Reuters)
Cumartesi Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle Dublin'de eylem düzenlendi (Reuters)
TT

Herzog Park hamlesi, İrlanda ve İsrail'den tepki gördü

Cumartesi Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle Dublin'de eylem düzenlendi (Reuters)
Cumartesi Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle Dublin'de eylem düzenlendi (Reuters)

Dublin Belediye Meclisi'nin Herzog Park'ın adını değiştirmek için hamle yapması, hem İsrail'den hem de İrlanda'dan tepki topladı. 

İrlanda'nın başkentinin yerel yöneticileri, pazartesi günü yayımladıkları açıklamada İsrail'in 6. devlet başkanı Haim Herzog'un adını 1995'ten beri taşıyan parkın isminin değişmesi için harekete geçildiğini belirtti.

63 üyeli belediye meclisinin bu tasarıyı pazartesi oylaması bekleniyor. Parkın yeni adıysa henüz belirlenmedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Belfast'ta doğup Dublin'de büyüyen babasının adının parktan silinmesi ihtimaline tepki gösterdi. 

Dün yapılan açıklamada parkın isminin değiştirilerek "Özgür Filistin" yapılmasının düşünüldüğü vurgulanarak bu girişimin "utanç verici bir hamle" olduğu savunuldu. 

İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee de "Bu ad değişikliği gerçekleşmemeli. Dublin Belediye Meclisi üyelerine bu tasarının aleyhinde oy vermeleri için sesleniyorum" ifadesini kullandı.

McEntee yaklaşık 3 bin Yahudi'nin yaşadığı İrlanda'nın hükümetinin, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki politikalarına açıkça karşı çıktığını hatırlattı.  

39 yaşındaki siyasetçi, parkın adının değiştirilmesinin ülkenin kapsayıcılığını yansıtmadığını savundu. 

1983-1993'te devlet başkanlığı yapan Haim Herzog, 1997'de yaşamını yitirmişti. Oğluyla aynı adı taşıyan babası, İrlanda'nın ilk baş hahamıydı.

Mevcut Baş Haham Yoni Wieder, ad değişikliğinin ülkedeki Yahudilerin tarihini silmek anlamına geleceğini öne sürdü. 

İrlanda Yahudi Temsilci Konseyi (Jewish Representative Council of Ireland/JRCI) Başkanı Maurice Cohen de "Toplumumuz bunu iğrenç bir antisemitizm eylemi olarak algılıyor" dedi. 

Gazze savaşından beri yapılan anketler İrlanda'da Filistin'e yönelik desteğin güçlü olduğunu gösteriyor. 

Aralık 2024'te İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, İrlanda'nın "aşırı İsrail karşıtı politikalar" izlediğini öne sürerek Dublin Büyükelçiliği'ni kapatma emri vermişti.

Saar cumartesi sosyal medyadan yaptığı açıklamada da "Dublin, dünyadaki Yahudi düşmanlığının merkezi oldu" ifadesini kullandı. 

Independent Türkçe, Newsweek, RTÉ, Times of Israel, AFP


Papa Türkiye'de: Doğu Ortodoks Kilisesi ile ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan ilk yurt dışı gezisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa 14. Leo'yu Ankara'da kabul etti, 27 Kasım (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa 14. Leo'yu Ankara'da kabul etti, 27 Kasım (AFP)
TT

Papa Türkiye'de: Doğu Ortodoks Kilisesi ile ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan ilk yurt dışı gezisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa 14. Leo'yu Ankara'da kabul etti, 27 Kasım (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa 14. Leo'yu Ankara'da kabul etti, 27 Kasım (AFP)

Ömer Önhon

Papa 14. Leo'nun iki aşamalı gezisinin ilk durağını Türkiye, ikinci durağını ise Lübnan oluşturuyor. Ziyaret, yüzyıllara yayılan tarihi, dini bir bağlamda gerçekleşmesi ve açık siyasi ve sembolik boyutlar taşıması nedeniyle önem taşıyor.

Vatikan’ın resmi haber portalı, ziyarette kullanılan sembollerin ayrıntılarını ve anlamlarını, ziyaretin Doğu ile Batı arasındaki kardeşliği ve diyaloğu güçlendirme çağrısının sembolü olarak Boğaziçi Köprüsü'nü kullandığı logosunu açıklayan özel bir sayfa yayınladı.

Papa'nın bu ayın 27'sinde başlayan Türkiye ziyareti üç gün sürecek ve üç aşamadan oluşuyor.

Papa, ziyaretine Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün başkent Ankara'daki mozolesi Anıtkabir'i ziyaret ederek başladı. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Papa 14. Leo ile bir araya geldi ve burada kendisine görkemli bir karşılama töreni düzenlendi. Bu kapsamda Antakya Medeniyetler Korosu sarayın kütüphanesinde bir konser verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Gazze'deki savaşa ve Filistin meselesine değinerek, İsrail'in Katolik Kilisesi de dahil olmak üzere buradaki ibadethaneleri hedef aldığını vurguladı. Ancak Papa 14. Leo, ev sahibi ülkenin duymayı umduğu gibi, İsrail'in adını anmadan veya eylemlerini doğrudan eleştirmeden dünya genelinde devam eden savaşlardan bahsetmekle yetindi.

Papa, ziyaretinin ikinci gününde, Birinci İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü anmak üzere, İstanbul'un yaklaşık 130 kilometre güneydoğusunda, İznik Gölü kıyısında bulunan İznik ilçesine, dini bir ziyaret gerçekleştirdi.

Papa Leo'nun selefi Papa Francis, yıldönümünü kutlamak için bir papalık ziyareti sözü vermişti ve Papa Leo, selefinin ölümünün ardından bu sözünü yerine getirmeye karar verdi.

 Ziyaretin üçüncü günündeyse, çeşitli dini faaliyetlerin yanı sıra İstanbul'daki çeşitli Hristiyan kiliselerini gezecek.

Papa, ziyaretine başkent Ankara'da bulunan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün mozolesi Anıtkabir'i ziyaret ederek başladı. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi

Papa'nın ziyareti, Mor Efrem Süryani Ortodoks Kilisesi ve Aya Yorgi Patrikhanesi'ni ziyaret etmenin yanı sıra İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nde bir dua ayinine katılmayı da içeriyor. Ayrıca Fener semtindeki Rum Patrikhanesi’nde yapılacak Aziz Andreas Bayramı kutlamalarına da katılacak.

Papa, Patrik Bartholomeos ile ortak bir bildiri imzalayacak ve İstanbul'un Fener semtindeki Patrikhane binasında kendisi ile resmi bir öğle yemeği yiyecek.

Kapasitesi 5 bin kişilik olan ve genellikle konser ve konferans gibi halka açık etkinliklere ev sahipliği yapmak için kullanılan Volkswagen Arena'da bir ayine başkanlık edecek. Bu ayin, daha önce Türkiye'yi ziyaret eden papaların genellikle kiliselerde ve yalnızca Katolik cemaati üyeleri arasında ayin düzenlemesi nedeniyle benzeri görülmemiş bir durum.

Bir diğer önemli adım ise bu sabah İstanbul'da turkuaz rengindeki çinileri nedeniyle Mavi Cami olarak da bilinen Sultan Ahmed Camii'ni ziyaret etmesiydi.

cdfgthy
Papa 14. Leo, İstanbul'daki Mavi Cami olarak da bilinen Sultan Ahmed Camii'ni ziyaret etti (Reuters)

85 milyonluk nüfusuyla Türkiye'de nüfusun yaklaşık yüzde 99'u Müslümanlardan oluşuyor. Gayrimüslimlerin oranı çok düşük; Katoliklerin sayısının ise yalnızca 33 bin olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye'de yaklaşık 180 bin Hristiyan ile yaklaşık 20 bin Yahudi yaşıyor ve bunların, çoğu yüzyıllar öncesine dayanan kiliseler ve sinagoglar da dahil olmak üzere 435 ibadethanesi bulunuyor.

Tarih, Osmanlı İmparatorluğu ile Papalık önderliğindeki Latin Avrupa devletleri arasında bir dizi kara ve deniz savaşına sahne oldu. Türkiye ile Vatikan arasında resmi diplomatik ilişkiler ancak 1960 yılında kuruldu.

O tarihten itibaren, ölümünden önce yalnızca 33 gün papalık yapan 1. Jean Paul hariç tüm Papalar Türkiye'yi ziyaret etti.

Bir diğer önemli adım, bu sabah İstanbul'da turkuaz rengindeki çinileri nedeniyle Mavi Cami olarak da bilinen Sultanahmet Camii'ni ziyaret etmesiydi

Papa 14. Leo, 6. Paul, 2. Jean Paul, 16. Benedict ve Papa Francis'in ardından Türkiye'yi ziyaret eden beşinci papadır.

Dini ve tarihi faktörler nedeniyle Türkiye, papalık ziyaretleri kayıtlarında özel bir yere sahip. Vatikan'ın Türkiye'ye olan ilgisi, bugün Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan toprakların Hristiyanlığın ilk dönemlerinde oynadığı önemli rolden kaynaklanıyor; zira bu topraklar ilk sekiz ekümenik konsile ev sahipliği yaptı.

Bu ziyaretlerin bir diğer önemli motivasyonu da Katolik Kilisesi'nin İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi ile bağlarını güçlendirme arzusudur.

fg
Papa 14. Leo, İstanbul'da Doğu Ortodoks Kilisesi liderleriyle yaptığı görüşmede (Reuters)

Katolik Kilisesi ile Doğu Ortodoks Kilisesi arasındaki ayrılık yüzyıllar öncesine dayanıyor. 1054 yılında, Doğu Roma Kilisesi'nin Vatikan'dan ayrılarak “Ortodoks Kilisesi” adıyla bağımsızlığını deklare etmesiyle Büyük Bölünme adı verilen ayrılık yaşanmıştır. Ortodoksluk terimi, “doğru yolu izleyen Kilise” anlamına gelmektedir.

Bu kilisenin orijinal adı “Roma Ortodoks Kilisesi”ydi, ancak Osmanlı döneminde üyelerinin çoğunluğu Rum olduğu için “Rum Ortodoks Kilisesi” olarak anılmaya başlandı.

Teolojik anlaşmazlıkların yanı sıra, Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Haçlılar, Bizans İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'i 1204'te yağmalayarak neredeyse tamamen yerle bir ettiler. Burada bir Latin İmparatorluğu kurdular ve Ortodoks Bizanslılar Konstantinopolis'i 1261'de geri almayı başarabildiler.

Ortodokslar, Konstantinopolis'in zayıflamasından papalığı ve Latin Katolikleri sorumlu tuttular. Bu zayıflama nihayetinde 1453'te şehrin Osmanlılar tarafından ele geçirilerek, İstanbul adını almasının yolunu açtı.

Papa 14. Leo, 6. Paul, 2. Jean Paul, 16. Benedict ve Papa Francis'in ardından Türkiye'yi ziyaret eden beşinci papadır

İki kilise arasındaki ilişkiler, Papa 2. Jean Paul'ün hem 2001'de hem de 2004'te, sekiz asır önce yaşananlar için pişmanlığını ifade edip özür dilemesinin ardından iyileşmeye başladı.

Papa 14. Leo'nun Türkiye gezisinin ikinci gününde İznik'e yaptığı ziyaret önemli bir anlam taşıyordu. Zira bu yer, MS 325 yılında Hristiyanlık tarihindeki ilk ekümenik konsile ev sahipliği yapmıştı. Hristiyan dünyasının dört bir yanından yaklaşık 200 din adamı bu konsile katılmıştı.

Birinci İznik Konsili sonunda, temel Hristiyan inançlarının birleşik bir formülasyonunu temsil eden ve Mesih'in mutlak ilahi doğasını onaylayan İznik İnanç Bildirgesi yayınlandı.

Papa, İstanbul’daki Fener Rum Patriği Birinci Bartholomeos ile birlikte, sular altında kalan Aziz Neophytos Bazilikası'nın kalıntılarının bulunduğu yerde dini ayin düzenledi. İznik Gölü'nün sularının 2015 yılında çekilmesinin ardından ortaya çıkan bu kilisenin, Birinci İznik Konsili'ne ev sahipliği yaptığına inanılıyor.

Papa 14. Leo, ayin sırasında yaptığı konuşmada, Birinci İznik Konsili'nin Hristiyanlık tarihindeki önemine değinerek, dinin asla savaş, şiddet veya herhangi bir köktencilik ya da hoşgörüsüzlük için bir gerekçe olamayacağını vurguladı.

Papa'nın ziyareti en yüksek güvenlik önlemleri altında gerçekleşiyor ve şimdiye kadar herhangi bir olay veya protesto bildirilmedi. Bununla birlikte ziyaret, sosyal medyada yayınlanan açıklamalar ve bildirilerle görüşlerini dile getiren milliyetçiler, laikler ve muhafazakârlar tarafından sert eleştirilere maruz kaldı.

Bunlar, Papa ve Fener Rum Patriği Bartholomeos'u, Hristiyanlığı Türk topraklarında yeniden canlandırma planını uygulamaya çalışan bir haçlı ittifakı kurmakla suçluyorlar.

Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü, Türk halkını bir komplo olarak nitelendirdiği şeye karşı birleşmeye çağırdı.

 Mayıs 1981'de Vatikan'da Papa 2. Jean Paul'e suikast girişiminde bulunan Türk vatandaşı Mehmet Ali Ağca da İznik'e gitti.

Suikast girişiminin hemen ardından tutuklanan ve İtalya'da, ardından Türkiye'de cezaevinde kaldıktan sonra 2010 yılında serbest bırakılan Ağca, Papa'yı şahsen karşılamak istediğini söyledi, ancak güvenlik makamları ondan Papa gelmeden önce şehri terk etmesini istedi.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majlla dergisinden çevrilmiştir.


Her neslin en az bir askeri darbeye tanık olduğu ülke: Gine-Bissau

“Bissau'yu seviyorum” yazan bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 27 Kasım 2025 (AFP)
“Bissau'yu seviyorum” yazan bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 27 Kasım 2025 (AFP)
TT

Her neslin en az bir askeri darbeye tanık olduğu ülke: Gine-Bissau

“Bissau'yu seviyorum” yazan bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 27 Kasım 2025 (AFP)
“Bissau'yu seviyorum” yazan bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 27 Kasım 2025 (AFP)

Sergey Eledinov

Batı Afrika ülkesi Gine-Bissau’da ordu, 26 Kasım 2025 günü, oyların yüzde 65'ini alarak seçimlerde zaferini ilan eden Cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embalo’yu gözaltına aldıktan sonra Senegal tarafından tahsis edilen bir uçakla ülkeden ayrıldı. Ayrıca Genelkurmay Başkanı General Biagi Na N'Tam, yardımcısı Mamadou Touré ve İçişleri Bakanı Botche Cande de tutuklandı.

General Horta N'Tam, 27 Kasım 2025 tarihinde kendilerini Ulusal Güvenlik ve Kamu Düzeninin Yeniden Sağlanması Yüksek Askeri Komutanlığı olarak adlandıran bir grup subay adına, ‘geçiş dönemi cumhurbaşkanı’ sıfatıyla bir yıllık geçiş dönemi ilan etti.

Cumhurbaşkanlığı Askeri Ofisi Başkanı General Denis N'Canha, bu tür durumlarda olduğu gibi tipik bir açıklama yaptı. General N'Canha, ordunun yönetime el koymasını ‘ülkeyi istikrarsızlaştırmak için yapılan bir komplonun ortaya çıkarılması’ olarak gerekçelendirdi. Bu komploda yerel ve yabancı politikacılar, ismi açıklanmayan büyük bir uyuşturucu kaçakçısı ve seçim sonuçlarına yabancı müdahale girişimlerinin yer aldığı söyleniyor.

Askeri yönetim parlamento, hükümet ve seçim organları dahil olmak üzere tüm sivil kurumları askıya aldı, seçim sürecini durdurdu, sınırları kapattı, sokağa çıkma yasağı ilan etti, olağanüstü hal ilan etti ve başkentin önemli noktalarına takviye birlikler gönderdi.

Flightradar24 adlı internet sitesine göre yemin töreninin hemen ardından Fildişi Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçak Bissau'dan, uzun süredir devrik cumhurbaşkanları ve çevresindeki kişilerin sığınağı olan Abidjan'a doğru havalandı.

Flightradar24 adlı internet sitesine göre yemin töreninin hemen ardından Fildişi Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçak Bissau'dan, uzun süredir devrik cumhurbaşkanları ve yakınlarındaki kişilerin sığınağı haline gelen Abidjan'a doğru havalandı.

Askeri yetkililer, seçimlerin fiili galibi bağımsız aday Fernando Dias da Costa ve ülkenin en büyük siyasi partisi olan Gine ve Yeşil Burun'un Bağımsızlığı için Afrika Partisi (PAIGC) lideri Domingos Simões Pereira'nın yanı sıra seçim komisyonunun bazı üyelerini de tutukladı.

Ülkede iktidar bir kez daha askeri cuntaya geçti. Gine-Bissau, siyasi laneti gibi görünen bu durumla bir kez daha karşı karşıya kalırken darbeler ülkede yapısal bir norma dönüştü. Gine-Bissau Portekiz'den bağımsızlığını kazandığından bu yana ülke ‘her nesilde en az bir darbe’ denkleminde yaşıyor.

Şarku’l Avsat2ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Afrika Birliği (AfB), ABD ve Portekiz'in tepkisi tahmin edilebilir oldu. Kınadılar ve yaptırım tehditlerinde, demokrasiye dönüş ve tutukluların serbest bırakılması taleplerinde bulundular.

Görünüşte yeni bir şey yoktu. Ancak 28 Kasım 2025'te Senegal, Umaro Sissoko Embalo’nun 27 Kasım 2025'te Senegal hükümeti tarafından özel olarak kiralanan bir uçakla Dakar'a güvenli bir şekilde ulaştığını resmi olarak doğruladı. Varış saati, uçak tipi, güzergâhın ayrıntıları ve eski cumhurbaşkanına eşlik eden heyette kimlerin olduğu ise açıklanmadı.

Bu hareket, bölgesel olarak koordine edilen ve teknik olarak Senegal tarafından organize edilen ve uygulanan pratik bir diplomatik girişimdi. ECOWAS tarafından Embalo’nun ülkeden tahliyesini resmi olarak onaylayan herhangi bir diplomatik nota veya açıklama olmadı.

Tahliyenin iktidardaki askeri cuntanın onayıyla mı başlatıldığı yoksa üçüncü bir taraf olan Senegal'in katılımıyla mı gerçekleştirildiği belirsizliğini koruyor.

Bu arada, ordu muhalefet kanadındaki politikacıları serbest bıraktı. Serbest bırakılanlardan Fernando Diaz da Costa konuyla ilgili bir açıklama yaparak, yeniden tutuklanma korkusuyla güvenli bir yerde kaldığını belirtti.

dfgrt
Eski Gine-Bissau Cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embalo, başkent Bissau'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gazetecilerle konuşurken, 10 Şubat 2022 (Reuters)

Ülkede bazı kısıtlamalar kaldırıldı, ancak hükümet bakanlıkları ve kurumları bir sonraki duyuruya kadar kapalı kalmaya devam edecek.

Klasik askeri darbe modelinin kaotik bir versiyonu

Bu olaylar, uluslararası toplumun son yıllarda uzun uzun incelediği, Afrika'daki klasik askeri darbe modelinin kaotik, parçalı ve kötü organize edilmiş bir versiyonuna işaret ediyor.

Tam kapsamlı bir askeri darbe genellikle, rejimin tamamen ve kesin olarak devrilmesini amaçlayan, disiplinli, merkezi ve mantıklı bir şekilde yapılandırılmış bir süreç olarak anlaşılır. Bu süreçte ordu, bütün bir yapı olarak hareket eder, iktidarın kontrolünü ele geçirir, devlet kurumlarını ve iletişim araçlarını ele geçirir ve siyasi liderliği kesin bir şekilde ortadan kaldırır.

Fakat son darbe, 1980, 1999, 2003 ve 2012 yıllarında Gine-Bissau'da gerçekleşen darbelerle karşılaştırıldığında, ülkenin darbeye yatkın geçmişinin soluk bir taklidi gibi görünüyor.

26 ve 27 Kasım'daki olaylar, bu modelin tam tersine işaret ederken, gerçek bir iktidar devri olmadı. Kurumlar üzerindeki kontrol geçici ve eksikken askeri konsey, yeterli etkiye sahip olmayan bir subayın liderliğindeki bir figüran olmaktan ibaret.

Ülkede daha önce 1 Şubat 2022 gerçekleşen darbe girişimini engellemedeki rolü nedeniyle Embalo'ya yakın bir isim olan General Horta N'Tam, 2001 yılında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Taburu Komutanlığı görevinden, kuvvetler içinde sağlam bir destek tabanı oluşturmadan, fiilen Genelkurmay Başkanlığı’na yükseldi.

Ordu, bölgede yaygın olarak görülen şiddet olayları ve kamuoyu önünde hakaret olmadan cumhurbaşkanı ve yakın çevresindekileri tutukladı.

Afrika'daki darbe tarihinde ilk kez, görevden alınan bir cumhurbaşkanı iletişim kanallarına erişimini sürdürürken yabancı liderlerle iletişim kuruyor ve uluslararası basına röportajlar veriyor. Bu yüzden tutuklama, bir darbe veya tasfiyeden çok bir güvenlik önlemi gibi görünüyor.

ECOWAS ve Senegal tarafından temsil edilen bölgesel diplomasi, cumhurbaşkanını derhal ülkeden uzaklaştırma görevini üstlendi. Cumhurbaşkanı özgür kalmakla kalmadı, aynı zamanda iletişim kanallarını ve uluslararası desteğini de korudu, bu da askeri cuntanın etkisini etkili bir şekilde zayıflattı.

Bu gerçekler, darbenin net bir yönü veya belirli bir hedefi olmadığını, amacının ve mantığının belirsiz olduğunu ve klasik darbelerin karakteristik özelliği olan inisiyatif ilkesini açıkça ihlal ettiğini doğruluyor.

Ordu, kontrol altında veya manipüle edilmiş gibi görünüyordu ve politika belirlemeden yürütme görevlerini yerine getiriyordu.

Embalo'yu darbenin planlanmasıyla doğrudan ilişkilendiren hiçbir kanıt olmasa da bu olayların tek siyasi yararlanıcısı olmaya devam ediyor.

df
Cumhurbaşkanlığı Askeri Ofisi Başkanı General Denis N'Canha, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'nda bir basın toplantısı düzenledi, 26 Kasım 2025 (AFP)

‘PAI Terra-Ranka’ adlı geniş kapsamlı bir seçim koalisyonu kuran önde gelen aday Domingos Simoes Pereira, seçimlerden önce elendi. Ancak, seçimler fiilen görevden ayrılan cumhurbaşkanına karşı ya da lehine bir referanduma dönüştüğünden Umaro Sissoko Embalo'nun seçmenlerin sandık başına gitmekte isteksiz olacağı üzerine kurduğu plan başarısız oldu. Protesto oyları bağımsız aday Fernando Diaz da Costa'ya gitti. Hile yapıldığı iddiaları hesaba katıldığında dahi Costa’nın zaferi kesin görünüyordu. Ordunun seçim komisyonuna ‘zaferi Embalo'ya ver’ diye baskı yapmaya çalıştığına dair haberler basında yer aldı.

Darbe, Embalo'yu yenilgiden kurtardı. Bu yenilgi, görevini kaybetmesinden çok daha büyük sonuçlar doğurabilirdi, çünkü kişisel özgürlüğünü tehdit edebilirdi.

Gine-Bissau eski Başbakanı Aristides Gomes, ordunun muhalefet figürlerini gözaltında tutarken Embalo'yu serbest bırakıp onu seçimlerin galibi ilan edebileceğine inanıyor. Bu bir spekülasyon olarak kalıyor, ancak 2019 ve 2020 krizleri, Embalou’yu iktidara getiren ordunun, ülkenin siyasi sisteminde nihai hakem rolünü pekiştirdiğini gösterdi.

Son tutuklamalar, hükümeti devirme veya ortadan kaldırma girişiminden çok bir güvenlik önlemi gibi görünüyor

Durum önümüzdeki haftalarda netleşecek olsa da darbenin niteliğinin kurumsal ortama bağlı olduğu aşikar. On yıllardır kokain ticaretiyle beslenen bir ekonomi, azalan askeri disiplin ve siyasi parçalanma sonrasında, Gine-Bissau'daki darbeler artık kararlı subayların değil, köklü idari kaosun bir ürünü haline geldi.

Bu sadece bir darbe değil, devletin kronik zayıflığıyla ilgili bir durum. Bu da kaos, parçalanmışlık, iktidarın kırılganlığı, elitlerin bölünmüşlüğü ve düzeni etkili bir şekilde sürdüremeyen veya ortadan kaldıramayan sistemin gerçek durumunu ortaya koyuyor.

Son olarak, iki önemli noktaya dikkati çekelim. Bunlardan birincisi, iktidar, araba paylaşım programındaki bir araba gibi pazarlık konusu olamaz. General N'Tam iktidarı ele geçirdikten sonra, emir verildiğinde geri vermeyi kabul edeceğini varsaymak için hiçbir neden yok. İkincisi, bu olayların arkasında hiçbir dış güç bulunmuyor. Afrika'daki güncel iktidar değişimlerinin çoğu, öncelikle Afrikalı aktörler tarafından başlatılıyor ve kendilerini küresel aktörler olarak gören ülkeler de dahil olmak üzere uluslararası toplum, yeni yapıya uyum sağlamaktan başka seçenek bulamıyor.