Sudanlı göçmen entelektüeller aidiyet sorunlarıyla mücadele ediyor

Anavatanlarına olan bağlılıkları, göç ettikleri ülkelerin kültürlerine ne kadar dahil olurlarsa olsunlar onları iç güdüsel olarak dürtmeye devam ediyor

Sudan görsel sanatları artan bir hareketliliğe tanık oluyor (Getty İmages)
Sudan görsel sanatları artan bir hareketliliğe tanık oluyor (Getty İmages)
TT

Sudanlı göçmen entelektüeller aidiyet sorunlarıyla mücadele ediyor

Sudan görsel sanatları artan bir hareketliliğe tanık oluyor (Getty İmages)
Sudan görsel sanatları artan bir hareketliliğe tanık oluyor (Getty İmages)

Heba ed-Desouky
Sudan’ın yetenekli ve güçlü kadrolarının çoğunu 1990’lı yıllarda dünyanın farklı ülkelerine göç etmeye iten nedenlerle Sudanlı entelektüelleri göç ettiren nedenler aynıdır. Göçün başlıca nedeni, ülkede aile üyeleri ve akrabalar arasında acı bir engel oluşturan siyasi dalgalanmaların gölgesinde daha iyi bir hayata olanak sağlayacak geçim yolları bulmak amacıyla göç edilmesi ve anavatandan ayrılma kararı alınmasıdır.
Bu göç, Sudanlılara ne kadar ağır gelirse gelsin, anavatanlarını terk etmelerinin; adalet eksikliği, eleştirilere ve diğer görüşlere tahammülsüzlükten kaynaklı dışlama politikası yürütülmesi, kamu özgürlüklerinin ve haklarının kısıtlanması, yolsuzluk vakalarının yaygın olması ve baskıcı bir yönetimin bulunması gibi birçok nedeni var.
İndependent Arabia’ya konuşan bir grup Sudanlı göçmen, sadece bedenlerinin göç ettiğini, fakat yeni göçmenler için yaratıcı ve insani bir atmosfer yaratmanın yanı sıra deneyimlerini, uzmanlıklarını, bilgilerini ve küresel bir lezzete sahip sanatsal ve kültürel başarılarını paylaşarak anavatanlarıyla yakın temas halinde kaldıklarını söylediler.

Kitapların yayınlanması
Sudanlı şair Nassar el-Hac, konuyla ilgili değerlendirmesinde, Sudanlı entelektüellerin, 1990’lı yılların başlarından itibaren otuz yıl boyunca kültürel, siyasi, kişisel ve insani birçok nedenlerle dünyanın dört bir yanına göç ettiklerini belirtti. Hac’a göre Sudan’da özgürlüklerin kısıtlanması, çeşitli sanatsal ve kültürel faaliyetleri içeren platformların olmayışı ve yapılan çalışmaların taciz edilmesi, herkesin uyum sağlayabileceği bir zaman diliminde entelektüellerin anavatanlarında yaşama nedenlerinin artık ağır basmamasına yol açtı. Bu nedenle yeni göçmenlerin de, entelektüel, yaratıcı ve insani olmak üzere her düzeyde sanatsal ve kültürel başarılarını sürdürmeleri için çalışmaya devam ettiler. Tüm enerjileri ve yetenekleriyle göç ettikleri ve kültürel hayatın bir parçası oldukları yeni toplumları zenginleştirmek için çabaladılar.
Hac sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ayrıca, iletişim için köprüleri kurmak konusunda mümkün ve mevcut olan tüm alanlarda yeteneklerini kullanarak ülkelerindeki yakınlarına, arkadaşlarına ve yardıma muhtaç kişilere yardım ettiler. Belki de bu göçlerin sağladığı en önemli özelliklerden biri, anavatandaki mevcut koşulların izin vermediği çeşitli alanlarda kitap yayıncılığının gelişmesidir. Ayrıca göçmenlerin anavatanlarından kopmamaları için sınır ötesi iletişim kanallarından ve platformlardan yararlanılmasını sağladı.”
Ancak, modern teknolojiler alanındaki devasa gelişmelerin yurtiçi ve yurtdışı arasındaki uçurumu doldurmaya başladığına dikkati çeken Hac, “Bu teknolojik gelişmeler, kültürel iletişim için birçok olanak sağladı. Sudan’da kalanlara katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
Aynı şekilde Sudanlı yazar Lamia Şemt, Sudanlı entelektüellerin ülkelerinden göç etmelerinin, uluslararası alanda ‘beyin göçü’ olarak adlandırılan olgudan farklı olmadığına işaret ederek, “Uluslararası kurum ve kuruluşlar, bu olguyu analiz ettiler. Bir takım rakamlar elde ettiler ve bu göçün şimdiden muazzam bir boyuta ulaştığını ortaya koyan kapsamlı bir veri tabanı sağladılar. Özellikle Sudan’ın bu yaratıcı, entelektüel ve bilimsel yeteneklere ihtiyaç duyan bir ülke olmasına rağmen önemli entelektüel ve sanatsal katkıları olan gücün kaybolmasına yol açan ve yol açmaya devam eden de bu beyin göçüdür’ ifadelerini kullandı.
Şemt sözlerine şöyle devam etti:
“Sudan, özellikle 1989'daki askeri darbeden sonraki dönemde, çok sayıda entelektüelini, akademisyenini ve eğitimli insanını kaybetti. Kısıtlanmalarının, kovulmalarının ve çalışmalarından uzaklaştırılmalarının ardından dünyanın dört bir yanına göç ettiler. İyi bir hayat yaşamalarına fırsat sağlayacak işler bulmak umuduyla göç etmeyi ve darbe sonrası çetin koşullardan kaçmayı seçtiler. Entelektüel göçmenler, dünyanın uçsuz bucaksız köşelerine dağıldılar. Siyasi ve sosyal istikrarsızlık, özgürlüklerin kısıtlanması ve hak ihlalleri, yaygın yolsuzluk vakaları, baskıcı yönetim ve adaletsizliğin yanı sıra sanatsal ve kültürel faaliyetlere yönelik boğucu baskılar ve ilgili tüm olumsuz faktörler, entelektüelleri ve alanlarında uzmanlaşmış yetkin kişileri göçe zorlayan itici bir güç oldu. Bu itici güce insani durumun kötüleşmesi, sosyal durumun güçleşmesi, gelir seviyesinin düşmesi, kamu hizmetlerinin zayıflaması ve yaşama kalitesinin gerilemesi de dahil. Hepsinin neden olduğu ahlaki ve psikolojik çöküş de bu itice güce ekleniyor. Tüm bunlar genel anlamda baskı, adaletsizlik, kısıtlamalar ve iyi işlerin takdir edilmemesinden kaynaklanıyor.”


Sudanlı bir göçmen olan yazar Tayyib Salih, Arap dünyasının önde gelen edebiyatçılarından biridir (independent Arabia)

Destekleyici bir ortam
Göçün belki de umut veren tek noktasının, Sudanlı entelektüellerin çoğunun ülkeleriyle ve kendi sosyal ve sanatsal çevreleriyle yakın ilişki içinde olmaları olduğunu söyleyen Lamia Şemt, “Bu da deneyim, uzmanlık ve bilgi alışverişi için etkili iletişim kanallarının ve platformlarının önünü açtı. Entelektüellerin birçoğu ülkelerindeki kültürel sahneye katkıda bulunmaya devam ettiler. Deneyimlerini ve küresel bir lezzete sahip sanatsal ve kültürel başarılarını anavatanlarıyla paylaştılar. Bunu, göç ettikleri yeni toplumlara uyum sağlama süreçlerinden kaynaklanan olumlu insani, medeni ve kültürel etkileşimin yanı sıra toplumsal yapılarına ve öncü ruhlarına katkıda bulunan bir değer olarak görüyorlar. Böyle yapmaları ayrıca sanatsal ve entelektüel çeşitliliğe yardımcı olan destekleyici bir ortam sağlar. Özellikle söz konusu entelektüellerin çeşitli yaratıcılık alanları aracılığıyla yaptıkları ve ilgi çektikleri olağanüstü katkıları, dünyanın dört bir yanından hak ettikleri takdiri toplamalarına neden olan muhteşem ve parlak bir imajı yansıtıyor. Bu dar alanda gözlemlenmesi zor olan pek çok örnek var. Mesela Tayyib Salih kaleme aldığı kitaplarla, Arap dünyasının önde gelen edebiyatçılarından biri oldu. Sudanlı romancı Abdulaziz Baraka Sakin'in ‘Les Jango’ adlı romanıyla Fransa'da ‘Institut du Monde Arabe’ (Arap Dünyası Enstitüsü) ödülüne layık görülmesinden de bahsedebiliriz. Ayrıca Sudan yapımı filmler ve belgeseller de uluslararası ödüller kazandı. Sudanlılar, şiirden çeviriye, müzikten güzel sanatlara geniş bir sanatsal ve kültürel alanın yanı sıra insan ufkuna hitap eden otantik yaratıcılığa da katkıda bulunuyorlar” şeklinde konuştu.
Sudanlı akademisyen ve yazar Dr. Ahmed es-Sadık Berir, Sudanlı entelektüeller arasındaki göç fenomeni ile ilgili değerlendirmesinde, “Kültürüne en yabancı olduğu insanların anavatanlarında bir yabancı olmaya karar veren ilk kişi Ebu Hayyan et-Tevhidi oldu. Suriyeli şair Selim Berakat ise bir röportajında, ‘en garip olanı da; yazıyor olmanız ve yazdıklarınızın sizi yerinizden etmesidir. İkisi arasında oldukça yorucu bir mesafe vardır. Bu yorucu mesafenin özünde, gurbetteki bir yazar, bir edebiyatçı, bir entelektüel ve bir aktivist olarak hangi alanda yazarsa yazsın köklerinden koparılmış ve sürgünde olma hissi vardır’ demiştir” ifadelerini kullandı.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dana çevrilmiştir.



Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.