Londra'da aşı karşıtlarından protesto: 60'dan fazla gözaltı

Fotoğraf (İHA)
Fotoğraf (İHA)
TT

Londra'da aşı karşıtlarından protesto: 60'dan fazla gözaltı

Fotoğraf (İHA)
Fotoğraf (İHA)

İngiltere’nin başkenti Londra’da aşı ve Kovid-19 karşıtlarının düzenlediği protestoda polis 60’dan fazla kişiyi gözaltına aldı.

Avrupa'da aşı ve Kovid-19 tedbirlerine karşı olan kişi ve grupların protestolarına her gün bir yenisi ekleniyor. İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Hyde Park'ta bir araya gelen binlerce kişi aşıları ve Kovid-19 kısıtlamalarını protesto etti. Göstericiler, Hyde Park'tan başladıkları yürüyüşlerine Oxford Caddesi geldiklerinde farklı yönlere dağılarak devam etti. Göstericiler, sık sık “Aşı olmak istemiyoruz”, “Hükümet politika değiştirmeli” ve “Başbakan Boris Johnson istifa“ sloganları attı.
Başkent polisi, yaklaşık 3 saat süren protestolar sırasında geniş güvenlik önlemleri alırken, çıkan olaylarda 60'dan fazla kişiyi gözaltına aldı. Polis sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “Oxford Circus ve Regent Street civarında kalabalıklar protesto etmeye ve toplanmaya devam ediyor. İnsanları bölgeyi terk etmeye ve eve gitmeye çağırıyoruz. Aksi takdirde tutuklama veya yaptırımla karşı karşıya kalabilirsiniz" ifadelerine yer verdi.
Polis, gözaltıların korona virüs kısıtlamalarının ihlali de dahil olmak üzere farklı suçlardan yapıldığını aktardı.



Venezuela’ya gönderilenden daha büyük bir askerî güçle gözdağı veren Trump İran’a süre verdi

9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
TT

Venezuela’ya gönderilenden daha büyük bir askerî güçle gözdağı veren Trump İran’a süre verdi

9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, “çok büyük” bir Amerikan askerî filosunun İran’a doğru yola çıktığını, bunun daha önce Venezuela’ya gönderilen konuşlandırmadan bile daha kapsamlı olduğunu söyledi. Trump, mevcut aşamada askerî güce başvurmak zorunda kalınmamasını “umduğunu” da vurguladı.

Trump, İran’ın “bir anlaşma yapmak istediğini” ileri sürdü; ancak bu anlaşmanın niteliği ya da şartlarına dair ayrıntı vermedi. “Ne olacağını göreceğiz” ifadesiyle Washington ile Tahran arasındaki diplomatik süreci çevreleyen belirsizliğin sürdüğüne işaret etti.

Oval Ofis’te gazetecilere konuşan Trump, “Şunu söyleyebilirim ki onlar bir anlaşma yapmak istiyor” dedi. Tahran’a belirli bir süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise “Evet, bunu yaptım” yanıtını verdi ve bu sürenin ne olduğunu “sadece İran’ın bildiğini” söyledi.

Trump, perşembe günü de artan gerilime rağmen İran’la görüşmeler yapmayı planladığını belirtmiş, “şu anda İran’a doğru ilerleyen çok sayıda büyük ve güçlü gemi var. Bunları kullanmak zorunda kalmasak daha iyi olur” ifadelerini kullanmıştı.

ABD Başkanı, geçmişte İran’la görüşmeler yaptığını ve bunu yeniden tekrarlamayı planladığını dile getirirken, yönetiminin Ortadoğu’daki askerî varlığını muhtemel tüm senaryolara karşı güçlendirmeyi sürdürdüğünü kaydetti. Trump, İran’a karşı askerî bir adımı önlemek istediğini defalarca yineledi; ancak aynı zamanda, ABD ve Batılı müttefiklerini endişelendiren nükleer program konusunda anlaşmaya varmak için “zamanın daraldığı” uyarısında bulundu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de perşembe günü yaptığı açıklamada, ordunun “başkanın onaylayacağı her türlü hareket tarzını uygulamaya hazır” olduğunu söyledi.

Bu açıklamalar, Tahran üzerindeki baskının arttığı bir dönemde geldi. Avrupa Birliği kısa süre önce yeni yaptırımlar uygulamaya koymuş ve Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak sınıflandırmıştı. ABD de protestoların bastırılması nedeniyle İranlı yetkilileri hedef alan paralel adımlar attı.

Öte yandan İran ordusu sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekrem Niya, perşembe günü yaptığı açıklamada, olası bir ABD saldırısına “kesin ve derhal” karşılık verileceğini söyledi. Ekrem Niya, herhangi bir saldırının “hızlı ya da sınırlı olmayacağını”, İran’ın yanıtının geniş bir hedef yelpazesini kapsayacağını belirtti.

İranlı yetkili, ABD uçak gemilerinin “dokunulmaz olmadığını”, Körfez bölgesindeki Amerikan üslerinin önemli bir kısmının “İran füzelerinin menzili içinde” bulunduğunu ifade ederek, olası bir çatışmanın tüm Batı Asya’ya yayılabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li yetkililer ise Trump’ın İran’a yönelik farklı seçenekleri değerlendirdiğini, ancak askerî bir saldırı konusunda henüz nihai karar vermediğini; tüm senaryoların masada olduğunu belirtiyor.

Reuters’ın üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırdığı haberine göre, Washington’un müzakerelere dönülmesi için öne sürdüğü temel taleplerden biri İran’ın füze programının sınırlandırılması. Tahran ise bu talebi kesin bir dille reddediyor ve “kırmızı çizgi” olarak görüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında, “adil ve dengeli olması halinde” müzakerelere açık olduklarını söyledi; ancak şu aşamada Tahran ile Washington arasında doğrudan görüşmelere yönelik bir düzenleme bulunmadığını kaydetti. Arakçi, İran’ın müzakere ilkesine karşı olmadığını, fakat bunu “tehditler altında” kabul etmeyeceğini vurgulayarak ABD’ye askerî baskı politikasından vazgeçme çağrısı yaptı. İran’ın hem müzakereye hem de savaşa hazır olduğunu dile getirdi.

CBS News’in bölgesel yetkililere dayandırdığı haberine göre, ABD’nin Ortadoğu’daki müttefikleri, olası bir askerî saldırının bölgesel sonuçlarından endişe ederek yoğun diplomatik çabalarla böyle bir adımı engellemeye çalışıyor. Kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan üç bölgesel yetkili, nükleer program ve balistik füze kapasitesi konusunda Washington ile Tahran arasında doğrudan bir diplomatik sürecin henüz ilerleme kaydetmediğini söyledi.

Aynı haberde, İran’ın ABD’nin diplomatik mesajlarına kuşkuyla yaklaştığı; bunun da geçen yıl haziran ayında, planlanan görüşmelere rağmen Washington’un İsrail saldırılarına katılmış olmasına dayandığı belirtildi.

Bu arada Rus haber ajansları, Kremlin’e dayandırdıkları haberlerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in cuma günü İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani ile görüştüğünü aktardı. Uçuş takip siteleri de perşembe günü İran’a ait bir uçağın Moskova’ya doğru hareket ettiğini bildirdi.

Askeri hareketlilik

Sahadaki gelişmeler kapsamında ABD, “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin öncülük ettiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. Gemi 80’den fazla savaş uçağı taşıyor; ayrıca Tomahawk füzeleriyle donatılmış üç destroyer tarafından destekleniyor. Washington, genellikle bir saldırı denizaltısının da eşlik ettiği bu grubun Ortadoğu sularına ulaştığını ve mevcut askerî kapasiteyi güçlendirdiğini açıkladı.

ABD ayrıca Bahreyn’de mayın karşı tedbir gemileri, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’de ise onlarca uçağın konuşlu olduğu hava üsleri bulunduruyor. Amaç, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin ya da Amerikan üslerinin hedef alınması ihtimaline karşı hazırlık yapmak.

Uzman takip siteleri, ABD’ye ait nakliye uçaklarının hava savunma bataryaları ve F-15 filoları taşıyarak bölgeye ulaştığını bildirdi. İsrail’in Ynet haber sitesi de bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na yanaştığını; bunun Washington ile Tel Aviv arasındaki askerî iş birliği ve olası tırmanmaya hazırlık çerçevesinde gerçekleştiğini yazdı. Haberde, ziyaretin önceden planlandığı ve iki ülke orduları arasındaki iş birliğinin parçası olduğu vurgulandı.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, güvenlik gerekçesiyle operasyonel ayrıntıların paylaşılmadığını, tüm askerî hareketlerde personelin güvenliğinin “en yüksek öncelik” olduğunu söyledi.

İsrail askerî istihbarat başkanı Tümgeneral Şlomi Binder bu hafta Washington’u ziyaret ederek Pentagon, CIA ve Beyaz Saray’da temaslarda bulundu. İsrail Genelkurmay Başkanı da ordunun çeşitli senaryolara hazır olduğunu, savunma ve taarruz kabiliyetlerini sürekli geliştirdiğini açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı’nın da kısa süre önce İsrail’e giderek savunma koordinasyonunu güçlendirdiği belirtildi.

ABD’nin askerî seçenekleri

Analistlere göre, Washington’un Haziran 2025’te İran nükleer tesislerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, müzakere dengelerini değiştirdi ve tarafların taleplerini sertleştirdi. Cenevre’deki Uluslararası ve Kalkınma Çalışmaları Enstitüsü’nden Ferzan Sabit, AFP’ye yaptığı değerlendirmede, İran’ın herhangi bir anlaşma karşılığında talep ettiği “bedelin önemli ölçüde arttığını”, ABD’nin ise uranyum zenginleştirmenin tamamen durdurulmasını ve balistik füze programının kısıtlanmasını istediğini söyledi.

Paris merkezli Jean Jaurès Vakfı’ndan David Khalfa da bu şartların kabul edilmesinin Tahran açısından “teslimiyet” anlamına geleceğini, bu nedenle askerî seçeneğin baskı aracı olarak gündemde kalmaya devam ettiğini savundu.

Uzmanlar, ekonomik ve askerî baskı amacıyla İran’daki askerî hedeflere ya da petrol tankerlerine yönelik “sınırlı saldırılar” senaryosunu da değerlendiriyor. Buna karşılık bağımsız araştırmacı Eva Coloriotti, siyasi ve askerî liderliği, füze altyapısını ve nükleer programın kalan unsurlarını hedef alabilecek “geniş çaplı saldırılar” ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini, ancak bunun son derece karmaşık sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Khalfa ise İran rejiminin bu tür bir senaryoya hazırlıklı ve “dayanıklı” olduğunu, dolayısıyla zayıflatılmasının kolay olmayacağını vurguluyor.

Hasar görmesine rağmen İran’ın hâlâ orta ve kısa menzilli balistik füzeler, seyir ve gemisavar füzeler ile geniş bir İHA filosu dâhil kayda değer misilleme kapasitesine sahip olduğu ifade ediliyor. Analistlere göre Tahran’ın vereceği tepki, olası bir ABD saldırısının niteliği ve kapsamına, ayrıca bölgesel maliyet-hesaplarına bağlı olacak.

ABD ve AB yaptırımları

Bu gelişmelerin paralelinde ABD, İran İçişleri Bakanı İskender Mümini’ye yaptırım uyguladığını açıkladı. Washington, Mümini’yi binlerce kişinin ölümüne yol açan “şiddetli baskının” sorumluluğunu taşıyan güçleri denetlemekle suçluyor. Avrupa Birliği de protestoların bastırılmasına yanıt olarak 21 kişi ve kuruma yaptırım kararı aldı; giriş yasakları ve mal varlığı dondurmaları devreye sokuldu.

İnsan hakları örgütleri protestolarda binlerce kişinin öldüğünü, on binlercesinin tutuklandığını belgeliyor. İran’ın resmî verilerine göre 3 bin 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise 6 bin 479 ölüm tespit ettiğini, bunların 5 bin 856’sının gösterici, 100’ünün çocuk olduğunu bildirdi; ayrıca en az 42 bin 324 kişinin tutuklandığını açıkladı.

Trump’ın açıklamaları, AB’nin Devrim Muhafızları’nı terör örgütü ilan etmesi ve yeni yaptırımların devreye girmesiyle baskının arttığı bir dönemde geldi. ABD Başkanı, mümkün olması hâlinde askerî bir çatışmadan kaçınmayı tercih ettiğini bir kez daha vurguladı.


İsrail, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı pazar günü açmayı planlıyor

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
TT

İsrail, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı pazar günü açmayı planlıyor

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ndeki faaliyetlerini koordine eden birim, bugün yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki geçişlere pazar günü yeniden açılacağını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre birimden yapılan açıklamada, Mısır’la koordinasyon içinde, yalnızca savaş sırasında Gazze Şeridi’nden ayrılmış olan kişilerin ve İsrail’den önceden güvenlik onayı alanların Mısır’dan Gazze Şeridi’ne dönüşüne izin verileceği belirtildi.

Refah Sınır Kapısı, iki milyondan fazla nüfusa sahip Gazze Şeridi sakinlerinin giriş ve çıkışları için başlıca geçiş noktası konumunda bulunuyor.

İsrail, Gazze savaşının başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra, Mayıs 2024’te sınır kapısının kontrolünü ele geçirmişti. Kapının yeniden açılması, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaları durdurmaya yönelik planının ilk aşamasında yer alan temel şartlardan biri olarak öne çıkmıştı. Söz konusu plan, ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının ardından gündeme gelmişti.

İsrail, daha önce yaptığı açıklamalarda, Gazze Şeridi’nde tutulan son İsrailli rehinenin cesedinin teslim edilmesinden önce sınır kapısının yeniden açılmayacağını bildirmişti. Bu koşulun bu hafta yerine getirildiği belirtildi.


İsrail, Refah Sınır Kapısı’nı kontrol altına almak için şartlar koyuyor... Bu sırada büyük kaçakçılar sınırlarından giriş yapıyor

İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)
İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)
TT

İsrail, Refah Sınır Kapısı’nı kontrol altına almak için şartlar koyuyor... Bu sırada büyük kaçakçılar sınırlarından giriş yapıyor

İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)
İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)

İsrail, Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine, Mısır’dan Gazze Şeridi’ne kaçakçılığın önlenmesi gerekçesiyle şartlar öne sürerken, Aşkelon Sulh Mahkemesi’nde görülen bir davada, Gazze Şeridi’ne binlerce çeşit mal sokan büyük bir kaçakçılık şebekesinin ortaya çıkarıldığı açıklandı. Savcılık, şu aşamada dosyayı güvenlik değil ceza davası olarak değerlendirse de, kamuoyuna yansıyan suçlamalar, söz konusu malların hem sivil hem de askerî alanlarda kullanılabilecek nitelikte olduğunu gösteriyor. Soruşturmaya İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet’in de dahil olduğu, ayrıca Şin-Bet Başkanı David Zini’nin yakınlarından birinin kaçakçılık şüphesiyle gözaltında bulunduğu bildirildi.

Mahkeme, özellikle Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına ilişkin müzakerelerin en hassas aşamaya geldiği bir dönemde, dosya hakkında başlangıçta tam bir yayın yasağı getirdi. Ancak İbranice yayımlanan gazetelerin talebi üzerine, bir İsrail mahkemesi soruşturmaya ilişkin bazı bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmasına izin verdi. Açıklanan ayrıntılar, özellikle şüphelilerden birinin Şin-Bet Başkanı’nın yakını olduğunun ortaya çıkmasıyla İsrail kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Savcılık ise Şin-Bet Başkanı’nın suçlamalarla herhangi bir bağlantısının bulunmadığını vurguladı. Aksine, söz konusu şüpheliyle ilgili soruşturmanın polis tarafından yürütülmesine karar verildiği ve Şin-Bet’in bu dosyadan dışlandığı belirtildi.

sdfgt
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafındaki yolcular, 14 Ekim 2023 (DPA)

Savcılık, soruşturmaların onlarca şüpheliyi kapsadığını, ancak şu ana kadar kesin suçlamaların 13 kişiyle sınırlı olduğunu açıkladı. Bu kişilerin tamamı, Gazze Şeridi’ne mal kaçakçılığı yapmak ve bunu maddi kazanç sağlama amacıyla gerçekleştirmekle suçlanacak. Zini’nin yakınıyla ilgili soruşturmanın ise sürdüğü, söz konusu kişinin gözaltında bulunduğu ancak henüz şüphelerin iddianameye dönüştürülmesine karar verilmediği belirtildi. Mahkeme, zanlının tutukluluk halinin gelecek pazartesi gününe kadar uzatılmasına hükmetti.

Şin-Bet Başkanı’nın babası Yossi Zini, sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda ortada ne cezai ne de güvenlik boyutu olan bir dosya bulunduğunu savundu. Aileden bir yakınının davaya dahil edilmesini, ‘derin devletin sağa karşı yürüttüğü bir başka girişim ve itibarsızlaştırma çabası’ olarak nitelendirdi. Zini, şüpheliler arasında Şin-Bet Başkanı’nın oğlu ile aileden bir başka yakınının da bulunduğunu ima ederek, her ikisinin de masum olduğunu öne sürdü.

Polis, yaptığı açıklamada, yayın yasağının yürürlükte kalacağını ve şüphelilerin kimliklerini ya da soruşturmanın seyrini açığa çıkarabilecek ek ayrıntıların yayımlanmasının yasak olduğunu bildirdi. Açıklamada, yasağın gelecek ayın 10’uncu gününe kadar geçerli olacağı kaydedildi.

Yayımlanmasına izin verilen bilgilerden, söz konusu şebekenin Gazze’de İsrail ordusuna hizmet veren müteahhitleri, kamyon şoförlerini, altyapı çalışanlarını, zaman zaman da savaş sırasında görev yapan muvazzaf askerler, subaylar ve yedek personeli para karşılığında kullanarak, Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerine mal ve teçhizat kaçırdığı anlaşılıyor.

İsrail polisi, kaçakçılık faaliyetlerinin sigara, cep telefonları ve ev aletleri gibi malları kapsadığını, ancak bunların arasında askerî amaçlarla kullanılabilecek malzemelerin de bulunduğunu açıkladı. Polis açıklamasında, tünellerin aydınlatılmasında ve içlerindeki elektrikli cihazların çalıştırılmasında kullanılabilecek akülerin de kaçak yollarla Gazze Şeridi’ne sokulduğu belirtildi. Söz konusu malzemelerin yalnızca orduya hizmet veren kamyonlarla kara yoluyla değil, aynı zamanda insansız hava araçları (İHA) aracılığıyla da taşındığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre, üst düzey bir askerî istihbarat yetkilisi, Gazze Şeridi’ndeki Hamas hareketinin bu operasyonların bir parçası olduğunu ve en büyük kazancı elde eden taraf konumunda bulunduğunu söyledi. Yetkiliye göre Hamas, çok amaçlı kullanılan cihazları teslim alıyor ve sigara, cep telefonu ile diğer değerli malların ticaretini kontrol ederek bunları fahiş fiyatlarla satıyor ve büyük gelir elde ediyor.

Polis, bir operasyonda değeri yaklaşık 1 milyon şekel (320 bin dolar) olan mallarla yakalanan kaçakçıları gözaltına aldığını bildirdi. Ele geçirilenler arasında 700 cep telefonu, yüzlerce karton sigara ve tıraş makineleri yer aldı. Bu olayda şüphelilerin Necef’teki Arara kasabasından Arap vatandaşlar olduğu, bir erkek ile eşinin tutuklandığı belirtildi. Ancak polis, kaçakçılık ağlarının büyük bölümünü, ordu hizmeti kapsamında Gazze Şeridi’ne giriş izni bulunan Yahudi siviller ve askerlerin oluşturduğunu kaydetti.

gtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında işgal güçlerinin kullandığı araçlar (Arşiv – Reuters)

Bu dava, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’na ilişkin taleplerinin ciddiyeti konusunda birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Zira İsrail, fiilen kaçakçılığı yalnızca Mısır’la sınırlıymış gibi göstermeye çalışıyor. Katar ve Türkiye’nin bugün hâlâ Gazze’deki Hamas’a para aktardığı yönündeki suçlayıcı haberler de bu çerçevede servis ediliyor. Ancak söz konusu dosya, kaçakçılığın İsrail tarafında gerçekleştiğine işaret ediyor. Bu durum, İsrail ordusunun Gazze sınır bölgelerinde 40 askerî nokta kurmuş olmasına, bölgeyi sürekli kuşatan büyük askerî yığınaklara ve sınır boyunca hava kuvvetleri, zırhlı birlikler, piyade, çeşitli komando birlikleri ve hatta deniz kuvvetlerinin konuşlandırılmış olmasına rağmen ortaya çıkıyor.

Daha da dikkat çekici olan, İsrail ordusu komuta kademesindeki bazı unsurların, ‘İsrail’in kaçakçılık faaliyetlerine izin vermeyi sürdürmesi halinde bunun Hamas’ın ekonomisini güçlendireceği’ yönünde uyarılarda bulunması. Buna karşılık Yedioth Ahronoth gazetesi, orduyu, istihbarat birimlerini ve diğer güvenlik kurumlarını yetersizlik ve başarısızlıkla suçladı. Gazete, Gazze Şeridi’ne girip çıkan yüzlerce İsrail vatandaşına yönelik denetimin ya çok zayıf olduğunu ya da hiç yapılmadığını yazdı. Üst düzey bir İsrailli subay ise “Bazı kişiler askerlere selam verip bölgeye giriyor; ne üzerleri ne de kamyonlar aranıyor, girişlerini kimin koordine ettiği bile kontrol edilmiyor” ifadelerini kullandı. Subay ayrıca, ordunun kendi bünyesinden bazı unsurların da bu kaçakçılık faaliyetlerine karıştığına dikkat çekti.