İran Fahrizade suikastinin ardından ‘tuzağa’ düşmekten kaçınıyor

Güvenlik Konseyi’nden müdahale etmesini istedi… Trump’ın dönemi bitmeden ABD tarafından bir saldırı düzenlenmesine ilişkin endişeler

İran Fahrizade suikastinin ardından ‘tuzağa’ düşmekten kaçınıyor
TT

İran Fahrizade suikastinin ardından ‘tuzağa’ düşmekten kaçınıyor

İran Fahrizade suikastinin ardından ‘tuzağa’ düşmekten kaçınıyor

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani dün yaptığı açıklamada önde gelen nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin suikastinden İsrail’i sorumlu tutarak Joe Biden’ın ABD başkanlığını devralmasına haftalar kala bölgede “karışıklık” çıkarmaya çalışmakla suçladı ve ülkesinin bu “tuzağa” düşmeyeceğini söyledi. Aynı zamanda Ruhani “zamanı gelince” bir karşılık verileceğini vurgularken İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney de “intikam” alınması ve suikastten sorumlu olanların “cezalandırılması” gerektiği söyleyerek Fahrizade’nin faaliyetlerinin devam edeceğini söyledi.
İran Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne bir mesaj göndererek olaya müdahale etmesi ve şiddetle kınaması çağrısında bulundu ve ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık süresi bitmeden önce bir ABD-İsrail saldırısı olabileceğine dair endişelerini dile getirdi. Aynı şekilde İran karşılık verme ve kendini savunma hakkını saklı tuttuğunun da altını çizdi.
Ruhani televizyonda yaptığı açıklamada “İran halkı, Siyonistlerin kurduğu komplo tuzağına düşmeyecek kadar zeki. Onlar (Siyonistler) kaos yaratmaya çalışıyor ancak oyunlarını bozduğumuzu ve kötü niyetli hedeflerine ulaşmada başarılı olamayacaklarını idrak etmeleri gerekiyor” ifadelerini kullanarak İran’ın “düşmanı” olarak gördüğü kişilere uyarıda bulunarak ülkesinin ve yetkililerinin “bu canice eylemi cevapsız bırakmayacak kadar cesur olduğunu ve zamanı gelince bu suça karşılık vereceklerini” vurguladı.
İki gün önce (cuma günü) suikasta uğrayan Fahrizade Tahran yakınlarında pusuya düşürüldü ve arabası kurşun yağmuruna tutuldu. Hastaneye kaldırılan Fahrizade tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Fahrizade alanının en önde gelen İranlı bilim adamlarından biri olarak kabul ediliyordu ve Savunma Bakanlığı Araştırma ve Geliştirme Teşkilatı Başkanı olarak görev yapıyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı, “İran’ın nükleer programının geliştirilmesine katkıda bulunan faaliyetleri ve operasyonları” nedeniyle 2008 yılında Fahrizade’nin ismini yaptırım listesine almıştı. İsrail ise daha önceden Başbakan Binyamin Netanyahu aracılığı ile Fahrizade’yi İran’ın varlığını inkar ettiği “askeri” nükleer programın arkasında olmakla suçlamıştı.
Hamaney, İki konunun gündeme alınması gerektiğini vurguladı
Hamaney, web sitesinde yayınlanan bir açıklamada Fahrizade’ye övgülerde bulunarak “Tüm yetkililerden iki konuyu ciddi bir şekilde gündemlerine almalarını istiyorum. İlki bu suçun araştırılması ve suçu işleyenler ile azmettiricilerin kesin olarak cezalandırılması, ikincisi ise şehidin üzerinde çalıştığı bütün alanlardaki bilimsel ve teknik çalışmaların sürdürülmesi” ifadelerini kullandı. İran’ın BM Daimi Temsilcisi Mecit Taht Revançi, BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi Kasım Ayı Dönem Başkanı Saint Vincent ve Grenadinler’in BM Daimi Temsilcisi Inga Rhonda King’e iki ayrı nüsha halinde bir mektup gönderdi. Revançi söz konusu mektupta suikastı “bir terör saldırısı” olarak tanımlarken BM Genel Sekreteri’ni ve BM Güvenlik Konseyi’ni bu insanlık dışı terör eylemini kınamaya ve faillerine karşı gerekli tedbirleri almaya çağırdı.
Revançi “Geçtiğimiz on yıl boyunca, İran’ın önde gelen bilim adamlarının çoğu terör saldırılarında hedef alınarak öldürüldü. Kesin kanıtlarımız bu suikastların arkasında bazı yabancı tarafların olduğunu net bir şekilde gösteriyor” dedi.
Revançi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehit Fahrizade’ye korkakça düzenlenen suikast, bundan İsrail’in sorumlu olduğuna dair elimizde ciddi delillerin olmasıyla birlikte, bölgemizde kaos çıkarmak ve İran’ın bilimsel ve teknolojik gelişimini baltalamak için yapılmış başka bir umutsuz girişim. Geçtiğimiz 40 yıl boyunca hiçbir baskı ve terör saldırısı, sosyal ve ekonomik kalkınmamız için gereken bilim ve teknolojiye ulaşmamızı engelleyemedi.”
Aynı zamanda Revançi “ABD ve İsrail’in, özellikle şu an iktidarda bulunan ABD yönetiminin geri kalan günlerinde İran’a karşı yapacağı pervasızca bir harekete” karşı uyarıda bulunarak “İran, halkını müdafaa etmek ve çıkarlarını güvence altına almak için gerekli olan tüm tedbirleri alma hakkını saklı tutuyor” dedi.
Diğer taraftan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “itidalli” davranma ve Orta Doğu’da “gerginliğin tırmanmasına” sebep olacak herhangi bir eylemden kaçınma çağrısında bulundu.
BM Sözcüsü Ferhan Hak, Genel Sekreter’in “itidal” çağrısında bulunduğunu söyleyerek Fahrizade’ye yapılan suikastın ardından “bölgede gerginliği tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması gerektiğini” vurguladı.
Beyaz Saray, ABD Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) olay hakkında hemen bir yorum yapmaktan kaçınırken ABD’li bir yetkili -iki istihbarat yetkilisi ile birlikte- bilim adamına yapılan saldırının arkasında İsrail’in olduğunu ve ABD’nin operasyondan önceden haberdar olup olmadığının bilinmediğini aktardı. Nitekim oldukça yakın olan iki müttefik ülke İran hakkında elde ettikleri istihbarat bilgilerini aralarında paylaşıyor.
Her halükarda, ABD’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleyman’a Irak’ta insansız hava araçları ile suikast düzelmesinin üstünden yalnızca 10 ay geçmişken Fahrizade’ye suikast düzenlenmesi seçilmiş başkan Joe Biden’ın, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı (KOEP) -2015 yılında İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı- yeniden hayata geçirme planlarını sekteye uğratabilir.
Trump, 12 Kasım’da Oval Ofis’te gerçekleştirilen bir toplantıda üst düzey yardımcılarına İran’ın Natanz’daki büyük nükleer tesisini vurma seçenekleri olup olmadığını sormuştu. Trump, Savunma Bakanı Mark Esper’i ve Savunma Bakanlığı’nda çalışan diğer üst düzey yetkilileri görevden aldığından beri, Savunma Bakanlığı ve diğer ulusal güvenlik yetkilileri, Başkan Trump’ın İran’a açıktan veya gizliden operasyonlar düzenlenmesi için emir vereceğinden endişelendiklerini dile getiriyor. Diğer yetkililer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Trump hala görevdeyken hareket etmesinden korktuklarını belirtti. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, “İran’ın kötü niyetli eylemlerine” karşı sürekli uyarıda bulunsalar da İran’a askeri bir harekat düzenleme fikrine karşı çıkıyorlar.
Üst düzey bir ABD’li yetkili, suikastın İran’ın bölgedeki, özellikle de Irak’taki ABD güçlerine karşı bir misilleme yapabileceğine dair endişelere yol açtığını vurguladı. Nitekim burada konuşlanan ABD güçleri, İran destekli grupların saldırısına uğramıştı. ABD Başkanı Trump bu ay nükleer programı bozmak üzere İran’a saldırma olasılığını gündeme taşıdığında ABD ordusu ve diğer üst düzey yetkililer, böyle bir hareketin bölgedeki ABD güçlerine karşı olası bir misilleme anlamına geleceğine dair uyarıda bulunarak bunu engellemek için baskı yaptılar. Bununla birlikte ABD merkezli haber sitesi Axios bu hafta İsrail hükümetinin, askerlerine Trump Beyaz Saray’dan ayrılmadan önce ABD tarafından İran’a yapılabilecek olası bir saldırıya karşı hazırlıklı olma talimatı verdiğini aktardı. Haber sitesine demeç veren iki İsrailli yetkili bunun herhangi bir istihbarat bilgisine dayanmadığını yalnızca “çok hassas bir dönem” olacağına yönelik beklentilerden kaynaklandığını söyleyerek Trump’ın hala ABD ordularının en yüksek rütbeli komutanı olduğunu belirtti. Ulusal İran-Amerikan Konseyi Kurucu Başkanı ve İran, İsrail ve ABD İlişkileri Uzmanı Trita Parsi Twitter hesabı üzerinden yaptığı bir dizi paylaşımında İsrail’in, Fahrizade suikastında “baş şüpheli” olduğunu çünkü bunu gerçekleştirecek tecrübeye ve sebebe sahip olduğunu belirtti ve “İran’da yapılan saldırıların şu anda İsrail için bazı dezavantajları var. Nitekim bu, İran’ı kızdırabilir ve ABD’nin de dahil olacağı daha geniş çaplı bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir ve bu da Netanyahu’nun uzun zamandır aradığı bir ABD-İran çatışmasına yol açabilir” dedi. Parsi suikastin, Biden yönetiminin İran ile diplomatik ilişkileri yeniden canlandırma girişimini muhtemelen baltalayacağını söyleyerek İran’ın suikasta bir karşılık vermesini beklediğini belirtti.
Eski CIA Direktörü John Brennan Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda, yapılan suikastın “pervasızca işlenmiş ağır bir suç” olduğuna işaret ederek “ölümcül bir misilleme ve yeni bir bölgesel çatışma turu riski taşıdığını” söyledi. Brennan İran’a çağrıda bulunarak “ABD liderliğinin sorumluluğa geri dönmesini bekleyerek herhangi bir karşılık vermemesini” talep etti. Pentagon’un Orta Doğu’dan Sorumlu eski Müsteşar Yardımcısı Michael Mulroy, Fahrizade’nin öldürülmesinin “İran’ın nükleer programı için bir gerileme” anlamına geldiğini söyleyerek İranlı bilim adamının “aynı zamanda DMO’da yüksek rütbeli bir subay olduğunu ve bunun da İran’ın şiddetli bir şekilde misilleme yapma isteğini artıracağını” kaydetti.
İran İşleri Uzmanı Ariane Tabatabai “İran’ın tüm nükleer programı tek bir kişinin omuzlarında değil. Kendisi önemli bir aktördü. Ancak rolünün en önemli kısımlarından biri, altyapıyı geliştirip programın devamlılığını sağlamak için başkalarını eğitmekti. Nükleer bir silah edinme yönünde rejimin içerisinde daha fazla hareketlilik görürsem şaşırmam” dedi.



Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
TT

Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016

Kemal Allam

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump ve “ABD'yi Yeniden Harika Yap” (MAGA) hareketinin yakın çevresinde İsrail'i çevreleyen yoğun tartışma hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Zira şu anda ABD, Trump yönetiminin İsrail'e verdiği sarsılmaz desteğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir tepkiye sahne oluyor.

Bu tartışma genellikle olduğu gibi Bernie Sanders destekçileri veya radikal sol tarafından değil, ABD'nin güneyindeki muhafazakar Hristiyan çevrelerin kalbi tarafından yönetiliyor. Bu hareketin büyük bir kısmına, tartışmasız Trump'ın yakın çevresindeki en önemli ve etkili isim olan Tucker Carlson öncülük ediyor.

Suriye'deki savaşın ve özellikle Suriyeli Hristiyanların içinde bulunduğu kötü durumun, Tucker'ın Fox News'deki tavrını değiştirmesine neden olduğunu söylemek abartı olmaz. Buna ilave olarak, Arap Hristiyanları tekrar gündeme getirmek ve Amerikan medyasında seslerini duyurmak için uzun bir yolculuk başladı. Amerikalı Hristiyan gruplar da Suriye'yi yavaş yavaş Hristiyanlığın kalbi olarak görür hale geldiler.

Doğu Hristiyanlığının kalbi Suriye

Suriye, 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemine kadar giden uzun bir süre boyunca, Amerikalı Hristiyanlar için her zaman özel bir yere sahip oldu. O zamanlar Suriye Antakyası olarak bilinen ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan Hatay’a yapılan hac yolculuklarında, Amerikalı hacılar Antakya ve Tarsus'tan Şam'a, ardından güneye doğru ilerleyerek Kudüs'te hac yolculuklarını tamamlarlardı.

Suriyeli rahipler Aramice ve Süryanice öğretiyor ve burada çeşitli Amerikan kolejleri kuruluyordu. Ünlü Amerikan Beyrut Üniversitesi bile 1863 yılında öncelikle Suriye Protestan Koleji adıyla açılmıştı. “Suriye” kelimesi ilk Hristiyanlarla yakından ilişkilendirilmiş ve hatta ders kitaplarında Kudüs, Güney Suriye'nin bir parçası olarak kabul edilmişti. Bu, elbette Filistin'in ve özellikle Kudüs'ün Büyük Suriye'nin bir parçası olarak kabul edildiği klasik Arapçadaki “Biladüş-Şam” terimiyle de örtüşüyor. Buna göre Hristiyanlığın beşiği Antakya'dan Şam'a ve Kudüs'e kadar uzanıyordu.

Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okumuş, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürerek, ABD'nin şimdi İsrail'de ne yaptığını ve Arap Hristiyanları neden görmezden geldiğini sormuştu

Suriye'deki savaşın, Irak'tan Filistin'e kadar Doğu Hristiyanlığına yönelik baskıyı tartışmasız bir şekilde ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, Amerikalılar bir kez daha Suriye'yi Doğu Hristiyanlığının kalbi olarak görmeye başladılar. Bu aynı zamanda Arap Hristiyanların önemine ilişkin algı ve anlatıda bir değişime yol açtı.

Suriye'deki savaş tüm Suriyelilerin hayatlarını derinden etkiledi. Ancak komşu Irak ve Lübnan'da olduğu gibi, Suriye'deki Hristiyanlar da inançları nedeniyle radikal grupların hedefi haline gelerek ağır bir yük taşıdılar. 2016 yılında, Suriye ve Ortadoğu'daki savaşta Hristiyanların öldürülmesi, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği ile Papa Francis arasında 1000 yıl aradan sonra ilk görüşmenin gerçekleşmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı bir röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)

Suriye, Carlson ve Amerikalıların dikkatini çekiyor

Bu yılın başlarında, muhafazakâr Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson, Washington'un İsrail'in Filistinli Hristiyanları öldürmesine ve onlara zulmetmesine verdiği desteği sorgulayarak, İsrail lobisini ve Hristiyan Siyonist ideolojinin savunucularını kızdırmıştı. Carlson, Beytüllahimli bir papaz olan Evanjelik Lüteriyen Kilisesi'nden Rahip Munther Isaac ile röportaj yaptı. Isaac, ABD'de kutsal topraklardaki Hristiyanlara yönelik muamele konusunda süregelen farkındalık eksikliğini gösteren bir kayıt sundu. O dönemde Fox News sunucusu olan Carlson, 2018'de ana akım Amerikan medyasında Suriyeli Hristiyanların geniş çapta öldürülmesiyle ilgili bir tartışma başlattı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD'nin Ortadoğu'daki Hristiyanları hedef alan örgütlere verdiği desteği sürekli sorguladı. Ardından Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okudu, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürdü. Cruz'a İncil'in temelleri hakkında sorular sordu. ABD'nin İsrail'deki mevcut eylemlerinin ve Arap Hristiyanlara karşı duyarsızlığının doğru yol olduğunun bu kitabın neresinde söylendiğini sordu.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi

Carlson, ABD'deki muhafazakârları harekete geçiren ve Suriyeli Hristiyanların önemini vurgulayan bir kampanyaya öncülük etti. Brad Hough ve Zachary Wingard, Suriyeli Hristiyanların çektiği acıları ve bunun Doğu Hristiyanlığı üzerindeki etkisini belgeleyen, bu konunun Amerikalı Hristiyanların dikkatini nasıl çekmeye başladığını ayrıntılarıyla anlatan “Çarmıha Gerilen Suriye” adlı ortak bir kitap yazdılar. Suriye'de görev yapmış bir ABD Deniz Piyadeleri gazisi olan Brad Hough, ABD genelinde bir tura çıkarak okullarda ve kiliselerde Arap Hristiyanlar ve Amerikan Hristiyanlığının Huckabee ve Cruz gibi Evanjeliklerin tek taraflı bakış açısından kurtulmasının önemi hakkında konuşmalar yaptı. Şimdi de eskiden “Madam Maga” olarak bilinen ABD’li Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin, İsrail'i destekleyen egemen Hristiyan akımdan koptuğunu görüyoruz. Önde gelen muhafazakâr bir talk-show sunucusu olan Megyn Kelly, Hristiyanların Arap Hristiyanlara olanları nasıl görmezden gelebildiğini sorguluyor.

Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)

Arap Hristiyanlar ön planda

Tucker Carlson'ın Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki Hristiyan din adamlarına bir platform sunma hareketine liderlik etmesiyle birlikte, diğer Arap Hristiyanlar da öne çıkmaya başladı. Hem Trump yönetimi içinde hem de Washington’daki siyasi çevrelerde, önde gelen Arap Hristiyanların siyasete liderlik etmesinde kademeli, ancak önemli bir değişim yaşandı. Trump'ın avukatı ve yakın arkadaşı Alina Habba, Keldani ve Irak kökenli. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve şu anki ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz'un eşi Julia Nesheiwat, Ürdünlü tanınmış bir Hristiyan aileden geliyor. Nesheiwat, Waltz'un eşi olmasının yanı sıra orduda, Beyaz Saray'da ve diğer resmi görevlerde de bulunmuş. Trump'ın kızı da Arap oylarını Trump'a çekmede aktif rol oynayan ve Amerikan siyasetine daha geniş bir Arap Hristiyan tabanı kazandırmaya yardımcı olan tanınmış bir Lübnanlı Hristiyan aileden birisiyle evli. Ayman Abdel Nour, Washington'daki önde gelen Hristiyan seslerden biri ve Capitol Hill'deki Suriye politikasında etkili bir isim. Mısır asıllı Hristiyan Dr. Marty Makary, şu anda Gıda ve İlaç Dairesi Komiseri ve Trump'ın baş tıbbi danışmanı.

Tüm bunların zirve noktası, Hollywood’ın Hz. İsa'yı her zaman sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir ederken, şu anda en popüler televizyon dizisi olan The Chosen’un kadrosunda, Hz. İsa'yı canlandıran Mısır-Suriye asıllı Arap-Amerikalı aktör Jonathan Roumi'nin de yer almasıdır.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Trump: Venezuela ve çevresindeki hava sahası tamamen kapatılacak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: Venezuela ve çevresindeki hava sahası tamamen kapatılacak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Venezuela ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağını duyurdu

Trump, Truth Social'da paylaştığı gönderide, "Tüm havayollarına, pilotlara, uyuşturucu kaçakçılarına ve insan kaçakçılarına: Venezuela üzerindeki ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağı konusunda uyarıda bulunun" ifadelerini kullandı.

New York Times'da dün yayınlanan bir habere göre, Trump geçen hafta Venezuelalı mevkidaşı Nicolás Maduro ile görüştü ve görüşmede Amerika Birleşik Devletleri'nde bir görüşme olasılığı ele alındı.

Geçtiğimiz hafta ABD, büyük havayollarını Venezuela üzerinde uçarken "kötüleşen güvenlik koşulları ve ülke içinde ve çevresinde artan askeri faaliyetler" nedeniyle "potansiyel olarak tehlikeli bir durum" konusunda uyardı.

Venezuela, ABD Federal Havacılık İdaresi'nin uyarısı üzerine ülkeye uçuşlarını askıya alan altı büyük uluslararası havayolunun işletme haklarını iptal etti.

Trump yönetimi, Karayipler'deki büyük askeri yığınağıyla, özellikle de dünyanın en büyük uçak gemisini bölgeye konuşlandırarak Venezuela üzerinde yoğun bir baskı uyguluyor.

Washington, amacın uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele olduğunu söylerken, Karakas nihai hedefin rejim değişikliği olduğunu savunuyor. Eylül ayından bu yana ABD güçleri, Karayipler ve Doğu Pasifik'te uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığından şüphelenilen 20'den fazla tekneyi imha etti ve bu saldırılarda 83'ten fazla kişi hayatını kaybetti.


Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.