İran Fahrizade suikastinin ardından ‘tuzağa’ düşmekten kaçınıyor

Güvenlik Konseyi’nden müdahale etmesini istedi… Trump’ın dönemi bitmeden ABD tarafından bir saldırı düzenlenmesine ilişkin endişeler

İran Fahrizade suikastinin ardından ‘tuzağa’ düşmekten kaçınıyor
TT

İran Fahrizade suikastinin ardından ‘tuzağa’ düşmekten kaçınıyor

İran Fahrizade suikastinin ardından ‘tuzağa’ düşmekten kaçınıyor

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani dün yaptığı açıklamada önde gelen nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin suikastinden İsrail’i sorumlu tutarak Joe Biden’ın ABD başkanlığını devralmasına haftalar kala bölgede “karışıklık” çıkarmaya çalışmakla suçladı ve ülkesinin bu “tuzağa” düşmeyeceğini söyledi. Aynı zamanda Ruhani “zamanı gelince” bir karşılık verileceğini vurgularken İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney de “intikam” alınması ve suikastten sorumlu olanların “cezalandırılması” gerektiği söyleyerek Fahrizade’nin faaliyetlerinin devam edeceğini söyledi.
İran Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne bir mesaj göndererek olaya müdahale etmesi ve şiddetle kınaması çağrısında bulundu ve ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık süresi bitmeden önce bir ABD-İsrail saldırısı olabileceğine dair endişelerini dile getirdi. Aynı şekilde İran karşılık verme ve kendini savunma hakkını saklı tuttuğunun da altını çizdi.
Ruhani televizyonda yaptığı açıklamada “İran halkı, Siyonistlerin kurduğu komplo tuzağına düşmeyecek kadar zeki. Onlar (Siyonistler) kaos yaratmaya çalışıyor ancak oyunlarını bozduğumuzu ve kötü niyetli hedeflerine ulaşmada başarılı olamayacaklarını idrak etmeleri gerekiyor” ifadelerini kullanarak İran’ın “düşmanı” olarak gördüğü kişilere uyarıda bulunarak ülkesinin ve yetkililerinin “bu canice eylemi cevapsız bırakmayacak kadar cesur olduğunu ve zamanı gelince bu suça karşılık vereceklerini” vurguladı.
İki gün önce (cuma günü) suikasta uğrayan Fahrizade Tahran yakınlarında pusuya düşürüldü ve arabası kurşun yağmuruna tutuldu. Hastaneye kaldırılan Fahrizade tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Fahrizade alanının en önde gelen İranlı bilim adamlarından biri olarak kabul ediliyordu ve Savunma Bakanlığı Araştırma ve Geliştirme Teşkilatı Başkanı olarak görev yapıyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı, “İran’ın nükleer programının geliştirilmesine katkıda bulunan faaliyetleri ve operasyonları” nedeniyle 2008 yılında Fahrizade’nin ismini yaptırım listesine almıştı. İsrail ise daha önceden Başbakan Binyamin Netanyahu aracılığı ile Fahrizade’yi İran’ın varlığını inkar ettiği “askeri” nükleer programın arkasında olmakla suçlamıştı.
Hamaney, İki konunun gündeme alınması gerektiğini vurguladı
Hamaney, web sitesinde yayınlanan bir açıklamada Fahrizade’ye övgülerde bulunarak “Tüm yetkililerden iki konuyu ciddi bir şekilde gündemlerine almalarını istiyorum. İlki bu suçun araştırılması ve suçu işleyenler ile azmettiricilerin kesin olarak cezalandırılması, ikincisi ise şehidin üzerinde çalıştığı bütün alanlardaki bilimsel ve teknik çalışmaların sürdürülmesi” ifadelerini kullandı. İran’ın BM Daimi Temsilcisi Mecit Taht Revançi, BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi Kasım Ayı Dönem Başkanı Saint Vincent ve Grenadinler’in BM Daimi Temsilcisi Inga Rhonda King’e iki ayrı nüsha halinde bir mektup gönderdi. Revançi söz konusu mektupta suikastı “bir terör saldırısı” olarak tanımlarken BM Genel Sekreteri’ni ve BM Güvenlik Konseyi’ni bu insanlık dışı terör eylemini kınamaya ve faillerine karşı gerekli tedbirleri almaya çağırdı.
Revançi “Geçtiğimiz on yıl boyunca, İran’ın önde gelen bilim adamlarının çoğu terör saldırılarında hedef alınarak öldürüldü. Kesin kanıtlarımız bu suikastların arkasında bazı yabancı tarafların olduğunu net bir şekilde gösteriyor” dedi.
Revançi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehit Fahrizade’ye korkakça düzenlenen suikast, bundan İsrail’in sorumlu olduğuna dair elimizde ciddi delillerin olmasıyla birlikte, bölgemizde kaos çıkarmak ve İran’ın bilimsel ve teknolojik gelişimini baltalamak için yapılmış başka bir umutsuz girişim. Geçtiğimiz 40 yıl boyunca hiçbir baskı ve terör saldırısı, sosyal ve ekonomik kalkınmamız için gereken bilim ve teknolojiye ulaşmamızı engelleyemedi.”
Aynı zamanda Revançi “ABD ve İsrail’in, özellikle şu an iktidarda bulunan ABD yönetiminin geri kalan günlerinde İran’a karşı yapacağı pervasızca bir harekete” karşı uyarıda bulunarak “İran, halkını müdafaa etmek ve çıkarlarını güvence altına almak için gerekli olan tüm tedbirleri alma hakkını saklı tutuyor” dedi.
Diğer taraftan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “itidalli” davranma ve Orta Doğu’da “gerginliğin tırmanmasına” sebep olacak herhangi bir eylemden kaçınma çağrısında bulundu.
BM Sözcüsü Ferhan Hak, Genel Sekreter’in “itidal” çağrısında bulunduğunu söyleyerek Fahrizade’ye yapılan suikastın ardından “bölgede gerginliği tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması gerektiğini” vurguladı.
Beyaz Saray, ABD Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) olay hakkında hemen bir yorum yapmaktan kaçınırken ABD’li bir yetkili -iki istihbarat yetkilisi ile birlikte- bilim adamına yapılan saldırının arkasında İsrail’in olduğunu ve ABD’nin operasyondan önceden haberdar olup olmadığının bilinmediğini aktardı. Nitekim oldukça yakın olan iki müttefik ülke İran hakkında elde ettikleri istihbarat bilgilerini aralarında paylaşıyor.
Her halükarda, ABD’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleyman’a Irak’ta insansız hava araçları ile suikast düzelmesinin üstünden yalnızca 10 ay geçmişken Fahrizade’ye suikast düzenlenmesi seçilmiş başkan Joe Biden’ın, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı (KOEP) -2015 yılında İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı- yeniden hayata geçirme planlarını sekteye uğratabilir.
Trump, 12 Kasım’da Oval Ofis’te gerçekleştirilen bir toplantıda üst düzey yardımcılarına İran’ın Natanz’daki büyük nükleer tesisini vurma seçenekleri olup olmadığını sormuştu. Trump, Savunma Bakanı Mark Esper’i ve Savunma Bakanlığı’nda çalışan diğer üst düzey yetkilileri görevden aldığından beri, Savunma Bakanlığı ve diğer ulusal güvenlik yetkilileri, Başkan Trump’ın İran’a açıktan veya gizliden operasyonlar düzenlenmesi için emir vereceğinden endişelendiklerini dile getiriyor. Diğer yetkililer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Trump hala görevdeyken hareket etmesinden korktuklarını belirtti. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, “İran’ın kötü niyetli eylemlerine” karşı sürekli uyarıda bulunsalar da İran’a askeri bir harekat düzenleme fikrine karşı çıkıyorlar.
Üst düzey bir ABD’li yetkili, suikastın İran’ın bölgedeki, özellikle de Irak’taki ABD güçlerine karşı bir misilleme yapabileceğine dair endişelere yol açtığını vurguladı. Nitekim burada konuşlanan ABD güçleri, İran destekli grupların saldırısına uğramıştı. ABD Başkanı Trump bu ay nükleer programı bozmak üzere İran’a saldırma olasılığını gündeme taşıdığında ABD ordusu ve diğer üst düzey yetkililer, böyle bir hareketin bölgedeki ABD güçlerine karşı olası bir misilleme anlamına geleceğine dair uyarıda bulunarak bunu engellemek için baskı yaptılar. Bununla birlikte ABD merkezli haber sitesi Axios bu hafta İsrail hükümetinin, askerlerine Trump Beyaz Saray’dan ayrılmadan önce ABD tarafından İran’a yapılabilecek olası bir saldırıya karşı hazırlıklı olma talimatı verdiğini aktardı. Haber sitesine demeç veren iki İsrailli yetkili bunun herhangi bir istihbarat bilgisine dayanmadığını yalnızca “çok hassas bir dönem” olacağına yönelik beklentilerden kaynaklandığını söyleyerek Trump’ın hala ABD ordularının en yüksek rütbeli komutanı olduğunu belirtti. Ulusal İran-Amerikan Konseyi Kurucu Başkanı ve İran, İsrail ve ABD İlişkileri Uzmanı Trita Parsi Twitter hesabı üzerinden yaptığı bir dizi paylaşımında İsrail’in, Fahrizade suikastında “baş şüpheli” olduğunu çünkü bunu gerçekleştirecek tecrübeye ve sebebe sahip olduğunu belirtti ve “İran’da yapılan saldırıların şu anda İsrail için bazı dezavantajları var. Nitekim bu, İran’ı kızdırabilir ve ABD’nin de dahil olacağı daha geniş çaplı bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir ve bu da Netanyahu’nun uzun zamandır aradığı bir ABD-İran çatışmasına yol açabilir” dedi. Parsi suikastin, Biden yönetiminin İran ile diplomatik ilişkileri yeniden canlandırma girişimini muhtemelen baltalayacağını söyleyerek İran’ın suikasta bir karşılık vermesini beklediğini belirtti.
Eski CIA Direktörü John Brennan Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda, yapılan suikastın “pervasızca işlenmiş ağır bir suç” olduğuna işaret ederek “ölümcül bir misilleme ve yeni bir bölgesel çatışma turu riski taşıdığını” söyledi. Brennan İran’a çağrıda bulunarak “ABD liderliğinin sorumluluğa geri dönmesini bekleyerek herhangi bir karşılık vermemesini” talep etti. Pentagon’un Orta Doğu’dan Sorumlu eski Müsteşar Yardımcısı Michael Mulroy, Fahrizade’nin öldürülmesinin “İran’ın nükleer programı için bir gerileme” anlamına geldiğini söyleyerek İranlı bilim adamının “aynı zamanda DMO’da yüksek rütbeli bir subay olduğunu ve bunun da İran’ın şiddetli bir şekilde misilleme yapma isteğini artıracağını” kaydetti.
İran İşleri Uzmanı Ariane Tabatabai “İran’ın tüm nükleer programı tek bir kişinin omuzlarında değil. Kendisi önemli bir aktördü. Ancak rolünün en önemli kısımlarından biri, altyapıyı geliştirip programın devamlılığını sağlamak için başkalarını eğitmekti. Nükleer bir silah edinme yönünde rejimin içerisinde daha fazla hareketlilik görürsem şaşırmam” dedi.



ABD’nin saldırıları İranlı protestoculara yardımcı mı olacak yoksa zarar mı verecek?

Kaliforniya eyaletinin Los Angeles şehrinde düzenlenen “Özgür İran” yürüyüşüne katılan göstericiler, 11 Ocak 2026 (AFP)
Kaliforniya eyaletinin Los Angeles şehrinde düzenlenen “Özgür İran” yürüyüşüne katılan göstericiler, 11 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD’nin saldırıları İranlı protestoculara yardımcı mı olacak yoksa zarar mı verecek?

Kaliforniya eyaletinin Los Angeles şehrinde düzenlenen “Özgür İran” yürüyüşüne katılan göstericiler, 11 Ocak 2026 (AFP)
Kaliforniya eyaletinin Los Angeles şehrinde düzenlenen “Özgür İran” yürüyüşüne katılan göstericiler, 11 Ocak 2026 (AFP)

Bilal Saab

ABD Başkanı Donald Trump, İran rejiminin İran'daki büyüyen protesto hareketine karşı ölümcül güç kullanmaya devam etmesi halinde bir kez askeri operasyon başlatmakla tehdit etti. Trump, kısa bir süre önce petrol şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle yaptığı toplantıda “İranlı liderlere şunu söylüyorum: Ateş etmeye başlamayın, çünkü biz de ateşle karşılık vereceğiz” dedi.

Soru şu: Trump tehdidini yerine getirmeye karar verirse, İran'daki özgürlük mücadelesine yardımcı mı olacak, yoksa zarar mı verecek?

Bu sorunun yanıtını vermek kolay değil, çünkü bu, saldırının niteliğine, Trump'ın bunu gerçekleştirme isteğine ve sonraki gün için plan yapma becerisine bağlı.

Trump’ın en yakın ulusal güvenlik danışmanları bile askeri güç kullanmanın akıllıca olup olmadığını tartışıyor. Bir ABD yetkilisinin, birçok kişinin bu aşamada büyük çaplı bir askeri operasyonun protestoları zayıflatabileceğine inandığını söylediği aktarıldı. Üst düzey ABD askeri liderleri de başkana, bu tür saldırıların hazırlanması için daha fazla zaman gerektiğini uyardı.

Buna karşın İran, herhangi bir ABD saldırısına İsrail, ABD askeri üsleri ve bölgedeki diğer hedefleri vurarak misilleme yapacağını söyledi.

ABD’nin İran’a yönelik Olası bir saldırısının yasallığına bakılmaksızın, en önemli soru şu: Bu akıllıca bir hareket olur mu? İranlı protestocuların rejimi devirme hedefine gerçekten hizmet eder mi? Dürüst olmak gerekirse bunun cevabını bilmiyoruz. Sonuçlar felaket de olabilir kurtuluş da.

Saldırı, rejimin bütünlüğünü güçlendirebileceği ve ülke genelinde geniş bir tabana sahip olan halk desteğini artırabileceği için protestoculara zarar verebilir. Özellikle saldırı sembolik veya tek seferlik olursa, “bayrak etrafında toplanma” fenomeninin görülmesi şaşırtıcı olmaz. Ayrıca protestocuların moralini bozabilir ve rejime, dış müdahale korkusu olmadan ülke içinde serbestçe hareket edebileceği mesajını verebilir.

Rejimin iç uyumunu koruyarak ve bölünmeleri önleyerek aynı anda iki düşmanla mücadele etmesi son derece zor olacak.

Ancak bu, daha acı verici veya yıkıcı bir Amerikan saldırısının otomatik olarak olumlu sonuçlara yol açacağı anlamına gelmez. Örneğin İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney öldürülürse, muhtemel halefi, protesto hareketinin içindeki örgütlenme ve liderlik eksikliği göz önüne alındığında, iktidarı ele geçirmek için daha iyi bir konumda olan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) liderliğindeki bir askeri rejim olacaktır.

Peki, Trump böyle bir senaryodan memnun olur mu? İstihbarat servisleri, Venezuela'da olduğu gibi, kaosu önlemek için rejimin bazı unsurlarını muhafaza etmesini tavsiye eder mi? Bu, protestocular için ağır bir yenilgi olur.

Ancak, saldırı sembolik ya da acı verici olsun, protestocuları cesaretlendirebilir ve rejimi karıştırabilir, böylece rejimi dikkatini ve kaynaklarını protestocuları bastırmaktan uzaklaştırıp dış tehditlere karşı koymaya yöneltebilir. Trump'ın sadece rejim içinde panik yaratmak için bir atış yapması gerekiyor. Hamaney ve adamları, saldırının tek seferlik mi yoksa daha geniş bir çaplı bir operasyonun başlangıcı mı olduğunu bilemeyecekler. Bu da bazı İranlı yetkililerin kendilerini korumak için sadakatlerini yeniden gözden geçirmelerine neden olabilir ve böylece içeriden çatlaklar ortaya çıkabilir.

ty6u7
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, İran'ın başkent Tahran'da düzenlenen bir toplantıda konuşma yaparken, 3 Ocak 2026 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran rejimi, iç uyumu koruyarak ve kaçakları önleyerek aynı anda iki düşmanla mücadele etmekte büyük zorluklarla karşı karşıya kalacak.

Saldırı, Besic güçlerinin unsurlarını ortadan kaldırarak ve ülke genelindeki güvenlik kapasitesini yok ederek rejimin baskı araçlarını azaltmayı başarırsa, protestocular eylemlerine devam edebilecek ve belki de hayatlarını daha az tehlikeye atacaklar. Ancak, saldırının ayaklanmanın gidişatına çok az etkisi olacağı, protestoculara ne zarar vereceği ne de destek olacağı da göz ardı edilemez.

Rejim ile protestocular arasındaki bu çatışmada, her il, her mahalle ve her sokaktaki dinamikler kadar belirleyici bir faktör yok.

Önümüzdeki günlerde ve haftalarda İran'da yaşananlar, Trump için dengeleri bir yönde veya diğer yönde değiştirebilir. Protesto hareketi yayılmaya devam ederse ve rejim içinde bölünmeler ortaya çıkarsa, Trump saldırıyı daha cazip bulabilir.

Trump’ın tehditleri ciddiye alınmalı, ancak İran bir Venezuela değil. İran, yaklaşık 90 milyonluk bir nüfusa ve hem içeride hem de dışarıda zarar verebilecek güçlü bir rejime sahip. Nicolas Maduro rejimini devirmek bir şey, Tahran'daki teokratik rejimi devirmek ise bambaşka bir şey. ‘Önce Amerika’ sloganıyla yürüttüğü dış politika anlayışını benimseyen Trump, İran ile açık bir savaş başlatmak istiyor mu? Ortaya çıkması muhtemel kaotik sonuçlarla başa çıkmaya hazır mı?

İran rejimi, herhangi bir Amerikan saldırısına yanıt vermeye hazır olduğu konusunda istediği retoriği tekrarlayabilir, ancak gerçek varoluşsal tehdidin içeriden geldiğinin çok iyi farkındadır. Bu, öngörülemez Trump veya her an tetiği çekmeye hazır olan İsrail ile çatışmaya girmek değil, İran'ın önceliği olmalı.

cdfvgthy
İran'ın Tahran kentinde protestocular yanan bir ateşin etrafında sloganlar atarken 9 Ocak 2026 (AP)

Trump şu anda seçeneklerini değerlendiriyor ve danışmanlarının çoğu, rejimin ülkedeki interneti kesmesinin ardından, siber operasyonlar, ekonomik yaptırımların sıkılaştırılması ve protestoculara Starlink gibi iletişim araçları sağlanması gibi askeri olmayan önlemler alınmasını tavsiye ediyor.

Trump'ın en önemli dikkate aldığı husus kişisel görünüyor: Saldırı, başarılı olsun ya da olmasın, ABD içindeki ve dışındaki imajını nasıl etkileyecek?

Bu durum Trump'a özgü değil, çünkü her başkan, bir dış kriz bağlamında herhangi bir askeri eylemin iç ve dış siyasi yansımalarını değerlendirir.

Ancak Trump'ın ek bir nedeni var, çünkü kişisel boyut onun için her şeyin önüne geçiyor. Nobel Barış Ödülü'nü alamayan bir adam olarak, yetenekli bir barışçı ve başarılı bir uzlaştırıcı olarak görülmek istiyor. Trump, İran rejimine karşı çeşitli uyarılarda bulunarak kendini köşeye sıkıştırdı. Güvenilirliğini korumak için saldırmak zorunda.

Öte yandan İran rejimi şiddet kullanımını durdurmuş gibi görünmüyor. Hatta daha fazla protestocuyu öldürebilir. Önümüzdeki günlerde ve haftalarda İran'da sahada yaşananlar, Trump için dengeyi bir yönde veya diğer yönde değiştirebilir.

Protestolar, daha fazla bölgeye yayılmaya devam ederse ve rejim içinde bölünmeler ortaya çıkarsa, Trump bir saldırıyı daha cazip bulabilir.

Öte yandan, rejim inisiyatifi yeniden ele geçirir ve protestolar azalmaya başlarsa, en azından iç koşullar daha elverişli hale gelene kadar saldırıdan kaçınabilir.


Tahran, protestolara karşı gösteriler düzenliyor ve diplomatik mesajlar gönderiyor

İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
TT

Tahran, protestolara karşı gösteriler düzenliyor ve diplomatik mesajlar gönderiyor

İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)
İran'ın orta kesimindeki İsfahan'da öldürülen güvenlik güçlerinin cenaze törenine çok sayıda kişi katıldı. (Tesnim)

İran’da yetkililer, halk protestolarının başlamasının üzerinden 16 gün geçmesinin ardından dün destekçilerini meydan ve alanlarda topladı. Bu süreçte Tahran yönetimi, ABD ile iletişim kanallarının ‘açık’ olduğunu vurgulayan çok sayıda diplomatik mesaj gönderirken, ‘kargaşa çıkarıcılar’ olarak nitelendirdiği kişilere yönelik güvenlik ve yargı söylemini de sertleştirdi.

Muhalif platform ve ağlarda paylaşılan bilgilere göre, protestocu gruplar pazar gecesi Tahran ve diğer bazı kentlerde hareketliliğini sürdürdü. Resmi medya ise eylemlerin temposunda ‘düşüş’ yaşandığını öne sürerek, şiddet olaylarını ‘dış müdahaleler’ ve ‘silahlı unsurlar’ ile ilişkilendirdi.

28 Aralık’ta ekonomik şikâyetler ve fiyat artışları nedeniyle başlayan protestolar, zamanla iktidar kurumlarını hedef alan siyasi eylemlere dönüştü.

Bu çerçevede İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars Haber Ajansı, pazar akşamı Tahran’da, özellikle Nevab ve Saadat Abad bölgelerinde ‘protesto gösterileri’ düzenlendiğine dair görüntüler aktardı. Ajans ayrıca, Çeharmahal ve Bahtiyari eyaletinde toplanmalar yaşandığını, Horasan eyaletine bağlı Taybad kentinde de hareketlilik görüldüğünü bildirdi.

Fars Haber Ajansı bu hareketliliği ‘sınırlı’ olarak nitelendirirken, güvenlik güçlerinin protestocuları dağıtmak için harekete geçtiğini bildirdi. Ajans, Mazenderan, Horasan, Kirmanşah ve Elburz başta olmak üzere birçok eyalette güvenlik güçlerinin ‘yoğun şekilde konuşlandırıldığını’ aktardı. Buna karşılık İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), pazar akşamı Ahvaz’da protestoların sürdüğünü gösteren bir video aldıklarını açıkladı. Ajans, toplanmaları dağıtmak amacıyla ateş açıldığını, göz yaşartıcı gaz kullanıldığını ve gözaltılar yapıldığını duyurdu. Son günlerde Tahran ve Meşhed’in de aralarında bulunduğu çeşitli kentlerde kalabalık gösterilerin düzenlendiği belirtildi.

dfrt6y
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'da düzenlenen gösteride protestocular yolları kapattı. (AP)

Yaygın biçimde aktarılan son verilere göre, ABD merkezli HRANA’ya dayandırılan haberlerde, protestoların başlamasından bu yana 496’sı gösterici, 48’i güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 544 kişinin hayatını kaybettiği, 10 bin 600’den fazla kişinin de gözaltına alındığı bildirildi. Ajans, İranlı yetkililerin resmi rakam açıklamadığına dikkat çekti. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü (IHR) ise protestoların başından bu yana en az 648 göstericinin öldüğünü teyit ettiklerini, bazı tahminlere göre ölü sayısının 6 bini aşmış olabileceğini ifade etti. Örgüt, gerçek sayının daha yüksek olabileceği uyarısında bulunurken, diğer bazı kuruluş ve merkezler de yaralıların artması nedeniyle hastanelerin ‘dolup taştığını’ ve kan stoklarının azaldığını bildirdi.

Hastaneler dolu

New York merkezli İran İnsan Hakları Merkezi, yaralı göstericilerin akını nedeniyle hastanelerin ‘dolup taştığını’ ve kan stoklarının giderek azaldığını bildirdi. İran muhalefetinin öne çıkan isimlerinden, eski şahın oğlu Rıza Pehlevi ise silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerine ‘halkın yanında yer alma’ çağrısında bulundu.

Pazar günü yayımlanan bir videoda, Tahran’ın güneyindeki bir morgun dışında üst üste yığılmış onlarca ceset görüldü. İnsan hakları kuruluşları, görüntülerin İranlı yetkililerin protestolara yönelik müdahalesinde hayatını kaybedenlere ait olduğunu belirtirken, devlet televizyonu da videonun gerçekliğini doğruladı. Başkentin güneyindeki Kehrizek morgu olarak konumu tespit edilen görüntülerde, siyah ceset torbalarının yerde durduğu, yakınlarını aradığı tahmin edilen kişilerin ise çevrede toplandığı görüldü.

cdfgt
Tahran'ın merkezindeki bir sokakta, protestolar sırasında hasar gören bir itfaiye aracı sergileniyor. (Tesnim)

İnternet ve iletişim üzerindeki kısıtlamaların sürmesi nedeniyle, sahadaki görüntüler ve can kaybına ilişkin rakamların bağımsız biçimde doğrulanması sınırlı kaldı. Yetkililer ise olaylara ilişkin kendi anlatılarını öne çıkararak, güvenlik güçlerinden hayatını kaybedenler ile kamu tesislerindeki hasara odaklandı.

Yetkililer perşembe gününden bu yana interneti kesti. İnsan hakları örgütleri bu durumun bilgi akışını ve ihlallerin belgelenmesini zorlaştırdığı görüşünü dile getirdi. Resmî medya ise ülke içindeki çevrim içi faaliyetin bir bölümünü sürdürmek amacıyla bazı platform ve hizmetlere ‘ulusal internet’ ya da ‘iç ağ’ üzerinden erişim sağlandığını bildirdi.

Karşı gösteriler

Yetkililer, geniş katılımlı protesto hareketine, 1979’daki kuruluşundan bu yana en büyük sınavlarından birini veren İslam Cumhuriyeti’ne destek amacıyla karşı gösteriler düzenlenmesi çağrısıyla yanıt verdi. Yetkililer, tüm vatandaşları ‘şiddet ve vandalizm’ olarak nitelendirdikleri eylemleri kınamak üzere sokaklara çıkmaya davet etti. Devlet televizyonu, Tahran’da kalabalıkların İnkılap Meydanı’na doğru ilerlediğini gösteren görüntüler yayımlarken, birçok kentte düzenlenen benzer toplanmaları da ulusal yürüyüşler olarak sundu.

Görüntülerde, göstericilerin ‘Amerika’ya ölüm’ ve ‘İsrail’e ölüm’ sloganları attığı görülürken, resmî televizyonun yayınları geniş katılıma ve dalgalanan bayraklara odaklandı. Bu yayınlarla, devletin inisiyatifi yeniden ele aldığı mesajının verilmek istendiği değerlendirmesi yapıldı.

cdfgthy
İranlı bir adam, yetkililer tarafından dağıtılan ve İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Trump'ın düşeceği sözünü içeren bir posteri elinde tutuyor. (Tesnim)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre binlerce İranlı dün Tahran’ın merkezinde yetkililere destek amacıyla gösteri düzenledi. Yaklaşık 15 gündür rejim karşıtı halk protestolarının sürdüğü ülkede, devlet televizyonu söz konusu gösterinin, olaylar sırasında hayatını kaybeden güvenlik güçleri için de bir ‘yas’ niteliği taşıdığını bildirdi. Yayınlanan görüntülerde katılımcıların İran bayrakları taşıdığı, yetkililerin ‘kargaşa çıkarıcılar’ tarafından öldürüldüğünü söylediği güvenlik görevlileri için dualar edildiği görüldü.

İran devlet televizyonuna konuşan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, “Bugün İran halkının meydanlardaki varlığı, bu milletin ABD ve İsrail ile hesaplaşmaya kararlı olduğunu gösteriyor” dedi. Laricani, olası bir saldırının ‘ağır bir karşılıkla’ yanıtlanacağı uyarısında bulundu.

Bu çerçevede Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Tahran’da düzenlenen destek gösterisinde yaptığı konuşmada, ülkenin ‘dört cephede savaş’ yürüttüğünü söyledi. Kalibaf, ABD ve İsrail ile ‘ekonomik, psikolojik ve askerî savaş’ ile ‘teröre karşı savaş’ içinde olduklarını ifade etti. İran halkının rakiplerin hedeflerine ulaşmasına izin vermeyeceğini belirten Kalibaf, ülkeye yönelik bir saldırı olması halinde silahlı kuvvetlerin karşılık vereceğini söyledi. Kalibaf’ın açıklamalarında, protestoları dış güçlerle yürütülen ‘mücadele’ sürecine bağlayan sert bir söylem dikkat çekti.

defrt
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, yetkililer tarafından ‘ayaklanmalar’ olarak nitelendirilen olaylara karşı düzenlenen gösterilere katıldı. (İran hükümeti)

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf dün katıldığı bir mitingde, yeni bir saldırı düzenlemesi halinde ABD Başkanı Donald Trump’a ‘unutulmaz bir ders’ vereceklerini söyledi. Kalibaf, bir gün önce de Washington’u ‘yanlış hesap’ yapmakla uyarmış, İran’a yönelik bir saldırı durumunda ‘işgal altındaki toprakların (İsrail) yanı sıra tüm Amerikan üsleri ve gemilerinin’ meşru hedef olacağını dile getirmişti.

Aynı doğrultuda yargı kanadından da sert mesajlar geldi. İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkede yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden güvenlik görevlilerine atıfta bulunarak, ‘dökülen kanların intikamının alınması gerektiğini’ söyledi.

Devlet televizyonuna konuşan Ejei, bu ‘intikamın’ kararlı ve etkili biçimde, tüm imkânlar kullanılarak alınması gerektiğini vurguladı. Ejei, protestolarda ‘kilit rol oynadığını’ ileri sürdüğü kişilerin yargılanması ve cezalandırılması sürecinin hızlandırılması için başsavcıya talimat verdiğini açıkladı.

Ejei, yerel medyaya yansıyan açıklamalarında, yalnızca şiddet eylemlerine katılanlara değil, aynı zamanda kışkırtma yaptığını veya destekleyici roller üstlendiğini düşündüğü kişi ve gruplara karşı da, söylem ya da çağrılar yoluyla dahi olsa, ‘tavizsiz’ bir tutum izleneceği uyarısında bulundu.

Diplomatik inceleme

Aynı paralelde Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’da görev yapan yabancı büyükelçiler ve diplomatik misyon şefleriyle yaptığı toplantıda bir sunum yaparak, ‘durumun tamamen kontrol altına alındığını’ söyledi. Arakçi, herhangi bir kanıt ortaya koymadan, şiddet olaylarından ABD ile İsrail’i sorumlu tuttu.

sdefr
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, yabancı büyükelçilere ve diplomatlara protestoların arka planını açıkladı. (İran Dışişleri Bakanlığı)

Arakçi, İslam Cumhuriyeti’nin ‘savaş istemediğini, ancak savaşa tamamen hazır olduğunu’ belirterek, “Müzakerelere de hazırız; ancak bu müzakereler adil olmalı, eşit haklara ve karşılıklı saygıya dayanmalı” dedi. Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın protestolara ilişkin açıklamalarının ise İran’ın iç işlerine müdahale anlamına geldiğini savundu.

Protestoların başlangıçta ‘sakin ve meşru’ olduğunu, ancak daha sonra ‘şiddete dönüştüğünü’ ileri süren Arakçi, yetkililerin silah dağıtıldığına dair olduğunu söylediği belgeler ve fotoğraflara sahip olduklarını, gözaltına alınan bazı kişilerin itiraflarının da yayımlanacağını söyledi. Devlet kurumlarının kamuya ve özel mülklere yönelik saldırıları tespit ettiğini ifade eden Arakçi, camilerin ve ambulansların yakıldığını öne sürerek, “Hiçbir İranlı bir camiye saldırmaz” dedi.

Arakçi, iletişim konusuna da değinerek, internetin kesilmesinin ‘güvenliğin sağlanması’ amacıyla yapıldığını, ‘güvenlik istikrar kazandığında internet hizmetlerinin geri döneceğini’ söyledi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Arakçi bu konuda net bir takvim vermedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olarak, askerî seçeneklerin de yer aldığı bir dizi seçeneği değerlendirdiği, ABD’nin İranlı yetkililerle görüşebileceğini söylediği ve muhalefetle temas halinde olduğunu dile getirdiği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD ile ‘iletişim kanalının’ açık olduğunu, bunun ABD’nin özel temsilcisiyle temasın yanı sıra İsviçre aracılığıyla yürütülen diplomatik hatları da kapsadığını söyledi. Bekayi, mesajların ‘ihtiyaç duyuldukça’ karşılıklı olarak iletildiğini belirtti. Tahran’ın diplomasiden yana tutumunu sürdürdüğünü vurgulayan Bekayi, buna karşın Washington’dan ‘çelişkili mesajlar’ geldiğini savundu ve olası görüşmelerin ‘dayatmaya dayalı tek taraflı bir müzakere değil, karşılıklı çıkar ve hassasiyetlerin kabulü temelinde’ yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Bekayi, Tahran ile ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff arasında bir iletişim kanalının bulunduğunu da hatırlatarak, İran’da ABD’ye ait bir diplomatik temsilcilik olmadığını, Amerikan çıkarlarının İsviçre Büyükelçiliği tarafından temsil edildiğini kaydetti.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve Fransa büyükelçilerini, söz konusu ülkelerin ‘karışıklıkları desteklediği’ gerekçesiyle bakanlığa çağırdı. Tahran, bu ülkelerden gelen ‘her türlü siyasi ya da medya desteğinin’, İran’ın ‘kargaşa’ olarak nitelediği eylemlere yönelik olması halinde, ülkenin güvenliğine yönelik ‘açık bir müdahale’ anlamına geldiğini savundu.

İhtiyatlı davranma çağrısı

Uluslararası arenada, birçok ülke ve kurum, şiddetin durdurulması ve itidal çağrısında bulunurken, iletişim hatlarının yeniden açılması talep edildi. Avrupa Birliği (AB) ise protestoların sert şekilde bastırılmasına karşı ek yaptırım seçeneklerini gündeme getirdi.

AB, göstericilere karşı güç kullanımının ardından ‘yeni ve daha sert yaptırımlar önermeye hazır’ olduklarını bildirdi.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Hindistan ziyaretinde yaptığı açıklamada, göstericilere yönelik şiddeti ‘zayıflığın göstergesi’ olarak nitelendirerek, bunun ‘derhal durdurulması’ gerektiğini söyledi ve İran yönetimine ‘halkını tehdit etmek yerine koruma’ çağrısı yaptı. Almanya Dışişleri Bakanlığı da internet erişiminin engellenmesini reddettiklerini ve erişimin sağlanması gerektiğini vurguladı.

Çin ise İran hükümeti ve halkının ‘zorlukların üstesinden gelerek ulusal istikrarı korumasını’ umut ettiğini belirtti. Pekin, güç kullanımına veya tehdidine karşı olduğunu ve diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı çıktığını ifade etti.

Kanada, ‘cesur İran halkının yanında durduğunu’ belirterek, yetkililere baskıyı durdurma ve insan haklarına saygı gösterme çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise protestoculara yönelik şiddet ve ‘aşırı güç kullanımına’ dair raporlardan ‘şoke olduğunu’ söyledi. Guterres, yetkilileri ‘azami itidal göstermeye’ ve ‘gerekli olmayan ya da orantısız’ güç kullanımından kaçınmaya çağırdı. Ayrıca ifade özgürlüğü ile barışçıl toplanma haklarının korunması gerektiğini vurgulayan Guterres, ülkede bilgiye erişimin sağlanması için adımlar atılmasını, buna internet bağlantılarının yeniden açılmasının da dahil olduğunu talep etti.


Beyaz Saray: İran'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalar Amerika'ya gönderdiği gizli mesajlardan farklı

Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt, 12 Ocak 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray önünde basına açıklama yapıyor (AFP)
Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt, 12 Ocak 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray önünde basına açıklama yapıyor (AFP)
TT

Beyaz Saray: İran'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalar Amerika'ya gönderdiği gizli mesajlardan farklı

Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt, 12 Ocak 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray önünde basına açıklama yapıyor (AFP)
Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt, 12 Ocak 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray önünde basına açıklama yapıyor (AFP)

Beyaz Saray sözcüsü Karolyn Levitt dün yaptığı açıklamada, İran'ın kamuoyuna yaptığı açıklamaların, ABD'ye gizlice gönderdiği mesajlardan farklı olduğunu söyledi.

Fox News televizyonuna yaptığı açıklamada, “Başkan (Donald) Trump, İran'ın mesajlarını incelemekle ilgileniyor” dedi.

Leavitt, Beyaz Saray'ın İran'daki durumla başa çıkmak için “hava saldırıları” da dahil olmak üzere çeşitli seçeneklere sahip olduğunu söyledi.

Trump'ın, Starlink internet hizmetinin sahibi milyarder Elon Musk ile İran'da bu hizmetin sunulması konusunda görüştüğünü söyledi. İran, yaklaşık iki haftadır süren yaygın protestolar nedeniyle ülke genelinde internet hizmetlerini kesmişti.

Wall Street Journal cumartesi günü yetkililere atıfta bulunarak, ABD yönetiminin, İran'ın protestocuları öldürmesi halinde Başkan Trump'ın İran'a “sert” bir saldırı düzenleme tehdidini yerine getirmek için gerekirse İran'a nasıl saldırı düzenleneceğini müzakere ettiğini bildirdi.

Trump pazar günü gazetecilere yaptığı açıklamada, İran'ın Amerika Birleşik Devletleri ile temasa geçtiğini ve nükleer bir anlaşma konusunda müzakere etmeyi teklif ettiğini belirterek, "Bir görüşme ayarlanıyor, ancak mevcut olaylar nedeniyle harekete geçmek zorunda kalabiliriz" ifadelerini kullandı.