Sadık el-Mehdi'nin vefatının ardında Milli Ümmet Partisi’nde birlik çağrısı

"Birinci adamın koltuğu boşalana kadar ikinci adamın veya halefin koltuğu boş kalır. Bu kaçınılmaz bir durumdur.”

Sadık el-Mehdi'nin vefatının ardında Milli Ümmet Partisi’nde birlik çağrısı
TT

Sadık el-Mehdi'nin vefatının ardında Milli Ümmet Partisi’nde birlik çağrısı

Sadık el-Mehdi'nin vefatının ardında Milli Ümmet Partisi’nde birlik çağrısı

Sadık el-Mehdi'nin Devlet Başkanı olduğu dönemde (1986-1989) ABD Hartum Büyükelçisi olarak görev yapan “Norman Anderson” emekli olduktan sonra yazdığı bir kitapta şu ifadeleri kullandı: “Milli Ümmet Partisi'nin yetenekli yöneticileri var, ancak Sadık el-Mehdi'nin karizması bir sorun olarak kalmaya devam ediyor. El-Mehdi'nin karizması onları ancak istişare edilecek isimler olarak kalmaya mahkum ediyor. Birinci adamın koltuğu boşalana kadar ikinci adamın veya halefin koltuğu boş kalır. Bu kaçınılmaz bir durumdur.”
Sadık el-Mehdi'nin cenazesi iki gün önce Omdurman'da İmam Mehdi Kubbesi Kabristanı’na defnedildi. Mezhebi ve partiyi kuran isimlerin türbesinin bulunduğu yerde düzenlenen cenaze töreninde El-Mehdi ailesinin önde gelen üç ferdi konuşma yaptı. İlk olarak oğlu emekli Tümgeneral Abdurrahman es-Sadık ardından kızı Milli Ümmet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Meryem es-Sadık ve son olarak da oğlu Mühendis Sıddık es-Sadık el-Mehdi birer konuşma yaptılar. Bu isimlerin konuşmalarından anlaşıldığına göre Sadık el-Mehdi vefatından önce bir vasiyet bıraktı ve vasiyetinde Ensar Mezhebi’nin ve Milli Ümmet Partisi’nin liderliklerinin sorunsuz bir şekilde üstlenilmesini istedi. Konuşmacılar bunu açıkça belirtilmese de her birinin ilk kez "birlik" vurgusu yapması bu yönde tahminler yürütülmesine yol açtı. Üç ismin yaptığı konuşmanın ortak paydası Milli Ümmet Partisi’nde ve Ensar Mezhebi’nde birliğin sağlanması isteği oldu. Abdurrahman es-Sadık, babası Sadık el-Mehdi'nin ölümünden bir yıl önce kendisini partiyi birleştirmekle görevlendirdiğini söyledi.
Milli Ümmet Partisi'nin içerisinden aynı isimle beş ayrı parti çıkmıştır. Ensar Mezhebi ise Sadık el-Mehdi'nin evi ile amcası Ahmed el-Mehdi'nin evi arasında ikiye bölünmüş durumda.
Sadık el-Mehdi başkanlığındaki Ensar İşleri Teşkilatı Genel Sekreteri Abdulmahmud Abu, cuma günü yaptığı konuşmada, Ensar Mezhebi’nin başına geçecek isim konusundaki tartışmalara şu sözlerle değindi: “Veliaht yok, mezhebin başına geçecek isim mezhebin tüzüğüne göre belirlenir.” Mezhebin tüzüğüne göre başa geçecek isim, atama ile değil seçimle göreve gelir. "Çözüm ve Sözleşme Kurulu" toplanıp yeni liderin seçileceği kongrenin tarihini belirleyene kadar bu makamın boş kalacağı varsayılmaktadır. Kongre düzenlenene kadar geçici olarak mezhebin başına Abdulmahmud Abu geçecek.
Parti tüzüğünde Sadık el-Mehdi'nin vefatı halinde genel başkanlık görevini yürütecek ismin belirlenmesine yönelik herhangi bir madde yer almıyor. Sadık el-Mehdi, görevi sırasında kendine has yetkileri olmayan beş milletvekili atamakla yetindi. Bunlar; Milli Ümmet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve eski Savunma Bakanı emekli Tümgeneral Fadlallah Barmah Nasır, Korgeneral İsmail Sıddık, Milli Ümmet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Meryem es-Sadık, Dr. İbrahim el-Emin ve Batı Darfur eyalet valisi Muhammed Abdullah ed-Duma.
Durumun gerekliliği ve erken bir çatışmadan kaçınmak amacıyla Milli Ümmet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve eski Savunma Bakanı emekli Tümgeneral Fadlallah Barmah Nasır parti tüzüğü gereği kongre düzenlenene kadar liderlik görevini üstlenecek. Partinin başına geçecek yeni isim meselesi, Sadık el-Mehdi'nin ölümü ile meydana gelen üzüntü ve ilk sarsıntının yaşandığı günlerde beklemede kalıyor.
Partinin "dini" savunuculuk cephesini oluşturan Ensar Mezhebi, Sadık el-Mehdi'nin iki kez başkanlık görevini yürüttüğü altmışlı ve seksenli yıllarda olduğu gibi destekleyici bir kuluçka merkezi değil. Mezheb geleneksel liderlerini kendi gölgesi altında toplayan Gaziler Derneği'ne yakınlaştı. Gaziler Derneği karar alma veya yönlendirme noktalarında gerçek bir role sahip olmasa da “Mehdi çağrısına” bağlı mirasa sıkı sıkıya sarılır.
Ensar Mezhebi, Sadık el-Mehdi'nin evi ve amcası Ahmed el-Mehdi'nin evi arasında ikiye bölünüp zayıflamasının yanı sıra yalnızca mezhepsel bir iz ve ruhani liderliğe saygı gösteren sembolik bir cephe haline geldi.
Sadık el-Mehdi'nin vefatı üzerine oğullarının birlik çağrısı gösteriyor ki ileri yaşına ve hastalığına rağmen Ahmed el-Mehdi'nin yeniden mezhebin imamı olarak seçilmesi en yakın değil en iyi seçenek olacak. Ahmed el-Mehdi güç dengesini etkilemeden iki ev arasındaki birliği sembolize edebilir.
Ancak böyle bir seçenek, mezhebin liderliği için aday listesinde yer alabilecek erkek evlatların isteklerini dikkatle algılayan Sadık el-Mehdi ailesinin onayı ve rızası ile kabul edilebilir. Aday listesinde yer alabilecek erkek evlatlar; Abdurrahman, Sıddık ve çoğu kişinin babası tarafından liderlik için seçildiğine inandığı küçük kardeş Muhammed Ahmed.
Ensar Mezhebi’nin birleşmesi ve “iki evin” toplanması durumunda; iki evin temsilcilerini ve mezhepte üst kademelerde görev alacak bazı mezhep mensubu toplum liderlerini bir araya getirecek bir konsey oluşturulacak.
Parti içerisindeki ve ailedeki kulislerde, geçiş döneminin bitmesinin ardından Tümgeneral Fadlallah Barmah Nasır’ın parti liderliğini devralma şansının neredeyse imkansız olduğu konuşuluyor. Korgeneral İsmail Sıddık’ın güçlü kişiliği ve Sudan'ın çeşitli eyaletlerindeki parti tabanı ile iletişimi hatta taban üzerindeki hakimiyeti dikkate alındığında Nasır’ın tabanla iletişiminin sınırlı düzeyde kaldığı gün yüzüne çıkıyor.
Rüzgâr, Sadık el-Mehdi'nin yerine kimin geçeceği sorusuna cevap aramadan önce Milli Ümmet partilerini birleştirme yönünde şiddetle esiyor. Aile fertleri arasındaki mevcut anlayışlar bu seçeneğe yönelirse Sadık el-Mehdi'nin halefini belirlemede yeni bir faktör önemli bir rol oynayacaktır. O da Eski Muhafızlar’dır.
Eski Muhafızlar; geçtiğimiz yıllarda Sadık el-Mehdi ile ya da partinin teşkilatları ve üsleriyle bağlantılarını koparmadan partiden uzaklaşan gruptur.  Eski Kordofan eyaletinin valisi Abdurrasul en-Nur da Sadık el-Mehdi ve parti ile bağlantılarını koparmadan partiden uzaklaşmıştı.
Milli Ümmet partilerini birleştirme senaryosu, Sadık el-Mehdi'nin vefatının hemen ardından partinin geleceği için endişelenen bazı gelenekçi liderlerin talepleriyle su yüzüne çıkmaya başladı. Ancak bu henüz parti kurumlarının kararı değil, ailevi bir karar. Milli Ümmet partilerini birleştirme senaryosu, bu partilerden birinin lideri olan Mübarek el-Fazıl'a, iki evi ve partiyi birleştirmesi en muhtemel kişi olması sebebiyle kendisini Milli Ümmet Partisi liderliğine yükseltecek bir basamak sunuyor. Tabii Fazıl’ın deneyimi, yetenekleri ve siyasi ilişkileri de bunda pay sahibi.
Ufukta, geçiş süreci hesaplamalarının kritik noktalarının çoğunun ardında gizli olan bir başka önemli faktör var. O da ülkenin hem sivil hem de askeri alandaki mevcut yönetimleri.
Bilgilendirilmiş kaynakların aktardığına göre, sivil alandaki mevcut yönetim, geçiş sürecinde Milli Ümmet Partisi’nin lider rolünü güçlendirmekle ilgileniyor. Bu yönetim, Sadık El-Mehdi'nin fikirlerini ifade ettiğine ve gelecek için rasyonel bir plan belirlediğine inanıyor. Ancak Sadık el-Mehdi'nın söyledikleriyle gerçekten yapabildikleri arasında her zaman mesafe olmuştur. Söz konusu yönetimler, parti liderliğindeki boşluğu kısa süre içerisinde etkili ve dinamik bir kişilikle doldurmanın geçiş döneminin istikrarı için en önemli faktörlerden biri olacağını düşünüyor.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.