İran'ın Fahrizade suikastına tepkisi, önemli bir bölgesel anı beklemeye mahkum

Fahrizade suikastı, yaklaşık bir yıl önce Kasım Süleymani'ye düzenlenen suikasttan daha karmaşık çağrışımlar barındırıyor

Muhsin Fahrizade (EPA)
Muhsin Fahrizade (EPA)
TT

İran'ın Fahrizade suikastına tepkisi, önemli bir bölgesel anı beklemeye mahkum

Muhsin Fahrizade (EPA)
Muhsin Fahrizade (EPA)

Hasan Fahs
İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DM) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı ve İran’ın bölgesel projesinin lideri General Kasım Süleymani’nin 3 Ocak 2020 tarihinde sabaha karşı Bağdat Uluslararası Havaalanı yakınlarında öldürülmesinin birinci yıldönümüne 36 gün kala, İran rejiminin güvenlik sistemine, çok önemli bir anda, yeni bir darbe daha indi. İran’ın ilk nükleer bilimcisi ve İran Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma Araştırma ve Geliştirme Teşkilatı’nın (SPND) başı Muhsin Fahrizade’ye Tahran yakınlarındaki Demavend şehrinin Abserd ilçesinde (bazı İranlı güvenlik hesaplarına göre saldırı intihar bombacısı tarafından gerçekleştirildi)  suikast düzenlendi. Fahrizade’nin aracına önce bombalı saldırı düzenlendi, ardından 5-6 kişilik silahlı bir çatışma meydana geldi. Fahrizade, içerisinde bulunduğu aracın yanlarından ateş edilerek hedef alındı.
Güvenlik zafiyeti
Fakat bu suikast, Süleymani'nin Irak topraklarında, yani İran dışında öldürüldüğü suikastı gerçekleştiren ve üstlenen tarafla, yani suikastın sorumluluğunu üstlenmekten çekinmeyen ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle güvenlik, askeri ve siyasi çatışmaya sahne olan bölgede yarattığı etkiden daha karmaşık çağrışımlar barındırıyor.
Fahrizade suikastı hiç şüphesiz, İran Atom Enerjisi Kurumu'nun nükleer tesislerini ve çalışanlarını korumakla görevli güvenlik birimi olan İstihbarat Bakanlığı İç Güvenlik Direktörlüğü nezdinde hükümet ile devrimi ve devrim liderlerini korumakla görevli DMO’nun güvenlik zafiyetini ortaya koydu. Aynı zamanda İran’ın nükleer programı için büyük önem arz eden Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisine 2 Temmuz 2020’de düzenlenen sabotaj olayından ve özellikle İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ve tesisi korumakla görevli güvenlik biriminin olayda ihmal olduğunu açıkça kabul etmesinden sonra alınan önemlerin faydasız olduğunu da gösterdi.
Öte yandan bu suikasta bir takım gelişmeler eşlik etti. Bunlardan biri, İran’da İsrail adına casusluk yaptığı suçlamasıyla 10 yıl hapse mahkum edilen ve 800 gün boyunca hapiste tutulan Avustralya-İngiltere çifte vatandaşlığı bulunan akademisyen Kylie Moore-Gilbert’in, yurtdışında gözaltında olan 3 İranlı karşılığında serbest bırakılmasıydı. Takas edilen İranlılar ise İsrailli diplomatlara suikast girişiminde bulunmakla suçlanan Said Muradi, Muhammed Hazai ve Mesud Sadakatzade’ydi. Muradi’nin söz konusu saldırıda iki bacağını kaybettiği biliniyor.
Bununla birlikte ABD’nin nükleer anlaşmaya geri dönme yaklaşımına eşlik edecek zorlukların yanı sıra bu gelişmeyle nasıl başa çıkılacağı ve ABD'nin taleplerinin büyüklüğü ile ilgili içeride yaşanan tartışmalara, bir taraftan fırsattan yaralanılması çağrısı, diğer taraftan ise Tahran ve rejimin, önceki anlaşmayı değiştirmekten ziyade füze programında ve bölgesel nüfuzunda bir dizi taviz vermek zorunda kalacağına dair korkusunu dile getirmekten çekinmeyişi eşlik ediyor. Zira İran’ın füze programı ve bölgesel nüfuzu, ABD Başkanı seçilen Joe Biden liderliğindeki yeni Beyaz Saray ekibinin dile getirmekten çekinmediği konular olarak biliniyor.
İran rejimi, haftalardır tüm siyasi, güvenlik ve askeri kurumlarıyla birlikte, Başkan Trump’ın geçiş döneminde İran’daki bazı hayati tesislerini hedef alan bir askeri operasyon düzenleme niyetinde olduğuna dair ABD basınında yer alan haberlerin ardından alarm durumuna geçti. Buna karşın ABD’li komutanlar, bölgede İranlıları veya İran’ın müttefiki olan isimleri hedef alan güvenlik çalışmalarının yoğunluğundaki düşüşe rağmen, Amerikalılara veya İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yönelik herhangi bir saldırıya ‘sert’ bir karşılık vermeye hazır olduklarını teyit etme fırsatını kaçırmadılar.
İran, son suikastın ardından Netanyahu’nun Mossad’ın İran'dan çaldığı nükleer arşivi ortaya çıkardığı ve Fahrizade’nin adının, İran askeri nükleer projesinin başı ve buradaki en tehlikeli şahsiyet olarak açıkladığı 2018'de düzenlenen basın toplantısını hatırlatarak, doğrudan İsrail tarafını ve Netanyahu'yu suçladı. Ancak Fahrizade suikastı rejim için her ne kadar bir ‘felaket’ olsa da en ağır darbe Süleymani suikastıydı. Veriler, Savunma Bakanlığı'na yakın makamların, intikam ve misilleme çemberinde olacak uluslararası ve bölgesel hedeflerin belirleneceğine dair göstergelere sahip olmalarına rağmen Tahran'ın, misillemeye başvurmayabileceğine veya doğrudan hedefleri etkileyen hızlı bir operasyon gerçekleştirebileceğine işaret ediyor.
İran misillemesiyle ilgili veriler
İran'ın hemen karşılık vermemesi ve misilleme girişiminde bulunmaması ihtimali, ABD yönetimindeki değişim çerçevesinde bölgenin içinden geçtiği hassas süreç ve bu sefer doğrudan yapılabilecek olan nükleer anlaşma ve İran-ABD müzakereleri olasılığıyla ilgili üst düzey açıklamalarla daha da pekişiyor. Tahran ayrıca, Netanyahu’nun Trump’tan yeşil ışık aldıktan sonra suikasta başvurmasının nedeninin bir sonraki aşamada beklenen siyasi ilerlemeyi baltalamak olduğuna inanıyor. Zira İran ile ABD arasındaki herhangi bir diyalog veya müzakere, İran’ın mevcut nükleer anlaşmadaki değişiklikleri kabul etmesine ve Washington ile füze programının yanı sıra bölgesel rolü ve nüfuzu konusunda bir anlaşmanın temellerini atmasına yol açsa bile bu, Netanyahu’nun çıkarına olmayacaktır. Çünkü böyle bir durum Tel Aviv’in Tahran’ı -bu kez Washington ile yapılan uzlaşılarla- yasal ve siyasi boşluk olmadan bölgesel müttefiklik çemberine almak zorunda bırakacaktır. ABD’nin İran'la yapılacağı bir uzlaşı, jeopolitik güçlerinin ve onunla birlikte bölgedeki Avrupa Troyka'sının, Tel Aviv ile sınırlı olmayıp Türkiye ve Arap ülkelerini de kapsayabilecek diğer tarafların payı pahasına yeniden düzenlenmesine katkıda bulunacaktır.
Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, suikast ile ilgili açıklamasında, Avrupa Birliği  (AB) ülkelerini, Tel Aviv’e yönelik çifte standart politikasından vazgeçmeye, terörist devlet olarak ilan etmeye ve doğrudan kınamaya çağırdı. Zarif’in açıklaması, diğer İranlı liderlerin tehdit ve intikam içeren açıklamalarından farklıydı. Öyle ki bu suikastın, özellikle Biden yönetiminin önüne çıkarabilecek siyasi zorlukların boyutunu ve İran’ın nükleer anlaşmaya geri dönme niyetini yansıtıyordu.
Şarku’l Avsat Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, suikast, İsrail’in Tahran’a ajanlarının yurtiçinde veya dışında istedikleri hedeflere ulaşabildiği mesajını taşıyor olsa da, aynı zamanda yeni ABD Başkanı’na da İsrail'in ve müttefiklerinin çıkarlarını dikkate almadan İran'la anlaşmanın zor olduğuna dair daha büyük bir mesaj da veriyor. Yani Biden ve yönetiminin, Tahran'a yönelik her adımda söz konusu taraflarla mutabakat sağlaması gerekiyor. Çünkü İsrail, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC), kararlarını etkileyerek İran’ın dünya petrol piyasalarına dönüş yolunu kapatarak ve yeni ABD yönetimi tarafından kuşatılma ihtimalini hissetmeye başlayan Rusya’ya kur yaparak herhangi bir uzlaşının etkilerini engelleyebilir. Buna Kafkasya ve Orta Asya'ya ulaşmaya başlayan Türkiye’nin hırslarından duyduğu kaygı da ekleniyor.
Bu faktörler ve veriler, İran rejiminin, suikasta hemen yanıt vermeyeceğine, aksine Süleymani suikastını ele alışına benzer bir tutum sergileyeceğine inanmaya itiyor. Hatırlanacağı üzere İran, Süleymani suikastı sonrası ABD’nin Irak'taki askeri üssü Ayn el-Esed’i hedef alırken, uygun zamanda gelecek misilleme konuşmalarını sürdürmüştü.



Küba Amerika Birleşik Devletleri ile "diyaloğa hazır" ancak "baskı olmadan"

Küba'da yakıt krizi nedeniyle bir benzin istasyonunda araç kuyruğu oluştu (Reuters)
Küba'da yakıt krizi nedeniyle bir benzin istasyonunda araç kuyruğu oluştu (Reuters)
TT

Küba Amerika Birleşik Devletleri ile "diyaloğa hazır" ancak "baskı olmadan"

Küba'da yakıt krizi nedeniyle bir benzin istasyonunda araç kuyruğu oluştu (Reuters)
Küba'da yakıt krizi nedeniyle bir benzin istasyonunda araç kuyruğu oluştu (Reuters)

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile "diyaloğa hazır" olduğunu, ancak Washington'dan "baskı olmadan" görüşme yapılması gerektiğini belirtti. ABD, komünist adaya yönelik tehditlerini artırmıştı.

Ulusal televizyonda dün yayınlanan basın toplantısında Díaz-Canel, "Küba, ABD ile diyaloga hazır; görüşmek istediğimiz her konuda diyaloga hazırız. Şartlar neler? Baskı olmadan, ön koşulsuz" dedi. Görüşmelerin "eşit şartlarda, egemenliğimize, bağımsızlığımıza ve kendi kaderimizi tayin etme hakkımıza saygı gösterilerek" ve "iç işlerimize müdahale edilmeden" yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, son aylarda komünist yönetim altındaki Küba'yı defalarca tehdit ederek petrol tedarikini kesme tehdidinde bulundu ve adanın "çöküşün eşiğinde" olduğu konusunda uyardı. Küba, ekonomik bir krizle boğuşuyor. ABD ordusu sosyalist başkanı Nicolas Maduro'yu geçen ay devirene kadar, yıllardır Venezuela'dan gelen petrol tedarikine bağımlıydı.

ABD başkanı, o zamandan beri ülkesinin Venezuela'nın petrolünü kontrol ettiğini iddia ederek Küba'ya petrol tedarikini kesmek ve yardım etmeye çalışan herhangi bir ülkeye gümrük vergisi uygulamakla tehdit etti. Bu baskı taktikleri, Küba'yı karanlığa sürüklemekle tehdit ederken, elektrik santralleri yakıt kıtlığı nedeniyle üretim yapmakta zorlanıyor.

Ülkenin doğusunda yüz binlerce kişi, dün şebeke arızası nedeniyle saatlerce elektriksiz kaldı.

Diaz-Canel, ülkesinin "ciddi bir yakıt kıtlığı" durumuyla karşı karşıya kalırken, hâlâ isimsiz dostları olduğunu vurguladı. "Yaptığımız her şeyi kamuoyuna açıklayamayız, ancak Küba yalnız değil" ifadelerini kullandı.

Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum bu hafta, ülkesinin Küba'ya ham petrol sevkiyatının yeniden başlamasını sağlamak için mevcut tüm diplomatik kanalları kullandığını, ancak ABD'nin cezalandırıcı gümrük vergilerine maruz kalma riskini göze almayacağını ifade etti.

Diaz-Canel, Küba'nın karşı karşıya kaldığı baskıların, daha çevre dostu enerji kaynaklarına yönelme ve başkalarına olan bağımlılığını azaltma çabalarının önemini vurguladığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığı yakın zamanda yayınlanan resmi verilere dayanarak yaptığı analize göre, ada geçen yıl elektrik ihtiyacının sadece yarısını karşılayabiliyor. Havana bunu, gıda ve ilaç tedarikini de etkileyen katı ABD yaptırımlarına bağlıyor.

Ancak, ülke ekonomisinin kötü yönetimi ve COVID-19 pandemisinin ardından turizmin çökmesi, ada sakinlerinin çektiği acıları daha da artırdı. Trump, Küba yönetimiyle "bir anlaşma yapmak" istediğini defalarca dile getirdi, ancak bu anlaşmanın ne olacağını belirtmedi.


Washington ve Tahran, niyetlerini test etmek amacıyla görüşmeler yapacak

ABD Donanm personeli, USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış için savaş uçaklarını hazırlıyor (CENTCOM/X)
ABD Donanm personeli, USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış için savaş uçaklarını hazırlıyor (CENTCOM/X)
TT

Washington ve Tahran, niyetlerini test etmek amacıyla görüşmeler yapacak

ABD Donanm personeli, USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış için savaş uçaklarını hazırlıyor (CENTCOM/X)
ABD Donanm personeli, USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış için savaş uçaklarını hazırlıyor (CENTCOM/X)

Bölgede artan askeri teyakkuz ve yaklaşan savaş tehdidi ortamında, İran ve Amerikan yetkilileri bugün Umman'ın başkenti Maskat'ta niyetleri değerlendirmek amacıyla görüşmeler yapıyor.

Washington, Tahran'ın füze programını ve bölgesel rolünü görüşmelere dahil etmeyi amaçlarken, Tahran ise görüşmeleri nükleer meseleyle sınırlamakta ısrar ediyor. Tahran, zenginleştirme ve füze yeteneklerinin dokunulmaz kırmızı çizgiler olduğunu savunuyor.

ABD elçisi Steve Wittkoff, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'den önce Maskat'a geldi; bu sırada birçok bölgesel ülke, gerginliğin artmasını ve savaşı önlemek için temas ve çabalarını yoğunlaştırdı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran liderliğinin mali hamlelerinin Tahran'da "sonun" yaklaştığını gösterdiğini söylerken, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran ile müzakerelerin, ABD'nin Yüksek Lider Ali Hamaney ile doğrudan temasının olmaması nedeniyle karmaşıklaştığını ifade etti.

İran, Hürremşehr-4 füzelerinin konuşlandırıldığını duyururken, İran askeri sözcüsü ABD üslerine erişimin "kolay" olduğunu ve bunun da üslerin "zaafiyetini" artırdığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran Yüksek Lideri'nin danışmanı Ali Şemhani, üst düzey bir savunma komitesinin başına atandı.

İsrail'de Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Tahran'ın savaşa girmesi durumunda ordunun sürpriz saldırılara hazır olduğunu ifade etti.


Davos Forumu, başkanının Jeffrey Epstein ile olan ilişkisini araştırıyor

Davos Forumu Başkanı ve CEO'su Borge Brende, forumun arifesinde düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Davos Forumu Başkanı ve CEO'su Borge Brende, forumun arifesinde düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Davos Forumu, başkanının Jeffrey Epstein ile olan ilişkisini araştırıyor

Davos Forumu Başkanı ve CEO'su Borge Brende, forumun arifesinde düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Davos Forumu Başkanı ve CEO'su Borge Brende, forumun arifesinde düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Her yıl Davos zirvesini düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu, dün yaptığı açıklamada, genel başkanının hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein ile olan ilişkisini soruşturacağını duyurdu.

Eski Norveç Dışişleri Bakanı Borge Brende (60), 2017'den beri Dünya Ekonomik Forumu'nun başkanlığını yürütüyor. Forum, dünyanın en zengin ve etkili insanlarının İsviçre'nin Davos kentindeki yıllık buluşmasını düzenliyor.

Dünya Ekonomik Forumu, yaptığı açıklamada, "CEO'su Borge Brende'nin Jeffrey Epstein ile üç iş yemeğine katılması ve ardından e-posta ve kısa mesaj yoluyla yaptığı yazışmalarla ilgili son ortaya çıkan bilgileri açıklığa kavuşturmayı amaçladığını" belirtti.

Açıklamada ayrıca, bu durum ışığında, "yönetim kurulunun denetim ve risk komitesinden konuyu incelemesini istediği ve komitenin bağımsız bir inceleme başlatmaya karar verdiği" ifade edildi.

Forum, Brende'nin inceleme sürecine katılmadan görevine devam edeceğini belirtti.

Brende'nin adı, ABD Adalet Bakanlığı tarafından geçen hafta yayınlanan Epstein ile ilgili milyonlarca yeni belgede 60'tan fazla kez geçti.

Dosyalarda adının geçmesi, mutlaka herhangi bir suç işlediği anlamına gelmez.

Epstein, 2019'da hapishane hücresinde intihar etmeden önce cinsel istismar ve insan ticareti suçlamalarına muhataptı.

Brende yaptığı açıklamada, 2018'de New York'a yaptığı bir ziyaret sırasında eski Norveç Başbakan Yardımcısı Terje Rod-Larsen'den, diğer bazı liderlerin yanı sıra "kendisine Amerikalı bir yatırımcı olarak tanıtılan Jeffrey Epstein" ile birlikte bir akşam yemeğine katılma daveti aldığını söyledi.

"Ertesi yıl, diğer diplomatlar ve iş insanlarıyla birlikte Epstein'le benzer iki akşam yemeğine katıldım. Bu akşam yemekleri ve birkaç e-posta ve kısa mesaj, onunla olan etkileşimlerimin tamamını oluşturdu" ifadelerini kullandı.

"Epstein'in geçmişinden ve suç faaliyetlerinden tam olarak haberdar değildim," diye devam ederek sözlerine şöyle sürdürdü: "Eğer bilseydim, ilk akşam yemeği davetini ve daha sonraki tüm davetleri veya temasları reddederdim."