Yemen’de salgın hastalıklar, Husilerin yolsuzlukları ve ihmalleri sebebiyle artıyor

Yemen’de artan salgın hastalıkların başında kolera, difteri, çiçek hastalığı, çocuk felci ve dang geliyor.

Sana’da çocuk felcini önlemek için aşı kampanyası yürütülüyor. (Reuters)
Sana’da çocuk felcini önlemek için aşı kampanyası yürütülüyor. (Reuters)
TT

Yemen’de salgın hastalıklar, Husilerin yolsuzlukları ve ihmalleri sebebiyle artıyor

Sana’da çocuk felcini önlemek için aşı kampanyası yürütülüyor. (Reuters)
Sana’da çocuk felcini önlemek için aşı kampanyası yürütülüyor. (Reuters)

Aktivistler ve insan hakları örgütleri, Husilerin kontrol ettikleri bölgelerde birçok hastalığın ve salgının yeniden yayıldığı açıklamasında bulundular. Husilerin ihmallerinin ve yolsuzluklarının yüzlerce Yemenlinin ölümüne yol açtığını bildirdiler.
Uluslararası ve yerel kuruluşlar, Husilerin kontrolü altındaki Yemen vilayetlerinde son birkaç ay içinde dang humması, kolera, difteri, çiçek hastalığı, çocuk felci, Kovid-19, akut ishal gibi hastalıklar ve salgınlar nedeniyle yeni enfeksiyon vakaları ve ölümler meydana geldiğine yönelik raporlar aldıklarını duyurdular.
Dünya Sağlık Örgütü, 2020 yılının ilk 10 ayında Yemen’de yaşanan kolera salgınıyla bağlantılı olarak kuzey vilayetlerinde 291’i şüpheli olmak üzere 204 binden fazla vaka ve 53 ölüm kaydedildiğini bildirdi.
Örgüt, yakın zaman önce yayınladığı bir raporda vaka yönetimi, anket ve laboratuvar testleri yoluyla devam eden salgınla mücadele etmek ve sağlık yetkililerini desteklemek amacıyla koleraya karşı mücadelede öncülük etmeye devam ettiğini belirtti.
Raporda difteri salgınıyla ilgili olarak, 1 Ocak-25 Ekim 2020 tarihleri arasında aynı vilayetlerden toplam bin 147 muhtemel difteri vakası ve salgına bağlı 80 ölüm yer aldı. Raporda ayrıca aynı dönemde kuzey vilayetlerinden toplam 41 bin 465 dang humması olduğundan şüphelenilen vakanın rapor edildiği ve bu hastalıkla bağlantılı 77 ölümün kayıtlara geçtiği bildirildi.
Dünya Sağlık Örgütü yayınladığı raporda koleranın yemek veya mikroplu içme suyu yoluyla başlayan ve virüsten enfekte olanlar yoluyla insandan insana geçen bulaşıcı bir bağırsak hastalığı olması nedeniyle salgınla mücadelede Yemen’i desteklemeye devam edeceğini duyurdu.
Aynı bağlamda UNICEF Genel Müdürü Henrietta Fore, Yemenli çocuklar arasında yetersiz beslenme oranının ülkenin bazı bölgelerinde rekor seviyelere ulaştığı ve sadece bu yıl yetersiz beslenme oranında yüzde 10’luk bir artış kaydedildiği uyarısında bulundu. “Beş yaşın altındaki yaklaşık 325 bin çocuk şiddetli açlık ve yetersiz beslenmeden muzdarip. Hayatta kalmak için mücadele ediyorlar” dedi. Açıklamaya göre 5 milyondan fazla Yemenli çocuğun koleraya ve akut sulu ishale maruz kalma riski oldukça fazla.
Fore, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in “Yemen, dünyanın son zamanlarda tanık olduğu en kötü kıtlığa doğru adım adım ilerliyor” sözlerine atıfla söz konusu durumun, çocukların hayatlarına yönelik tehlikenin her zamankinden daha yüksek olduğu anlamına geldiğini vurguladı. BM yetkilisi “bununla ilgili uyarı işaretlerinin uzun zamandır açık bir biçimde göründüğünü, insani yardıma muhtaç 12 milyondan fazla çocuk olduğunu” kaydetti.
BM yetkilisi, kronik yoksulluğa, onlarca yıldır gerileyen kalkınmaya ve 5 yıldan daha uzun süredir devam eden savaşa dikkat çekerek, bu durumun çocukları ve ailelerini potansiyel olarak ölümcül şiddete ve hastalıklara açık hale getirdiğini belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Kovid-19 salgını, ülkedeki derin krizi her an gerçekleşebilecek insani bir felakete dönüştürdü. Yemen şiddete, acıya ve ıstırabın pençesine terk edilmiş bir ülke. Ekonomi can çekişiyor ve sağlık sistemi yıllar önce çöküşün eşiğine geldi. Sayısız okul, hastane, su kuyusu ve hayati öneme sahip diğer altyapı tesisleri savaşlar sırasında hasar gördü ya da yok edildi. Uluslararası insancıl hukuk açısından skandal ve şok edici bir ihmal var.”
Fore, örgütün son yıllarda Yemen’deki varlığını genişletmek, milyonlarca çocuğa insani yardım ulaştırılmasını hızlandırmak, acıların hafifletilmesine yardımcı olmak ve daha fazla can kurtarmak için faaliyetlerine devam ettiğinin altını çizdi. Açıklamasında ayrıca, çatışmaların taraflarını çocuklara zarar vermekten uzak durmaya, uluslararası insan hakları kapsamında kendilerinden talep edildiği şekilde yardımların ihtiyaç sahibi topluluklara herhangi bir engel konulmaksızın ulaştırılmasına izin vermeye çağırdı.
Darbeciler keyfi kampanyalar yürütmeye, kendi kontrolleri altındaki alanlarda faaliyet gösteren sağlık çalışanlarına yeni vergiler koymaya ve bu konuda kendi kanunlarını çıkarmaya devam ediyorlar. Husiler yaklaşık iki hafta önce Sana’nın 170 km güneyindeki İb’de sağlık çalışanlarına zorunlu vergiler getirdiler.
Sağlık çalışanlarının ifadelerine göre Husi liderlerin yolsuzlukları, Yemen’deki çocuk felci ve uyuz da dahil olmak üzere yıllardır ülkede görülmeyen bazı hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden oldu.
Uluslararası Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü, İb vilayetindeki bazı vatandaşlar ve mülteci kamplarında yaşayan insanlar arasında uyuz hastalığının yayıldığını bildirdi. Örgüt, sağlık ekiplerinin İb’de uyuz hastalığına yakalanmış yaklaşık bin 100 kişiyi tedavi ettiğini belirtti. Örgütün Twitter hesabında yayınlanan açıklamada “Kötü hijyen ve kalabalık yaşam koşulları nedeniyle, mülteci kamplarında yaşayan insanlar arasında uyuz hastalığı yayılmaya başladı” ifadelerine yer verildi. Ayrıca, dört farklı ekibin, ilaç, yeni kıyafet, yatak ve battaniye dağıtmak, ailelere gerekli sağlık bilgilerini anlatmak ve hijyen malzemeleri sağlamak için ev ev dolaştıkları kaydedildi.
İb’deki sağlık kaynakları, milislerin son zamanlarda vilayetteki devlet ve özel sağlık sektörü mensuplarından, “mesleği icra edebilmeleri” için kart basma bahanesiyle yüksek meblağlar aldıklarını aktardılar. Kaynaklar Sana’daki Husi Komisyonu’nun diploma sahiplerine 25 bin riyal, lisans mezunlarına 50 ila 60 bin riyal (yaklaşık 600 dolar) ödeme yapmayı dayattığı bilgisini verdiler.
İsminin açıklanmasını istemeyen İbli bir doktor, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada 25 yıldır sağlık sektöründe çalıştığını ve devlet tarafından verilmiş resmi ruhsatı olan özel bir kliniğe sahip olduğunu, ruhsat yenilemek için yıllık ücret ödediğini ancak grubun bunu tanımadığını ve Husi liderlerinin daha fazla vergi koyma isteği sebebiyle yeni yasalar çıkardığını ifade etti.
İsminin açıklanmasını istemeyen doktor, mezun olmalarının üzerinden 30 yıldan daha fazla zaman geçmiş olan bazı doktorların daha yüksek niteliklere sahip diplomalar ibraz etmelerine rağmen Husi milislerin kaybolan lise diplomalarını isteyerek “yıldırma” politikası takip ettiğini belirtti. Doktor, “tüm bunların amacının klinik sahiplerini baskı altında alarak ve klinikleri kapatmakla tehdit ederek şantaj yoluyla haraç almak olduğunu” vurguladı.



Fuad Hüseyin: Trump'ın özel temsilcisi Mark Savaya'nın yerine Irak dosyasını Tom Barrack devraldı

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
TT

Fuad Hüseyin: Trump'ın özel temsilcisi Mark Savaya'nın yerine Irak dosyasını Tom Barrack devraldı

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)

Irak Dışişleri Bakanı ve cumhurbaşkanı adayı Fuad Hüseyin, Mark Savaya'nın artık ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak özel temsilcisi olarak görev yapmadığını ve yerine Tom Barrack'ın "Irak dosyasını yönettiğini" belirtti.

Hüseyin, Kurdistan 24 televizyonuna bugün verdiği röportajda, ABD'nin Nuri el-Maliki'nin başbakan adaylığına ilişkin tutumunun yeni bir durum yarattığını ifade etti.

Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) cumhurbaşkanlığı adayı Hüseyin, "Koordinasyon çerçevesi hâlâ Nuri el-Maliki'nin aday gösterilmesinde ısrar ediyor, ancak Amerika'nın son tutumu yeni bir durum yarattı ve Washington'un el-Maliki hakkındaki görüşünün geçici mi yoksa kalıcı mı olduğu belirsiz" ifadesini kullandı.

Bu değişiklik, Washington'un Irak siyasetinde İran etkisini sınırlama çabaları nedeniyle Washington ve Bağdat arasında artan gerilimlerin ortasında gerçekleşti.

Savaya, Iraklı-Amerikalı Hristiyan bir iş adamı ve Trump tarafından üst düzey görevlere atanan birkaç Arap-Amerikalıdan biri. Trump, Detroit'te ve ülke genelinde Arap ve Müslüman oylarını kazanmak için 2024 başkanlık kampanyasını yoğunlaştırmıştı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir kaynak, Savaya'nın, eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin bir sonraki başbakanlık için aday gösterilmesini engelleyememesi de dahil olmak üzere, önemli durumları "yanlış yönettiğini" söyledi. Bu, Trump'ın Bağdat'ı açıkça uyardığı bir hamleydi.

Detroit'te bir kenevir işletmesi olan ve Trump ile yakın bağları bulunan Savaya'nın diplomatik deneyiminin olmaması göz önüne alındığında, elçi olarak seçilmesi sürpriz oldu. İki kaynak, atanmasından bu yana Irak'a resmi olarak seyahat etmediğini söyledi.

İki Iraklı yetkili, cuma günü Irak'ı ziyaret edip üst düzey yetkililerle görüşmeler yapmasının planlandığını ancak aniden bu görüşmeleri iptal ettiğini söyledi.

Bu olay, Trump'ın Irak'ı Maliki'yi başbakan olarak yeniden seçmesi halinde Washington'un petrol zengini ve ABD'nin yakın müttefiki olan bu ülkeye tüm desteğini keseceği konusunda uyarmasından günler sonra gerçekleşti.

ABD'nin görev süresi boyunca mezhep çatışmalarını körüklemek ve DEAŞ'ın yükselişine izin vermekle suçladığı Maliki, Irak'ın en büyük parlamento bloğu tarafından birkaç gün önce başbakanlığa aday gösterildi.


Haseke Valiliği için SDG'nin adayı kimdir?

Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
TT

Haseke Valiliği için SDG'nin adayı kimdir?

Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Haseke Valiliği için aday gösterdiği Nureddin Ahmed, Suriye hükümetinin adaylığına onay verdiğini açıkladı. Ahmed, bugün yaptığı medya açıklamasında, hükümet ile SDG arasında yarın yürürlüğe girmesi beklenen anlaşmanın başlamasından saatler önce, önümüzdeki iki gün içinde bir siyasi heyetle birlikte Şam’ı ziyaret edeceğini söyledi.

Şam’daki kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, adaylığa ilkesel düzeyde onay verildiğini ancak henüz resmi atama kararnamesinin çıkarılmadığını ve onayın resmen ilan edilmediğini ifade ettiler. Bu gelişmeler yaşanırken, dün Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Eş-Şara, görüşmede devletin Kürtlerin haklarına saygılı olduğunu vurgulayarak, tüm Suriyelilerin yasa önünde eşit ve eşit haklara sahip bulunduğunu belirtti.

Barzani ise Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan kapsamlı anlaşmaya desteğini dile getirerek, anlaşmanın Suriye’nin birlik ve istikrarını garanti edecek şekilde uygulanmasının önemini vurguladı. Taraflar, anlaşmanın hayata geçirilmesi ve Suriye ile bölgesel istikrarın sağlanması için ortak iş birliği ve koordinasyonun önemini kaydetti.

SDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin AhmedSDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin Ahmed (  Dolaşımda)

SDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin Ahmed, bilinen adıyla “Ebu Ömer Hanika”, North Press ajansına yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin adaylığını kabul ettiğini ve iki gün içinde siyasi bir heyetle birlikte Şam’a gideceğini doğruladı.

1969 yılında Kamışlı’da doğan Ahmed, 2014 yılından bu yana SDG Genel Komutanlık üyesi ve halkla ilişkiler sorumlusu olarak görev yapıyor. Şam Üniversitesi Makine ve Elektrik Mühendisliği Fakültesi’nden mezun olan Ahmed, 1993–2012 yılları arasında Haseke ve Kamışlı’daki Telekomünikasyon Müdürlüğü’nde mühendis olarak çalıştı. 2011’de Esed yönetimine karşı protestolara katılması nedeniyle görevinden uzaklaştırılan Ahmed, 2014 yılında DEAŞ’ın Kobani’ye düzenlediği saldırılarda oğlu Ömer’i kaybetti.

Kamışlı’daki Alaya Cezaevi’nin de bir süre müdürlüğünü yapan Ebu Ömer Hanika, geniş siyasi ve toplumsal ilişkileri ile biliniyor. Arap ve Kürt toplulukları arasındaki ortak dosyaların yönetilmesi ve gerilimin azaltılmasında önemli rol oynadı. Arap aşiretleri ve Kürt siyasi güçleriyle güçlü ilişkileri bulunana Ebu Ömer, PKK’ye yakınlığı ile tanınıyor.

Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşmanın yarın yürürlüğe girmesi bekleniyor. Anlaşma; ateşkes ilanını, kurumların entegrasyonunu, SDG’nin Haseke Valiliği, Savunma Bakan Yardımcılığı ve bazı üst düzey pozisyonlar için adaylar önermesini ve Halk Meclisi’ne milletvekili adayları göstermesini öngörüyor.

SDG Lideri Mazlum Abdi’nin Haseke Valiliği veya Savunma Bakan Yardımcılığı için aday gösterildiği, ancak herhangi bir resmi görevi kabul etmeyeceğini açıklayarak Kürtler için siyasi referans oluşturma çalışmalarını sürdüreceğini belirttiği ifade edildi.

Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığı için Simenad Afrini (Dolaşımda)Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığı için Simenad Afrini (Dolaşımda)

Sızan bilgilere göre, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Başkan Yardımcısı Bedran Ciya Kurd Savunma Bakan Yardımcılığına, Albay Simenad Afrini ise Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığına aday gösterildi. Perşembe günü yayımlanan kararla, Haseke İç Güvenlik Komutanlığına ilin yerlilerinden Tuğgeneral Mervan el-Ali atanmıştı.

SDG'den iki kadın savaşçı, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de Suriyeli Kürtlerin düzenlediği bir gösteride  zafer işareti yapıyor (AFP)SDG'den iki kadın savaşçı, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de Suriyeli Kürtlerin düzenlediği bir gösteride  zafer işareti yapıyor (AFP)

Öte yandan SDG, yarından itibaren Haseke’de sokağa çıkma yasağı ilan etti. El-Sevra el-Suriye gazetesi, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde, yasağın, anlaşma kapsamında kente girmesi beklenen Suriye güvenlik güçlerinin halk tarafından karşılanmasını engellemeyi amaçladığını ifade etti.

Anlaşma kapsamında Suriye İç Güvenlik güçleri Haseke ve Kamışlı kentlerine girecek. Bu süreçte özerk yönetim kurumları ile devlet kurumlarının entegrasyonu sağlanacak. Önümüzdeki günlerde Rumeylan ve Süveyde petrol sahalarının Enerji Bakanlığı’na devredilmesi, çalışanların entegrasyonu, Kamışlı Havalimanı’nın Sivil Havacılık Kurumu’na teslimi, Semalka Sınır Kapısı’ndaki geçişlerin yeniden başlaması ve özerk yönetim kurumlarının devlet yapısına dahil edilmesi planlanıyor.

Ayrıca Haseke’de 16 bin, Kobani’de ise 6 bin askerden oluşan bir askeri birlik kurulacak. Kürtlerin haklarını düzenleyen 13 No’lu Kararname uygulanacak, Kürtlerin medeni ve eğitim hakları güvence altına alınacak, yerinden edilmiş kişilerin bölgelerine dönüşü sağlanarak istikrar yeniden tesis edilecek.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, yarın sabah saat 06.00’dan itibaren, kamu güvenliği araçlarının kente girişleri tamamlanana kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyurdu. Kürt medyası, Mesud Barzani ile SDG Lideri Mazlum Abdi arasında da bir telefon görüşmesi yapıldığını, görüşmede anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son gelişmelerin ele alındığı ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesi konusunda mutabakata varıldığını bildirdi.

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ise anlaşma ve 13 No’lu Kararname’nin Kürt halkının ulusal haklarının tanınması için diyalog sürecinin önünü açtığını belirterek, tüm Suriyeli bileşenlerin gerçek ortaklık, adalet ve eşitlik temelinde haklarının güvence altına alınmasının ülkenin yüksek çıkarlarını ve kalıcı istikrarı sağlayacağını ifade etti.


BAE'nin çekilmesinin ardından Yemen'de neler oldu?

Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
TT

BAE'nin çekilmesinin ardından Yemen'de neler oldu?

Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)

Tevfik eş-Şenvah

Meşru hükümetin talebi üzerine Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Yemen'den çekilmesinin ardından, 10 yıl boyunca meşru hükümet güçlerine paralel bir silahlı kanat olan Güney Geçiş Konseyi aracılığıyla askeri üstünlüğünü koruyan güneyin kaderi hakkında sorular gündeme geldi.

Bu dönem hem askeri hem de sivil hükümet kurumlarıyla ve ayrıca kalkınma, insani yardım ve sosyal hizmetlerle sürekli bir çatışma ve çekişme olduğu için kolay değildi. Bu durum, derin bölünmelerle zaten zayıflamış ve bu bölünmelerin artık uluslararası toplum tarafından tanınmış, Suudi Arabistan’ın büyük desteği sayesinde iç güveni yeniden kazanan hükümetin yönetimindeki birleşik toprakların kalan kısmını da tehdit ettiği ülkede, BAE’nin ayrılmasının yaratacağı “boşluğun” sonuçları hakkındaki tartışmaları da tetiklemişti.

 Boşluğu doldurmaya yönelik kararlı bir duruş

2025’in Aralık ayının başından 2026’nın Ocak ayının başına kadar Hadramut ve el-Mehra'da yaşanan yoğun olaylarla geçen bir aylık süre, Yemen'deki siyasi, askeri ve hatta hizmetler sahnesini kökten değiştirmeye yetti.

Bu değişikliklerin sonucu olarak, BAE kuvvetleri tüm ekipman ve kaynaklarıyla geri çekildi ve arkasında önemli olaylar, misyonlar ve 10 yıllık hakimiyet, kontrol ve faaliyetin ardından merak uyandıran sorular bıraktı.

Güvenlik ve hizmetlerde yaşanacak boşluk konusunda uyarıda bulunanlar bile, güç dengesinin sahada hızla değişmesi, Suudi Arabistan’ın desteğiyle devletin sahadaki varlığının ciddi bir geri dönüş yaşamasıyla arka plana çekildi. Riyad'ın bu desteğine iyileştirilmiş hizmetler, güvenlik ve maaş ödemelerinin ötesine uzanan çeşitli düzeylerdeki kararlı duruş da eşlik etti. Bu değişiklikler, herkesin dilinde ve Yemenlilerin kendilerine ve ülkelerinin geleceğine olan güvenlerini yeniden kazanmalarıyla zirveye ulaştı.

Enformasyon Bakan Yardımcısı Feyyaz el-Numan, BAE'nin, Cumhurbaşkanı Reşad el-Alimi'nin egemenlik kararı doğrultusunda kurtarılan şehirlerden çekilmesinin ardından, “elektrik ve su gibi temel hizmetlerde kademeli bir iyileşme ve bazı hizmet sektörlerinde göreceli bir normale dönüşle birlikte, sahanın çehresinin açık ve belirgin bir şekilde değişmeye başladığını” söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre web sitesine verdiği röportajda Numan, “geçici başkent Aden ve diğer kurtarılan şehirlerdeki bu artan iyileşmenin bir tesadüf olmadığını, aksine ikilik, karar alma sürecindeki çok başlılık, Abu Dabi’nin politikalarının artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'ne dayattığı müdahalelerden arındırıldıktan sonra devlet kurumlarının normal işlevlerine geri dönme çabalarının bir sonucu olduğunu” ifade etti.

Gerçek, kurşunların susturamayacağı bir denklemdir

Sahadaki alternatif değişiklikler hükümete bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin ilerleyişiyle hızla ilerliyordu. Askeri ilerleyişi, Güney Geçiş Konseyi ve BAE ile bağlantılı engelleyici güçlerin sahne dışına itilmesiyle başlayan siyasi çabalar takip etti. Bu çabalar, Yemen'de önemli bir kamuoyu desteğine sahip etkili isimlerin, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi tarafından temsil edilen devlet hiyerarşisinin en tepesine yerleştirilmesini ve Şayi Zindani’nin başbakan olarak atanmasını da içeriyordu. Güney Geçiş Konseyi unsurları ise hızla değişen gerçekliğe ayak uydurmaya çalışarak Riyad'a akın ettiler.

Bu akın, Ayderus ez-Zübeydi kampından ayrılma ya da inat ve bölgesel kibirden vazgeçme işareti değil. Aksine, değişen koşulları okuduklarının ve paralel oluşumlar ve projeler sayfasının kapanmasından sonra yeni bir pozisyon belirlediklerinin bir işareti.

Gazeteci ve toplum aktivisti Veddah el-Ahmedi, “Su ve elektrik gibi hizmetlerdeki iyileşme ve maaş ödemelerindeki düzenlilik, Aden'in yıllardır tanık olmadığı kadar açık ve hızlıydı” dedi.

Bu değişiklikler insanlara “devletin geri dönüşü, kanun ve devlet kurumlarının yönetmeliklerinin uygulanması, işlerin kayırmacılık ve bölgeselcilik yerine yeniden liyakate dayanarak yürütülmesi konusunda bir umut ışığı” verdi.

Ahmedi'ye göre, insanların en çok umduğu şey belki de “iki farklı dış kararın varlığı sebebiyle görevlerdeki ikiliğin ortadan kaldırılmasıdır.”

İyileşmenin pekiştirilmesi ve çatışma döngülerinin sona erdirilmesi için “geçmiş yıllarda Aden'de kök salmış olan ve bu şehre tamamen yabancı olan bölgeselcilik yerine, tüm güney şehirlerin sakinlerinin bir sonraki aşamanın yönetimine dahil edilmesinin” çok önemli olduğunu düşünüyor.

Krallığın çabalarının bir parçası olarak, meşru hükümetin kontrolündeki bölgelerde uzun süredir yaşanan kalkınma ve hizmet boşluğu giderildi. Devlete silah doğrultan “Güney Geçiş Konseyi” güçleri de dahil olmak üzere yaklaşık 40 bin askere, Adalet Bakanlığı çalışanlarına ve diğer bazı sivil sektör çalışanlarına maaş ödemeleri yapıldı.

Ekonomik ve mali durumu iyileştirmek için Yemen Merkez Bankası'na 300 milyon dolarlık bir mevduat şeklinde yeni bir finansman paketi sunuldu. Toplam 1,2 milyar dolarlık paketin bir parçası olarak, ülkedeki gıda güvenliğini güçlendirmek ve bütçe açığını kapatmak için de ilave 200 milyon dolar tahsis edildi. Bu fon ayrıca maaş, ücret ve işletme giderleri ödemelerini destekleyecek, hükümete ekonomik reform programını uygulamada yardımcı olacak ve elektrik, sağlık, ulaşım ve diğer sektörlerdeki projeleri finanse edecektir.

Bu destek, geçici başkent Aden ile sınırlı kalmayıp, Hadramut, Mehra, Sokotra, Marib, Şebve, Abyan, ed-Dali, Lahc ve Taiz şehirlerindeki çeşitli projelerin geliştirilmesini de içeriyor.

Geçtiğimiz yılın sonlarında, Krallık, Yemen hükümetinin bütçesini güçlendirmek ve Yemen Merkez Bankası'nı desteklemek için 500 milyon dolarlık ek ekonomik destek sundu.

Acil planlar

Aden'den askeri birliklerin çekilmesini ve güvenlik koşullarının, emniyetin sağlanmasını denetleyen Danışman Faleh eş-Şehrani ise son zamanlarda zorlu koşullar yaşayan çeşitli kurumların temsilcileriyle bir araya geldiğini açıkladı. Bu kurumlar arasında yetimhaneler, görme engelliler merkezleri, huzurevleri ve çocuk evleri, Güvenli Çocukluk Derneği, Protez Merkezi, Psikiyatri Hastanesi, Aden Otizmli Çocuklar Derneği, El-Hayat Engelliler İçin Erken Müdahale Vakfı ve bir grup eğitimci yer alıyor.

Bu toplantıların ardından Şehrani, eğitim sürecinin devamlılığını sağlamak için eğitim sektörünü ve öğretmenleri desteklemenin yanı sıra, bu kurumları desteklemek ve güçlendirmek için acil bir planın uygulanacağını açıkladı.

Ülkenin ruh halini yansıtan popüler bir ifade

Halkın gelişmelere tepkisi hızlı ve belirgindi; Yemenliler, Güney Geçiş Konseyi'nin kontrolü sırasında tam bir yoksunluk yaşayan bölgelerine ve evlerine elektrik ve su da dahil olmak üzere hizmetlerin geri döndüğünü gösteren fotoğraf ve videoları sosyal medyada paylaşmakta adeta yarıştılar.

Ardından, cuma günü Aden'de düzenlenen ve Suudi Arabistan bayraklarının taşındığı büyük bir gösteri, bu duyguyu ifade ediyor ve içeriği, konuşmaları ile halkın son günlerde gerçekleşen ilerlemeden duyduğu memnuniyeti dillendiren bir mesaj taşıyordu. Aynı zamanda güvenliğin önceliğini vurguluyor, maaş ödemelerinde, hizmetlerde ve kalkınma projelerinde yapılan iyileştirmelere destek veriyordu. Bu projelerin en yenisi, Aden Valisi ve Suudi Arabistan'ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı yetkilileri tarafından Aden Uluslararası Havalimanı’nı geliştirme projesinin üçüncü aşamasının temel atma töreniydi. Söz konusu aşama, ana pistin rehabilitasyonunu ve hava seyrüsefer ve iletişim sistemlerinin uluslararası standartlara uygun hale getirilmesini, operasyonel verimliliğin ve hava trafiği güvenliğinin artırılmasını, havalimanının hem yerel hem de uluslararası havayolları uçuşlarını kabul etmeye ve işletmeye hazır hale getirilmesini içeriyor.

Güneyde siyasi pazarlıklara yer yok

Aden'in el-Urud Meydanı'nda toplanan kalabalığın, Amalika Tugayı lideri Hamdi Şükri'ye yönelik suikast girişimini kınayan mesajı, Güney davasının, herhangi bir tarafın halkın pahasına siyasi manevra veya kazanç aracı olmadığına halkın bağlı kaldığını açığa çıkardı. Bunun diyalog ve istikrara yönelik bilinçli bir halk talebi olduğunu, halkı yeniden bir krizler döngüsüne sürüklemeyi, kendi çıkarları için siyasi pazarlıkların esiri olarak kalmasını amaçlayan baskı ve güç mantığını reddettiğini ortaya koydu.

Sahneyi değiştiren hafta

Daha önce Güney Geçiş Konseyi'ne sadık olan gazeteci ve siyasi yazar Cemal Haydara, BAE'nin Güney Yemen'deki varlığının sona ermesinin ardından, özellikle askeri, siyasi, güvenlik ve hizmet sektörlerinde yaşanan değişikliklerin önemli olduğunu söylüyor.

Haydara, Konseyin BAE'nin elinde sadece bir pazarlık kozu olarak kalmasının ardından, siyasi sahnenin sadece bir hafta içinde tamamen değiştiğini düşünüyor.

Hizmet düzeyinde ise “hem askeri hem de sivil sektörlerdeki çalışanların maaşlarının ödenmesinin yanı sıra, elektrik verme saatlerinde ve petrol ürünlerinin bulunabilirliği konusunda gözle görülür bir iyileşme yaşandı” dedi.

 Endişe ve kaygı

Haydara'ya göre genel olarak bu değişikliklere yönelik bakış açısına, özellikle Aydarus Zübeydi'nin destekçilerinin öfkesinin doruk noktasında olması nedeniyle, “artçı şoklar beklentisi” karıştı. Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin Riyad'da olmaya devam etmesi ve Suudi Arabistan başkentinde planlanan Güney-Güney diyaloğu için hazırlık komitesinin kurulmasının ve hatta bir tarih belirlenmesinin gecikmesi göz önüne alındığında, kimsenin bir sonraki siyasi ve askeri gelişmeleri tahmin edemeyeceğini ifade etti.

Paralel güçler değil, siyasi araçlar

Müttefik Suudi Arabistan’ın desteklediği değişikliklerle birlikte Yemenliler, deneyimli Dr. Şayi Zindani'nin yeni hükümetinin önümüzdeki saatlerde açıklanmasını bekliyorlar. Şüpheli kaos projelerine ve zorla dayatılan oldubittilere ortak veya suç ortağı olan taraflardan kurtulduktan sonra, devletin bağımsızlık ve tam egemenlik araçlarıyla sahadaki varlığının güçlenmesinde hükümetin daha aktif ve belirgin bir rol oynamasını umuyorlar.

Son söz meşru hükümetindir

Yemenlileri belki de en çok rahatlatan husus, Riyad'ın güney için belirli bir siyasi vizyon dayatmaması ve bu konuları meşru hükümete bırakmasıydı. Güney Geçiş Konseyi unsurları da dahil olmak üzere tüm siyasi tarafları kabul etti ve Yemenlilerin sorunlarıyla ilgili olarak ne karar verirlerse versinler, onları destekleyeceğini açıkça vurguladı. Dahası, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman aracılığıyla Riyad, Güney-Güney Diyalog Konferansı sırasında varılacak kararlara bağlı olarak güney davasını destekleyeceğini de açıkladı.

Zira bugün meşru hükümetin ve Riyad'ın kendisi için çabaladığı Yemen projesi, tek bir kişiye veya siyasi oluşuma değil, halka ve hükümetin işleyişine bağlı. Çeşitli aşamaları ve sonuçları bazılarını sahne dışına itebilir ama davanın haklılığını ortadan kaldırmaz.

Son birkaç haftadır, Aden ve Riyad havaalanları arasındaki karşılıklı uçuşlar, sadece insani ve kalkınma yardımları, Merkez Bankası’na finansman desteği, askeri ve sivil memurların maaşlarının ödenmesi amacıyla değil, aynı zamanda siyasi ve askeri destek için de kesintisiz devam etti. Bu desteğin en somut örneği, Aden'in kavurucu güneşi altında halk arasında ve devlet kurumları içinde çok yönlü destek çabalarını denetleyen Suudi Arabistanlı yetkililerin varlığıydı. Bahsi geçen çabaların başında ise güvenlik ve askeri durumu istikrara kavuşturmak, feshedilen Güney Geçiş Konseyi kuvvetlerin yerini alan kuvvetlerin operasyonlarını organize ederek, onların egemenliğine fiilen son vermek geliyor. Güney Geçiş Konseyi ve kuvvetleri 10 yıl boyunca Aden ve güney şehirleri üzerindeki silahlı kontrolünü sürdürdü ve BAE tarafından kurulmayan, devletle bağlantılı herhangi bir askeri oluşumun buralarda varlık göstermesine karşı çıktı ve bunları bastırdı.

Silahlı güçlerin ortadan kaybolması

Numan, “Şehirlerin içinde silahlı güçlerin ortadan kaybolması ve Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı ‘Güvenlik Kuşakları’nın daha önce kurmuş olduğu gayri resmi kontrol noktalarının azaltılması, halka bir güvenlik duygusu kazandırdı” değerlendirmesinde bulundu. “Vatandaşlar artık, Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’nun Ortak Kuvvetler Komutanlığı içinde birleşik komuta merkezini aktifleştirmeye yönelik direktifleri sayesinde, kendilerine karşı korkunç ihlallerde bulunan bu güçlerden korkmadan şehirlerinde dolaşabiliyorlar. Bu direktifler askeri sürecin yeniden düzenlenmesine yardımcı oldu” diye vurguladı.

Yemen'in güney ve doğu şehirlerini yıllarca kasıp kavuran “askeri ve güvenlik kaosunu” “devlet çerçevesinin dışında faaliyet gösteren oluşumların varlığına” bağlayan Numan; “Bu faktörün ortadan kaldırılmasının ardından, birleşik komuta ve karar alma süreci, sürdürülebilir istikrarın temeli olarak hükümete ve halka karşı net bir hesap verebilirlik ile askeri ve güvenlik sahnesinin yeniden düzenlenmesi süreci başladı” ifadesini kullandı.

Bugün yaşananlar, Numan’a göre meşru hükümete bağlı şehirlerin “dış vesayete ihtiyaç duymaktan ziyade güçlü bir devlete ve etkili kurumlara ihtiyaç duyduklarını” teyit ediyor. Zira ona göre deneyimler, istikrarın tarafların çokluğundan değil, içeriden geldiğini kanıtlamıştır ve hükümet, Suudi Arabistan'daki kardeşlerimizin desteği ve Yemen halkının kendi iradesiyle bu yolda ilerlemektedir.