İşkence ve katliam tanığı Suriyeliler her şeye rağmen umutla yaşıyor

Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
TT

İşkence ve katliam tanığı Suriyeliler her şeye rağmen umutla yaşıyor

Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)

Mart 2011’de binlerce Suriyeli genç, Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kaderinin  Mısır’daki Hüsni Mübarek ve Tunus’taki Zeynel Abidin bin Ali’nin kaderlerine benzer olmasını umarak, 1970 yılından bu yana ülkeyi askeri sıkıyönetimle yöneten Esed ailesi rejimini devirmek için sokaklara akın etti. Ancak rejimin baskısı, beklediklerinden çok daha fazlaydı. Bazıları rejime karşı haykırışlarının bedelini hayatlarıyla ödedi. Bazıları özgürlüklerini yitirirken, birçoğu ise kurtuluşu sığınma yolunda buldu. Bu çerçevede Avrupa’da mülteci olarak kalan dört Suriyeli aktivistin hikayelerini derledik.
Ömer eş-Şağari, İsveç’in başkenti Stokholm’deki yatağının yanına, Suriye’nin tanınmış güvenlik kollarından biri olan Şube 215’te tutuklu bulunduğu sıralarda işkence gördüğü iki gardiyanın fotoğraflarını koyuyor. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı’ndan (AFP) aktardığı habere göre bunun nedeni, her sabah gördüğü ilk şeyin bu iki fotoğraf olmasını istemesi. Kendi kendisine şu cümleleri tekrarlıyor: “Beni yıkamadılar, hala hayattayım!” Güvenlik güçleri, onu kıyı kenti Banyas yakınlarındaki köyünde ‘tüm erkeklerle birlikte’ tutukladığında sadece 15 yaşındaydı. Sadece iki gün sonra serbest bırakılmasına rağmen bu iki gün, rejim hapishanelerinde olup bitenlere dair gerçeği görmesi için yeterliydi. Sorgu memurları, tırnaklarını söküp bacağını kırdıktan sonra serbest bırakıldı.
Bugün 25 yaşında olan Şağara, bir telefon uygulaması aracılığıyla video üzerinden verdiği röportajda, “O gün özgürlüğün ne anlama geldiğini anladım. O günden bu yana bunu yapmaya başladım” dedi.
Ömer eş-Şağara 18 ay içerisinde 6 kez gözaltına alındı. 2012 yılında rejim güçleri, köyüne saldırı düzenledi, emekli olan babasını ve iki kardeşini katletti. En son tutuklandığında 10 cezaevi ve karakol arasında nakledilip durdu. “Suriye hapishanelerini, Suriye’nin kendisinden daha fazla gördüm” diyen Ömer, 2015 yılında serbest bırakıldı, Yalnızca 34 kiloydu. Annesi, onu ve erkek kardeşini (o sırada 11 yaşındaydı) Türkiye’ye kaçırmaktan başka bir seçenek bulamadı. Daha sonra iki kardeş, küçük bir tekneyle Yunanistan’a ve oradan da birkaç Avrupa ülkesi üzerinden sığınma hakkı elde edebildikleri İsveç’e kaçtılar. Anneleri, 3 yıl sonra onlara katıldı. Ömer, hayatının yolunu belirlemeye kararlıydı. Akıcı şekilde konuşana kadar İngilizce ve İsveççe öğrendi. Twitter’daki etkili aktivistlerden biri oldu. Deneyimlerini YouTube ve Twitter aracılığıyla açıklama ve videolarla aktarmaktan çekinmiyor.
Ömer, bugün Suriye Acil Görev Gücü’nde çalışıyor. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi nezdinde Suriye hapishanelerinde işkence gördüğüne dair ifade verdi. Deneyimlerine ilişkin çeşitli konuşmalar yaptı ve en karanlık vakitlerden bile anlam çıkartarak acıların üstesinden gelme mesajıyla, izleyicilerine ilham veren tanınmış bir konuşmacı oldu. Geçen Ekim ayında işletme bölümünde okumak üzere Washington’daki Georgetown Üniversitesi’ne kabul edildi. “Evinizi, babanızı, kardeşlerinizi, okulunuzu, köyünüzü, dağlarınızı ve hatta anılarınızı kaybetmek kolay değil. Ama zamanda geri dönme şansım olursa, bunu tekrar yaparım. Çünkü devrim, Suriye’de yaptığımız ilk doğru şey” ifadelerini kullanıyor.
36 yaşındaki Nevin el-Musa, 2015 yılından beri kendisi ve küçük ailesi için yeni bir hayat kurduğu Berlin’de yaşıyor. AFP’ye yaptığı açıklamada “Özellikle de hamilelik sırasında ağrı çektiğim ve uyuyamadığım zamanlarda zor dönemler geçirdik. Suriye’de doktorlara ulaşamayan insanlar ve her an zarar gören tutuklular için ağlıyordum” ifadelerini kullandı. Nevin, Hama vilayetindeki Tayyibe el-İmam köyünde gösterilere katıldığında, sonunda Avrupa’da mülteci olarak yaşayacağını hayal etmemişti. Barışçıl bir aktivist olan kardeşi Hamza, 2013 yılında rejimin kontrol noktalarından birinde tutuklandı. “İşkence altında öldüğünü öğrendik” diyen Nevin, Suriye ordusundan ayrıldıktan ve 2014 yılındaki kaçışından sonra ‘Sezar (Caesar)’ adını alan askeri fotoğrafçının yayınladığı binlerce fotoğraf arasında kardeşinin cesedini gördü. Nevin, annesi ve kardeşleriyle birlikte tehlikeli bir yolculuğa çıkarak Türkiye’ye kaçtı. Bu kaçışı, ‘James Bond filmleri’ maceralarına benzetiyor. “Uçaklar üstümüzden uçuyordu, mermiler düşüyordu ve şoför saatte 200 kilometre hızla gidiyordu” diyor.
Nevin, Türkiye’de bir keskin nişancı tarafından kafasından hedef alınan bir mermiden kıl payı kurtulmuş olan kocası Muhammed’i tanıdı. 2015 yılında ailesinin nihayet sığınma hakkı elde edebildiği Almanya’dan, tedavi görmek için vize aldı. Kabusları, Nevin’i bırakmıyor. Ancak 4 ve 6 yaşlarındaki iki kızı yeni hayatlarına alışmaya çalışıyor. “İçsel olarak çökmüş bir insanım, ama tuhaf bir ilahi güce tutunuyorum” diyen Nevin, yıllar sonra akıcı şekilde İngilizce ve Almanca öğrendi. Özel ihtiyaçlara sahip mültecilere destek ve yardım sağlayan bir organizasyonda çalışıyor. “Umut var. Bizi hayatta tutan şey de bu. Bu rejimin, hak ettiği karşılığı almasını umuyorum. Hakları ve görevleri olan demokratik bir devlet ve sivil bir yönetim istiyorum” diyor.
Şam yakınlarındaki muhalif gurupların kalesi olan Guta’dan Tuhami Derviş, Ağustos 2013’te tahminlere göre bin 400 kişinin hayatını kaybettiği kimyasal saldırıdan sağ kurtuldu.
2018’de sıkı bir kuşatma ve büyük bir askeri saldırının ardından rejim güçleri, Rus hava desteğiyle Suriye muhalefetine ölümcül bir darbe vurarak, Doğu Guta’nın kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Tuhami, “Bombardıman o kadar şiddetliydi ki, daha hızlı koşabilmek için kızımın (o sırada iki yaşında) hala karnımda olmasını diledim” diyor. O dönemde hemşire olan Tuhami ve ailesi, rejim güçlerinin kontrolü altında kalmaktansa Doğu Guta’dan ayrılmayı tercih eden binlerce muhalif savaşçı ve sivilin arasına katıldı. Şam ile yapılan bir uzlaşı anlaşması uyarınca, çoğunluğu Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) kontrolü altında bulunan İdlib vilayetine taşındı. İdlib’de kadınları, maruz kaldıkları şiddet hususunda eğitmeye odaklanırken, militan gruplar tarafından ‘ahlaksızlık yayma’ suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. “Suriye’den ayrılmak istemedik, ama rejim ve İdlib’i yöneten fanatikler arasında maalesef bir fark yoktu” diyen Tuhami Derviş, bugün Fransa’nın kuzeyindeki Colmar şehrinde yaşıyor. Oturum izni elde etmeyi beklerken, bir yandan da kocasıyla birlikte dil öğrenmeye çalışıyor. “Cinsiyet açısından bakıldığında, buradaki hayat daha iyi. Suriye’de bizden birinin feminist olması zor” diyor.
Sahil kenti Lazkiye’de güvenlik güçleri, 2013 yılının başlarında Beşşar Ferhat’ı serbest bıraktığında bir devlet hastanesinde pediatri alanında mesleki eğitimine devam etmesi de engellendi. Beşşar, rejime karşı gösterilere katıldığı için tutuklanırken, diğerleri gibi sorgulayıcılar tarafından darp edildi. Ancak bir devlet üniversitesinden diploma almış bir doktor olduğu için payı ‘daha ağırdı’. Nisan 2013’te altı aylık süre boyunca tekrar tutuklu kaldı. 36 yaşındaki Beşşar, doktor olarak çalıştığı Londra’da “Gözaltındayken işkence, darp ve hakaretlere maruz kaldık. Ancak en kötü ve sürekli olan işkence, 90 veya 100 kişi ile 30 metrekarelik bir hücrede olmaktı” diyor. Beşşar Ferhat, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Günlük yaşamın kendisi işkenceydi, nasıl yemek yiyeceksin, nasıl bir şeyler içeceksin ve nasıl uyuyacaksın. Oturacak yer yoktu, gelişi güzel şekilde uyuduk, birimiz uyudu, diğerimiz ayakta bekledi”. Bir doktor olduğu için Şam’daki bir askeri istihbarat merkezinde tutuklu arkadaşları, kendisinden yaralarını tedavi etmesini isterlerdi. Ancak onları tedavi edebilecek herhangi bir şeyi olmadığını söylüyor.
Beşşar, 2013 yılı sonunda serbest bırakıldıktan sonra Lübnan’a sığındı. Burada Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla yeniden yerleşim talebinde bulundu ve Mart 2015’te İngiltere’ye geldi. Bir iç mimarla evlendiği ve Londra’nın kuzeyindeki bir hastanede çalıştığı İngiltere’de, doktorluk yapmak için gerekli olan sınavı geçmeyi başardı. Kovid-19 salgınının yayılmasıyla, “Tabii ki sevdiklerim için korkuyordum, ama bunun büyük bir kriz olduğunu düşünmedim, belki de Suriye'de daha zor bir şey yaşadığım için” ifadelerini kullandı. İnternet üzerinden Suriyelilere ücretsiz tıbbi danışmanlık hizmeti vermek için bir web sitesi açtı. “Rejim devrildiğinde Suriye’nin geleceğine katkıda bulunmaya hazır olmak için güçlü olmalı, çok çalışmalı ve kendimizi kanıtlamalıyız” diyor.

Suriye savaşı 10. yılında
15 Mart 2011’de Dera'da gözaltına alınan ve işkence gören öğrencilerin naaşlarının dahi ailelerine verilmemesi üzerine, 'Halk rejimin devrilmesini istiyor' sloganıyla başlayan ayaklanmalar iç savaşa, bölgesel ve küresel güçlerin dahil olmasıyla da küresel bir savaşa evrilen Suriye krizi milyonlarca insanın evini kaybetmesine ve ölümüne sebep oldu.
Suriye iç savaşı 10. yılına girdi. 15 Mart 2011'de ülkenin güneyindeki Dera ilinde bir grup öğrencinin okul duvarına, Beşşar Esed'e hitaben, “Ey doktor (Beşşar Esed) şimdi sıra sende” yazmasıyla, Suriye'deki halk ayaklanmasının fitili ateşlendi.
Esed rejiminin kışlalardaki askerlerini ve güvenlik güçlerini harekete geçirerek diğer illere de sıçrayan rejim karşıtı gösterileri güç kullanarak bastırmaya çalışması, barışçıl halk gösterilerinin iç savaşa evrilmesine yol açtı.

Katliamların faili Esed
Kimyasal silah kullanma, halkı açlığa sürükleme, tehcir, ablukaya alma, keyfi tutuklama ve işkence gibi savaş suçlarının sıklıkla işlendiği iç savaş boyunca en az 500 bin kişinin hayatını kaybettiği sanılıyor. Birleşmiş Milletler'e göre iç savaş nedeniyle 6,7 milyon Suriyeli ‘mülteci' konumuna düştü.
Bu kişilerin yaklaşık 3,6 milyonuna Türkiye tek başına ev sahipliği yapıyor.



Suriye’de değişen ittifaklar: Türkiye için büyük zafer

Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
TT

Suriye’de değişen ittifaklar: Türkiye için büyük zafer

Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)

Suriye hükümetinin, uzun süredir Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolündeki bölgeleri hızla ele geçirmesi mercek altına alındı.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, Ahmed Şara yönetiminin hamlelerinin bu ayın başlarında Şam, Paris ve Irak'ta düzenlenen gizli toplantılarda şekillendiğini söylüyor.

Suriye hükümetinden yetkililerle SDG arasında entegrasyon süreci için 4 Ocak'ta Şam'da görüşme düzenlenmiş. Ancak toplantının Suriyeli bir bakan tarafından aniden sonlandırıldığı belirtiliyor.

Ertesi gün Suriye heyetinin, ABD arabuluculuğunda İsrail'le güvenlik anlaşması görüşmeleri için Paris'e gittiği ifade ediliyor. Toplantıda Suriyeli yetkililer, İsrail'i SDG'yi desteklemekle suçlamış ve Tel Aviv'den entegrasyonu geciktirme çabalarını sonlandırmasını istemiş.

Bu görüşmede Suriyeli yetkililerin, SDG'nin kontrolündeki bazı bölgelere sınırlı bir operasyon düzenlemeyi teklif ettiği ve bu öneriye İsrail ya da ABD'den herhangi bir itiraz gelmediği savunuluyor.

Şam yönetimi iddialar hakkında yorum yapmazken, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Reuters'a gönderdiği açıklamada, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın SDG'nin "IŞİD karşıtı başat güç rolünün büyük ölçüde miadını doldurduğunu" belirttiği salı günkü mesajı hatırlatıldı.

İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter ise "Paris'teki üçlü toplantının tamamına bizzat katılmış biri olarak, İsrail'in hiçbir zaman Suriye ordusunun ülkedeki Kürtlere yönelik saldırısına müsaade etmediğini söyleyebilirim. Bu yönde herhangi bir iddiada bulunmak yanlıştır" dedi.

Ayrıca haberde, Türkiye'nin Kürt sivillerin korunması halinde Washington'ın SDG'ye karşı bir operasyonu onaylayacağına dair Şam'a mesaj gönderdiği iddia ediliyor.

SDG, Türkiye'nin terör örgütü saydığı YPG'nin ağırlıkta olduğu, ABD destekli milislerden meydana geliyor.

Paris'teki toplantıdan yaklaşık iki hafta sonra operasyonlara başlanırken, ABD'nin desteğini geri çekeceğine yönelik SDG'yi uyardığı belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın, SDG komutanı Mazlum Abdi'yle 17 Ocak'ta Irak'ta görüştüğü, Washington'ın SDG'yi değil Şara'yı destekleyeceğini söylediği öne sürülüyor. SDG'li bir kaynaksa iddiaları yalanlıyor.

Diğer yandan Şam güçleri hızla ilerleyerek, çoğunlukla Arapların yaşadığı bölgeleri SDG'den almıştı. 18 Ocak'ta ateşkes ilan edilmesine rağmen Suriye ordusunun saldırıları sürdürmesinin ABD'li yetkilileri kızdırdığı da aktarılıyor. Şara'nın operasyonların durdurulduğunu duyurmasından kısa süre sonra Barrack'ın SDG'yle ilgili mesajını yayımladığına dikkat çekiliyor.

Washington'ın Suriye'deki tutumunu değerlendiren ABD'li bir kaynak Şara'yı "usta bir stratejist" diye niteliyor.

"Türkiye için büyük zafer"

New York Times'ın analizinde de yıllarca SDG'yle IŞİD'e karşı Suriye'de mücadele eden ABD'nin Kürt müttefiklerini zor durumda bıraktığı yazılıyor.

Trump yönetiminin Suriye'deki tutumunu değiştirmesinin "ülkeyi yeniden bir araya getirmek için mücadele eden Şara kadar, SDG'ye Amerikan desteğine şiddetle karşı çıkan ve Şara'yı destekleyen Türkiye için de büyük bir zafer" olduğu belirtiliyor.

SDG ve Suriye ordusu arasındaki çatışmalar, IŞİD militanlarının tutulduğu cezaevlerinin olduğu bölgelere de sıçramıştı. SDG, Şam güçlerinin saldırıları nedeniyle militanların kaçtığını öne sürmüş, Suriye yönetimiyse IŞİD'lilerin SDG tarafından serbest bırakıldığını iddia etmişti.

Diğer yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Suriye'nin Haseke kentinde tutulan 150 IŞİD'linin Irak'a transfer edildiğini dün duyurmuştu. CENTCOM, firar riskini gerekçe göstererek, gerekli görülmesi halinde 7 bin IŞİD savaşçısının daha Irak'a gönderilebileceğini bildirmişti.

Irak Yüksek Yargı Konseyi'nden bugün yapılan açıklamada da SDG kontrolündeki hapishanelerden nakledilen IŞİD'liler hakkında derhal hukuki işlem başlatılacağı duyuruldu.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times


Suriye'de ateşkes sürecek mi: Mazlum Abdi ve Tom Barrack Erbil'de buluştu

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X
TT

Suriye'de ateşkes sürecek mi: Mazlum Abdi ve Tom Barrack Erbil'de buluştu

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi başkanlığındaki SDG heyeti, Erbil’de ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetkilileriyle bir araya geldi. Kritik görüşmede, sahadaki son gelişmeler, ateşkesin durumu ve Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasi süreç ele alındı.

Mazlum Abdi başkanlığındaki heyet Barrack görüşmesi öncesi Erbil’de temaslar gerçekleştirdi. Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed’in de yer aldığı heyet Neçirvan Barzani ile bir araya geldi.

Toplantı öncesinde Tom Barrack, Mazlum Abdi ve SDG Yürütme Konseyi Eşbaşkanı İlham Ahmed ile ayrı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından açıklama yapan Barrack, SDG heyetiyle yapılan temaslara büyük önem verdiklerini vurguladı.

“Bugün General Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile bir araya gelmekten onur duyduk” diyen Barrack, bölgede istikrarın sağlanması açısından ateşkesin korunmasının kritik olduğunun altını çizdi.  Barrack, açıklamasında tüm tarafların ortak bir noktada buluştuğunu da dile getirdi. Buna göre, karşılıklı güvenin tesis edilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanabilmesi için her kesimi kapsayan güven artırıcı adımların birlikte belirlenmesi ve hayata geçirilmesi gerektiği konusunda mutabakata varıldı. Bu sürecin en temel ve vazgeçilmez adımının ise mevcut ateşkesin eksiksiz biçimde korunması olduğu vurgulandı.

Barrack şunları söyledi:

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye hükümeti arasında 18 Ocak’ta varılan anlaşmada öngörülen entegrasyon sürecinin ilerletilmesine yönelik güçlü desteğini ve bu konudaki kararlılığını yeniden teyit etti.

Tüm taraflar, karşılıklı güveni tesis etmek ve kalıcı istikrarı sağlamak amacıyla her kesimi kapsayan güven artırıcı adımları birlikte belirleyip hayata geçirirken, en temel ilk adımın mevcut ateşkesin eksiksiz şekilde korunması olduğu konusunda mutabık kaldı.

Suriye hükümetiyle görüşme iddiası

Öte yandan Arap basınında yer alan haberlere göre, SDG heyetinin bugün Erbil’de Suriye hükümetiyle de bir araya gelmesi bekleniyor. İddiaya göre görüşme, Mesud Barzani’nin arabuluculuğunda gerçekleşecek ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da toplantıda yer alacak.

Haberlere göre, görüşmelere Suriye tarafı adına Dışişleri Bakanı Şeybani katılırken, SDG cephesinden Mazlum Abdi ve Rohilat Afrin masada olacak. Görüşmenin ana gündemini, Şam yönetimi ile SDG arasında sürdürülen müzakereler ve bu kapsamda ele alınan 14 maddelik anlaşma oluşturacak. Görüşmenin, taraflar arasındaki siyasi temaslar açısından yeni bir aşamaya işaret edebileceği değerlendiriliyor.

Independent Türkçe


Arap ve İslam ülkeleri Barış Konseyi'ne katıldı

ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
TT

Arap ve İslam ülkeleri Barış Konseyi'ne katıldı

ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Arap ve Müslüman liderlerden gelen artan destekle birlikte, uğun Davos Forumu'nun oturum aralarında "Barış Konseyi"ni açıklamaya hazırlanıyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (sekiz ülke) dışişleri bakanlarının, "ABD Başkanı Donald Trump'ın liderlerine Barış Konseyi'ne katılmaları için yaptığı daveti memnuniyetle karşıladıklarını" belirtti.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da daha sonra Gazze Barış Konseyi'ne katıldığını duyurdu.

Konsey, “Gazze'de kalıcı bir ateşkes sağlamayı, Şeridin yeniden inşasını desteklemeyi ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına ve uluslararası hukuka uygun olarak kendi devletini kurma hakkına dayalı adil ve kalıcı bir barışı ilerletmeyi, böylece bölgedeki tüm ülkeler ve halklar için güvenlik ve istikrarın yolunu açmayı” amaçlamaktadır.

Bu arada, ABD Başkanı Grönland konusunda acil müzakereler çağrısında bulunarak, güç kullanmadan "kontrol altına alma" konusundaki kararlılığını yineledi ve "ABD'den başka hiçbir ülke onu koruyamaz" dedi.

Davos Forumu'nun üçüncü gününde geniş yankı uyandıran konuşmasında Trump, "İnsanlar güç kullanacağımı düşündüler ama buna gerek yok... Güç kullanmak istemiyorum ve kullanmayacağım" ifadelerini kullandı.