İşkence ve katliam tanığı Suriyeliler her şeye rağmen umutla yaşıyor

Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
TT

İşkence ve katliam tanığı Suriyeliler her şeye rağmen umutla yaşıyor

Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)

Mart 2011’de binlerce Suriyeli genç, Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kaderinin  Mısır’daki Hüsni Mübarek ve Tunus’taki Zeynel Abidin bin Ali’nin kaderlerine benzer olmasını umarak, 1970 yılından bu yana ülkeyi askeri sıkıyönetimle yöneten Esed ailesi rejimini devirmek için sokaklara akın etti. Ancak rejimin baskısı, beklediklerinden çok daha fazlaydı. Bazıları rejime karşı haykırışlarının bedelini hayatlarıyla ödedi. Bazıları özgürlüklerini yitirirken, birçoğu ise kurtuluşu sığınma yolunda buldu. Bu çerçevede Avrupa’da mülteci olarak kalan dört Suriyeli aktivistin hikayelerini derledik.
Ömer eş-Şağari, İsveç’in başkenti Stokholm’deki yatağının yanına, Suriye’nin tanınmış güvenlik kollarından biri olan Şube 215’te tutuklu bulunduğu sıralarda işkence gördüğü iki gardiyanın fotoğraflarını koyuyor. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı’ndan (AFP) aktardığı habere göre bunun nedeni, her sabah gördüğü ilk şeyin bu iki fotoğraf olmasını istemesi. Kendi kendisine şu cümleleri tekrarlıyor: “Beni yıkamadılar, hala hayattayım!” Güvenlik güçleri, onu kıyı kenti Banyas yakınlarındaki köyünde ‘tüm erkeklerle birlikte’ tutukladığında sadece 15 yaşındaydı. Sadece iki gün sonra serbest bırakılmasına rağmen bu iki gün, rejim hapishanelerinde olup bitenlere dair gerçeği görmesi için yeterliydi. Sorgu memurları, tırnaklarını söküp bacağını kırdıktan sonra serbest bırakıldı.
Bugün 25 yaşında olan Şağara, bir telefon uygulaması aracılığıyla video üzerinden verdiği röportajda, “O gün özgürlüğün ne anlama geldiğini anladım. O günden bu yana bunu yapmaya başladım” dedi.
Ömer eş-Şağara 18 ay içerisinde 6 kez gözaltına alındı. 2012 yılında rejim güçleri, köyüne saldırı düzenledi, emekli olan babasını ve iki kardeşini katletti. En son tutuklandığında 10 cezaevi ve karakol arasında nakledilip durdu. “Suriye hapishanelerini, Suriye’nin kendisinden daha fazla gördüm” diyen Ömer, 2015 yılında serbest bırakıldı, Yalnızca 34 kiloydu. Annesi, onu ve erkek kardeşini (o sırada 11 yaşındaydı) Türkiye’ye kaçırmaktan başka bir seçenek bulamadı. Daha sonra iki kardeş, küçük bir tekneyle Yunanistan’a ve oradan da birkaç Avrupa ülkesi üzerinden sığınma hakkı elde edebildikleri İsveç’e kaçtılar. Anneleri, 3 yıl sonra onlara katıldı. Ömer, hayatının yolunu belirlemeye kararlıydı. Akıcı şekilde konuşana kadar İngilizce ve İsveççe öğrendi. Twitter’daki etkili aktivistlerden biri oldu. Deneyimlerini YouTube ve Twitter aracılığıyla açıklama ve videolarla aktarmaktan çekinmiyor.
Ömer, bugün Suriye Acil Görev Gücü’nde çalışıyor. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi nezdinde Suriye hapishanelerinde işkence gördüğüne dair ifade verdi. Deneyimlerine ilişkin çeşitli konuşmalar yaptı ve en karanlık vakitlerden bile anlam çıkartarak acıların üstesinden gelme mesajıyla, izleyicilerine ilham veren tanınmış bir konuşmacı oldu. Geçen Ekim ayında işletme bölümünde okumak üzere Washington’daki Georgetown Üniversitesi’ne kabul edildi. “Evinizi, babanızı, kardeşlerinizi, okulunuzu, köyünüzü, dağlarınızı ve hatta anılarınızı kaybetmek kolay değil. Ama zamanda geri dönme şansım olursa, bunu tekrar yaparım. Çünkü devrim, Suriye’de yaptığımız ilk doğru şey” ifadelerini kullanıyor.
36 yaşındaki Nevin el-Musa, 2015 yılından beri kendisi ve küçük ailesi için yeni bir hayat kurduğu Berlin’de yaşıyor. AFP’ye yaptığı açıklamada “Özellikle de hamilelik sırasında ağrı çektiğim ve uyuyamadığım zamanlarda zor dönemler geçirdik. Suriye’de doktorlara ulaşamayan insanlar ve her an zarar gören tutuklular için ağlıyordum” ifadelerini kullandı. Nevin, Hama vilayetindeki Tayyibe el-İmam köyünde gösterilere katıldığında, sonunda Avrupa’da mülteci olarak yaşayacağını hayal etmemişti. Barışçıl bir aktivist olan kardeşi Hamza, 2013 yılında rejimin kontrol noktalarından birinde tutuklandı. “İşkence altında öldüğünü öğrendik” diyen Nevin, Suriye ordusundan ayrıldıktan ve 2014 yılındaki kaçışından sonra ‘Sezar (Caesar)’ adını alan askeri fotoğrafçının yayınladığı binlerce fotoğraf arasında kardeşinin cesedini gördü. Nevin, annesi ve kardeşleriyle birlikte tehlikeli bir yolculuğa çıkarak Türkiye’ye kaçtı. Bu kaçışı, ‘James Bond filmleri’ maceralarına benzetiyor. “Uçaklar üstümüzden uçuyordu, mermiler düşüyordu ve şoför saatte 200 kilometre hızla gidiyordu” diyor.
Nevin, Türkiye’de bir keskin nişancı tarafından kafasından hedef alınan bir mermiden kıl payı kurtulmuş olan kocası Muhammed’i tanıdı. 2015 yılında ailesinin nihayet sığınma hakkı elde edebildiği Almanya’dan, tedavi görmek için vize aldı. Kabusları, Nevin’i bırakmıyor. Ancak 4 ve 6 yaşlarındaki iki kızı yeni hayatlarına alışmaya çalışıyor. “İçsel olarak çökmüş bir insanım, ama tuhaf bir ilahi güce tutunuyorum” diyen Nevin, yıllar sonra akıcı şekilde İngilizce ve Almanca öğrendi. Özel ihtiyaçlara sahip mültecilere destek ve yardım sağlayan bir organizasyonda çalışıyor. “Umut var. Bizi hayatta tutan şey de bu. Bu rejimin, hak ettiği karşılığı almasını umuyorum. Hakları ve görevleri olan demokratik bir devlet ve sivil bir yönetim istiyorum” diyor.
Şam yakınlarındaki muhalif gurupların kalesi olan Guta’dan Tuhami Derviş, Ağustos 2013’te tahminlere göre bin 400 kişinin hayatını kaybettiği kimyasal saldırıdan sağ kurtuldu.
2018’de sıkı bir kuşatma ve büyük bir askeri saldırının ardından rejim güçleri, Rus hava desteğiyle Suriye muhalefetine ölümcül bir darbe vurarak, Doğu Guta’nın kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Tuhami, “Bombardıman o kadar şiddetliydi ki, daha hızlı koşabilmek için kızımın (o sırada iki yaşında) hala karnımda olmasını diledim” diyor. O dönemde hemşire olan Tuhami ve ailesi, rejim güçlerinin kontrolü altında kalmaktansa Doğu Guta’dan ayrılmayı tercih eden binlerce muhalif savaşçı ve sivilin arasına katıldı. Şam ile yapılan bir uzlaşı anlaşması uyarınca, çoğunluğu Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) kontrolü altında bulunan İdlib vilayetine taşındı. İdlib’de kadınları, maruz kaldıkları şiddet hususunda eğitmeye odaklanırken, militan gruplar tarafından ‘ahlaksızlık yayma’ suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. “Suriye’den ayrılmak istemedik, ama rejim ve İdlib’i yöneten fanatikler arasında maalesef bir fark yoktu” diyen Tuhami Derviş, bugün Fransa’nın kuzeyindeki Colmar şehrinde yaşıyor. Oturum izni elde etmeyi beklerken, bir yandan da kocasıyla birlikte dil öğrenmeye çalışıyor. “Cinsiyet açısından bakıldığında, buradaki hayat daha iyi. Suriye’de bizden birinin feminist olması zor” diyor.
Sahil kenti Lazkiye’de güvenlik güçleri, 2013 yılının başlarında Beşşar Ferhat’ı serbest bıraktığında bir devlet hastanesinde pediatri alanında mesleki eğitimine devam etmesi de engellendi. Beşşar, rejime karşı gösterilere katıldığı için tutuklanırken, diğerleri gibi sorgulayıcılar tarafından darp edildi. Ancak bir devlet üniversitesinden diploma almış bir doktor olduğu için payı ‘daha ağırdı’. Nisan 2013’te altı aylık süre boyunca tekrar tutuklu kaldı. 36 yaşındaki Beşşar, doktor olarak çalıştığı Londra’da “Gözaltındayken işkence, darp ve hakaretlere maruz kaldık. Ancak en kötü ve sürekli olan işkence, 90 veya 100 kişi ile 30 metrekarelik bir hücrede olmaktı” diyor. Beşşar Ferhat, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Günlük yaşamın kendisi işkenceydi, nasıl yemek yiyeceksin, nasıl bir şeyler içeceksin ve nasıl uyuyacaksın. Oturacak yer yoktu, gelişi güzel şekilde uyuduk, birimiz uyudu, diğerimiz ayakta bekledi”. Bir doktor olduğu için Şam’daki bir askeri istihbarat merkezinde tutuklu arkadaşları, kendisinden yaralarını tedavi etmesini isterlerdi. Ancak onları tedavi edebilecek herhangi bir şeyi olmadığını söylüyor.
Beşşar, 2013 yılı sonunda serbest bırakıldıktan sonra Lübnan’a sığındı. Burada Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla yeniden yerleşim talebinde bulundu ve Mart 2015’te İngiltere’ye geldi. Bir iç mimarla evlendiği ve Londra’nın kuzeyindeki bir hastanede çalıştığı İngiltere’de, doktorluk yapmak için gerekli olan sınavı geçmeyi başardı. Kovid-19 salgınının yayılmasıyla, “Tabii ki sevdiklerim için korkuyordum, ama bunun büyük bir kriz olduğunu düşünmedim, belki de Suriye'de daha zor bir şey yaşadığım için” ifadelerini kullandı. İnternet üzerinden Suriyelilere ücretsiz tıbbi danışmanlık hizmeti vermek için bir web sitesi açtı. “Rejim devrildiğinde Suriye’nin geleceğine katkıda bulunmaya hazır olmak için güçlü olmalı, çok çalışmalı ve kendimizi kanıtlamalıyız” diyor.

Suriye savaşı 10. yılında
15 Mart 2011’de Dera'da gözaltına alınan ve işkence gören öğrencilerin naaşlarının dahi ailelerine verilmemesi üzerine, 'Halk rejimin devrilmesini istiyor' sloganıyla başlayan ayaklanmalar iç savaşa, bölgesel ve küresel güçlerin dahil olmasıyla da küresel bir savaşa evrilen Suriye krizi milyonlarca insanın evini kaybetmesine ve ölümüne sebep oldu.
Suriye iç savaşı 10. yılına girdi. 15 Mart 2011'de ülkenin güneyindeki Dera ilinde bir grup öğrencinin okul duvarına, Beşşar Esed'e hitaben, “Ey doktor (Beşşar Esed) şimdi sıra sende” yazmasıyla, Suriye'deki halk ayaklanmasının fitili ateşlendi.
Esed rejiminin kışlalardaki askerlerini ve güvenlik güçlerini harekete geçirerek diğer illere de sıçrayan rejim karşıtı gösterileri güç kullanarak bastırmaya çalışması, barışçıl halk gösterilerinin iç savaşa evrilmesine yol açtı.

Katliamların faili Esed
Kimyasal silah kullanma, halkı açlığa sürükleme, tehcir, ablukaya alma, keyfi tutuklama ve işkence gibi savaş suçlarının sıklıkla işlendiği iç savaş boyunca en az 500 bin kişinin hayatını kaybettiği sanılıyor. Birleşmiş Milletler'e göre iç savaş nedeniyle 6,7 milyon Suriyeli ‘mülteci' konumuna düştü.
Bu kişilerin yaklaşık 3,6 milyonuna Türkiye tek başına ev sahipliği yapıyor.



İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.


İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.


SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
TT

SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)

Şam ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından dün yapılan, Suriye'nin doğusundaki askeri, güvenlik ve idari kurum ve güçlerin Suriye devletine "sıralı entegrasyon süreci" başlatılmasına yönelik "kapsamlı" bir anlaşmanın duyurulması, bölgesel ve uluslararası alanda geniş bir onay gördü.

Yeni anlaşma, "Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugaydan oluşan bir tümenin kurulmasının yanı sıra, Halep Valiliği'ne bağlı bir tümen içinde Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın kurulmasını" da içeriyor.

Anlaşma ayrıca, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ve Kamışlı merkezlerinde "askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesini ve İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin girmesini" de içeriyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu kapsamlı anlaşmanın Suriye'nin barış, güvenlik ve istikrar yolunda ilerlemesine katkıda bulunacağı umudu dile getirilirken, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmayı Suriye'nin ulusal uzlaşma, birlik ve istikrar yolculuğunda bir "kilometre taşı" olarak değerlendirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise ülkesinin "istikrar, adalet ve yeniden yapılanma yolunda Suriye'yi ve Suriye halkını desteklemeye devam edeceğini" teyit etti.