İşkence ve katliam tanığı Suriyeliler her şeye rağmen umutla yaşıyor

Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
TT

İşkence ve katliam tanığı Suriyeliler her şeye rağmen umutla yaşıyor

Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)
Ömer eş-Şağari ve gözaltından salıverildikten sonra çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)

Mart 2011’de binlerce Suriyeli genç, Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kaderinin  Mısır’daki Hüsni Mübarek ve Tunus’taki Zeynel Abidin bin Ali’nin kaderlerine benzer olmasını umarak, 1970 yılından bu yana ülkeyi askeri sıkıyönetimle yöneten Esed ailesi rejimini devirmek için sokaklara akın etti. Ancak rejimin baskısı, beklediklerinden çok daha fazlaydı. Bazıları rejime karşı haykırışlarının bedelini hayatlarıyla ödedi. Bazıları özgürlüklerini yitirirken, birçoğu ise kurtuluşu sığınma yolunda buldu. Bu çerçevede Avrupa’da mülteci olarak kalan dört Suriyeli aktivistin hikayelerini derledik.
Ömer eş-Şağari, İsveç’in başkenti Stokholm’deki yatağının yanına, Suriye’nin tanınmış güvenlik kollarından biri olan Şube 215’te tutuklu bulunduğu sıralarda işkence gördüğü iki gardiyanın fotoğraflarını koyuyor. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı’ndan (AFP) aktardığı habere göre bunun nedeni, her sabah gördüğü ilk şeyin bu iki fotoğraf olmasını istemesi. Kendi kendisine şu cümleleri tekrarlıyor: “Beni yıkamadılar, hala hayattayım!” Güvenlik güçleri, onu kıyı kenti Banyas yakınlarındaki köyünde ‘tüm erkeklerle birlikte’ tutukladığında sadece 15 yaşındaydı. Sadece iki gün sonra serbest bırakılmasına rağmen bu iki gün, rejim hapishanelerinde olup bitenlere dair gerçeği görmesi için yeterliydi. Sorgu memurları, tırnaklarını söküp bacağını kırdıktan sonra serbest bırakıldı.
Bugün 25 yaşında olan Şağara, bir telefon uygulaması aracılığıyla video üzerinden verdiği röportajda, “O gün özgürlüğün ne anlama geldiğini anladım. O günden bu yana bunu yapmaya başladım” dedi.
Ömer eş-Şağara 18 ay içerisinde 6 kez gözaltına alındı. 2012 yılında rejim güçleri, köyüne saldırı düzenledi, emekli olan babasını ve iki kardeşini katletti. En son tutuklandığında 10 cezaevi ve karakol arasında nakledilip durdu. “Suriye hapishanelerini, Suriye’nin kendisinden daha fazla gördüm” diyen Ömer, 2015 yılında serbest bırakıldı, Yalnızca 34 kiloydu. Annesi, onu ve erkek kardeşini (o sırada 11 yaşındaydı) Türkiye’ye kaçırmaktan başka bir seçenek bulamadı. Daha sonra iki kardeş, küçük bir tekneyle Yunanistan’a ve oradan da birkaç Avrupa ülkesi üzerinden sığınma hakkı elde edebildikleri İsveç’e kaçtılar. Anneleri, 3 yıl sonra onlara katıldı. Ömer, hayatının yolunu belirlemeye kararlıydı. Akıcı şekilde konuşana kadar İngilizce ve İsveççe öğrendi. Twitter’daki etkili aktivistlerden biri oldu. Deneyimlerini YouTube ve Twitter aracılığıyla açıklama ve videolarla aktarmaktan çekinmiyor.
Ömer, bugün Suriye Acil Görev Gücü’nde çalışıyor. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi nezdinde Suriye hapishanelerinde işkence gördüğüne dair ifade verdi. Deneyimlerine ilişkin çeşitli konuşmalar yaptı ve en karanlık vakitlerden bile anlam çıkartarak acıların üstesinden gelme mesajıyla, izleyicilerine ilham veren tanınmış bir konuşmacı oldu. Geçen Ekim ayında işletme bölümünde okumak üzere Washington’daki Georgetown Üniversitesi’ne kabul edildi. “Evinizi, babanızı, kardeşlerinizi, okulunuzu, köyünüzü, dağlarınızı ve hatta anılarınızı kaybetmek kolay değil. Ama zamanda geri dönme şansım olursa, bunu tekrar yaparım. Çünkü devrim, Suriye’de yaptığımız ilk doğru şey” ifadelerini kullanıyor.
36 yaşındaki Nevin el-Musa, 2015 yılından beri kendisi ve küçük ailesi için yeni bir hayat kurduğu Berlin’de yaşıyor. AFP’ye yaptığı açıklamada “Özellikle de hamilelik sırasında ağrı çektiğim ve uyuyamadığım zamanlarda zor dönemler geçirdik. Suriye’de doktorlara ulaşamayan insanlar ve her an zarar gören tutuklular için ağlıyordum” ifadelerini kullandı. Nevin, Hama vilayetindeki Tayyibe el-İmam köyünde gösterilere katıldığında, sonunda Avrupa’da mülteci olarak yaşayacağını hayal etmemişti. Barışçıl bir aktivist olan kardeşi Hamza, 2013 yılında rejimin kontrol noktalarından birinde tutuklandı. “İşkence altında öldüğünü öğrendik” diyen Nevin, Suriye ordusundan ayrıldıktan ve 2014 yılındaki kaçışından sonra ‘Sezar (Caesar)’ adını alan askeri fotoğrafçının yayınladığı binlerce fotoğraf arasında kardeşinin cesedini gördü. Nevin, annesi ve kardeşleriyle birlikte tehlikeli bir yolculuğa çıkarak Türkiye’ye kaçtı. Bu kaçışı, ‘James Bond filmleri’ maceralarına benzetiyor. “Uçaklar üstümüzden uçuyordu, mermiler düşüyordu ve şoför saatte 200 kilometre hızla gidiyordu” diyor.
Nevin, Türkiye’de bir keskin nişancı tarafından kafasından hedef alınan bir mermiden kıl payı kurtulmuş olan kocası Muhammed’i tanıdı. 2015 yılında ailesinin nihayet sığınma hakkı elde edebildiği Almanya’dan, tedavi görmek için vize aldı. Kabusları, Nevin’i bırakmıyor. Ancak 4 ve 6 yaşlarındaki iki kızı yeni hayatlarına alışmaya çalışıyor. “İçsel olarak çökmüş bir insanım, ama tuhaf bir ilahi güce tutunuyorum” diyen Nevin, yıllar sonra akıcı şekilde İngilizce ve Almanca öğrendi. Özel ihtiyaçlara sahip mültecilere destek ve yardım sağlayan bir organizasyonda çalışıyor. “Umut var. Bizi hayatta tutan şey de bu. Bu rejimin, hak ettiği karşılığı almasını umuyorum. Hakları ve görevleri olan demokratik bir devlet ve sivil bir yönetim istiyorum” diyor.
Şam yakınlarındaki muhalif gurupların kalesi olan Guta’dan Tuhami Derviş, Ağustos 2013’te tahminlere göre bin 400 kişinin hayatını kaybettiği kimyasal saldırıdan sağ kurtuldu.
2018’de sıkı bir kuşatma ve büyük bir askeri saldırının ardından rejim güçleri, Rus hava desteğiyle Suriye muhalefetine ölümcül bir darbe vurarak, Doğu Guta’nın kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Tuhami, “Bombardıman o kadar şiddetliydi ki, daha hızlı koşabilmek için kızımın (o sırada iki yaşında) hala karnımda olmasını diledim” diyor. O dönemde hemşire olan Tuhami ve ailesi, rejim güçlerinin kontrolü altında kalmaktansa Doğu Guta’dan ayrılmayı tercih eden binlerce muhalif savaşçı ve sivilin arasına katıldı. Şam ile yapılan bir uzlaşı anlaşması uyarınca, çoğunluğu Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) kontrolü altında bulunan İdlib vilayetine taşındı. İdlib’de kadınları, maruz kaldıkları şiddet hususunda eğitmeye odaklanırken, militan gruplar tarafından ‘ahlaksızlık yayma’ suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. “Suriye’den ayrılmak istemedik, ama rejim ve İdlib’i yöneten fanatikler arasında maalesef bir fark yoktu” diyen Tuhami Derviş, bugün Fransa’nın kuzeyindeki Colmar şehrinde yaşıyor. Oturum izni elde etmeyi beklerken, bir yandan da kocasıyla birlikte dil öğrenmeye çalışıyor. “Cinsiyet açısından bakıldığında, buradaki hayat daha iyi. Suriye’de bizden birinin feminist olması zor” diyor.
Sahil kenti Lazkiye’de güvenlik güçleri, 2013 yılının başlarında Beşşar Ferhat’ı serbest bıraktığında bir devlet hastanesinde pediatri alanında mesleki eğitimine devam etmesi de engellendi. Beşşar, rejime karşı gösterilere katıldığı için tutuklanırken, diğerleri gibi sorgulayıcılar tarafından darp edildi. Ancak bir devlet üniversitesinden diploma almış bir doktor olduğu için payı ‘daha ağırdı’. Nisan 2013’te altı aylık süre boyunca tekrar tutuklu kaldı. 36 yaşındaki Beşşar, doktor olarak çalıştığı Londra’da “Gözaltındayken işkence, darp ve hakaretlere maruz kaldık. Ancak en kötü ve sürekli olan işkence, 90 veya 100 kişi ile 30 metrekarelik bir hücrede olmaktı” diyor. Beşşar Ferhat, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Günlük yaşamın kendisi işkenceydi, nasıl yemek yiyeceksin, nasıl bir şeyler içeceksin ve nasıl uyuyacaksın. Oturacak yer yoktu, gelişi güzel şekilde uyuduk, birimiz uyudu, diğerimiz ayakta bekledi”. Bir doktor olduğu için Şam’daki bir askeri istihbarat merkezinde tutuklu arkadaşları, kendisinden yaralarını tedavi etmesini isterlerdi. Ancak onları tedavi edebilecek herhangi bir şeyi olmadığını söylüyor.
Beşşar, 2013 yılı sonunda serbest bırakıldıktan sonra Lübnan’a sığındı. Burada Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla yeniden yerleşim talebinde bulundu ve Mart 2015’te İngiltere’ye geldi. Bir iç mimarla evlendiği ve Londra’nın kuzeyindeki bir hastanede çalıştığı İngiltere’de, doktorluk yapmak için gerekli olan sınavı geçmeyi başardı. Kovid-19 salgınının yayılmasıyla, “Tabii ki sevdiklerim için korkuyordum, ama bunun büyük bir kriz olduğunu düşünmedim, belki de Suriye'de daha zor bir şey yaşadığım için” ifadelerini kullandı. İnternet üzerinden Suriyelilere ücretsiz tıbbi danışmanlık hizmeti vermek için bir web sitesi açtı. “Rejim devrildiğinde Suriye’nin geleceğine katkıda bulunmaya hazır olmak için güçlü olmalı, çok çalışmalı ve kendimizi kanıtlamalıyız” diyor.

Suriye savaşı 10. yılında
15 Mart 2011’de Dera'da gözaltına alınan ve işkence gören öğrencilerin naaşlarının dahi ailelerine verilmemesi üzerine, 'Halk rejimin devrilmesini istiyor' sloganıyla başlayan ayaklanmalar iç savaşa, bölgesel ve küresel güçlerin dahil olmasıyla da küresel bir savaşa evrilen Suriye krizi milyonlarca insanın evini kaybetmesine ve ölümüne sebep oldu.
Suriye iç savaşı 10. yılına girdi. 15 Mart 2011'de ülkenin güneyindeki Dera ilinde bir grup öğrencinin okul duvarına, Beşşar Esed'e hitaben, “Ey doktor (Beşşar Esed) şimdi sıra sende” yazmasıyla, Suriye'deki halk ayaklanmasının fitili ateşlendi.
Esed rejiminin kışlalardaki askerlerini ve güvenlik güçlerini harekete geçirerek diğer illere de sıçrayan rejim karşıtı gösterileri güç kullanarak bastırmaya çalışması, barışçıl halk gösterilerinin iç savaşa evrilmesine yol açtı.

Katliamların faili Esed
Kimyasal silah kullanma, halkı açlığa sürükleme, tehcir, ablukaya alma, keyfi tutuklama ve işkence gibi savaş suçlarının sıklıkla işlendiği iç savaş boyunca en az 500 bin kişinin hayatını kaybettiği sanılıyor. Birleşmiş Milletler'e göre iç savaş nedeniyle 6,7 milyon Suriyeli ‘mülteci' konumuna düştü.
Bu kişilerin yaklaşık 3,6 milyonuna Türkiye tek başına ev sahipliği yapıyor.



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.