Nasiriye olaylarından sonra Irak'ta erken seçimlerle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi

Nasiriye senaryosunun tekrarlanması ihtimali, 2018 yılındaki boykotun yeniden bir seçenek olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor

Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
TT

Nasiriye olaylarından sonra Irak'ta erken seçimlerle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi

Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi'nin ülkeyi kaçak silahların ve kara paranın hakimiyetinden uzak tutacağını vurgulayarak yerine getirme sözü verdiği başlıca vaatlerinden biri olan silahsızlanma ve silahların kontrolü çabaları sürerken, Irak’ın Nasiriye şehrinde son zamanlarda meydana gelen olaylar, Irak'ta erken seçimlere yönelik tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Özellikle silahlı kolları olan siyasi partilerin artırdığı gerilimler, aktivistlerin sürekli olarak sindirilmeye çalışılması, suikastlara kurban gitmeleri ve aldıkları tehditler, silahsızlanma ve silahların kontrolü için şartların henüz olgunlaşmadığına işaret ediyor. Öte yandan önümüzdeki yıl Haziran ayı başlarında yapılması planlanan seçimlerin tarihi de giderek yaklaşıyor. Bu durum, Irak hükümetinin güvenliği sağlama olasılığı ve devlet kurumlarının silahlı grupların kontrolünden çıkarılması konusunda pek çok soruyu gündeme getirse de şuanda bir ilerleme kaydedilebilmiş değil.

2018 senaryosunun tekrarlanması olasılığı
Gözlemciler ve politikacılar, özellikle hükümetin ‘seçim güvenliği’ ile ilgili dosyaları çözemediğine dair çeşitli göstergelerin yanı sıra kaçak silahların ve kara paranın her seferinde ana partilerin önünde seçimleri kazanmaya açılan kapıyı temsil ettiği gerçeğiyle birlikte 2018 senaryosunun tekrarlanması olasılığının yaklaşan seçimlerin boykot edilmesini daha fazla teşvik edeceğine inanıyorlar.
Eski Başbakan Haydar el-İbadi başkanlığındaki Zafer Koalisyonu tarafından yapılan kısa açıklamada 2018 yılındaki seçimlerde yaşanan senaryonun tekrarlanması durumunda yaklaşan seçimleri boykot edilmesi ihtimalinin yüksek olduğu belirtildi. Açıklamada, “Birlik ve adalet standartlarının, kabul edilebilir ve güvenilir bir şekilde sağlanmaması, 2018 yılındaki seçimlerde olduğu gibi hileli yöntemlerin kullanılması ve halkın iradesine müdahale edilmesi durumunda boykot bir seçenek olur” ifadeleri yer aldı.

İşgal sonrası yapılan seçimlerin en kötüsü
Yıllardır Irak’ta yönetim ve güç denkleminin şekillenmesindeki en büyük etken, silahlı ve kontrolcü grupların devlet kurumları üzerindeki nüfuzu olmuştur. Ancak son seçimlerde nüfuzları daha da belirgin bir hal aldı. Çünkü politikacılara ve gözlemcilere göre 2018’deki seçimler, ABD’nin Irak’ı işgali sonrası yapılan tüm seçimler arasında en fazla hilenin yapıldığı seçimler oldu.
Irak’taki Bağımsız Araştırma Grubu (IIACSS) Başkanı Dr. Dr. Munqith M. Dagher konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Irak arenasındaki göstergeler pek de iyiye işaret etmiyor. Bu da yaklaşan seçimlerin öncekilerden daha kötü olacağı inancına yol açıyor. Son seçimlerde yapılan hileler, silahların gölgesinden daha büyüktü. Fakat göstergeler, silahlı kolları olan partilerin yaklaşan seçimleri doğrudan etkilemek için silahlarıyla siyaset sahnesine girecekleri izlenimini veriyor” yorumunda bulundu. Dagher, “Silahlı zorbalık, Sadr Hareketi tarafından dahi açıklandı. Bu mesele başkalarına silahlarını bir sonraki seçimlere götürmeleri için haklı sebepler verecektir” diye konuştu. Dagher ayrıca tüm bu göstergelerin ‘sivilleri boykota iteceğine’ işaret etti.
Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda Irak'ın uluslararası güçler önünde çıkmaza gireceğini söyleyen Dagher, “Bu senaryo, özellikle bölgede meydana gelen büyük kutuplaşmayla birlikte ülkede kaosa yol açacaktır” şeklinde konuştu.
Tüm bu faktörlerin yanı sıra hükümetin siyasi durumu kontrol etmedeki rolünün azalması ve Süleymani’nin öldürülmesinin ardından İran’ın rolünün zayıflaması nedeniyle bir sonraki siyasi haritayı silahların çizeceğini düşünen Dagher’in de işaret ettiği gibi siyaset sahnesi, kontrolden çıkmış gibi görünüyor.
Kazımi’nin atabileceği adımlarla ilgili olarak ise Dagher, “Başbakanın önündeki pencere yavaş yavaş kapanıyor. Bu dosyaları çözmek için oldukça kısıtlı bir alanı var. Eğer önümüzdeki birkaç ay, yine silahla ilgili bir çözüm bulunamadan geçerse, Kazımi’nin elinde hiçbir seçenek kalmayacak” yorumunda bulundu.

Siyasi rekabet yok
Öte yandan aktivistler, halk ayaklanmasında en başta gelen talebin yalnızca erken seçimler olmadığını, aynı zamanda seçimlerin güvenli bir şekilde, rekabetçi, adil ve şeffaf bir atmosferde yapılmasının da talep edildiğini, ancak şuana kadar bu konuda herhangi bir gelişmenin işaretlerinin görülemediğini vurguladılar.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, aktivistlere ve protestoculara yönelik şiddet veya suikastlar ne zaman artsa, başta silahlı kolları olanlar olmak üzere siyasi güçlerin yaklaşan seçimlerle birlikte rekabet tehlikesi hissettiklerine inanan önde gelen aktivistlerin seçimleri boykot etme arzusu da artıyor. Bu da gerilimi önemli ölçüde artırıyor. Nasiriye'deki son olaylarda açıkça ortaya çıktı.
Önde gelen aktivistlerden Muhteda Ebu el-Cud, özellikle ana siyasi partilerin devlet kurumlarını kontrol ettikleri silahlı kollara sahip olmalarından dolayı siyaset sahnesinde rekabetin olmadığını, buna karşın son dönemde hükümetin silahların kısıtlanması veya yolsuzlukla mücadele konusunda herhangi bir adım atamadığını düşünüyor.
Nasiriye’de yaşanan son olayların, yaklaşan seçim yarışının nasıl olacağının açık bir örneği olduğuna inanan Ebu el-Cud, “Gösterilerde yer alan aktivistlere yönelik artan tehditler ve soruşturmalar varken rakip partilerin örgütlenmesi ve seçime girilmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Ebu el-Cud, Nasiriye’de önde gelen onlarca aktivistin yerlerinden edilmesinin, zulüm görmesinin ve kaçırılmasının bu tehditlerin en iyi kanıtı olduğunu vurguladı. Tüm bu faktörlerin, ‘boykot seçeneğini güçlendirdiğini’ belirten Ebu el-Cud, hatta Iraklıların, seçimlerin sadece aktörlerin başrolleri paylaştığı bir oyun haline geldiğine inandığına işaret ettiğini söyledi.

Seçim propagandalarının erkenden başlaması yasaya aykırı
Silahlı kolları olan partiler ve akımların erken seçim kampanyalarının özellikleri, bu gruplarla bağlantılı platformların son dönemde daha da kışkırtıcı hale gelen propagandalarıyla ortaya çıktı.  Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’nin eski yetkilileri, bu durumu, açıkça yasanın ihlali olarak görüyorlar. Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği eski Başkanı Adil el-Lami konuyla ilgili olarak “Birçok siyasi oluşum, yasaya ve Komiserliğin kurallarına aykırı bir şekilde erkenden seçim propagandalarına başladılar. Bazıları farklı düşünceleri kışkırtarak ve bunun için sosyal medya platformlarını kullanarak seçim propagandalarını halk tabanına indirdiler. Bu da gerilimin artmasına neden oldu” şeklinde konuştu.
Meselenin, sadece seçim propagandalarının erken başlamasıyla sınırlı kalmadığını ve devletin şu anki zayıflığını da ortaya çıkardığını söyleyen Lami, mevcut dönemdeki genel atmosferin önceki seçimlerden farklı olmadığını belirtti. Lami, “Ekonomi komisyonlarında yer alan bazı siyasi oluşumlar, yaklaşan seçim kampanyalarını devlet kurumlarından finanse etmeye çoktan başladılar bile” dedi.
Başlıca sorunlardan birinin ‘partilerin çalışmalarını izlemekle görevli Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği Siyasi Partiler Dairesi’ ile ilgili olduğuna işaret eden Lami, “Siyasi Partiler Dairesi, mali kayıtların denetimi ve siyasi partilerin mali durumunun takibi bağlamındaki ihlaller karşısında oldukça zayıf kalıyor” yorumunda bulundu. Lami, “Siyasi Partiler Dairesi de dahil olmak üzere partiler, Komiserliğin çoğu bölümüne sızmış durumdalar. Bu da seçim sürecinin şeffaf bir şekilde olması ihtimalini büyük ölçüde engelliyor” dedi.
2018 seçimlerinin en karışık ve sorunlu seçimler olduğunu belirten Lami, buna bir de bazı silahlı adamların sandık merkezlerini kontrol ettiklerine ilişkin bir dizi şikayetin eklendiğini söyledi. Bununla birlikte Komiserlik tarafından kadın aday kontenjanlarının dağılımı ile ilgili olarak bazı adayların yaptığı itirazlara ilişkin gerekli açıklamayı yapmasına rağmen itirazların yargıya intikal ettiğini belirten Lami, “Durum böyle devam ederse, önümüzdeki seçimlerde de bu senaryonun farklı olacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Geleneksel partiler rekabet tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını hissediyorlar
Silahlı kolları olan partilerin ve blokların siyaset sahnesi üzerindeki kontrolü, hedef alınmadan geleneksel partilerle rekabet edebilecek yeni siyasi oluşumların ortaya çıkmasının önünde büyük bir engel teşkil ettiğinden bu konu, halk ayaklanmasını destekleyen aktivistler ve halkın en büyük endişe kaynağıdır.
Aktivistler, özellikle geçtiğimiz Ağustos ayından sonra Basra'da aktivist Tahsin El-eş-Şahmani’nin suikasta kurban gitmesi ve Nasiriye'de Seccad el-Iraki’nin kaçırılması gibi olayların yanı sıra diğer bazı önde gelen isimlerin evlerine bombalı saldırlar düzenlenmesinden sonra halk ayaklanmasının önde gelen aktivistlerinin hedef alındığını düşünüyorlar. Aktivistlere göre devam eden saldırılar, halk ayaklanmasından çıkan güçlerin, iktidardaki geleneksel güçleri saf dışı bırakacağı korkusuyla, yeni örgütlenmelerin ve seçimlere girme hareketlerinin önüne geçmek amacıyla yapılmışa benziyor.
Öte yandan Nasiriyeli aktivist Muhammed Abdulkerim eş-Şeyh, “Protesto hareketine katılan gençler arasında erken seçimlere katılıp katılmama konusunda görüş ayrılıkları var. Bu konuda henüz bir karar alınmadı” dedi. Şeyh, halk ayaklanmasının tüm taraflarının halen ‘devletin silahları kısıtlaması ve partilerin yolsuzluklarına son verilmesi’ şeklindeki seçim şartlarının sağlanması gerektiğini’ vurguladıklarını belirtti.
Son dönemlerdeki gerilimlerin ve önde gelen aktivistlerin geçmiş dönemlerde hedef alınmasının ‘partizan eylemcileri, seçimleri boykot etmeye yönlendirme girişimlerinin’ bir parçası olduğuna inanan Şeyh, geleneksel partilerin, halk ayaklanmasından çıkan güçlerle rekabete girme tehlikesini açıkça hissettiğini, bunun da onları, ‘gerilimi kışkırtmaya ve aktivistleri sindirmek, yerlerinden etmek ve kaçırmak için silahlı kollarını kullanmaya ittiğine’ işaret etti.
Geleneksel partilerin Irak halkı tarafından cezalandırılacakları, şeffaf bir seçim sürecinden korktuklarını düşünen Şeyh, protestocuları seçimlere katılmaya çağıran siyasi parti liderlerinin açıklamalarını ‘sadece bir aldatma ve hile’ olarak tanımladı. Şeyh, bu partilerin ‘gerginliklerden ve silahlı mesajlar göndermekten sorumlu’ olduklarının da altını çizdi.

Seçimlerin zamanında yapılmasının önündeki teknik sorunlar
Seçimlerinde zamanında yapılmasının önünde Irak sahnesinin silahlarla kontrol edilmesi meselesinin ötesinde  örgütsel ve teknik sorunlar da engel teşkil ediyor. Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’nden eski bir yetkili, bu konudaki karamsar beklentilere değindi.
Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği eski Seçim Daire Başkanı Mikdat eş-Şerifi, televizyonda yaptığı bir açıklamada, “Seçim yasasında, seçim bölgelerinin dağılımı da dahil olmak üzere büyük teknik sorunlar var. Seçim bölgelerinin belirlenmesinde ‘bitişik ve dağınık’ olmak üzere iki kriter kabul edilirken, yasanın başkentte uygulanışında büyük hatalar ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
Şerifi, üç başkanlığın, (Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı) sadece biyometrik seçmen kartı sahiplerinin seçimlere katılması konusunda ısrar etmesi halinde, gelecek yıl 6 Haziran'da yapılması planlanan tarihte seçimlerin yapılmasının imkansız olduğuna işaret etti.
Şerifi açıklamasına şöyle devam etti:
“Biyometrik kart, şüpheleri gidermenin, sahteciliği ve diğer sorunları önlemenin en büyük garantisidir. Fakat, 27 milyon seçmenin olduğu ülkede şu ana kadar bu kartları alanların sayısı 12 milyonu geçmiyor. Yüksek Seçim Komiserliği’nin diğer seçmenler için kart üretme ve dağıtma çalışmalarını tamamlaması için yaklaşık bir buçuk yıla ihtiyacı var. Ancak erken tarih nedeniyle, seçimlere ancak biyometrik kart sahiplerinin katılabileceğine dair açıklamasını geri çekmek zorunda kalacak. Çünkü seçim yasası, seçimlere katılımı biyometrik kart sahipleriyle sınırlandırmıyor. Geçici kart sahiplerinin seçimlere katılmasına izin verilmesi veya yeni bir seçim tarihi duyurulması gerekiyor.”
Buna karşın Sairun İttifakı milletvekili Esad el-İbadi, ‘seçimlerin erken bir tarihte yapılabileceğini’ söyledi. Söz konusu teknik sorunların giderilmesinin o kadar uzun sürmeyebileceğini belirten İbadi, bu sorunların düzeltmek ve tarihin gecikmesini önlemek için yetkili makamlarla birlikte konuyu takip edilebileceğini kaydetti. İbadi, “Parlamento, tüm taraflar hazırlıkların tamamlandığını duyurduktan sonra, önümüzdeki Nisan ayında kendisini feshedecektir” dedi.



Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.


Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
TT

Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)

Gazze'den bir grup gönüllü, Filistin topraklarındaki en eski ve en büyük kütüphanelerden birinin arazisinde, savaşın bedelini ödeyen ve zengin kültürel mirasın değerli bir parçasını temsil eden paha biçilmez eski kitapları kurtarmak için yoğun bir şekilde çalışıyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre diğer kültürel ve dini mekanlar gibi, Gazze Şeridi'nin en büyük ve en eski camisi olan Gazze Eski Şehri'ndeki Ömeri Camii'nin kütüphanesi de İsrail'in bombardımanında ciddi şekilde hasar gördü.

Bir zamanlar kilise olan 12’nci yüzyıldan kalma cami ise büyük ölçüde yıkıntıya dönüşmüş durumda.

Britanya Kütüphanesi'nin desteklediği bir miras koruma fonunu yöneten Hanin el-Umusi şunları söyledi:

“Kütüphanenin aldığı hasarın boyutunu görünce şok oldum. Çok acı bir manzaraydı. Kitapları kurtarmak için acele etmenin benim görevim olduğunu hissettim.”

AFP’ye konuşan Umusi, bir grup gönüllüyle birlikte kütüphaneyi kurtarmak için bir girişim başlattığını açıkladı.

Umusi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kütüphanenin batı kısmı, İsrail ile Hamas arasında 2023 yılının ekim ayında Hamas'ın daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş saldırısının ardından iki yıl süren savaş sırasında Büyük Ömeri Camii'nin üç kez bombalanması sonucu yandı.”

Kütüphanede yaklaşık 20 bin kitap bulunduğunu, bunlardan sadece üç veya dört bin tanesinin kurtulduğunu belirten Umusi, “Büyük Ömeri Camii kütüphanesi, El-Aksa Camii Kütüphanesi ve Ahmed Paşa el-Cezar Kütüphanesi'nden sonra Filistin'in üçüncü büyük kütüphanesiydi. Hukuk, tıp, İslam fıkhı, edebiyat ve çeşitli diğer konularda çok çeşitli kitaplar içeren önemli bir tarihi kütüphaneydi” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin uzun bir geçmişe sahip. Bu da Filistin topraklarını Kenan, Mısır, Pers ve Yunan gibi ardışık medeniyetlerin eserlerinin hazinesi haline getiriyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz yılın ekim ayı itibarıyla, savaşın patlak vermesinden bu yana 114 bölgede hasar olduğunu belgeledi. İsrail, iki yıllık savaş boyunca Gazze Şeridi'ne abluka uygulayarak, yıkıma uğramış Filistin topraklarında felaket boyutunda bir insani kriz ve gıda ve temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa neden oldu.

“Küf ve barut”

Eski taş kütüphanenin odalarından birinde, bir grup gönüllü, bazı kısımları yanmış, sayfaları sararmış bir kitabın kalıntılarını toplarken, içlerinden biri ‘küf ve barut kokusunun’ yükseldiğini belirtiyor. Bitişik odada ise Hanin eski bir kitabın tozlarına üfleyerek, “Bu nadir ve tarihi kitapların durumu içler acısı. Çünkü 700 ila 800 günden fazla bir süredir terk edilmiş durumdalar. Kitaplarda büyük hasar ve barut izleri görebiliyoruz” diye ekliyor.

BM’den bağımsız bir komisyon, 2025 yılının haziran ayında yayınladığı bir raporda, İsrail'in Gazze'deki okullara, dini ve kültürel mekanlara yönelik saldırılarının savaş suçu teşkil ettiğini açıkladı.

BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu raporunda, “İsrail, Gazze'deki eğitim sistemini tahrip etmiş ve Gazze Şeridi'ndeki dini ve kültürel mekanların yarısından fazlasına zarar vermiştir” ifadeleri yer aldı.

Bu rapora, BM komisyonunu ‘BM İnsan Hakları Konseyi'ne (BMİHK) bağlı, önyargılı ve siyasallaşmış bir mekanizma’ olarak nitelendirerek yanıt veren İsrail, raporu ‘Gazze savaşı hakkındaki yanlış anlatısını desteklemek için yapılan bir başka girişim’ olarak değerlendirdi.


İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)

Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerinde İsrail güçlerinin bugün düzenlediği topçu ateşi ve silahlı saldırıda bir Filistinli vatandaş öldü, birçok kişi ise yaralandı.

Filistin Haber Ajansı (WAFA) tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberinde, Han Yunus'un güneyindeki Ard el-Limon bölgesini hedef alan bombalı saldırıda 27 yaşında bir adamın öldüğünü ve naaşının Nasır Tıp Kompleksi'ne kaldırıldığını bildirdi.

Ayrıca, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Ebu Hüseyin Okulu yakınlarında İsrail insansız hava aracı (İHA) ateşiyle bir Filistinli yaralandı; Han Yunus'un güneyindeki Kizan Ebu Reşvan bölgesinde ise bir kız çocuğu İsrail'in açtığı ateş sonucu yaralandı.

 Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)

İsrail uçakları, Gazze şehrinin doğusunda ve Han Yunus'un doğusundaki "sarı hat"ın doğusunda hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, savaş uçaklarının yoğun alçak irtifa uçuşlarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. İsrail güçleri, Han Yunus'un doğusundaki yerleşim binalarını yıktı ve Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinin doğusundaki ve Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc kampının doğusundaki bölgeleri bombaladı.

Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)

İsrail güçleri ayrıca Gazze şehrinin güneydoğusundaki Zeytun mahallesinin doğusunda da defalarca ateş açtı, ancak şu ana kadar bu bölgede herhangi bir yaralanma veya ölüm bildirilmedi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA'dan aktardığına göre 11 Ekim'deki ateşkesin ardından İsrail güçleri 615 Filistinliyi öldürdü ve bin 658 Filistinliyi de yaraladı.