Sudan ekonomisi dünya ile entegrasyona hazır mı?

Sudan’ın adının, Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması, ülke ekonomisinin önündeki büyük bir engeli ortadan kaldıracak.

Sudan’ın Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması, tek başına ülke ekonomisinin sorunlarını çözeceği anlamına gelmez (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan’ın Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması, tek başına ülke ekonomisinin sorunlarını çözeceği anlamına gelmez (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan ekonomisi dünya ile entegrasyona hazır mı?

Sudan’ın Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması, tek başına ülke ekonomisinin sorunlarını çözeceği anlamına gelmez (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan’ın Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması, tek başına ülke ekonomisinin sorunlarını çözeceği anlamına gelmez (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Mina Abdulfettah
Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk'un, 11 Aralık'ta ülkenin adının, ABD’nin ‘Terörü destekleyen Ülkeler’ listesinden çıkarılacağını açıklamasının ardından Sudanlıları ihtiyatlı bir beklenti ve umut atmosferi kuşattı. Sudan, geçtiğimiz Ekim ayında, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Sudan'ın adını Terörü Destekleyen Ülkeler listesinden çıkartmanın karşılığında 1998'de ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerine düzenlenen terör saldırılarının kurbanları ve yakınları için talep ettiği 10 milyar doların üzerindeki tazminatın, müzakereler sonucu 335 milyon dolara düşürülmesiyle Washinton’a transfer edildiğini açıkladı. Bu gelişmenin, Sudan’ın ekonomik sorunlarının çözülmesi ve zorlu hayat şartlarını hafifletmesi umutları ile ABD’nin başka taleplerinin de olacağı yönündeki uyarılar arasında “Hükümet 11 Aralık sonrasına hazırlandı mı? Bir sonraki aşama için ne gibi düzenlemeler yapıldı?” şeklinde bir takım sorular ortaya atıldı.

Fırsatlardan yararlanma şartları
Şarku’l Avsat’ın haberine göre Independent Arabia’ya konuşan Sudan Ticaret ve Sanayi Bakanı Medeni Abbas, “Sudan’ın adının, Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması, ülke ekonomisinin önündeki büyük bir engeli ortadan kaldıracaktır. Bu her ne kadar bir adım olsa da tek başına tüm ekonomik sorunları çözeceği anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.
Sudan’ın adının, Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılmasının bir takım fırsatlar sunduğunu belirten Abbas, bu fırsatlardan yararlanmak için başta bankacılık sistemindeki reformları, kamu hizmeti ve yatırıma elverişli ortam reformları ile özel sektör reformları olmak üzere bir takım temel koşulların sağlanması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Ticaret ve Sanayi Bakanı Abbas açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Sudan Merkez Bankası, bankacılık sistemi ile reformlardaki bu değişikliklere öncülük etmek amacıyla üzerine düşeni yapıyor. Son yıllarda bankacılık sistemine ağır darbe indiren derin çarpıklıklar sebebiyle bu çabanın meyve vermesi için belirli bir süre gerekmektedir. Kamu hizmeti sektörüne gelince, özellikle yabancı yatırım fırsatlarıyla ilgilenen nitelikli kadroların yanı sıra işi otomatikleştirerek ve daha verimli dijital çalışmaya dönüştürerek reformların uygulanmasını hızlandırması gerekiyor.”
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın, Sudan'daki iş ve yatırım ortamını iyileştirecek ve bir takım kolaylıklar sağlanacak şekilde düzenleyecek ticari çalışmalar ile ilgili diğer tüm taraflarla iş birliği içinde ‘Tek Pencere Programı'nı başlatmak üzere çabalarını yoğunlaştırdığını söyleyen Bakan Abbas, “Sudan'daki iş koşullarının iyileştirilmesi için birkaç tarafla prensipte anlaşmaya varıldı” şeklinde konuştu. Bakanlığın ticaret ve sanayi alanıyla ilgili yeni yasaları olduğunu söyleyen Abbas, ayrıca Maliye Bakanlığı Yatırım Komisyonu’nun, Sudan'daki yatırım koşullarını iyileştirmenin, dış dünyaya açılma fırsatlarından yararlanmak amacıyla özel sektörle görüşmeleri sürdürmenin ve gerekli reformları uygulamanın yanı sıra ayrıca Sudan'da çalışmak isteyen uluslararası şirketlerle daha rekabetçi olabilmek için yeni bir yatırım yasası hazırladığını açıkladı.

Yardımların yeniden başlaması
Öte yandan Sudan’ın Ottawa Büyükelçisi Tarık Ebu Salih, “Sudan’ın adının, Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması ve Aralık ayı ortalarında egemen dokunulmazlığını geri kazanması konusunda Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında bir fikir birliği var. Kararın ABD Kongresi'nde onaylanacağına inanıyorum. Bu konuda geri adım atılacağını düşünmüyorum. Sudan'ın adının bu listeden çıkarılması kararı, Sudan hükümeti ile ABD yönetimi arasındaki zorlu müzakerelerin ardından alındı. ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerine düzenlenen terör saldırılarının kurbanları ve yakınları için 335 milyon dolar tazminat ödenmesi yönünde bir anlaşmaya varıldı” ifadelerini kullandı.

Sudan’ın adı, Aralık ayı ortalarında Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılacak ve egemen dokunulmazlığını geri kazanacak (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Büyükelçi Ebu Salih, ABD Başkanı Donald Trump’ın Sudan’ın adının 1993 yılından bu yana yer aldığı Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarmasıyla ilgili başkanlık emrini imzalamasının ve kararı, ABD Kongresi’ne bildirmesinin, ABD yönetiminin Sudan'ı bu listeden çıkarma konusunda ciddiyetini gösterdiğini vurguladı.
Büyükelçi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sudan’ın ihtiyacı, ülkenin yatırımcı çekmesi için gerekli ortamın sağlanması, mevzuatın yeniden düzenlenmesi, yatırımla ilgili yasaların cazip hale getirilmesi, endişelerin giderilmesi, üretimin iki katına çıkarılması ve ihracatın teşvik edilmesidir. Çünkü Sudan, muazzam doğal kaynaklar bakımından oldukça zengin bir ülkedir ve adının Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılmasının ardından uluslararası şirketlerin çeşitli alanlarda yatırımlar yapmak için gelmesi bekleniyor.”
Altın madenciliği alanında faaliyet gösteren Kanadalı şirket Orco Gold'un, Sudan’ın adının Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılacağının duyurulmasının ardından bir açıklama yaptığını belirten Büyükelçi Ebu Salih, “Şirket açıklamasında, Sudan'ın adının bu listeden çıkarılmasının, ülkede daha olumlu bir siyasi değişim ve ekonomik toparlanmanın önünü açacağından bahsedildi. Şirketin CEO’su Richard Clark'a göre bu gelişme aynı zamanda, uluslararası yatırım topluluğuna verilen olumlu bir işareti temsil ediyor ve Sudan'a yönelik ekonomik yardımı da teşvik edecek. Clark, Afrika Kıtası’ndaki maden arama ve madencilik geliştirme alanında Sudan’ın önemli bir yere sahip olduğunu ve Sudan’a uygulanan tüm yaptırımların kaldırılmasının hemen ardından, heyecan verici yatırım ve büyüme fırsatları nedeniyle dünya tarafından takdir edildiğini görmeyi dört gözle beklediklerini söyledi” şeklinde konuştu.

Geciken hazırlık
Sudan Komünist Partisi (SCP) Merkez Komitesi Üyesi ve ekonomi profesörü Sıdki Kebilu, yaptığı değerlendirmede, “Sudan, Başbakanlık, Merkez Bankası, Maliyet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın iş birliğiyle kararın kalkınma üzerindeki etkilerini ve uluslararası ekonomik ilişkilerin haritasını göz önünde bulundurarak erkenden hazırlıklarını tamamlamış olmalıydı. Başta yağlı tohumlar, sakız ve pamuk olmak üzere 1989 yılı öncesindeki gibi geleneksel pazarlarımızla aracı olmadan doğrudan ticari ilişkilerimizi yeniden nasıl kurabileceğimize dair programlı ve uygulamaya hazır bir plan yapılmalıydı” yorumunda bulundu.
Kebilu, başta ulaşım, demiryolları, limanlar ve Port Sudan’ın suyu olmak üzere altyapı için finansör aranması ve yerlerinden edilmiş kişilerin, mültecilerin geri dönüşü ve yeniden yapılanma ile ilgili barış gündeminin uygulanması gerektiğini sözlerine ekledi. Kebilu ayrıca, bu karardan sonra Sudan için daha fazla fon bulabilecek Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşlarının çalışmalarının koordinasyonundan en iyi şekilde yararlanmak için Ocak ayında Sudan’a gelecek olan BM misyonundan yararlanılması gerektiğini vurguladı.

Sudan'ın bu karar sonrası için erkenden hazırlanmış olmalıydı (İndependent Arabia - Hasan Hamid)
Kebilu borç konusuyla ilgili olarak ise işi zorlaştıran meselenin Sudan'ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile ilişkisi olduğunu, çünkü Sudan’ın IMF aracılığıyla borçlarını görüşmek istemediğini, bunun da borçların silinmesi veya yeniden planlanmasına yönelik ikili anlaşmaların olmadığı ve Sudan'ın IMF ile kararlaştırılan programı uyguladıktan sonra Paris Kulübü aracılığıyla yapılacağı anlamına geldiğini söyledi. Kebilu’ya göre bu nedenle Sudan ile belirli malları üreten şirketler arasında olacak emtia kredileri büyük önem taşıyor.

Ekonomik düzenlemeler eksik
Sudan’da yayın yapan Elaph Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Halid et-Ticani, “11 Aralık, Başkan Trump’ın yaptırımların kaldırması ve Sudan'ın Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması ile ilgili başkanlık kararnamesini imzaladığına dair ABD Kongresi'nin bilgilendirilmesi sonrasındaki 45 günlük sürenin sona ereceği tarihtir. Sonuç olarak, bu süre içinde herhangi bir itirazda bulunulmazsa, kararname geçerli sayılacaktır” şeklinde konuştu.
Sudan’ın adının listeden çıkarılmasıyla ilgili bu düzenlemelerdeki temel sorunun, Sudan'ın her türlü yeni iddiaya konu olmasını engelleyen egemen dokunulmazlığını geri kazanması meselesi olduğunu vurgulayan Ticani, “11 Eylül 2001 saldırısı kurbanlarının ailelerinin, ABD büyükelçiliklerine düzenlenen terör saldırısı ve Amerikan Muhribi Uss Cole'nin bombalanması olaylarının kurbanlarının yakınlarına 402 milyon dolarlık tazminat ödenmesi anlaşmasına, kendilerinin dahil edilmedikleri gerekçesiyle itiraz ettikleri biliniyor. Kongre'de ve Senato'da, bu konuda bir tartışma çıktı. Sudan'ın adının Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılması, egemen dokunulmazlığını sağlamazsa sadece listeden çıkmış olması hiçbir fayda sağlamayacaktır. Bu da hatalı bir karar olacaktır. Çünkü hükümetin bu hamlesinin asıl amacı, yaptırımların kaldırılması ve sadece ABD ile değil, IMF, Dünya Bankası ve Afrika Kalkınma Bankası (AfDB) gibi uluslararası finans kurumlarıyla ilişkilerinin de normalleşmesi ve böylece Sudan’ın küresel finansal sistemiyle ilişkilerinin normale dönmesidir. Eğer Sudan egemen dokunulmazlığını geri kazanmazsa ve ileride Sudan’a karşı herhangi bir dava açılırsa ve bu davada Sudan aleyhine kararlar verilirse, o zaman Sudan'dan tazminatın tahsis edilmesi için yurtdışındaki mal varlıklarına ve fonlarına el konulmasının yolu açılacaktır. Böylece Sudan, küresel finansal sistemiyle başa çıkamama sorunuyla yeniden karşı karşıya gelecektir. Bu nedenle, iki konu birbiriyle bağlantılıdır. Ekim 2017'de yaptırımların kısmen kaldırıldığı bir deneyim yaşandı. Ancak bu deneyim iki nedenden ötürü meyve vermedi. Birincisi, Sudan'la ilişkilerde risk derecesinin yüksek olmasıydı. Bu yüzden çoğu uluslararası finans kurumu ve banka, tıpkı 2014 yılında bir Fransız bankasının başına gelenler gibi ABD'nin kendilerine de yaptırım uygulayacağı korkusuyla Sudan’la ilgilenmedi. Buna bağlı olarak durum devam etti. İkinci neden ise, Sudan hükümetinin bundan faydalanmak için gerekli düzenlemeleri olmamasıdır. Bu sorun halen devam ediyor. Tüm söylenenler, sadece siyasi çerçeve içinde kalıyor. Ekonomik düzenlemeler konusunda ise ne Sudan Merkez Bankası’nın ne de diğer bankaların ve finans kuruluşlarının yeniden düzenlemesi konusunda hiçbir hazırlık yapılmıyor. Bu da Sudan'ın, adının Terörü Destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılmasının faydasını görmesi için gerçekten uzun bir zaman beklemesi gerektiği anlamına geliyor” şeklinde konuştu.

Sudan'ın adının Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılmasının psikolojik etkisi
Sudan'ın borçlarının silinmesi meselesinin, Sudan'ın adının Terörü destekleyen Ülkeler listesinden çıkarılmasıyla ABD ile ilişkilerin normalleştirilmesine ilişkin siyasi şartlar dışında bir takım koşullar gerektiren karmaşık bir süreç olduğunu söyleyen Ticani, “Bazı önkoşullar var. Bunlardan en önemlisi, IMF’nin önümüzdeki Haziran ayında sona erecek olan yıllık izleme programının ardından yayınlanacak olan Sudan'ın ekonomik reformları gerçekleştirip gerçekleştirmediğine ve bunların IMF’yi tatmin edip etmediğine dair rapordur. Bu konuda geçtiğimiz ay yayınlanan son rapor, pek de umut verici değildi. Raporda Sudan'ın IMF ile anlaşarak vaat ettiği göstergelere ulaşmasının zor olduğu belirtildi” dedi.
Sudan’ın Paris Kulübü ve Londra Kulübü gibi farklı taraflara borçlu olmasından ötürü borçların ödenmesi için uzun bir süreye ihtiyacı olduğunu söyleyen Ticani, “Dolayısıyla bu konu siyasi ve psikolojik etki sınırları içinde kalacaktır. Tüm uyarılarla birlikte yakın bir tarihte Sudan'a yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılmasının etkilerini ve mevcut dengenin değiştiğini görmek oldukça zor” ifadelerini kullandı.



Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.