Sudan Milli Ümmet Partisi Başkanı: İsrail ile adil bir barışa karşı değiliz

Sudan’daki Milli Ümmet Partisi Genel Başkanı Fadlallah Barmah Nasır (Independent Arabia- Hasan Hammad)
Sudan’daki Milli Ümmet Partisi Genel Başkanı Fadlallah Barmah Nasır (Independent Arabia- Hasan Hammad)
TT

Sudan Milli Ümmet Partisi Başkanı: İsrail ile adil bir barışa karşı değiliz

Sudan’daki Milli Ümmet Partisi Genel Başkanı Fadlallah Barmah Nasır (Independent Arabia- Hasan Hammad)
Sudan’daki Milli Ümmet Partisi Genel Başkanı Fadlallah Barmah Nasır (Independent Arabia- Hasan Hammad)

Sudan’daki Ulusal Ümmet Partisi’nin yeni Genel Başkanı Fadlallah Barmah Nasır, Sadık el-Mehdi’nin geçen ay sonlarında koronavirüse yakalanarak Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi’de ölmesinin ardından partisinin, ülkedeki en büyük kitle partisi olarak liderlik konumundan geri adım atmayacağını belirtti. Barmah Nasır, eski rejime dahil olmayan tek parti olduğu için gelecek seçimlerde de liderliğini sürdüreceğini vurguladı.
Yakın zamanda yeni bir lider seçilene kadar partinin başkanlığını yürütecek olan Şarku’l Avsat’ın aktardığına göre Nasır, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, halefini siyasi ve mezhebi olarak belirleyen Sadık el-Mehdi’nin vasiyetini okumadığını dile getirdi. Partisinin İsrail ile barış anlaşmasına karşı olmadığını söyleyen Nasır, “Mehdi’nin reddedici tavrı, Birleşmiş Milletler (BM) ilkelerine ve Arap Birliği tarafından 2002 yılında yayınlanan ilkelere bağlılığının yanı sıra hiçbir tarafın Filistinlilerin ve İsraillilerinin haklarını ellerinden almama bağlılığından kaynaklanmaktadır” dedi.

Kurumsal çalışma
Fadlallah Barmah Nasır, “Şüphesiz, Sadık el-Mehdi’nin yokluğu, Ümmet Partisi ve bir bütün olarak Sudan düzeyinde, herhangi bir insanda mevcut olmayan nitelik ve özelliklere sahip olduğu için doldurulması zor olan büyük bir boşluk bırakmıştır. 60 yılı aşkın bir süredir siyasetle mücadele eden tecrübeli bir siyasetçi, evi yakına ve uzağa açık olan birinci sınıf bir sosyalist ve Demokrasi, Mehdilik, İslam, yasama ve insan hakları başta olmak üzere çeşitli konuları ve alanları ele alan birçok kitap ve çalışma ortaya koyduğu için çok yönlü bir düşünürdür. Ülkemizin en büyük dini cemaatinin imamı olduğu için yandaşlarıyla manevi bir ilişkisi vardır. Ama demokrasiye olan inancının bir sonucu olarak bize takip etmemiz gereken bir miras, değerler ve kurumlar bıraktı. ‘Ülkemi değiştirebilecek 20’den fazla lider geride bıraktım’ diye tekrarlıyordu. Ona, kimi aday gösterdiğini sorduğumuzda, ‘Ben kimseyi aday göstermiyoruz, kurumlar gösteriyor’ diye yanıt verdi” dedi.

İlke ve değerler
Birçok kişi, Sadık el-Mehdi’nin ölümüyle birlikte partinin, aynı dinamiğe sahip olamayacağına ve varlığının sona ereceğine inanıyor. Bu çerçevede yetkili, “Bunu kim söylüyorsa, 1940’lı yılların ortalarında kurulan ve İmam Abdurrahman el-Mehdi’nin iç görüsü ve derin vizyonunu taşıyan ilk kitle parti Ümmet Partisi’nin niteliklerini bilmiyordur. Parti, Mehdist düşünceyi destekleyen Ensar oluşumu ile Sudan’ın bağımsızlığını savunan bazı milliyetçi entelektüellerin bir karışımını içeriyor. Milli Ümmet Partisi, 1956’daki bağımsızlıktan bu yana Sudan’ın tanık olduğu üç demokratik seçimde de önemli ve lider bir figür olmaya devam etti” değerlendirmesinde bulundu. Nasır, “Ümmet Partisi, aynı zamanda yerel ve uluslararası değişiklikleri dikkate alan, sürekli yenilenen bir partidir. Bu yüzden partiye üzülenlere, bölünmeyeceğini, daha da güçleneceğini söylüyoruz. Pek çok fikir ayrılığı olduğunu inkar etmiyoruz, ancak ilkelerde ve değerlerde bir fark yok” ifadelerini kullandı.

Korona mücadelesi
Lideri Sadık el-Mehdi’nin yokluğu sonrasında ilk sınav olarak, mevcut geçiş döneminin sonunda gerçekleşecek genel seçimlerde partinin pozisyonuna ilişkin beklentiler nedir?
Milli Ümmet Partisi Başkanı Fadlallah Barmah Nasır, “Yaklaşan herhangi bir özgür seçimde kesinlikle bir numara olacağız. Bu, iki ana nedenden dolayı yaşanmış gerçeklikten kaynaklanıyor. O, önceki diktatörlük rejimine katılmayan tek partidir. Ayrıca Nisan 2019’da Beşir rejiminin devrilmesinden sonra gücün halkın otoritesi olduğu mantığıyla Sudan’ın tüm bölgelerinde yandaşlarını kontrol etmek için dolaşan tek kişidir. Fikirlerini dinlemek, sorunlarını ve yaşadığı gerçekliği arenada tanımak gerekiyordu. Ümmet Partisi’nin popülaritesi konusunda bizimle aynı fikirde olmayanların var olduğuna inanmıyorum. Başkent ve diğer illerdeki yandaşlarımıza koronavirüs salgını nedeniyle cenaze törenine katılarak zorluk çekmemelerini gerektiğini söylememize rağmen, havalimanında cenazesini teslim alan kitlelerin büyüklüğüne, Omdurman’da Mehdi Ailesi Türbesi’ndeki cenaze törenine katılanların büyüklüğüne bakabilirsiniz” dedi.
Partinin daha önceki bölünmelerden sonra saflarını birleştirme çabalarına ilişkin bir soruya ise Nasır, “Evet, daha önce eski Beşir rejiminin böl ve yönet politikasına dayalı politikaları sonucunda parti içinde bölünmeler yaşandı. Ayrılan parti üyelerinin çoğu, hatalarını fark etti ve geri döndü. Geri dönmeyen birkaç isim kaldı. Kapı, diğer isimlerin partilerine geri dönmeleri için her zaman açıktır. Bizi birleştiren hedef, ulusal kaygıyı taşımaktır. Elbette ülkeyi etkileye zorluklar ve tehlikelerle mücadele etmek için, safları birleştirmeye dayalı tarihi mirasımızla bu partiyi, yaşananlara rağmen bir araya getirmek için çabalarımıza devam edeceğiz ve ellerimizi daima uzatacağız. Toplumsal ilişkilerimiz yoğun ve zayıf zamanlarda da samimiydi ve iletişimimiz asla kesilmedi” şeklinde yanıt verdi.

Varisi yok
Sadık el-Mehdi’nin yerine kimin lider olarak geleceği, Ensar’ı yöneteceği ve ölümünden önce bu konuda bir vasiyet bırakıp bırakmadığı ve gelecekte onun gibi bir ismin gelip gelmeyeceğine de değinen Fadlallah Barmah Nasır, “Sadık el-Mehdi gibi bir ismin tüm karizması, düşüncesi, kabulü ve birçok niteliği ile tekrar geleceğini sanmıyorum. Bu imkansızdır. O, döneminin eşsiz bir insanıdır. Onun yerine gelecek isim hakkında imamlık ve parti lideri hususunda bir varisi yok. Sadık el-Mehdi, Ensar oluşumu ve Ümmet Partisi’nin takip ettiği temeller ve kriterler olan bu iki pozisyona serbest seçimlerle geldi. Seçim, dayatmayla değil, kabulle yapılır. Vasiyetle ilgili olarak ise şu ana kadar Sadık el-Mehdi’nin bu hususta bıraktığı bir vasiyet görmedim. Benim için herhangi bir vasiyette bulunmadı. Benim bu adam hakkında bildiğim şey, bir insanı diğer insana empoze etmediğidir. Onun yaklaşımı, son kararı veren kuruma dayalıdır” dedi.
Partinin, kurumsal bir mekanizma olarak genel konferans düzenlemek için yaptığı düzenlemeler hakkında ise Nasır, “Bu hususta, evet, yakın bir zaman bu konferansı düzenlemek için kendimizi hazırlamaya başladık. Bu yönde bir hareketlilik var. Önce yönetimlerden, sonra yerellerden başlayarak, temel konferanslar düzenleyerek kurumsallaşmanın nasıl sürdürüleceğini ve partiyi örgütsel olarak nasıl yeniden inşa edeceğimizi anladık. Bu konferansın 3 görevi bulunuyor; parti liderini belirlemek, anayasayı gözden geçirmek ve bir merkezi organ atamak. Konferansın kararları, olağan çoğunlukla alınıyor. Bu konferans sırasında olduğu gibi partinin stratejisi, mevcut ve gelecek planları belirleniyor. Kadınlar tüm parti organlarında yüzde 25’ten az olmamak üzere temsil edilmektedir” ifadelerini kullandı.

Cepheleşmeye karşı
Ümmet Partisi’nin uluslararası ilişkileri, İngiltere gibi tarihsel olarak belirli ülkelerle olan bağları ve Mısır ile tarihsel düşmanlık hususundaki söylentiler hakkında düşünceniz nedir?
Fadlallah Barmah Nasır, söz konusu soruyu şu sözlerle cevapladı; “Dünyanın artık bir köy olduğu biliniyor. Bizse onun ayrılmaz bir parçasıyız. Yeni bir dünyada olduğumuzu biliyoruz. Ama dış ilişkilerimizde her türlü eksenleşmeye karşıyız ve her eksene de açığız. Aynı zamanda İngiltere gibi eski müttefiklerimiz ve dostlarımıza da ilgiliyiz. İngiltere, ülkemizin eski kolonisiydi. Bizi eşsiz bir şekilde özgürleştirdi. Sudanlıların çoğu, yüksek öğrenimlerini orada gerçekleştirdi. Bu Sudanlıların arasında Oxford Üniversitesi’nde yüksek lisans yapan Sadık el-Mehdi de vardı. İngiltere ve tüm dünya ile ilişkimiz, ortak çıkarlara dayanmaktadır. Başka bir yöne yönlendirilemez. Mısır ile olan ilişkimize ve onunla tarihsel bir düşmanlık olduğu söylentilerine gelince, bu doğru değil. Çünkü İmam Muhammed Ahmed el-Mehdi 1881 yılında devrimini başlattığında, İngiliz sömürge valisi Charles George Gordon’u (Gordon Paşa) 1885 yılında sarayında kuşatan yandaşlarına, Gordon Paşa’yı Mısır’da İngilizlere karşı ayaklanan Ahmed Urabi Paşa’nın salıverilmesi için rehin almalarını söyledi. Bu durum, düşmanlığın olmadığını doğrulayan kesin bir delildir. İki ülke arasındaki ilişkilerin azalma ve tırmanma arasında olduğu doğru. Bu nedenle bizi birleştirenin, bizi ayırandan daha fazla olduğunu unutmamalıyız. Bu ilişki, Sudan ve Mısır'a hizmet eden sağlam temeller üzerine kurulmalıdır. Herhangi bir taraf diğerinin rakibi olmamalıdır”.
Ancak Milli Ümmet Partisi’nin yeni liderliği, Sadık el-Mehdi’nin, vefatı öncesinde bu adımı reddettiği göz önüne alındığında, İsrail ile barış meselesine ve bu hususta gerçekleşen hamlelere nasıl bakıyor?
Nasır, “Sadık el-Mehdi’nin tavrı, özgürlüklere el koyan ve BM kurallarına saygı göstermeyen saldırganlığa karşı temelinde ilkelere, değerlere ve ahlaka dayanmaktadır. Ümmet Partisi, İsrail ile barışa karşı değildir. Çünkü konumu, her iki tarafın (Filistin ve İsrail) hakkını aldığı ve hiçbirinin bir diğerinin haklarını çalmama şartıyla barışa yönelik, Arap Birliği’nin 2002 yılında yayınladığı kararla uyumludur” şeklinde yanıt verdi.

Safları birleştirme
Sudan hükümeti için siyasi kontrol merkezi olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) içerisinde Sudan’ı çevreleyen kriz ve bölünmeler, Ümmet Partisi’nin bu çatlağı doldurma, zorlukların üstesinden gelme vizyonu ve çabaları hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Milli Ümmet Partisi lideri, “Eski rejimden bu yana partinin felsefesi, ulusal safları bir araya getirerek darboğazdan çıkmaktır. Bu nedenle ÖDBG’nin bileşenlerini, bir araya getirmeye ve onları kapsamlı bir ulusal anlaşma doğrultusunda birleştirmeye çalıştı. Çünkü o, rejimi devirmek ve Sudan'ı inşa etmek için bir temel oluşturuyordu. Ümmet Partisi’nin ÖDBG’nin merkezi konseyinden çıkışı, karar almak ve uygulamak
bir komuta merkeziyle geniş bir toplantı yapmak istemesinden kaynaklanıyordu. Biz de hala ulusal safları bir araya getirme çağrılarına devam ediyoruz. Çabalarımız yakın görüşe ve ulusal kaygılara sahip insanları bir araya getirerek bu yönde ilerliyor. Ülkenin çıkarları ve demokratik dönüşümü için safları birleştirme ve ulusu inşa etme çağrısında bulunanlarla müttefikiz” dedi.



Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.