İsrailli Araplar, İsrail kimliği ile Filistin kökleri arasında sıkıştı

İsrailli Araplar, ulusal savaşları sırasında birçok zorlukla karşılaştı (Reuters)
İsrailli Araplar, ulusal savaşları sırasında birçok zorlukla karşılaştı (Reuters)
TT

İsrailli Araplar, İsrail kimliği ile Filistin kökleri arasında sıkıştı

İsrailli Araplar, ulusal savaşları sırasında birçok zorlukla karşılaştı (Reuters)
İsrailli Araplar, ulusal savaşları sırasında birçok zorlukla karşılaştı (Reuters)

Amal Şehade
1948 yılında emrivaki olarak dayatılan İsrail’deki varlıklarından 72 yıl sonra, 1948 Arapları olarak bilinen İsrailli Araplar, hala hayatta kalma mücadelesine öncülük ederken, kendilerini vatandaşlık ve eşitlik haklarından mahrum bırakan ayrımcılık ve ırkçılık politikasıyla savaşıyor. Nekbe’ye rağmen yerinden edilmeyi reddeden ve topraklarına bağlılıklarını koruyan bu kesim, İsrail içerisinde ulusal bir azınlığa dönüştü. Bu azınlık kesim, Tel Aviv’in bu kimliği taşımayan herkesi sınır dışı edeceğini ilan etmesi sonrasında, hayatta kalmalarını güvence altına alan bir politika olarak ‘İsrail kimliği’ edindi.  
Bazıları, devlet kurumlarına entegre olurken çoğunluğu, ulusal mücadeleyi sürdürdü. 48 Arapları, uzun yıllar boyunca savaş verirken, kısmen başarıya ulaşarak hayatta kaldı.
Bugün, Arap ülkelerinin yaptıkları barış anlaşmalarıyla Filistinlileri ve davalarını etkisiz hale getirmek için yükseltilen ses sonrasında İsrailli Araplar, Filistin davasının statüsünü gündemlerine aldılar. Ürdün ve Mısır ile aynı türde anlaşmaları desteklediklerini ve hatta bu iki ülkeyle temas kurduklarını belirterek, Arap girişimini, İsrail ile olası bir barış anlaşmasının referansı olarak gördüler. Ürdün üniversitelerinde okuyan on binlerce çocuk ve Ürdün’den eğitim bursu alan ulusal partiler de dahil olmak üzere yakın ilişkiler kuruldu. Aynı şekilde iki ülkeyi ziyaret edecekler, liderleri Kahire ve Amman’da Filistin halkının geleceği ve davası da dahil olmak üzere çeşitli konferanslara ve araştırmalara katılacak.

Ulusal mücadeleyi daraltmak
Art arda gelen İsrail hükümetleri, Arapların üzerlerindeki vidaları sıkılaştırmak ve varlıklarını hedef almak için birkaç siyasi plan uygulayarak, uzun bir süre onların gelişmesini ve ilerlemesini engelledi. Onlara asla güvenmedi. Onları güvenliği, politikası ve demografik haritası için kalıcı bir tehdit olarak gördü. Başbakanlar, bakanlar ve İsrail sağından araştırmacılar tarafından sunulan birden fazla zorla yerinden edilme planını uygulamaya çalıştı.
Ancak Filistin kesimi, umutsuzluğu aştı. İsrail kuruluşları, onları Arapça dilleriyle Yahudileştirmeye çalıştığında, resmi dil olarak tanınana kadar Arapça için uzun bir savaş verdiler. Eğitim müfredatında değişiklik yapılmasını sağladılar.
Topraklarını savunma yolunda 6 şehit verdikleri ‘Toprak Günü’ ve Aksa İntifadası patlak verdiğinde Filistin halkıyla dayanışmalarını gösterdikleri ve 13 şehit verdikleri Ekim 2000 olayları da dahil olmak üzere, ulusal günleri okullara sokmayı başardılar. Ayrıca Barış ve Eşitlik İçin Demokratik Cephe’yi temsil eden Eymen Avde başkanlığındaki ulusal partilerin yer aldığı Ortak Liste’de birleşene kadar, parlamento seçimlerinde ulusal patiler olarak yer aldılar.
Knesset, toplumsal, ekonomik ve ulusal meseleleri sunmaları için bir platforma dönüştü. Ancak parlamento oluşumlarının çoğunluğunun onayladığı ırkçı yasalarla karşı karşıya kaldılar. Bunların yanı sıra bugün, eski Knesset üyesi, Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe lideri Muhammed Barakeh liderliğindeki 48 Arapları İşleri Yüksek Takip Komitesi kurdular. Ortak Liste’nin yanı sıra, sorunları tartışmak ve sunmak için en etkili siyasi çerçeve olarak kabul ediliyor.

Ayrımcılık ve ırkçılık
Ayrımcılık ve ırkçılık politikası, Filistin topraklarının büyük çoğunluğuna el konulmasına yansıdı. Arap sakinlerinin kalkınması ve ilerlemesi pahasına, komşu Arap şehirlerinin topraklarında birçok Yahudi kasabası kuruldu. Bir Yahudi kasabasını geçip bir Arap kasabasının sınırlarına ayak bastığınız anda, başka bir ülkede olduğunuzu hissedeceksiniz. Zira bu kasabalar ayrımcılık politikasının aynası oldu. Kalabalığın yanı sıra sokak alt yapısı ve sanayi bölgeleri mevcut değil. Kulüp ve spor salonları bulunmuyor, yapısal haritalar bile yok ve olanlar da ihtiyaçlarını karşılamıyor.
İkamet alanında vidaları sıkıldı, inşaat ruhsatlarına engeller konuldu, ruhsatsız inşaat yapmaya zorlandılar, on binlerce yıkım emri çıkarıldı. Tüm bunlar, Yahudi kasabalarındaki refahları karşılığında, Arap kasabalarını yerel hizmetlerden mahrum bırakan İsrail politikasının bir sonucu olan bu durum, hayatın çeşitli yönlerinde çok büyük bir boşluğa yol açtı. İsrailli bakanlar ve politikacılar bu ayrımcılık politikasını itiraf ettiler.
Bununla birlikte 48 Arapları, son yıllardaki göç olgularına rağmen bu politikayı kabul etmeyi reddediyorlar ve kasabalarını terk ediyorlar. Bu göç, özellikle de ister dünyanın farklı ülkelerine göç olsun, ister Hayfa, Yafa, Lod, ve Akka gibi Yahudilerin ve Arapların yaşadığı ortak ülkelere olsun gençler arasında yaygın.

Gelenekler ve miras
Bu insanların yaşadıkları dikenli koşullara rağmen, haklarına ve Araplara düşman bir ülkede azınlık olarak hayata tutunmaları gelişim ve ilerleme hususlarında ısrar ediyor. Taviz vermeyi reddettikleri kendi gelenekleri, mirasları ve özel hayatları vardır. Irkçılık ve radikalizm yanlısı Nekbe Yasası, Knesset tarafından tesadüfen onaylanmadı. Her fırsatta Filistinlilerin savunduklarının aksine, ‘İsrail Bağımsızlık Günü’ sloganını yansıtmaya çalışıyorlar. Filistinliler, kendileri ve İsrailli kuruluşlar arasındaki ayrımcılık ve düşmanlık politikasının kötüleşmesine yol açan bu gün için ‘Sizin bağımsızlık gününüz, bizim felaket günümüzdür’ diyor.
Her yıl, yalnızca İsrail’in kuruluşu Büyük Felaketi (Nekbe) anmak ve ‘geri dönüş haklarını’ vurgulamak için değil, aynı zamanda ‘miraslarını ve Filistin halkının davasını siyasi gündemlerinin en üstünde ve gelecek nesillerin zihninde tutmak’ için 48 yılında terk ettikleri kasabalarına yürüyüşler düzenliyorlar.

İsrail kimliği ve Filistin sorunu
Kendilerine kurulan birçok tuzağa rağmen İsrailli Araplar, sahip oldukları İsrail kimliğinden vazgeçmeyi reddetti. Öyle ki sağcı Avigdor Liberman, İsrail hükümetinde bakan olarak görev yaptığı süre boyunca İsrail kimliğinden feragat etmeleri ve yabancı bir ülkeye göç etmeleri için büyük miktarlarda paralar teklif etti. Bugün hala önerilmekte olan ve ABD Başkanı Trump’ın ilan ettiği barış anlaşmasına dahil edilen toprak takası planı, 48 Araplarının yaşadığı üçgen kasabaların, yerleşimlerin İsrail’in nüfuz alanına ilhak edilmesi karşılığında Filistin yönetimine devredilmesini hedefliyor.
1948 Arapları, bu transfer planına kapsamlı şekilde karşı çıkarak, gösteriler ve çeşitli protestolar düzenledi. Bu tavır, kamuoyu anketlerine de yansıdı. Filistin veya Arap devletine geçiş önerisine nasıl yanıt verecekleri hususunda bir soru sorulursa, ‘ret’ büyük çoğunluğun cevabı olacaktır.
Uygulama açısından İsrail’in, onları ‘topraklarına bağlılıkları ve Filistin halkına mensup olmalarının yanı sıra, İsrail kimliğinin sahipleri olarak haklarına ulaşmaları’ konusundaki sabit tutumlarından dolayı cezalandırdığı söylenebilir. Bu durumsa, kendi başına ulusal savaşları için birçok zorluğa neden oldu.

Partiler ve anlaşmazlık
Ulusal partilere gelince, Filistin sorununun çözümüne dair çeşitli açılardan birbirlerinden farklılar. Bazıları radikalizm yanlısı bir ulusal duruş sergilerken, denizlerden ve nehirlere kadar Filistin devletinin kurulması çağrısı yaptı. Yahudi- Arap ortak yaşamını taleplerini destekleyen bir İsrail pozisyonuna ulaşmak ve onları halklarının davasına yönlendirmek için önemli bir adım olarak görenler de mevcut. Bu açıdan Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe, Knesset seçim listesinde bir Yahudi temsilciyi içeren tek cephe olarak biliniyor ve saflarında onlarca Yahudi aktivist mevcut.
Filistin davasına yönelik ulusal ve destekleyici programlarının çoğu İsrail makamlarını öfkelendirirken hükümet, bunları ayrımcılık ve ırkçılığı teşvik etmek için bir araç olarak kullandı.
Bu durum ‘aile’ yasasına da yansıdı. Öyle ki İsrail, İsrailli bir Arap olup bir Filistinli ya da bir Arap ile evli olan hiç kimseye ‘aile hakkı’ vermeyi kabul etmiyor. Bu durum ise yüzlerce ailenin, Batı Şeria ve İsrail arasında bölünmesine yol açtı.
Bu günlerde İsrail, Binyamin Netanyahu hükümetinin geleceğini tehdit eden tehlikenin ve Ortak Liste’nin parlamento savaşında oynadığı rolün ardından, siyasi istikrarsızlık yaşarken, 48 Araplarının rolleri ve etkileriyle meşgul oluyor. Dört ulusal partinin birliği, Ortak Liste’nin gücünün devamlılığını tehdit ederken, İslami Hareket’ten Knesset’te üye olan Mansur Abbas, yalnızca bir yıl önceki tavrından tamamen farklı bir duruş olarak Binyamin Netanyahu ve İsrail sağı ile benzer bir tutum açıkladı.
Bu adım, Arap halkının Ortak Liste tarafından temsil edilen liderliğine olan güvenini baltaladı. Tüm Kamuoyu anketleri, en iyi ankette bile popülaritelerinde 15’ten 9 ila 10’a kadar oy kaydı olduğunu gösterdi. Bu azalan güven, son yıllarda, bu Filistin kesiminin tarihindeki önemli ve önde gelen ulusal kilometre taşlarını anma törenlerinde de yaygın katılım eksikliğine yansıdı.
Ortak Liste’nin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile barış anlaşmalarını desteklemeyi reddetmesi ve Knesset’te bu safta oy kullanmaması çerçevesinde bu anlaşmalar için, Arap toplumunun geniş kesimlerinden destek vardı.
Bu, Arap kitlelerinin liderlik yönünün yeniden incelenmesini ve bu ulusal azınlığın başarılarının ve varlığının korunmasını ve yaklaşık 1 milyon 900 bin Filistinlinin güvenini garanti altına almak için bir stratejinin geliştirilmesini gerektiren bir konu.

Arapların çoğunluğu kendilerini İsrail vatandaşı hissetmiyor
İsrail’in Arap vatandaşlarına gelince, bunların sadece üçte biri kendilerini gerçek bir İsrail vatandaşı olarak görüyor ve yüzde 47’si İsrail yönetimi altında yaşamaktan memnun. Ancak bunların yüzde 36’sı, Yahudi toplumun kendilerine karşı son derece düşmanca davrandığını düşünüyor.
İsrail Merkezi İstatistik Bürosu, nüfusla ilgili bazı veriler yayınladı. Bunlar arasında, nüfusun 9,19 milyon kişiye ulaştığı, bunların yüzde 74’ünü (6,8 milyon) Yahudilerin oluşturduğu, Arap nüfusunun ise 2 milyon olduğu bilgisi yer alıyordu. İstatistikler, İsrail’de yaşayan ve 1,6 milyondan meydana gelen Arap vatandaşları kapsadığı, bunlar arasında sayıları 331 bine ulaşan işgal altındaki Doğu Kudüs sakinleri ve yine sayıları 24 bine ulaşan işgal atlındaki Golan’da bulunan Suriyelilerin bulunduğu kaydediliyor.
İstatistiklere göre, İsrail’de ne Yahudi ne de Arap olan 454 bin vatandaş yaşıyor. Bunlar daha ziyade eski Sovyetler Birliği ülkelerinde Yahudi oldukları gerekçesiyle reddedilen göçmenlerden meydana geliyor.
Bu istatistiklere göre İsrail nüfusu son bir yıl içinde, 180 bin yeni doğan, 32 bin göçmen ve 44 bin ölümle birlikte 171 bin artış gösterdi.
İsrail’de 90 yaşının üzerindeki kişi sayısının 51 binden fazla, 80-90 yaşları arasındaki nüfusun ise 220 binin üzerinde olması dikkat çekici. Bununla birlikte, nüfusunun sadece yüzde 18’i 15 yaş altı çocuklardan oluşan İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD) ülkeleriyle kıyaslandığında, İsrail “genç bir ülke” olarak kabul edilmekte.
Resmi istatistik kurumlarına göre, İsrail’in kurulduğu 1948 yılındaki nüfusu sadece 806 binden ibaretti. 2030 yılında İsrail nüfusunun 11.1 milyona, 2040 yılında ise 13.2 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Kuruluşunun yüzüncü yıl dönümünde yani 2048 yılında ise İsrail nüfusunun 15.2 milyon olacağı tahmin ediliyor. Diğer taraftan bu istatistikler, bölgedeki siyasi durumun değişmeyeceği ve İsrail’in Kudüs ve Golan’ı işgalinin devam edeceği varsayımına dayanıyor.
Ülke nüfusunun 9 milyona ulaştığı İsrail’de nüfusun yaklaşık 2 milyonunun "İsrailli Araplar" olarak tanımlanan İsrail vatandaşı Filistinlilerden oluştuğu belirtiliyor.
İsrail vatandaşı Filistinliler ülke nüfusunun yüzde 20'sine tekabül ediyor. Tel Aviv rejiminin "İsrailli Araplar" olarak tanımladığı vatandaşlar, 1948'deki savaş ve sonrasında yaşanan işgale rağmen yurtlarında kalarak İsrail vatandaşı olan Filistinlilerden oluşuyor. Bu nüfusun dışında kalan ve İsrail vatandaşı olmayan Filistinliler ise Gazze ve Batı Şeria’da yaşıyor.



Ürdün Hükümeti yapay zeka ile geliştirilen dijital sözcü 'Farah'ı tanıttı

Farah'ın Instagram hesabı
Farah'ın Instagram hesabı
TT

Ürdün Hükümeti yapay zeka ile geliştirilen dijital sözcü 'Farah'ı tanıttı

Farah'ın Instagram hesabı
Farah'ın Instagram hesabı

Ürdün Hükümet İletişim Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, halkın yapay zekaya olan yoğun ilgisine uyum sağlayarak, vatandaşlarla iletişim kurmak üzere geliştirilen sanal karakter ve dijital hükümet sözcüsü "Farah"ı duyurdu.

Bakanlığın X platformundaki hesabında yayınlanan tanıtım videosunda, yerel şiveyle konuşan sanal karakter "Farah", bölgede ve dünyada türünün ilk örneği olarak nitelendirilen bir deneyimle kendisini dijital sözcü olarak tanıttı.

Açıklamada, hükümetin bu girişimle dijital teknolojiden yararlanarak iletişim araçlarını geliştirmeyi ve bilgileri vatandaşlara daha etkili bir şekilde ulaştırmayı hedeflediği belirtildi.

Ürdün Hükümet İletişim Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Muhammed el-Mumani de X platformunda yaptığı paylaşımda, "Hükümetin kararlarını, politikalarını açıklamak ve bilgiye erişimi sağlamak amacıyla dijital teknoloji ile yapay zekâ araçlarını kullanma gayretinin bir parçası olarak dijital sözcü 'Farah' hizmete sunulmuştur. Bu hizmet, vatandaşlara ve ilgililere bilgi sağlamayı amaçlayan dijital iletişim araçlarından biri olacaktır" ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Ürdün Resmi Haber Ajansı PETRA’dan aktardığına göre "Farah" için Instagram hesabı açıldı ve bu kanal kamuoyuyla iletişim kurmak, bilgileri doğrudan ve yalın bir üslupla sunmak için yeni bir dijital pencere işlevi görecek.

Ajans, bu adımın sosyal medya kullanıcılarına yönelik dijital içerikler aracılığıyla halkı ilgilendiren konulardaki soruları yanıtlamak ve iletişimde modern teknolojileri kullanmak vizyonunun bir parçası olduğunu belirtti.

Hızlı dijital dönüşüme ve kamuoyunun resmi haber ile bilgileri alma yöntemlerindeki değişime ayak uydurmayı hedefleyen "Farah"ın, sade anlatım tarzıyla geleneksel iletişim kanallarına nitelikli bir katkı sağlayacağı vurgulandı.

Sanal sözcünün yayına alınması, resmî kurumların dijital platformlardaki varlığını güçlendirme ve toplumun daha geniş kesimlerine ulaşma hamlesiyle eş zamanlı olarak, kamu iletişiminde ve kurumsal çalışmalarda yapay zekanın kullanımı adına öncü bir adım olarak değerlendiriliyor.


Lübnan güvenlik güçleri, “Hizbullah” ağı ve Esed’in kalıntılarına yönelik soruşturmayı genişletiyor

Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan arşiv fotoğrafında, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Hizbullah hücrelerine bağlı bir kişinin gözaltına alınması görülüyor.
Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan arşiv fotoğrafında, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Hizbullah hücrelerine bağlı bir kişinin gözaltına alınması görülüyor.
TT

Lübnan güvenlik güçleri, “Hizbullah” ağı ve Esed’in kalıntılarına yönelik soruşturmayı genişletiyor

Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan arşiv fotoğrafında, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Hizbullah hücrelerine bağlı bir kişinin gözaltına alınması görülüyor.
Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan arşiv fotoğrafında, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Hizbullah hücrelerine bağlı bir kişinin gözaltına alınması görülüyor.

Lübnan güvenlik güçlerinin son günlerde ortaya çıkardığı Suriye-Lübnan bağlantılı ağla ilgili soruşturmanın kapsamı genişletildi. Ağın faaliyetlerinin niteliği, finansman kaynakları ve unsurlarına eğitim ve koruma sağladığından şüphelenilen çevrelere ilişkin yeni bilgiler ortaya çıktı. Soruşturma henüz ilk aşamalarında bulunurken, güvenlik birimlerinin odağında grubun Suriye’deki faaliyetlerinin ötesine geçen bir soru var: Grup Lübnan topraklarında da güvenlik operasyonları düzenlemeye mi hazırlanıyordu?

Adli bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilk soruşturmanın, Hizbullah mensuplarının ağın üyelerini eğittiği ve onlara koruma sağladığı yönündeki delilleri güçlendirdiğini söyledi. Kaynak söz konusu kişilerin, merkezi Beyrut’un güney banliyölerinde bulunan Hizbullah bağlantılı bir dernekten finansman aldığını belirtti.

Kaynağın verdiği bilgilere göre güvenlik güçleri, gözaltına alınan Suriyelilerin üzerinde söz konusu derneğe ait faturalar ele geçirdi. Soruşturma, derneğin bu kişilere aylık 200 ila 500 dolar arasında değişen düzenli mali yardım sağladığını ortaya koydu. Kaynak, aynı derneğin Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden ve bu kişilerin Lübnan’a kaçmasından sonra Suriyeli subay Menaf Ali Safi ile iki arkadaşının Beyrut’un güney banliyölerindeki kira bedellerini de ödediğini belirtti.

İlk bilgilere dayanan soruşturma sonuçlarına göre, Suriye’de savaşın 2 Mart 2026’da yeniden alevlenmesinin ardından söz konusu kişiler güney banliyölerinden Akkar’daki Tel Biri kasabasına geçti. Daha sonra yeniden güney banliyölerine, oradan da askeri eğitim aldıklarından şüphelenilen Bekaa bölgesine gittiler.

Adli kaynak, Hizbullah’la bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin WhatsApp üzerinden iletişim kurmak için Nepal numaralı telefonlar kullandığını ifade etti. İletişim trafiğinin takibi, sinyallerin çoğunlukla Beyrut’un güney banliyölerinden, zaman zaman da Bekaa bölgesinden geldiğini gösterdi. Suriyelilerin telefonlarının coğrafi konumlarının takibi de bu kişilerin güney banliyöleri ve Bekaa’nın yanı sıra Akkar vilayetindeki Tel Biri’de sık sık bulunduğunu ortaya koydu.

Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin ardından Hizbullah’ın Lübnan’ın doğusundaki Hermel’de kurduğu kampta bulunan Suriyeli bir mülteci. (Arşiv- EPA)
Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin ardından Hizbullah’ın Lübnan’ın doğusundaki Hermel’de kurduğu kampta bulunan Suriyeli bir mülteci. (Arşiv- EPA)

Soruşturmayla eş zamanlı olarak güvenlik güçleri, gözaltına alınan kişilerin üzerinde ele geçirilen malzemelerin envanterini çıkarmaya başladı. Kaynağa göre bunlar arasında makineli tüfekler, keskin nişancı tüfekleri, fünye ve patlayıcı maddeler bulunuyor.

Güvenlik birimleri ayrıca kısa süre önce gözaltına alınan Devlet Güvenlik Teşkilatı mensubu bir kişinin ifadesini de araştırıyor. Söz konusu kişi, Tel Biri’deki bir evden patlayıcı düzenekler taşıdığını ve bunları daha sonra Lübnan’ın kuzeyindeki Büyük Nehir yatağına atarak ortadan kaldırdığını söyledi. Yetkililer, bu ifadenin doğruluğunu araştırırken patlayıcıları bulmaya ve ele geçirmeye çalışıyor.

Öte yandan Suriye makamlarıyla koordinasyon ihtimali de gündemde. Adli kaynak, ilk soruşturmanın tamamlanmasının ardından ağla bağlantılı olduğundan şüphelenilen ve Suriye’de bulunan kişilerin isimlerine ulaşılması halinde bilgilerin gerekli işlemlerin yapılması için Suriye tarafına iletileceğini belirtti.

Nisan 2026’da Suriye ordusuna ait birliklerin Suriye-Lübnan sınırındaki Kuseyr kırsalında devriye gezmesi ve Hizbullah tarafından kullanılan tünelleri taraması. (AFP)
Nisan 2026’da Suriye ordusuna ait birliklerin Suriye-Lübnan sınırındaki Kuseyr kırsalında devriye gezmesi ve Hizbullah tarafından kullanılan tünelleri taraması. (AFP)

Ancak kaynaklara göre soruşturmanın en hassas boyutunu, grubun faaliyetlerinin gerçek kapsamının belirlenmesi oluşturuyor. Söz konusu grubun faaliyetlerinin yalnızca Suriye içinde düzenlenecek operasyonların hazırlığıyla sınırlı kalıp kalmadığı veya Lübnan’daki güvenlik hedeflerine yönelik çalışmalar yürütüp yürütmediği araştırılıyor.

Adli kaynak Şarku’l Avsat’a, “Şu ana kadar elde edilen veriler, Lübnan’ın da grubun hedef aldığı operasyon sahaları arasında bulunduğuna işaret ediyor” dedi. Soruşturmanın, olası hedeflerin niteliğini ve grubun planlama aşamasından uygulamaya dönük hazırlık aşamasına geçip geçmediğini ortaya çıkarmak amacıyla sürdürüldüğü belirtildi.

Kaynağa göre ağın ortaya çıkarılması güvenlik dosyasını kapatacak gibi görünmüyor. Lübnan güvenlik güçlerinin, ülkede bulunan eski Esed rejimi unsurları ve subaylarını takip etmek, faaliyetlerinin ve bağlantılarının niteliğini belirlemek amacıyla gözetim ve önleyici güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırması bekleniyor.

Kaynak, soruşturmanın ortaya çıkardığı bilgilerin öneminin, bu kişilerin Lübnan’daki varlığının yalnızca Suriye’den kaçmak veya kovuşturma korkusuyla sığınacak yer aramakla sınırlı olmayabileceğine işaret etmesinden kaynaklandığını söyledi. Buna göre bazı kişilerin Lübnan’da güvenlik amaçlı roller üstlenmiş ve belirli hedefler doğrultusunda hareket etmiş olabileceği değerlendiriliyor.

Güvenlik birimleri, gözaltına alınan ağı daha kapsamlı bir soruşturmanın başlangıç noktası olarak değerlendiriyor. Bu kapsamda, ortaya çıkarılan grubun tek ağ olmayabileceği ve eski rejim unsurlarıyla bağlantılı başka yapıların da Lübnan topraklarında hâlâ faaliyet gösteriyor olabileceği yönündeki güvenlik varsayımı araştırılıyor.


Somali'nin güneybatısında hükümet güçleri ile milis gruplar arasında çatışma

Somali'nin Baydabo şehrindeki bir caddede devriye gezen güvenlik personeli, 3 Eylül 2026 (AP)
Somali'nin Baydabo şehrindeki bir caddede devriye gezen güvenlik personeli, 3 Eylül 2026 (AP)
TT

Somali'nin güneybatısında hükümet güçleri ile milis gruplar arasında çatışma

Somali'nin Baydabo şehrindeki bir caddede devriye gezen güvenlik personeli, 3 Eylül 2026 (AP)
Somali'nin Baydabo şehrindeki bir caddede devriye gezen güvenlik personeli, 3 Eylül 2026 (AP)

Somali'nin güneybatısında yer alan Baydabo kentinin dış kesimlerinde dün Somali güçleri ile milis gruplar arasında çatışmalar yeniden başladı. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre bölgede yoğun silah sesleri yükselirken sivillerin evlerini terk ederek kaçtığı bildirildi.

Somali Savunma Bakanlığı, hükümet güçlerinin, Güneybatı Eyaleti'nin eski başkanı Abdülaziz Hasan Muhammed 'Laftagareen'e bağlı savaşçılar ile El-Kaide bağlantılı Eş-Şebab terör örgütü militanlarının düzenlediği ortak saldırıya karşılık verdiğini açıkladı.

Bu çatışmalar, Somali Federal Hükümeti ile Laftagareen arasında Güneybatı Eyaleti'nin kontrolü üzerine yaşanan siyasi ve güvenlik krizindeki son gerilim olarak değerlendiriliyor.

Somali'de federal güçler ile muhalefete bağlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından sokaklarda devriye gezen milisler - Baydabo, Somali / 3 Eylül 2026 (Reuters)
Somali'de federal güçler ile muhalefete bağlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından sokaklarda devriye gezen milisler - Baydabo, Somali / 3 Eylül 2026 (Reuters)

Federal güçler, 30 Mart'ta Baydabo kentinin kontrolünü ele geçirmiş, ardından 2018'den bu yana eyaleti yöneten Laftagareen görevinden istifa etmişti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre Baydabo'daki Bölge Hastanesi Acil Servis Sorumlusu Dr. Abdülkafi Ömer Mahmud yaptığı açıklamada, sağlık ekiplerinin 15'i kadın olmak üzere 71 yaralıyı kabul ettiğini ve 1 sivilin öldüğünü belirtti.

Başkent Mogadişu'nun yaklaşık 245 kilometre (150 mil) kuzeybatısında yer alan Baydabo şehri, insani yardım açısından kritik bir merkez konumunda bulunuyor. Kent, çatışmalar ve kuraklık nedeniyle yerinden edilmiş yarım milyondan fazla sivile ev sahipliği yapıyor.

Geçtiğimiz ay Baydabo ve çevresinde meydana gelen çatışmalarda da en az 4 sivil hayatını kaybetmiş, 98 kişi de yaralanmıştı.