İngiliz Elçi, Yemen’deki kıtlık konusunda uyarıda bulundu

Nick Dyer
Nick Dyer
TT

İngiliz Elçi, Yemen’deki kıtlık konusunda uyarıda bulundu

Nick Dyer
Nick Dyer

İngiltere’nin Kıtlık Önleme ve İnsani Çalışmalar Özel Elçisi Nick Dyer, binlerce Yemenlinin açlık riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu. Dyer, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, insani müdahaleyi desteklemek için daha fazla kaynak tahsis edilmesi çağrısı yaptı.
Geçen eylül ayında özel elçi olarak atanmasından bu yana ilk kez gerçekleştirdiği Körfez turu kapsamında Suudi Arabistan’ı ziyaret eden Dyer, Suudi Arabistan’ın Yemen Merkez Bankası ve Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşlarına verdiği desteğe övgüde bulundu. Elçi, Suudi Arabistan’ın son iki yıldır Yemen’deki kıtlığı engelleme çalışmalarının merkezinde yer aldığına dikkat çekti.
‘Çatışma, iklim ve salgın’ üçlü riskinin dünya genelinde gıda güvensizliği riskini artırdığını belirten Nick Dyer, başta Yemen, Burkina Faso, Güney Sudan ve Kuzeydoğu Nijerya olmak üzere dört bölgede durumun kötüye gitmesinden dolayı duyduğu endişeyi dile getirdi.

Çift görev
Dyer, Dışişleri ve Kalkınma bakanlıklarının geçen eylül ayında birleştirilmesinin ardından Kıtlık Önleme ve İnsani Çalışmalar Özel Elçisi olarak atanmıştı. Bu görev kendisine, İngiltere hükümetinin birçok ülkede artan gıda güvensizliği ve kıtlık koşulları risklerine karşı duyduğu endişe doğrultusunda verildi.

Nick Dyer yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bazı ülkelerin halihazırda acil seviyede gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğu inancını taşıyoruz. Çatışmanın karmaşık faktörlerine, Kovid-19’a ve iklim değişikliğine bakarsak 10 ila 11 ülke, kötüye giden koşullarla birlikte risk altında olabilir.”
Dyer söz konusu ülkelere örnek olarak Yemen, Burkina Faso, Güney Sudan ve Kuzeydoğu Nijerya’yı gösterdi.
Dyer’ın elçi rolü iki ana bileşene sahip. Dyer görevine ilişkin şunları söyledi:
“Görevin ilk olarak insani yönler bağlamında kaynakların toplanmasıdır. İkinci olarak da diplomatik çabalarla insani yardımların erişiminin ve kaynakların iyileştirilmesinin incelenmesi geliyor. Bu sebeple mesele yalnızca finansal tarafla ilgili değil. Aynı zamanda diplomatik liderliklerimizi insani yardımların erişimini iyileştirmek için nasıl kullanacağımızla da ilgilidir.”

Üç eksenli ziyaret
Körfez turuna bugün Suudi Arabistan ile başlayan Dyer ziyaretlerine ilişkin şunları aktardı:
 “Körfez’e ve Suudi Arabistan’a ilk yolculuğum. Bunu sabırsızlıkla bekliyordum. Suudi Arabistan ve İngiltere, insani yardım çalışmaları açısından dünyanın en büyük iki bağışçısıdır. Benim açımdan bu ziyaret, birçok şeyi yapmak için bir fırsat. Öncelikle dünya çapında gördüklerimize (insani krizler ve gıda güvensizliği) ilişkin analizimizi paylaşmamızı sağlıyor. Aynı şekilde ziyaret sırasında özellikle dünyadaki en acil gıda güvenliği risklerinden mustarip ülkelerde insani ortaklığımızı güçlendirmenin yollarını ele almak istiyorum. İkinci olarak Suudi Arabistan, Yemen Merkez Bankası’na ve BM kuruluşlarına ek destek sağlayarak son iki yılda Yemen’deki kıtlığı önlemede merkezi bir konuma geldi. Bu ziyaret aracılığıyla şu an ne yaptığımızı ve Yemen’de büyüyen gıda güvensizliği sorununu hafifletmek için neler yapabileceklerimizi bulmaya çalışıyorum.”

16 bin Yemenli kıtlıkla karşı karşıya
İngiliz Elçi, uzun bir süre Yemen krizi ve binlerce Yemenlinin karşılaştığı kıtlığa ilişkin açıklamasında “İngiltere’de, Suudi Arabistan’a ziyaretimin de amacı olan gıda güvensizliği konusunda Yemen’de yaşananlara dair endişe verici bir değerlendirme yayınlandı.” dedi. Her gün yaklaşık 13 milyon 500 bin Yemenlinin temel beslenme gereksinimlerini karşılamak için mücadele ettiğini ve artan ciddi hastalık ve ölüm riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Dyer, 16 binden fazla erkek, kadın ve çocuğun ciddi açlık koşullarıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Nick Dyer, ‘açlık koşullarından’ kastının ‘açlıktan veya hastalıktan ölüm noktasına kadar sağlık durumunun bozulması’ olduğunu ifade ederken bunun son derece kötü bir durum olduğunu vurguladı.
Elçi, verilerin gelecek altı ay içinde daha da kötüleşeceğini ve kıtlık koşullarındaki Yemenlilerin sayısının yaklaşık 47 bine ulaşacağını gösterdiğine dikkat çekti.
İngiliz Elçi sözlerine şöyle devam etti:
“Tüm deneyimlerimiz kıtlıkla mücadelede konusunda yardım sağlanması için krizin ilanının beklenmemesi gerektiğini gösteriyor. 2011 yılında Somali’de yaşanan son büyük kıtlığa bakarsak tahminler 250 bin kişinin gıda güvensizliği nedeniyle öldüğünü ortaya koyuyor. Ancak bu ölümlerin büyük çoğunluğu kıtlık ilan edilmeden önce meydana geldi. Yemen’de insanlar ölüyor. Şimdi harekete geçmeliyiz.”
İngiliz Elçi, kendisinin ve Suudi Arabistan’ın rolünün ‘alarm durumu ilan etmek’ olduğunu belirttiği açıklamasında ‘özellikle Yemen’de, insani yardım için daha fazla kaynak ayrılması ihtiyacını uluslararası çapta gündeme getirdiklerini’ vurguladı.
Koronavirüs salgının insani yardımları olumsuz etkilediğiniifade eden Dyer, “Kovid’in ülkeler üzerindeki finansal etkisini görüyoruz. Buna İngiltere’de tanık olduk. Sınırlı kaynaklar, en çok ihtiyaç duyan ülkelere tahsis edilmelidir. Yemen de kesinlikle bu ülkelerden biridir” dedi.

Husilerin sınıflandırılması
Husilerin terör grubu olarak sınıflandırılması ve bunun yardım dağıtımı konusunda getirebileceği zorluklara da değinen Nick Dyer sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Bildiğim kadarıyla bu konudaki görüşmeler halen devam ediyor. Somali’de gördüğümüz gibi, olası bir atamayla insani yardımların erişiminde istisnalar sağlamak önemlidir. Umarız bu görüşme, Yemen’deki konuşmalar bağlamında olur. Ancak dediğim gibi; Husileri sınıflandırma görüşmeleri halen sürüyor. Yardıma erişimi sağlamak için dikkate alınması gereken temel husus, uluslararası hukuk kapsamındaki sorumluluklarını anlamalarını ve yerine getirmelerini sağlamak için her düzeyde ve çatışmanın tüm taraflarıyla sürekli görüşmektir.”
Dyer, yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırma meselesini, dünya çapındaki çatışmalarda süren bir sorun olarak nitelendirirken ister gıda ister yakıta erişim olsun, sorunların aynı olduğunu ‘çünkü yakıt eksikliğinin, gıda fiyatlarının yükselmesine yol açtığını ve su dağıtımını zorlaştırdığını’ vurguladı. Elçi, “Tüm tarafları, Martin Griffiths ve BM barış süreciyle ilişki kurmaya davet ediyoruz. Çünkü Yemen’in karşı karşıya olduğu krizi çözmenin tek yolu barış sürecinden geçiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Güney Sudan
İngiliz Elçi, gıda güvensizliği riski en yüksek olan bölgeler arasında Yemen’in yanı sıra Güney Sudan ve Kuzeydoğu Nijerya’yı gösterdi. Güney Sudan’ın Jonglei eyaletine yaptığı ziyarette ‘son derece çaresiz bir duruma’ tanık olduğunu belirten Dyer şunları söyledi:
“Kovid-19 salgını, iklim ve çatışmanın birleşik etkileri gıda güvensizliği ile karşı karşıya kalan insan sayısını ve artırıyor. Oradaki hükümetle, 2018 yılında imzalanan barış anlaşması ve buna özellikle devlet düzeyinde nasıl uyulacağı konularında olumlu görüşmeler gerçekleştirdik.”
Konuya ilişkin denklemin her yerde aynı olduğunu vurgulayan Dyer “İhtiyacımız olan şey finansman, ihtiyaç sahiplerine erişim ve barıştır” dedi.

Yardım bütçesini azaltmak
İngiltere Maliye Bakanı Rishi Sunak’ın pandeminin finansal yansımaları nedeniyle dış yardımların gayri safi yurtiçi milli hasıla (GSYİH) içerisindeki payını yüzde 0,7’den yüzde 0,5’e düşürme yönündeki açıklaması ise tartışmalara yol açtı.

Nick Dyer konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kesintiler, istisnai koşullara özel bir tepkiydi. Ben iyimserim. Halen yılda 10 milyar sterlin yardımlar için ayrılıyor. GSYİH içindeki pay bakımından dünyadaki en büyük insani yardım bağışçılarından biri olmaya devam ediyoruz. Başbakan, iddialı bir insani gündemi ilerletme ve ihtiyaç sahiplerini korumaya devam edeceğimiz hususunda oldukça net. Elçi olarak bu taahhüdü duymak güzel. Ancak rolümün bir parçası da başkalarından daha fazla kaynak toplamak için baskı yapmaktır. Daha önce de söylediğim gibi, bu durum sadece parayla ilgili değil. Gıda krizlerinin çoğunun temel nedeni çatışmalardır. Temel önceliklerimden biri en çok ihtiyaç duyanlara insani yardımı sağlamak ve barış süreçlerini desteklemek için diplomasiyi kullanmanın yollarını araştırmaktır.”



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.