Cezayir, Fransızların terörizmle mücadeledeki tutumundan endişeli

Terörle mücadele konusunda uluslararası alandan yöneltilen suçlamalar doğrudan Paris’i hedef alırken Afrika yönetimleri çatışma bölgelerine silah ambargosu uygulanması çağrısında bulunuyor.

Mali'deki terörle mücadele operasyonuna katılan bir Fransız askeri. (Reuters-arşiv)
Mali'deki terörle mücadele operasyonuna katılan bir Fransız askeri. (Reuters-arşiv)
TT

Cezayir, Fransızların terörizmle mücadeledeki tutumundan endişeli

Mali'deki terörle mücadele operasyonuna katılan bir Fransız askeri. (Reuters-arşiv)
Mali'deki terörle mücadele operasyonuna katılan bir Fransız askeri. (Reuters-arşiv)

İman Uveymer
Mali'de yapılan rehinelerin kurtarılması anlaşması, Cezayirli yetkilileri öfkelendirmeye devam ediyor. Nitekim Fransa; Afrika Birliği (AfB) devlet ve hükümet başkanlarının 6 Aralık’ta ‘silahların susturulması’ girişimi kapsamında düzenledikleri 14’üncü olağanüstü oturumu sırasında Sahel bölgesindeki terörizmle mücadele çabalarını engellemekle suçlanmıştı.
Cezayir Başbakanı Abdulaziz Cerrad, video konferans yoluyla gerçekleştirilen oturumda yaptığı konuşmada, Cezayir’in “rehinelerin serbest bırakılması karşılığında terörist gruplara ciddi miktarlarda paranın aktarılmaya devam etmesinin terörle mücadele çabalarını engelliyor olmasından ciddi endişe duyduğunu” dile getirdi.
Nitekim Cezayir Başbakanı böylece Paris'in Kuzey Mali'de Nusret el-İslam vel Müslimin örgütü (Mağrib El Kaidesi) ile yaptığı anlaşmaya açık ve doğrudan atıfta bulunmuş oldu. Le Monde gazetesi, Fransız Sophie Petronin, biri Nijer'de kaçırılan rahip olmak üzere iki İtalyan ve Malili meşhur siyasetçi İsmail Sisi'nin serbest bırakılması karşılığında Mali’deki hapishanelerde bulunan yaklaşık 200 terör örgütü üyesinin serbest bırakılmasını sağlayan anlaşmaların 10 milyon euro değerinde olduğunu öngörüyordu.

Afrika hükümetlerinin seferberliği
Cezayir; Afrika hükümetlerine şiddetli radikal hareketler ve terörizmle mücadele edilmesi, finansman kaynaklarının kurutulmasına yönelik istişarelerin yoğunlaştırılması, çatışma bölgelerindeki silahlara abluka uygulanması, ulusal silah ve mühimmat stoklarını güvence altına almak ve hafif silahların yasa dışı dolaşımıyla mücadele etmek için kapasitenin geliştirilmesi amacıyla alınan Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının uygulanması çağrısı yaptı.
Cezayir aynı zamanda ikili iş birliği çerçevesinde ve komşu ülkeler arasındaki çok taraflı mekanizmalar aracılığıyla ilgili ülkelerin kapasitelerini artırarak Sahel bölgesinin güvenlik ve istikrarını yeniden tesis etme çabalarına verdiği desteği dile getirdi. Cezayir ayrıca barış ve uzlaşma anlaşmasının Mali'de uygulanmasının desteklenmesi ve yabancı müdahalelerden uzakta uzlaşmacı bir siyasi çözüm bulmak için BM’nin Libya'da sakinliğin sağlanması yönündeki planının desteklenmesi gerektiğini duyurdu.

Fransız tutarsızlığı
Siyasi ve güvenlik işleri gözlemcilerinin aktardığı bilgilere göre Fransa'nın Sahel bölgesinde terörizmle mücadele politikasına dair çelişen sözleri ve eylemleri, ağustos ayında Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita’ya düzenlenen darbe sonrasında güvenlik, siyasi ve toplumsal sıkıntılarla boğuşan Mali ile kara sınırını paylaşan Cezayir’i endişelendiriyor.
Eskiden BM barış misyonunda uluslararası gözlemci olan ve Fransa’nın bu konudaki tutumunun ne derece ciddi olduğunu sorgulayan Cezayirli güvenlik uzmanı Ahmed Karuş da bu durumu doğrulayan açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Mali topraklarında terörle mücadele çağrıları yapan bir ülkeydi. Terör örgütlerinin hazinelerine akacak bu derece büyük bir meblağı nasıl sağlayabilir? Başbakan Abdulaziz Cerrad, Afrika hükümetlerine Cezayir'in örgütlere sağlanan kaynakları kurutarak terörle mücadele etme yaklaşımından bahsetti. Odaklanılacak ilk husus, silahlı gruplara sağlanan fonların nasıl engelleneceğidir. Zira bu fonlar, radikal grupların hem moralini yükseltiyor hem de bunları silah almak ve organize suç işlemek için kullanmalarını sağlıyor. Teröristlere fidye verilmesini ve fon sağlanmasını önlemek için uluslararası forumlarda uzun zamandır mücadele eden Cezayir, bu şekilde BM’yi fidyeyi suç sayan kararlar almaya ikna edebildi. Ancak bazı ülkeler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyesi olmalarına ve veto hakkını ellerinde bulundurmalarına rağmen rehinelerin serbest bırakılması için büyük meblağlarda para veriyor. Verilen fidyeler terörist grupların iştahını kabartıyor ve onları daha fazla insanS kaçırmaya teşvik ediyor.”
Silahlı grupların gelirlerinin yüzde 90'ından fazlasının fidyelerden elde edildiğini gösteren istatistiklere de değinen Karuş sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mali'de son rehine kurtarma anlaşmasında bu gruplara ödenen milyonlar ve Mali yargısının Sahel bölgesindeki silahsız kesimlere yönelik işlenen çirkin suçlar dolayısıyla mahkum ettiklerinin hapisten çıkarılması militanların saflarını güçlendirecektir.”

Cezayir fidyeye boyun eğmiyor
2010’da, kuzey Nijer'de kaçırılan bir vatandaşının serbest bırakılması karşılığında terörist gruba herhangi bir fidye ödememek konusunda ısrar eden Cezayir, 2012'de Cezayirli diplomatların Mali şehri Gao'da kaçırılması konusunda da aynı tutumu sürdürmüştü. 2005 yılında ise Irak’ta Ebu Musab ez-Zerkavi liderliğindeki ‘Mezopotamya'da El Kaide’ adlı bir terörist grup Cezayirli iki diplomatı kaçırmış ancak Cezayir’in fidye ödemeyi reddetmesinin ardından rehineler öldürülmüştü. 
Cezayir, rehinelerin serbest bırakılması karşılığında fidye ödenmesini suç sayan uluslararası kampanyaya geçtiğimiz 20 yıl boyunca öncülük etti. Nitekim söz konusu kampanya, BMGK’nın 2001, 2009, 2014, 2015, 2017 ve son olarak da Mart 2019’da bu konudaki çeşitli kararları onaylamasıyla taçlandırılmıştı. Tüm ülkeleri kara para aklama ve terörizmin finanse edilmesiyle mücadele yolunda kapsamlı uluslararası standartları uygulamaya çağıran 2426 sayılı son karar, ayrıca bu konudaki davalarda soruşturma ve kovuşturma etkinliğinin artırılması, terör eylemlerine karışmakla suçlanan kurum ve kişilere caydırıcı cezai yaptırımların uygulanması talebinde bulunuyor.

Uluslararası sessizliğin ortasında en kötüsünden korkuluyor
Cezayir ordusu adına çıkarılan aylık derginin Kasım 2020 sayısında yayımlanan “Fidye: Terörist finansörlüğünde başka bir boyut" başlıklı makalede de bazı ülkelerin rehineleri kurtarmak için fidye verdiğine değinildi.
Makalede, en az 70 ülkenin bu minvalde anlaşma imzaladığı, Ekim 2020’de Nusret el-İslam vel Müslimin örgütü elindeki dört rehineyi kurtarmak için milyon dolarlar harcayan ve 200 teröristi serbest bırakan Fransa’nın da bunlardan biri olduğuna işaret edildi. Makalede aynı zamanda şu ifadelere de yer verildi:
“ABD ve İngiltere gibi birçok ülkenin aksine vatandaşları söz konusu olduğunda fidye ödemekten asla çekinmeyen Fransa, aynı zamanda suç işlemeleri, hatta çirkin katliamlara karışmaları dolayısıyla hapishanelerdeki yüzlerce teröristin serbest bırakılmasını da sağlıyor. Örneğin ABD ve İngiltere, radikallerle müzakere etmeyi ya da onların sundukları koşulları kabul etmeyi kesin bir dille reddediyor. Üstelik ABD’li rehineler Fransız rehinelerden çok daha fazla.”

Uluslararası topluma düşen sorumluluk
Makalenin devamında şu ifadeler kullanıldı:
“Nitekim bu tür davranışlar; suç gruplarını faaliyetlerini sürdürmeye ve daha fazla rehin almaya teşvik edecektir. Sahel bölgesini genel düzeyde yeni bir şiddet, güvensizlik ve istikrarsızlık dalgasına sürükleyecektir.”
New York Times da yayımladığı bir haberde şu bilgilere yer verdi:
“Yalnızca El Kaide, 2008 ila 2014 yılları arasında 125 milyon dolar elde etti. ABD Hazine Bakanlığı ise Avrupa'nın aynı dönem için 165 milyon dolar ödediği tahmininde bulundu. Nitekim terörizm daha açgözlü ve istekli hale geldi. 2003’te kaçırılan bir kişi için tahminen 200 bin dolar fidye istenirken şimdi bu meblağ 10 milyon dolar oldu.”
Cezayir Savunma Bakanlığı tarafından yazılan söz konusu makalede, bu tür uygulamaları ortaya çıkarmak için müdahalede bulunma, kendi menfaatleri söz konusu olduğunda hiçbir şeyi önemsemeyenleri ifşa etme, söz konusu anlaşmalarda imzalanan tüm kanun ve tavsiyelere set koyma konusunda uluslararası topluma düşen sorumluluğa” vurgu yapıldı.



Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında
TT

Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında

İran ile İsrail arasındaki savaş, dün nükleer açıdan en tehlikeli dönüm noktalarından birine girdi. Tahran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından birkaç saat sonra, İran’dan fırlatılan bir füze İsrail’in güneyindeki Dimona şehrine düştü; ancak herhangi bir radyasyon sızıntısı kaydedilmedi.

İsrail ordusu dün, Dimona şehrini vuran füzeyi önleme girişiminin başarısız olduğunu açıklarken Tahran, saldırının Natanz şehrine yönelik saldırıya misilleme niteliğinde olduğunu belirtti. İran tarafından ilk resmi yorumu yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran füzelerinin Dimona'ya ulaşmasının savaşın yeni bir aşamaya girdiğinin somut bir göstergesi olduğunu söyleyerek, ‘İsrail semalarının artık savunmasız hale geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan İsrailli kaynaklara göre Dimona'ya düzenlenen saldırıda 47 kişi yaralandı.

Bu saldırıdan birkaç saat önce, ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin savaştaki hedeflerine yaklaşmakta olduğu ve operasyonlarını kademeli olarak ‘azaltmayı’ değerlendirdiği açıklamasında bulundu. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise bu hafta saldırıların ‘önemli ölçüde artacağını’ söyledi. Bu durum, operasyonların sona erdirilmesi konusunda Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılığı olduğuna işaret etti.

Hürmüz Boğazı, gerginliğin merkezinde yer almaya devam ederken, İranlı bir askeri kaynak, ABD’nin Hark Adası’na yönelik herhangi bir saldırısının çatışmanın Kızıldeniz ve Babu’l-Mendeb Boğazı’na sıçramasına yol açacağı uyarısında bulundu.

Bir diğer gelişmede ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD güçlerinin İran içinde, aralarında 130 geminin de olduğu 8 binden fazla askeri hedefi vurduğunu belirterek, Tahran’ın deniz seyrüseferini tehdit etme kapasitesinin azaldığını vurguladı.

Öte yandan Kudüs Tugayı Komutanı İsmail Kaani, ‘Direniş Ekseni’nin ABD ve İsrail'e karşı ‘bağımsız’ operasyonlarını sürdürdüğünü söyledi.

İsrail ordusu ise İran'da yüzlerce hedefi vurduğunu açıklarken, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İsrail ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik füze saldırılarını sürdüreceğini duyurdu.


Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
TT

Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta bir ateşkes sağlanması halinde, Japonya’nın küresel petrol tedarikinin hayati arterini oluşturan Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme çalışmaları için askeri güçlerini konuşlandırmayı değerlendirebileceğini söyledi.

Motegi, “Fuji” kanalında yayınlanan bir televizyon programında, “Tam bir ateşkes sağlanırsa, teorik olarak mayın temizleme gibi konular gündeme gelebilir” dedi.

“Bu tamamen varsayımsal bir durum, ancak bir ateşkes sağlanırsa ve deniz mayınları engel teşkil ederse, bunun dikkate değer bir konu olacağını düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Tokyo'nun alabileceği önlemler, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kabul edilen barışçıl anayasası gereği sınırlıdır, ancak 2015 tarihli özel güvenlik yasası, Japonya'nın varlığını tehdit eden ve buna karşı koymak için başka hiçbir yol bulunmayan bir saldırı olması durumunda, yakın güvenlik ortağına yönelik saldırı da dahil olmak üzere, yurtdışında güç kullanmasına izin vermektedir.

Motegi, Tokyo'nun mahsur kalan Japon gemilerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin verecek düzenlemeler arama konusunda şu an için acil bir planı olmadığını belirterek, dünyanın petrol sevkiyatının beşte birinin geçtiği bu dar su yolundan tüm gemilerin geçmesine olanak sağlayacak koşulların yaratılmasının "büyük önem taşıdığını" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Japon Kyodo haber ajansından aktardığına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, cuma günü yaptığı açıklamada, Motegi ile Japonya'ya ait gemilerin boğazdan geçişine izin verilmesi olasılığını görüştüğünü söyledi.

Japonya, petrol ithalatının yaklaşık yüzde 90'ını bu boğazdan gerçekleştiriyor; İran ise ABD ve İsrail'in kendisine karşı yürüttüğü savaş sırasında boğazı büyük ölçüde kapattı.

Dün dördüncü haftasına giren savaşın yol açtığı küresel petrol fiyatlarındaki keskin artış, Japonya ve diğer ülkeleri petrol rezervlerinden kullanmak zorunda bıraktı.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Japonya Başbakanı Sanae Takai ile bir araya geldi ve müttefiklerine boğazı açmak için savaş gemileri göndermeleri konusunda baskı uygularken – şu ana kadar sonuçsuz kalmış olsa da – Takai’yi “harekete geçmeye” çağırdı.

Takai, Washington'da düzenlenen zirvenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump'a Japonya'nın boğazda sunabileceği destek ve yasaları gereği sunamayacağı destekler hakkında bilgi verdiğini söyledi.


Trump, ABD havaalanlarına göçmenlik polisi konuşlandırmakla tehdit etti

Başkan Donald Trump, 19 Mart 2026 Perşembe günü Washington'daki Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile akşam yemeği sırasında konuşma yaptı (AP)
Başkan Donald Trump, 19 Mart 2026 Perşembe günü Washington'daki Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile akşam yemeği sırasında konuşma yaptı (AP)
TT

Trump, ABD havaalanlarına göçmenlik polisi konuşlandırmakla tehdit etti

Başkan Donald Trump, 19 Mart 2026 Perşembe günü Washington'daki Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile akşam yemeği sırasında konuşma yaptı (AP)
Başkan Donald Trump, 19 Mart 2026 Perşembe günü Washington'daki Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile akşam yemeği sırasında konuşma yaptı (AP)

Başkan Donald Trump dün, kısmi hükümet kapanması nedeniyle maaş alamayan uzman personel eksikliği yüzünden saatlerce uzayabilen bekleme sürelerine karşılık, ABD havaalanlarındaki güvenlik kontrollerini devralmaları için Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanlarını görevlendirmekle tehdit etti.

Cumhuriyetçi başkan, Truth Social adlı sosyal medya platformunda şunları yazdı: "Aşırı solcu Demokratlar, ülkemizin ve özellikle havaalanlarımızın yeniden özgür ve güvenli olmasını sağlayacak bir anlaşmayı derhal imzalamazlarsa, parlak ve vatansever Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza görevlilerimizi havaalanlarına göndereceğim ve onlar güvenliği devralacaklar."

wefrgt
ABD'nin Georgia eyaletindeki bir havaalanında yolcular güvenlik kontrol noktasında bekliyor (EPA)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında göçmenlik yönetimi uygulamaları konusunda yaşanan anlaşmazlığın da etkisiyle, fonlarının onaylanmaması nedeniyle 14 Şubat'ta kısmi bir kapanmaya girdi ve bu kapanmanın uzun süre devam etmesi bekleniyor.