Lavrov, eski konumuna dönmek isteyen 15 yıllık Rus diplomasisini değerlendirdi

Rusya Dışişleri Bakanı Segey Lavrov (Getty Images)
Rusya Dışişleri Bakanı Segey Lavrov (Getty Images)
TT

Lavrov, eski konumuna dönmek isteyen 15 yıllık Rus diplomasisini değerlendirdi

Rusya Dışişleri Bakanı Segey Lavrov (Getty Images)
Rusya Dışişleri Bakanı Segey Lavrov (Getty Images)

Sami Ammara
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rus televizyon kanalı RT’ye yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı olarak bugüne kadarki çalışmalarının genel sonuçlarını gözden geçirdi. Lavrov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından görevden alınacağına dair birçok kez söylentilerin çıkmasına rağmen Andrey Gromiko’nun (Sovyetler Birliği ve dünya diplomatlarının eski duayeni) ardından böyle bir görevde en uzun süre kalan isimdir.
Putin, göreve başladığı ilk yılların sona ermesiyle 2004 yılında, on yılı aşkın bir süredir Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi olarak görev yapan Lavrov'u, Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak göreve başlayan İgor İvanov’un yerine dışişleri bakanı olarak atadı. O tarihten bu yana dışişleri bakanı görevini sürdüren Lavrov, yapılan anketlerde, Başkan Putin'den sonra Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile birlikte en popüler resmi isimler listesinin başında yer alıyor.
Lavrov’un çeşitli nedenlerden ötürü yerel ve küresel siyasi arenada ön plana çıkarılması için fazlasıyla uygun bir dönemdi. Lavrov, diğerleri gibi Putin’in büyük bağımsızlığa sahip devlet başkanı olarak kariyerine başlamak için yeni yüzlere ihtiyaç duymasından dolayı göreve getirilmemişti. Putin’in, eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin döneminden kalan sembol isimlerden kurtulmak için onlara Kremlin'den ayrıldıktan sonra kendileri ve aileleri için gerekli garantileri vererek hükümetten istifa etmelerini sağlamıştı. Putin, hükümeti oluştururken başta eski Rusya Başbakanı Mikhail Kasyanov ve Kremlin Personel Müdürü Alexander Voloshin olmak üzere tüm eski yüzleri değiştirdi.
Daha önce Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak çalışan Lavrov, en önemlisi tek kutuplu dünyayı reddetmesi ve yıllarca ortak çalışma sayesinde ortaya çıkan ‘Rus diplomasisinin bilgesi’ Yevgeni Primakov’un vizyonu çerçevesinde her biriyle vesayet ve tavsiyeye daha yakın ilişki içinde olan Çin ve Hindistan dahil olmak üzere doğu cephesi ülkeleriyle iş birliği yapmaya ihtiyaç duyulduğunu kabul etmek gibi Putin ile uluslararası pek çok meselede geniş bir uzlaşıya sahip olduklarını teyit etmek için buradaydı.

Uydurma suçlamalar
Bu açıdan Lavrov'un RT'ye yaptığı açıklamada, Batılı ülkelerin, uluslararası arenadaki çeşitli taraflarca küresel sorunlara kabul edilebilir çözümlere ulaşmak için diyaloga odaklanmak yerine iç işlerine karışmakla ilgili devam ettikleri ‘uydurma’ suçlamalar hakkında söyledikleri ele alınabilir. Lavrov, bu suçlamaların gelecekte de devam etmelerini beklediğini söyledi.
Rus diplomasisinin duayeni, istenen çözümlere ulaştırmayacağını söylediği tek taraflı adımların anlamsız olduğunu ve uluslararası toplumun karşılaştığı sorunları daha da kötüleştirip karmaşıklaştırabileceklerini vurguladı. Lavrov, ‘ilgili tarafların ne kadar zaman alırsa alsın kapsamlı bir nitelik çerçevesinde ulaşabilecekleri her türlü anlaşmanın, en uygulanabilir ve gerçekçi anlaşma olmaya devam edeceğinin’ altını çizdi. Lavrov, tek taraflı adımlardan, tek fikir etrafında toplanan kanaat ortaklarıyla iş birliğinin sürdürülmesinden doğacak sonuçların ‘istenen çözümleri üretmeyeceğini ve meseleleri çatışma tüneline itmenin ötesine geçmeyeceğini’ belirtti. Lavrov, Batı’nın, ‘karşılıklı tavizlere yönelmek ve ortak çıkarların elde edilmesi için çalışmak istemediğini’ de sözlerine ekledi.
Uzun yıllar BM’de çalışan Rus diplomat, şunları söyledi:
“BM sistemi çerçevesinde bu konularda kapsamlı bir fikir birliği bulunmasına rağmen, zaman zaman kimyasal silahların kullanılmasını engellemek için, bazen de siber güvenliğin önemi konusunda ‘fikir ve tutum birliği’ çerçevesinde çalışanlar var. Batılı ülkeler gerek BM, gerek Dünya Sağlık Örgütü (WHO), gerek UNESCO ve gerekse de diğer uluslararası kuruluşlarda olsun, hiçbir konuda adil rekabeti sevmiyor.”
Ne var ki son zamanlarda Batı ülkeleri, Rusya’ya sanki bölgedeki nüfuz alanlarını bölmek amacıyla Türkiye ile yapılmış gizli bir anlaşma çerçevesinde Batı'ya karşı jeopolitik konumunu güçlendirmek adına bazen Belarus’a bazen de Dağlık Karabağ’a müdahale ettiği şeklinde suçlamalarda bulunuyorlar. Lavrov, bu suçlamalar karşısında, ülkesinin tüm olasılıklara karşı hazırlıklı olduğunu söyledi.

Rusya'nın tanınması
Lavrov'un son 15 yıldaki siyasi ve diplomatik faaliyetlerinin en önemli sonucu, Batı'nın Rusya'yı 1990'larda bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanımaya zorlanmasıdır.
Tarih, Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından karanlık bir tünele girdiğini, çünkü içeride yaşanan sorunların, kararlarına ve tutumlarına yansıdığını ve uluslararası arenadaki eski konumlarının çoğunu terk ederek dizginleri, dışişleri bakanını da seçen Washington’a bıraktığını belirtir. Rus kaynaklara göre eski ABD Başkanı George W. Bush (baba Bush),  eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ile yaptığı telefon görüşmesinde Andrey Kozirev’i Dışişleri Bakanı olarak atamasını istemiştir. Rusya Devlet Başkanı, 1996 yılına kadar buna uymuştur. Ancak 1996'da prestijini geri kazanmak amacıyla Kozirev’in yerine Yevgeni Primakov'u görevlendirdi.
Kozirev'in ‘Devlet Duması (Rusya Federasyonu Federal Meclisi'nin alt meclisi) üyeliğini ve hükümetteki görevini birleştirmesini engellemek’ bahanesiyle görevden alınmasının ardından Rusya'daki bir Amerikan ilaç firmasında satış temsilcisi olarak çalışmaya başladığı ve daha sonra bugün halen yaşadığı ABD’ye taşındığı biliniyor.

Batı Rus rejimini değiştirmek için çeşitli senaryoları destekliyor
Lavrov’un açıklamalarına geri döndüğümüzde sonuç olarak bugün Moskova, uluslararası hukuk kararları çerçevesinde diğer ülkelerin ulusal çıkarlarıyla eşit düzeyde politikalarını yönetmeye devam eden, ulusal çıkarları olan bağımsız bir güç haline geldi.  Batı’nın ülkesinin geleceğini belirleme hakkından yoksun bırakılmasına yönelik politikalarını sürdürmesinin sonuçlarının farkında olduğunu vurgulayan Lavrov, bu yüzden Batı’nın ‘mevcut Rus rejimini değiştirmek için çeşitli senaryoları desteklediğini’ öne sürdü.
Lavrov, ‘Batı’nın bu tür çabalarının, halklarının çıkarlarına hizmet etmediği sürece dünyanın birçok bölgesinin karşı karşıya olduğu sorunların çözümünü engellediğini’ kaydetti.
Lavrov açıklamasında, “ABD Kongresi’nin Rusya-Belarus Birlik Devleti’ne karşı yaptırım uygulamayı düşündüğünü ve bunu sadece Belarus’ta yeni renkli devrim gerçekleştirmek isteyenlerin böyle bir Birlik Devleti’nin varlığından hoşlanmadığı için yaptıklarını okudum” ifadelerini kullandı.
ABD Kongresi’nin yaptırım uygulamak için ‘durup dururken istediği bahaneleri üretebilme yeteneğine’ sahip olduğunu söyleyen Lavrov, “Batılı meslektaşlarımızın mükemmeliyet sınırı bulunmuyor. Batı, sadece sebepleri araştırmakla kalmaz, aynı zamanda bunları hiç yoktan icat edebilir” şeklinde konuştu.
Bundan 15 yıl önce kuruluşunda Kremlin’in de rol oynadığı, başta İngilizce olarak yayına başlayan ve ardından Fransızca, Arapça ve İspanyolca olarak çeşitli dillerde yayınlarını sürdüren RT kanalının kuruluş yıl dönümünü kutlayan Lavrov, kanalın ‘medya alanında öncü olduğunu’ ve aynı zamanda Kremlin ve tüm resmi Rus kurumları tarafından desteklenen en önemli yarı resmi medya kuruluşlarından biri olmaya devam ettiğini söyledi.



Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında
TT

Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında

İran ile İsrail arasındaki savaş, dün nükleer açıdan en tehlikeli dönüm noktalarından birine girdi. Tahran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından birkaç saat sonra, İran’dan fırlatılan bir füze İsrail’in güneyindeki Dimona şehrine düştü; ancak herhangi bir radyasyon sızıntısı kaydedilmedi.

İsrail ordusu dün, Dimona şehrini vuran füzeyi önleme girişiminin başarısız olduğunu açıklarken Tahran, saldırının Natanz şehrine yönelik saldırıya misilleme niteliğinde olduğunu belirtti. İran tarafından ilk resmi yorumu yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran füzelerinin Dimona'ya ulaşmasının savaşın yeni bir aşamaya girdiğinin somut bir göstergesi olduğunu söyleyerek, ‘İsrail semalarının artık savunmasız hale geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan İsrailli kaynaklara göre Dimona'ya düzenlenen saldırıda 47 kişi yaralandı.

Bu saldırıdan birkaç saat önce, ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin savaştaki hedeflerine yaklaşmakta olduğu ve operasyonlarını kademeli olarak ‘azaltmayı’ değerlendirdiği açıklamasında bulundu. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise bu hafta saldırıların ‘önemli ölçüde artacağını’ söyledi. Bu durum, operasyonların sona erdirilmesi konusunda Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılığı olduğuna işaret etti.

Hürmüz Boğazı, gerginliğin merkezinde yer almaya devam ederken, İranlı bir askeri kaynak, ABD’nin Hark Adası’na yönelik herhangi bir saldırısının çatışmanın Kızıldeniz ve Babu’l-Mendeb Boğazı’na sıçramasına yol açacağı uyarısında bulundu.

Bir diğer gelişmede ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD güçlerinin İran içinde, aralarında 130 geminin de olduğu 8 binden fazla askeri hedefi vurduğunu belirterek, Tahran’ın deniz seyrüseferini tehdit etme kapasitesinin azaldığını vurguladı.

Öte yandan Kudüs Tugayı Komutanı İsmail Kaani, ‘Direniş Ekseni’nin ABD ve İsrail'e karşı ‘bağımsız’ operasyonlarını sürdürdüğünü söyledi.

İsrail ordusu ise İran'da yüzlerce hedefi vurduğunu açıklarken, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İsrail ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik füze saldırılarını sürdüreceğini duyurdu.


Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
TT

Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta bir ateşkes sağlanması halinde, Japonya’nın küresel petrol tedarikinin hayati arterini oluşturan Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme çalışmaları için askeri güçlerini konuşlandırmayı değerlendirebileceğini söyledi.

Motegi, “Fuji” kanalında yayınlanan bir televizyon programında, “Tam bir ateşkes sağlanırsa, teorik olarak mayın temizleme gibi konular gündeme gelebilir” dedi.

“Bu tamamen varsayımsal bir durum, ancak bir ateşkes sağlanırsa ve deniz mayınları engel teşkil ederse, bunun dikkate değer bir konu olacağını düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Tokyo'nun alabileceği önlemler, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kabul edilen barışçıl anayasası gereği sınırlıdır, ancak 2015 tarihli özel güvenlik yasası, Japonya'nın varlığını tehdit eden ve buna karşı koymak için başka hiçbir yol bulunmayan bir saldırı olması durumunda, yakın güvenlik ortağına yönelik saldırı da dahil olmak üzere, yurtdışında güç kullanmasına izin vermektedir.

Motegi, Tokyo'nun mahsur kalan Japon gemilerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin verecek düzenlemeler arama konusunda şu an için acil bir planı olmadığını belirterek, dünyanın petrol sevkiyatının beşte birinin geçtiği bu dar su yolundan tüm gemilerin geçmesine olanak sağlayacak koşulların yaratılmasının "büyük önem taşıdığını" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Japon Kyodo haber ajansından aktardığına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, cuma günü yaptığı açıklamada, Motegi ile Japonya'ya ait gemilerin boğazdan geçişine izin verilmesi olasılığını görüştüğünü söyledi.

Japonya, petrol ithalatının yaklaşık yüzde 90'ını bu boğazdan gerçekleştiriyor; İran ise ABD ve İsrail'in kendisine karşı yürüttüğü savaş sırasında boğazı büyük ölçüde kapattı.

Dün dördüncü haftasına giren savaşın yol açtığı küresel petrol fiyatlarındaki keskin artış, Japonya ve diğer ülkeleri petrol rezervlerinden kullanmak zorunda bıraktı.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Japonya Başbakanı Sanae Takai ile bir araya geldi ve müttefiklerine boğazı açmak için savaş gemileri göndermeleri konusunda baskı uygularken – şu ana kadar sonuçsuz kalmış olsa da – Takai’yi “harekete geçmeye” çağırdı.

Takai, Washington'da düzenlenen zirvenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump'a Japonya'nın boğazda sunabileceği destek ve yasaları gereği sunamayacağı destekler hakkında bilgi verdiğini söyledi.


Trump, ABD havaalanlarına göçmenlik polisi konuşlandırmakla tehdit etti

Başkan Donald Trump, 19 Mart 2026 Perşembe günü Washington'daki Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile akşam yemeği sırasında konuşma yaptı (AP)
Başkan Donald Trump, 19 Mart 2026 Perşembe günü Washington'daki Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile akşam yemeği sırasında konuşma yaptı (AP)
TT

Trump, ABD havaalanlarına göçmenlik polisi konuşlandırmakla tehdit etti

Başkan Donald Trump, 19 Mart 2026 Perşembe günü Washington'daki Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile akşam yemeği sırasında konuşma yaptı (AP)
Başkan Donald Trump, 19 Mart 2026 Perşembe günü Washington'daki Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile akşam yemeği sırasında konuşma yaptı (AP)

Başkan Donald Trump dün, kısmi hükümet kapanması nedeniyle maaş alamayan uzman personel eksikliği yüzünden saatlerce uzayabilen bekleme sürelerine karşılık, ABD havaalanlarındaki güvenlik kontrollerini devralmaları için Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanlarını görevlendirmekle tehdit etti.

Cumhuriyetçi başkan, Truth Social adlı sosyal medya platformunda şunları yazdı: "Aşırı solcu Demokratlar, ülkemizin ve özellikle havaalanlarımızın yeniden özgür ve güvenli olmasını sağlayacak bir anlaşmayı derhal imzalamazlarsa, parlak ve vatansever Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza görevlilerimizi havaalanlarına göndereceğim ve onlar güvenliği devralacaklar."

wefrgt
ABD'nin Georgia eyaletindeki bir havaalanında yolcular güvenlik kontrol noktasında bekliyor (EPA)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında göçmenlik yönetimi uygulamaları konusunda yaşanan anlaşmazlığın da etkisiyle, fonlarının onaylanmaması nedeniyle 14 Şubat'ta kısmi bir kapanmaya girdi ve bu kapanmanın uzun süre devam etmesi bekleniyor.