Yunan polisi casusluk suçlamasıyla bir Türk konsolosluk görevlisini tutukladı: Ankara’dan tepkihttps://turkish.aawsat.com/home/article/2690411/yunan-polisi-casusluk-su%C3%A7lamas%C4%B1yla-bir-t%C3%BCrk-konsolosluk-g%C3%B6revlisini-tutuklad%C4%B1
Yunan polisi casusluk suçlamasıyla bir Türk konsolosluk görevlisini tutukladı: Ankara’dan tepki
Atina’daki Yunan polisleri (EPA)
Atina/Şarku’l Avsat
TT
TT
Yunan polisi casusluk suçlamasıyla bir Türk konsolosluk görevlisini tutukladı: Ankara’dan tepki
Atina’daki Yunan polisleri (EPA)
Yunanistan’da, Türkiye’nin Rodos Başkonsolosluğu’nda görevli Sebahattin Bayram casusluk iddiasıyla geçtiğimiz hafta gözaltına alınmasının ardından tutuklandı.
Dışişleri Bakanlığı ise, “Rodos Başkonsolosluğumuzda görevli sözleşmeli Sekreter Sebahattin Bayram’ın, Yunan makamlarınca gemi fotoğrafları çekilmesine yönelik casusluk iddialarıyla yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanmasını kınıyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.
Polis, geçtiğimiz hafta Yunanistan vatandaşı Bayram ve Rodos ve Meis arasında sefer yapan bir feribot çalışanını gözaltına almıştı.
Üst düzey bir polis yetkilisi, söz konusu kişilerden birinin Ege Denizi’ndeki Yunan ordusuna ait silahlı kuvvetlerin hareketlerini fotoğrafladığını öne sürmüştü.
Rusya, Ortadoğu'da girmediği bir savaşı nasıl kazanabilir?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5261435-rusya-ortado%C4%9Fuda-girmedi%C4%9Fi-bir-sava%C5%9F%C4%B1-nas%C4%B1l-kazanabilir
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'nın doğu cephesinden getirilen 5 bin mermiyle yapılmış, "Savaşın Yüzü" başlıklı portresi, Kiev, 23 Temmuz 2015 (Reuters)
Rusya, Ortadoğu'da girmediği bir savaşı nasıl kazanabilir?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'nın doğu cephesinden getirilen 5 bin mermiyle yapılmış, "Savaşın Yüzü" başlıklı portresi, Kiev, 23 Temmuz 2015 (Reuters)
Anton Mardasov
İran’a sınırlı destek sağlarken çatışmada dolaylı bir rol üstlenmeye devam etme stratejisinin Moskova’ya bariz kazançlar sağladığına şüphe yok. Öte yandan Rusya'nın Ortadoğu'daki kaostan elde ettiği anlık faydalara rağmen, stratejik planlama açısından bakıldığında bazı olası alternatifler olsa bile İran'da çıkacak herhangi bir savaş Kremlin için ciddi maliyetler doğurur. Kremlin'e yakınlığıyla bilinen siyasi analist Fyodor Lukyanov'un da belirttiği üzere, hiçbir savaş planlandığı gibi gitmez. Ancak hepsi, barış zamanında şekillenmeye başlayan eğilimlerin tetikleyicileri haline gelir ve bu eğilimleri çoğunlukla geri dönüşü olmayan bir eşiğe iter.
Ekonomik boyut
Rus ekonomistlerin tahminlerine göre Ortadoğu’daki savaşın etkisiyle nisan ayında Rusya’nın bütçesine girecek petrol ve doğal gaz gelirleri mart ayına kıyasla iki katına çıkarak 1 trilyon rubleye ulaşabilir, hatta bu rakamı da aşabilir. Mart ayında Rusya bütçesindeki petrol ve doğal gaz gelirleri 617 milyar ruble olmuştu. Bu rakam 432,3 milyar ruble kaydedilen şubat ayına kıyasla yüzde 45'lik, 393,2 milyar ruble olan ocak ayına kıyasla yüzde 56,9'luk bir artışa anlamına geliyor. İran petrolünü taşıdığı için çeşitli zamanlarda yaptırımlara maruz kalan Rusya’nın ‘gölge filosu’ ise, Hürmüz Boğazı'nı kayda değer bir engel olmadan geçmeye devam ediyor. Rus gazetecilerin tahminlerine göre nisan ayı başlarında sadece bir günde 12 Rus gemisi Hürmüz Boğazı’nı geçti.
Rusya’nın en önemli doğrudan askeri kazanımı, Washington’ın önceliklerini Avrupa sahnesinden Ortadoğu'ya kaydırmasının, Ukrayna’nın hava savunmasına ayrılan kaynakları azaltması.
Ukrayna’nın Rusya’nın bu sektördeki altyapısını hedef alan saldırıları olmasaydı, Rusya'nın petrol ve doğal gaz gelirleri belki de daha yüksek olurdu. Zira bu saldırılar ihracat kapasitesinde belirgin bir düşüşe yol açtı ve lojistik açıdan büyük kısıtlamalar yarattı. Örneğin, ocak ayı sonlarında Druzhba Boru Hattı üzerinden petrol sevkiyatı durduruldu ve bu durum Rusya tarafından Macaristan ve Slovakya'ya yapılan petrol tedarikinin askıya alınmasına yol açtı. Bunun yanında NATO üyesi Avrupa ülkeleri enerji krizinin etkisini hissetmeye başladı ve tüketimi rasyonelleştirmeye yönelik politikalar uygulamak zorunda kaldı. Ancak enerji fiyatlarındaki artış, yapısal bir faktörden çok konjonktürel bir faktör olmaya devam ediyor. Dolayısıyla uzun vadeli bir planlamaya dahil edilmesi zor.
Aynı durum gıda ve gübre ihracatı için de geçerlidir. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre yıllık yaklaşık 16 milyon ton olarak tahmin edilen dünya gübre sevkiyatının yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Çatışma ortamında, yılın bu zamanında, yani ekim mevsiminin başlangıcında gübre tedarikine erişemeyen ülkelerde mahsulün azalması kaçınılmaz hale geliyor. Geçişteki aksaklıklar, dünyanın en yoksul ülkeleri, özellikle de Sahra Altı Afrika ülkeleri için son derece ciddi bir soruna dönüşebilir. Çeşitli tahminlere göre bu ülkelerde kullanılan gübrenin yüzde 90'ı yurt dışından ithal ediliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi'nin (ŞİÖ) kenarında düzenlenen bir toplantıda, 1 Eylül 2025 (AFP)
Doğal gaz fiyatları şu anda büyük bir artış gösteriyor. Bu durum gübre fiyatlarının yükselmesine neden oluyor ve buna bağlı olarak tahıl üretim maliyetlerini artırıyor. Sonuç olarak, Afrika ülkeleri ve diğer devletler, istikrarlı gübre tedarikinin sağlandığı pazarlara yönelecek. Bu ülkeler arasında Rusya şüphesiz merkezi bir rol oynuyor. Zira bu ülke, fiyat artışlarından yararlanarak kendisine uygulanan siyasi ve yaptırım engellerinin önemli bir kısmını aşabiliyor. Öte yandan rekabetin şiddetine rağmen Moskova, lojistik darboğazlar nedeniyle kendisine açılan yeni tahıl ihracat pazarlarına yayılma fırsatına sahip olsa da bu tablonun bir de diğer yüzü var. Yakıt ve gübre fiyatları yükselerek üretim maliyetlerini artırabilir. Bu durumda hükümet, muhtemelen tüketici fiyatlarını kontrol altına almak için müdahale etmek zorunda kalacak. Dahası, enerji ve gıda krizleri uzun vadede küresel üretimde keskin bir daralmaya yol açabilir ve bu da, diğer sonuçların yanı sıra, enerji kaynaklarına olan talebin azalmasına neden olacak.
Askeri boyut
Rusya’nın en önemli doğrudan askeri kazanımı, Washington’ın önceliklerini Avrupa sahnesinden Ortadoğu’ya kaydırmasının, Ukrayna’nın hava savunmasına ayrılan kaynakları azaltması oldu. Ayrıca, Patriot füze sistemlerindeki eksikliğin etkisi sadece ABD ve İsrail ile sınırlı kalmadı, savaşın ilk günlerinde yüzlerce savunma füzesini tüketen Körfez ülkelerine de uzandı. Bunun yanında ABD yakın vadede öncelikle savaş hazırlığını güçlendirmeye odaklanmak zorunda kalacak. Bazı tahminlere göre Washington sadece ilk on altı gün içinde altı binden fazla saldırı ve savunma mühimmatı kullandı ve bunların yaklaşık yüzde 46'sı hassas güdümlü ATACMS füzeleri, yaklaşık yüzde 40'ı ise THAAD savunma füzeleriydi.
İran ile gerginlik uzarsa, ABD ordusunun modernizasyon hızı yavaşlayabilir, gelişmiş silah geliştirme programları aksayabilir ve ABD komutanlığı kuvvetlerini yeniden konuşlandırmak zorunda kalabilir. Bu da Doğu Avrupa ve Güneydoğu Asya'daki konumlarını zayıflatabilir. ABD açısından, İran ile herhangi bir askeri çatışma, coğrafi ve lojistik açıdan çok maliyetli yükümlülükler getirecek ve bu da esnekliğini sınırlayarak, silahlı kuvvetlerini dünya çapında konuşlandırma konusundaki operasyonel kapasitesini azaltır.
Rusya’nın üstlendiği rol, ülkenin uluslararası sahneye aktif bir şekilde ‘geri dönmesine’ ve Vladimir Putin'in 2003 yılından beri ifade ettiği gibi kendisinin katılımı olmadan hiçbir küresel veya bölgesel sorunun çözülemeyeceği bir aktör olarak kendini kabul ettirmesine katkıda bulundu.
İran’ın iletişim ve keşif amaçlı uydu alanındaki yetenekleri ise son derece sınırlı. Bu yüzden Moskova'nın Tahran'a keşif operasyonlarının düzenlenmesi, hedeflerin belirlenmesi ve ABD’ye ait hedeflere yönelik hava saldırıları düzenlenmesi konusunda belirli bir destek sağladığı ve Şahid insansız hava aracından (İHA) modifiye edilmiş İHA’larda kullanılan bileşenleri sağladığı ihtimalini göz ardı edemeyiz. Ancak bu destek, her halükârda açıkça sınırlı görünmekte ve Ukrayna'nın NATO ülkelerinden aldığı desteğin büyüklüğüyle karşılaştırılamaz.
Ukrayna'daki savaş, İHA alanında bir devrim başlatarak bu araçların yoğun kullanımıyla cephelerde ve geri kalan alanlarda savaş kurallarını tamamen değiştirmiş olsa da İran'daki savaş büyük olasılıkla askeri operasyonlarda yapay zeka destekli güdümlü sistemlerin rolünün keskin bir şekilde artmasına yol açmış görünüyor. Bu durum Rusya'yı da benzer teknolojiler geliştirmeye itebilir. Ancak bu teknolojilerin Rusya ordusuna entegrasyonu, ülkenin kendi sinir ağ kütüphanelerine sahip olmaması nedeniyle halen aksıyor. Rusya’nın sistemindeki en önemli teknik zayıflıklardan biri, OpenAI ve Anthropic gibi Batılı kütüphanelere bağımlı olmasında yatıyor.
Jeopolitik boyut
Rusya'nın, uluslararası ilişkilerin yönetilmesinde daha adil bir model bakımından çoğulculuğu savunan bir güç olarak üstlendiği rol, Moskova’nın uluslararası sahneye aktif bir şekilde ‘geri dönmesine’ ve Vladimir Putin'in 2003 yılından beri ifade ettiği gibi kendisinin katılımı olmadan hiçbir küresel veya bölgesel sorunun çözülemeyeceği bir aktör olarak kendini kabul ettirmesine katkıda bulundu. Kremlin'in ‘Rusya'nın Ortadoğu'ya dönüşü’ anlatısını başarıyla kullanabilmesi, Moskova'nın özellikle kriz anlarında, geleneksel aktörlerin hızlı ve çoğu zaman duygusal çözümler aramakla meşgul olduğu zamanlarda kararlı adımlar atmaya alışkın olmasına dayanıyor. Bu durum, iç politikada iktidarını sağlamlaştırmak için çeşitli kargaşaları kullanmaya alışkın olan Rusya’nın iktidar zihniyetiyle de bağlantılı. Zira böylece, salgın küresel bir pandemiye dönüştüğünde Putin, mevcut yasaların izin verdiğinden daha uzun süre Rusya'da iktidarda kalmasını sağlayacak bir yol bulduğunu açıkladı. O anda iktidarda kalma kararı, sıradan seçmen için anlaşılır görünüyordu. Çünkü o zamanlarda insanlar risk almaya pek meyilli değildi.
Ortadoğu'da savaşın patlak vermesinin ardından, İsrail istihbaratının İran'ın dijital altyapısını Dini Lider ve DMO yetkililerini ortadan kaldırmak için etkili bir şekilde kullandığının ortaya çıkmasıyla, Rus yetkililer Moskova'da mobil interneti iki hafta süreyle engellemeye ve ülke içinde yabancı mesajlaşma uygulamaları ile VPN hizmetlerinin kullanımına yönelik kısıtlamaları ciddi şekilde sıkılaştırmaya karar verdi.
Kremlin'in bakış açısına göre, Orta Asya ülkelerinde Rus nüfuzunu genişletme olasılığı daha cazip görünüyor. Ancak bu ülkeler bu konuda pek istekli görünmüyor.
Moskova aynı zamanda, ABD’nin liderlik ettiği çok kutuplu sistem içinde hareket alanının son derece sınırlı olduğunun da farkında. Bu yüzden hızla değişen koşullara göre geçici anlaşmalar yapmak ve başkalarının hatalarından yararlanmak, elindeki en etkili etki araçları olmaya devam ediyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı'nda dış politika planlamasından sorumlu yetkililerin de işaret ettiği gibi, büyük güçlerin uluslararası düzenin istikrarını nasıl koruyacakları konusunda uzlaşamaması, ‘yeterli ekonomik ve mali potansiyele sahip olan ve şiddetli jeopolitik çatışmaların ön saflarında yer almayan orta güç ülkelerine’ alan açabilir.
Bu açıdan bakıldığında Moskova, doğru bir yaklaşım sergilerse, Ortadoğu ve Asya ülkeleriyle istikrarlı ortaklıklar ‘ağı’ örmeye devam ederek varlığını sağlamlaştırabilir ve daha sonra genişletebilir. Fakat buradaki tablo o kadar da net değil, zira ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş, İran'ın son olarak katıldığı BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİÖ) zor durumda bıraktı. Bu grupların bir üyesine yönelik saldırıyı görmezden gelmek, grupların ağırlığını zayıflatırken, açıkça kınamak ise Washington ile doğrudan bir çatışmaya sürüklenme riski taşıyor.
Bazı Rus uzmanlar, Ortadoğu'da çıkacak bir savaşın Rusya'nın İran ve Kuzey Kore ile ilişkilerini daha da güçlendirebileceğini düşünüyor. Bu mantığa göre askeri çatışmanın aktif aşaması sona erdikten sonra Tahran, bir şekilde kaynaklarını silah alımına, özellikle de sonraki hava operasyonlarına karşı koymak için hava savunma sistemleri ve uçaklara yöneltmek zorunda kalacak. Pyongyang ise, füze ve nükleer kalkanına yaptığı yatırımın doğru bir seçim olduğunu ve müttefikleriyle ilişkilerini güçlendirmenin gelişimi için bir gereklilik olduğunu bir kez daha teyit etmiş oldu.
Rus bandralı petrol tankeri Anatoly Kolodkin, Küba'nın kuzeybatısındaki Matanzas Limanı'ndaki petrol istasyonuna yanaşırken, 31 Mart 2026 (AFP)
Ancak bu öngörünün doğru olma ihtimali düşük. Moskova’nın hızlı teslimatlar gerçekleştirme kapasitesi son derece sınırlı. Rus askeri sanayi kompleksi, öncelikle hasar gören teçhizatın yenilenmesi için iç talebi karşılamakla ve Rus ordusunun batı cephesinde, yani Ukrayna cephesinde konuşlanmış yeni birlik ve oluşumları donatmakla meşgul.
Öte yandan bu alanda en büyük kazanan Çin olabilir. Pekin, geçtiğimiz yıl İran ile İsrail arasında 12 gün süren çatışmanın ardından hiç vakit kaybetmeden İran'a HQ-9 model hava savunma sistemleri ve YLC-8B model radar sistemlerini tedarik etti. Bu sistemlerin çoğu, mevcut savaşın ilk günlerinde ABD ve İsrail tarafından imha edilmişti. Rusya ile Kuzey Kore arasındaki ilişkiler ise, özellikle Kuzey Kore'nin Ukrayna'ya asker göndermesinin ardından, neredeyse zirveye ulaştı. Belirli projelerde sınırlı iş birliği ve askeri-teknik iş birliği alanındaki istişareler dışında, Moskova ve Pyongyang'ın ilişkilerini daha da derinleştirebilmesi pek olası görünmüyor.
Kremlin'e göre Rusya’nın Orta Asya ülkelerindeki nüfuzunu genişletme olasılığı daha cazip görünüyor. Ancak bu ülkeler bu konuda pek istekli görünmüyor. Ukrayna'daki savaş, transit trafiğinin ve finansal akışların büyük bir kısmını tekeline alan ve Rus yatırımlarının önemli bir kısmını çeken Orta Asya ülkelerine somut ekonomik kazançlar sağladı. Ancak bu gelişme, buna karşılık, bölge ülkelerinin siyasi hareket alanının genişlemesi ve Batı dahil olmak üzere ilişkilerini çeşitlendirme kapasitelerinin önemli ölçüde artmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşti. Bununla birlikte, İran'ın savaştan çekilmesi halinde, bu çok yönlü yaklaşıma karşı daha az hoşgörülü olacağı ve bunun da Orta Asya ülkelerini öncelikle en yakın ortakları olan Rusya ve Çin ile iş birliğini yoğunlaştırmaya iteceği ihtimali yüksek.
Genel olarak, çatışmaların ve savaşların tırmanması, terör ve uyuşturucu kaçakçılığı tehditlerinin artması, iklim ve demografik zorlukların da eklenmesiyle, Avrasya bölgesinin istikrarını sağlamak Moskova için her zamankinden daha büyük bir öncelik haline geldi. İran'daki savaşı, Ukrayna'da yürüttüğü ‘özel askeri operasyon’ ile ABD ve İsrail'in yaptıkları arasında karşılaştırmalar yapmak için kullanması hiç de tesadüf olmayan Kremlin, Batı'yı da ‘hem Ortadoğu'da hem de Avrupa'da bir güvenlik yapısı kurmada başarısız olmakla’ suçluyor.
İran krizi, Rusya’ya bir dizi diplomatik fırsat sunabilir; bu da Avrupa Birliği ile iş birliğini güçlendirebilir ve ABD ile ilişkilerinde elindeki baskı araçlarının sayısını artırabilir.
Bazı çevrelere göre İran krizi, Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için belirli fırsatlar sunuyor. Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş, Körfez’den Şam’a uzanan bölgeyi istikrarsız bir alana dönüştürdü. Ardından bu durumun yansımaları Kafkasya ve Karadeniz bölgesine kadar uzandı. Buna çerçevede Ankara da Rusya, Azerbaycan ve İran'ın katılımıyla kuzey güvenlik kuşağını güçlendirmeye çalışabilir. Türkiye açısından bu, stratejik bağımsızlık senaryosu oluşturabilir. Bu senaryo, Türkiye’nin Washington’a olan bağımlılığını azaltmasına, Kafkasya’da istikrarı sağlamasına, Karadeniz geçişini güvence altına almasına, Kazak ve Rus güzergâhlarını birbirine bağlamasına ve aynı zamanda sınırlarında bir Kürt yayının oluşma riskini azaltmasına imkân tanıyabilir. Ancak bu senaryonun gerçekleşmesinin kesin olduğunu söyleyemeyiz. Zira bu durum Ankara’nın ABD ve bazı NATO üyeleriyle ilişkilerinde ciddi bir karmaşıklığa yol açabileceği gibi, Türkiye’nin şu anda Pakistan’ı da içeren üçlü bir çerçeve içinde aktif olarak ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı Suudi Arabistan ile ilişkilerini de gerginleştirebilir.
Tahminen İran krizi Rusya’ya bir dizi diplomatik fırsat sunabilir. Bu da Avrupa Birliği (AB) ile iş birliğini güçlendirebilir ve ABD ile ilişkilerinde elindeki baskı kozlarının sayısını artırabilir. Ancak Moskova’nın bu durumdan kayda değer bir kazanç elde etmesi pek olası görünmüyor. Bunun yanında İran'daki savaş ABD ile Fransa ve İspanya arasındaki uçurumu genişletti. Öte yandan Avrupa ülkeleri Washington ile koordinasyonu tercih etmeye devam edecek, ancak aynı zamanda bir bağımsızlık görüntüsü sergilemeye özen gösterecekler. Fakat bu nihayetinde Rusya'ya karşı olumsuz tutumlarını pekiştirmekten öteye geçmeyecek.
Pakistan, görüşmelerin sona ermesinin ardından İran ve ABD’yi ateşkesi sürdürmeye çağırdıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5261431-pakistan-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fmelerin-sona-ermesinin-ard%C4%B1ndan-i%CC%87ran-ve-abd%E2%80%99yi-ate%C5%9Fkesi-s%C3%BCrd%C3%BCrmeye
Pakistan, görüşmelerin sona ermesinin ardından İran ve ABD’yi ateşkesi sürdürmeye çağırdı
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar (EPA)
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar bugün yaptığı açıklamada, Ortadoğu’daki savaşı sona erdirmeye yönelik görüşmelerde anlaşma sağlanamamasına rağmen Washington ve Tahran’a ateşkes anlaşmasına bağlı kalmaya devam etme çağrısında bulundu.
Hükümetinin ev sahipliğinde yürütülen görüşmeleri yürüten İshak Dar, devlet medyasında yayımlanan kısa bir açıklamada, “Her iki tarafın da ateşkes taahhüdünü sürdürmesi zorunlu” dedi. Dar ayrıca, Pakistan’ın önümüzdeki günlerde İran ile ABD arasında temas ve diyaloğu kolaylaştırma rolünü sürdürmeye devam edeceğini vurguladı.
Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong (AFP)
Öte yandan Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, İran-ABD müzakere turunun sona ermesinin ardından Ortadoğu’da ateşkesin korunması çağrısında bulundu.
Wong yaptığı açıklamada, “Öncelik artık ateşkesin sürdürülmesi ve müzakerelere geri dönülmesidir” ifadesini kullandı. Wong ayrıca, İslamabad’da ABD ile İran arasında yapılan görüşmelerin anlaşma olmadan sona ermesinin ‘hayal kırıklığı yarattığını’ belirtti.
Kosta Rika, ABD ile yapılan anlaşma kapsamında sınır dışı edilen göçmenleri kabul etmeye başladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5261429-kosta-rika-abd-ile-yap%C4%B1lan-anla%C5%9Fma-kapsam%C4%B1nda-s%C4%B1n%C4%B1r-d%C4%B1%C5%9F%C4%B1-edilen-g%C3%B6%C3%A7menleri-kabul
Hepsi üçüncü ülke vatandaşları olan göçmenler, sınır dışı edilen kişileri kabul etme anlaşması kapsamında ABD’den sınır dışı edildi ve Kosta Rika’nın Alajuelita kentine yakın Juan Santamaria Uluslararası Havalimanı’na ulaştı. (Reuters)
Kosta Rika, ABD ile yapılan anlaşma kapsamında sınır dışı edilen göçmenleri kabul etmeye başladı
Hepsi üçüncü ülke vatandaşları olan göçmenler, sınır dışı edilen kişileri kabul etme anlaşması kapsamında ABD’den sınır dışı edildi ve Kosta Rika’nın Alajuelita kentine yakın Juan Santamaria Uluslararası Havalimanı’na ulaştı. (Reuters)
Kosta Rika yetkilileri, ülkenin mart ayında iki ülke arasında imzalanan anlaşma kapsamında ABD tarafından sınır dışı edilen üçüncü ülkelerden gelen göçmenlerin ilk grubunu kabul ettiğini açıkladı.
Kosta Rika Göç ve Yabancılar Genel Müdürlüğü, grubun Arnavutluk, Kamerun, Çin, Guatemala, Honduras, Hindistan, Kenya ve Fas’tan gelen 25 göçmenden oluştuğunu bildirdi.
Kosta Rika yetkilileri, ABD’den sınır dışı edilen kişileri kabul etme anlaşması kapsamında, üçüncü ülke vatandaşlarından oluşan 25 kişilik grubu Alajuelita yakınlarındaki Juan Santamaria Uluslararası Havalimanı’nda karşıladı. (Reuters)
Kurum tarafından yapılan açıklamada, “Ülkeye girişte göçmenler, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ile iş birliği içinde uzman göç polisi tarafından ilk temel hizmetleri alacak” ifadesine yer verildi.
Anlaşma kapsamında Kosta Rika’nın haftada en fazla 25 kişiyi kabul edeceği, ABD’nin mali destek sağlayacağı ve IOM’un göçmenlere ülkede geçirecekleri ilk yedi gün boyunca gıda ve barınma imkânı sunacağı belirtildi.
Alajuelita yakınlarındaki Juan Santamaria Uluslararası Havalimanı’ndaki göçmenler (AFP)
Söz konusu anlaşmanın, ABD Başkanı Donald Trump’ın toplu sınır dışı etme programını yoğunlaştırma çabalarının bir parçası olduğu belirtiliyor. Bu kapsamda göçmenlerin kendi ülkeleri dışındaki üçüncü ülkelere gönderilmesi de yer alıyor. ABD yönetimi, bu tür üçüncü ülkelere yapılan sınır dışı işlemlerinin, kendi ülkeleri tarafından kabul edilmeyen kişilerin uzaklaştırılması için gerekli olduğunu savunuyor.
Ancak uygulamalar, göçmenlerin çoğunlukla dili bilmedikleri ve aile bağlarının bulunmadığı uzak ülkelere gönderilmesi nedeniyle Demokratlar ve insan hakları savunucuları tarafından eleştiriliyor.
Anlaşmaya göre Kosta Rika haftada en fazla 25 kişiyi kabul edecek. (Reuters)
Şubat ayında Senato Dış İlişkiler Komitesi’ndeki Demokratlar tarafından yayımlanan bir raporda, yabancı hükümetlerle yapılan sınır dışı anlaşmalarının ABD vergi mükelleflerine milyonlarca dolara mal olduğu, bazı durumlarda sınır dışı edilen kişi başına maliyetin 1 milyon doları aştığı ve bu uygulamaların pratikte sınırlı fayda sağladığı ifade edildi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة