Somali-Kenya geriliminin arka planında yatan nedenler neler?

 Nairobi, Mogadişu'yu eylemsizlikle ve ‘Eş-Şebab örgütü’ ile mücadelede ciddiyetsizlikle suçluyor

Somali-Kenya gerilimi bölgesel dengeyi sarstı (Getty Images)
Somali-Kenya gerilimi bölgesel dengeyi sarstı (Getty Images)
TT

Somali-Kenya geriliminin arka planında yatan nedenler neler?

Somali-Kenya gerilimi bölgesel dengeyi sarstı (Getty Images)
Somali-Kenya gerilimi bölgesel dengeyi sarstı (Getty Images)

Mina Abdulfettah
Kenya ile Somali arasındaki gerilimin artmasında bir takım iç ve dış gündemler rol oynarken, Mogadişu, kendi iç işlerine müdahale olarak tanımladığı mevcut duruma yanıt olarak Nairobi’deki Büyükelçisi Muhammed Ahmed Nur'u geri çağırdı. Somali Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Büyükelçi’nin geri çağrılması kararının, ‘Kenya'nın Somali'nin güneyindeki Jubaland (Güney Cubba) Eyalet Başkanı Madoobe'ye siyasi ve ekonomik çıkarlarına hizmet etmesi için baskı uygulayarak Jubaland Eyaleti’nde yapılacak seçimlere müdahale etmesine’ karşılık olarak alındığı belirtildi.
Açıklamada ayrıca, Kenya’nın Mogadişu Büyükelçisi Lucas Tumbo’dan da ülkesine dönmesi istendiği belirtilirken Nairobi, bu suçlamaları Mogadişu’nun Kenya’nın meşru taleplerinden kaçış yolu olarak niteledi. Mogadişu, otuz yılı aşkın bir süredir yürürlükte olan sınırların yeniden çizilmesini talep ediyor. Kenya ile Somali arasında sınır anlaşmazlığı daha önce bazı gerilimlere tanık olmuştu.
Bununla birlikte, iki ülke arasındaki gerilimin en etkili faktörlerinden biri de Kenya'nın Somali'ye yönelik eylemsizlik ve Kenya'ya sızan ‘Eş-Şebab örgütü’ ile mücadelede ciddiyetsizlikle suçlamasıdır. Değişen bölgesel dinamikler ve her iki ülkenin bir arada yaşama hakkı pahasına diğerinin çıkarlarını kısıtlama istekleri, krizin iki ana itici gücü olarak karşımıza çıkıyor.

İki eyaletin değişimi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Somali’deki değişim yolculuğuna, kabilelerin önde gelenlerinin düzenlediği çözüm bulma ve uzlaşı konferansları ve bunların temeli henüz tamamlanmayan bir devlet biçimine dönüştürülmesi dışında güvensizlik ve hukuksuzluktan şikayetçi bir kabile topluluğu da eşlik etti. Kenya çevresinde de eşzamanlı olarak bir değişim rüzgarı esti. Nairobi, bağımsızlığını kazanmasından bu yana tarafsız kaldığı ve ideolojik ya da batı kutuplaşmasına maruz kalmadığından, Orta ve Doğu Afrika bölgesindeki çatışmalarda arabulucu devlet statüsüne ulaştı. Kenya, tıpkı Somali’de 2004 yılında Geçici Federal Hükümet’in kurulmasına neden olan anlaşmanın imzalanmasına ev sahipliği yaptığı gibi, iç çatışmalar yaşayan ülkelerde barışın sağlanması için bir dizi barış görüşmesine ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda, Uganda’da askeri darbenin başındaki isim olan ve 1986'da başkent Kampala'ya girdikten sonra devlet başkanlığını ilan eden General Tito Okello ile dönemin Ulusal Direniş Ordusu lideri Yoweri Museveni arasında imzalanan Uganda Barış Anlaşması'na sponsor oldu.
Ayrıca Sudan’ın eski rejimi ile Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) arasında 2002 yılında Machakos Protokolü'nün imzalanması ve ardından Güney Sudan'ın ayrılması ve yeni devletin kurulmasının önünü açan Naivasha Anlaşması’nın 2005 yılında imzalanmasıyla sona eren Sudan’ın güneyindeki çatışmalarla ilgili müzakerelere de ev sahipliği yaptı.
Kenya, bu arabuluculukları sayesinde uluslararası arenada barış arabulucusu olarak itibar kazandı. Ancak Somali ile yaşadığı olaylar, onu hızla bu konumundan uzaklaştırdı. Böylece hem Kenya hem de Somali kendilerini daha fazla anlaşmazlığa sürükleyen olayların ve tepkilerin rehini oldu. Somali’nin 1998 yılından 2000 yılına kadar süren Etiyopya ile Eritre arasındaki on binlerce insanın ölümüne neden olan savaşın ortasında kalması nedeniyle ülkede şiddetin yayılması şaşırtıcı bir durum değildi. Ayrıca Eritre ve Etiyopya, Somali'de devam eden iç savaşa da karışmıştı.

Karşılıklı provokasyonlar
Öte yandan Afrika Kıtası’ndaki çatışma içerisinde Somali-Kenya sahnesinin etkileşimleri, her ülkenin komşusunu kışkırtmasına ve Kenya'nın bölgedeki büyük bir ülke olarak üstünlüğüne karşın Somali'nin uluslararası tecritten çıkarılması gerektiği hissine bağlı olarak uluslararası rekabet tarafından desteklenmesiyle bölgesel dengenin bozulmasına yol açıyor.
Somali, Arap dünyasına daha yakın olmaya çalışırken Somali hükümeti ve Eş-Şebab Hareketi’nin birlikte, bazen Etiyopya'dan, bazen de Kenya'dan yana olmak üzere Afrika'nın öne çıkmasına karşı çeşitli roller oynadıklarına inanılıyor. Somali, Kızıldeniz’e bakan Arap ülkeleri arasına ve bu ülkelerin güvenlik ve stratejik çıkarlarına olan katılımına ve gerilimlerin Bab’ul-Mendeb üzerinden Süveyş Kanalı'na ve ardından Avrupa'ya olan uluslararası ticaret üzerindeki etkisine işaret etmeye devam ediyor.
Ancak Kenya da boş durmadı. Somali'ye müdahalesi sırasında, 1990'larda Somali hükümetine karşı Eş-Şebab Hareketi’nin müttefiki olan İslami eğilimli milis lideri Ahmet Madoobe’yi destekledi. Madoobe, 2006 yılında özerk bölge Jubaland Eyaleti’nin yönetim şehri Kismayo'nun yöneticisi oldu.
Eş-Şebab Hareketi ile yaşanan idari, kültürel ve mali çekişmeler üzerine yapılan siyasi bir anlaşma uyarınca 2009 yılında Geçici Federal Hükümet, Kenya kuvvetlerinin desteğiyle Eş-Şebab’a karşı askeri operasyonlar başlattı. Böylece Somali Geçici Federal Hükümeti, 2012 yılında Kismayo’nun kontrolünü yeniden ele geçirdi ve Eş-Şebab, eyaletten uzaklaştırıldı.
Madoobe, Kenya’nın ve Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) desteğiyle 2015 yılında Jubaland Eyalet Başkanı seçildi. Nairobi, Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Farmajo’nun bu sonuca karşı çıkması ve merkezi hükümet sisteminin yeniden yürürlüğe girmesi arayışı arasında Madoobe’nin Ağustos 2019'da yeniden eyalet başkanlığına aday olmasını desteklerken Madoobe, Somali Anayasası’nda özerk bölgelere verilen bağımsızlık ve öngörülen federal hükümet sistemini güçlendirme konusunda ısrarcı davranıyor.
Jubaland Eyaleti, 27 Temmuz 2019'da Madoobe'nin 2021 yılında Somali'de yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerine katılma arayışındaki hırsını destekleyen Kenya'ya dayanarak Farmajo ile ilişkisini kestiğini, onu iç işlerine karışmakla ve eyaletin başkanlık seçimlerini engellemeye çalışmakla suçladığını duyurdu.

Deniz ve hava sahası anlaşmazlığı
Somali Afrika Kıtası’nın en uzun sahiline sahip. Ancak, 2008 yılında Ukrayna gemisi Faina’nın Kenya’nın ana ticaret limanı Mombasa Limanı’na giderken kaçırılması da dahil olmak üzere yaşanan çeşitli korsanlık eylemlerinden ötürü Somali sahilleri büyük zarar gördü. Somali, tıpkı Kismayo limanı gibi birkaç limanının yönetim haklarını bazı ülkelere verdi. Kenya ile Hint Okyanusu kıyısındaki bir üçgen boyunca iki ülke arasındaki deniz sınırlarında bulunan petrol ve gaz sahaları konusunda yaşadığı anlaşmazlıkla dikkati çekti.
Anlaşmazlık Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ) taşındı. ICJ, kararını erteledi. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının yanı sıra iki ülke arasında ‘Gat krizi’ adıyla bilinen kriz nedeniyle geçtiğimiz Haziran ayından bu yana nihai kararın verilmesi bekleniyor. Somali, geçtiğimiz Mart ayı sonlarında Kovid-19 salgınının yayılmasını engelleme prosedürleri çerçevesinde alınan tedbirleri gerekçe göstererek Kenya'dan yapılan ve gat (uyuşturucu etkisi olan bir bitki) taşıyan uçuşları askıya aldı.
Somali’nin bu adımı, büyük tartışmalara neden oldu. Çünkü gat, Somali'de yoğun olarak tüketiliyor ve Kenya’nın en fazla ihraç ettiği ürünlerin başında yer alıyor. Öte yandan Mogadişu bu durumu, siyasi bir araç olarak kullanma fırsatı yakalayarak Somali’nin başkenti Nairobi’yi ziyaret eden Kenya Çiftçiler Birliği temsilcileri aracılığıyla, gat taşıyan uçaklara izin verilmesini istedi.

Terör girdabı
Diğer yandan Somali, Eş-Şebab ve onunla iş birliği yapan silahlı grupların kontrolü ele geçirmeleri sonucunda hem kendi topraklarını hem de komşu ülkeleri güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı. Kenya, mevcut siyasi ve diplomatik krize neden olan bu güvenlik sorununun sıkıntılarını halen çekiyor. Arap Yarımadası el-Kaidesi, 2010 yılında, Bab’ul-Mendeb’in kontrolünü ele geçirmesine yardım etmesi için Eş-Şebab’a çağrıda bulundu.
Kenya, 2011 yılında ABD’nin terörizme karşı başlattığı kampanyaya katılmak ve Kenya’nın kuzeyindeki yardım görevlilerini ve turistleri kaçıran Eş-Şebab üyelerini takip etmek için Somali’ye asker gönderdi. Eş-Şebab ise buna Kenya'nın iç kesimlerinde büyük terör eylemleri düzenleyerek karşılık verdi. Söz konusu terör eylemlerinin başında 2013 yılında Westgate Alışveriş Merkezi’ne ve 2015 yılında Garissa Üniversitesi’ne düzenlenen saldırılar geliyor. Söz konusu saldırılar yüzlerce sivilin hayatına mal oldu.
‘City of Screams’ (Çığlıklar Şehri) kitabının İngiliz yazarı James Rollins, Afrika Birliği Somali Misyonu’nun (AMISOM), Mogadişu'nun kontrolünü Eş-Şebab’tan geri almasına rağmen Somali’nin Eş-Şebab Hareketi’ni ortadan kaldırılamadığını söylüyor. Rollins’e göre Amerikan ve İngiliz özel kuvvetleri ve insansız hava araçlarının yanı sıra Somali Ulusal Ordusu birlikleri, Kenya ve Etiyopya güçlerinin varlığına rağmen söz konusu terörist grupların ortadan kaldırılamamasının ve onlara karşı yapılan askeri operasyonların uzamasının bu grupların savaş alanında yenilemeyeceğine işaret ediyor.
Rollins, ‘terörizmle mücadeleye dayalı bir ekonomi politikasının sürmesi için bir terörist gruba ihtiyacı olduğunu’ söyleyerek, Eş-Şebab Hareketi’nin hayatta kalmasından yararlanan tarafların olduğunu ve Somali hükümetinin de uluslararası kuruluşlar tarafından terörle mücadeleye ayrılan ve verilen kaynakları yönetmek, kendisine sadık kişileri daha da yakınlaştırmak ve rakipleri uzak tutmak için bir araç olarak bu hareketten yararlanabileceğini düşünüyor.
Öte yandan, olayların artması ve iç içe geçmesi, iki ülke arasındaki geniş kapsamlı anlaşmazlığı sanki Kenya ile Somali hükümeti arasında olduğundan daha çok Kenya ile EŞ-Şebab Hareketi arasındaymış gibi gösteriyor. Çünkü hareket sık sık Kenya ile karşı karşıya geliyor ve Somali hükümetini savunmak için ön planda yer alıyor.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.