Sudan ve Etiyopya arasındaki sınır çatışmasının arka planı

Etiyopyalı ‘Şifta’ milisleri, iki ülke arasındaki sınıra yakın olan Sudan çiftliklerine saldırılar düzenledi (Hasan Hamid - Independent Arabia)
Etiyopyalı ‘Şifta’ milisleri, iki ülke arasındaki sınıra yakın olan Sudan çiftliklerine saldırılar düzenledi (Hasan Hamid - Independent Arabia)
TT

Sudan ve Etiyopya arasındaki sınır çatışmasının arka planı

Etiyopyalı ‘Şifta’ milisleri, iki ülke arasındaki sınıra yakın olan Sudan çiftliklerine saldırılar düzenledi (Hasan Hamid - Independent Arabia)
Etiyopyalı ‘Şifta’ milisleri, iki ülke arasındaki sınıra yakın olan Sudan çiftliklerine saldırılar düzenledi (Hasan Hamid - Independent Arabia)

Mena Abdulfettah
Sudan - Etiyopya sınırındaki durum, her iki ülkenin siyasi etkilerinin ve iç dönüşümlerinin yoğunluğuna bağlı olarak esneklik ve sağlamlık arasında değişiyor. Sudan tarafında el-Gadarif, Kassala, Mavi Nil ve Sennar, Etiyopya tarafında ise Tigray ve Amhara bölgelerine uzanan, 265 kilometrelik ortak sınırın yeniden çizilmesi bekleniyor. Etiyopyalı Şifta milislerinin Sudan sınırındaki çiftliklere saldırı amacıyla yürüttüğü sınırlı çatışmalar, belirli sınır noktalarında sınırlandırılabilir. Tehlike, bu gerginliği tırmandıran iki ana mesele olarak Nahda (Hedasi/Rönesans) Barajı ve Tigray bölgesindeki çatışmalar nedeniyle Etiyopya sınır bölgesinin çoğunu tehdit ediyor. Addis Ababa, sınır meselesine ilişkin olarak az bir düzeyde iş birliği ve çözüm arzusu ortaya koymasına rağmen, belki de Nahda Barajı ile bağlantılı şekilde Hartum üzerinde bir baskı aracı olarak ve iç çatışmada taktiksel bir denge olarak kullanılması için bu tavırdan kaçınmaya başladı.

Sorunun doğası
Sudan ve Etiyopya arasındaki sınır anlaşmazlığının kökleri, on dokuzuncu yüzyılın sonundaki Mehdi devletine kadar uzanıyor. Nahda Barajı’nın inşa edildiği Benişangul bölgesi de dahil olmak üzere topraklar Etiyopya’ya bırakıldı. Amhara halkı, tarihi topraklarının Sudan’ın ortasındaki el-Cezire Eyaleti’ne kadar uzandığına tanık oluyordu. Görünüşe göre bu durum, Mehdi’nin halifesi Abdullahi bin Muhammed’in yürüttüğü kısa bir savaş sorasında Mahdist devletin Habeşistan’a verdiği bir vaatten kaynaklanıyor. Bu vaat, söz konusu bölgede Etiyopyalıların, Mısır’ı işgal girişiminde kendisiyle iş birliği yapmalarını sağlamak için de verilmiştir. Ancak 1899 yılında İngilizlerin Sudan’ı işgal etmesi, ordularını Karary’de yenmesi ve Ummu Divaykarat’ta ölmesi sonrasında Bin Muhammed’in yönetimi kısa süre sonra sona erdi. Hartum’daki İngiliz yönetimi, 1902’de Habeşistan İmparatoru 2. Menelik ile sınırları çizmek için Addis Abada anlaşmasına vardı. Tigrayanlar, iki ülke arasında takas edilen bölgelerde Amhara karşılığında serbest bırakıldı. Sudanlı tarihçi Faysal Ali Taha, Sudan - Etiyopya sınırlarının tarihsel bağlamını şu ifadelerle açıklıyor: “Benişangul bölgesi İmparator 2. Menelik için endişe kaynağı olmaya devam etti”. İngiliz vesikaları, bu durumu, Mavi Nil bölgesini kolaylıkla kontrol edebildiği için Benişangul’daki altın kaynaklarına ve stratejik konumuna bağlıyordu. Habeşistan’ın Benişangul bölgesindeki haklarını tanımayı reddetmesi sonrasında İngiliz yönetimi, İmparator 2. Menelik ile Benişangul’da ‘İngiliz şirketlerine altın arama imtiyazı vermesi karşılığında bölgeyi, Habeşistan’a vermek için’ bir anlaşmaya vardı. Daha sonra Sudan ve Etiyopya arasındaki sınırlar uluslararası hukuka uygun hale geldi. Ancak Addis Ababa açısından durum her zaman belirsiz kaldı.

Çatışmalar devam ediyor
Eski Sudan Cumhurbaşkanı Cafer Muhammed en-Numeyri ve Etiyopya İmparatoru Haile Selassie döneminde, 1972 yılında sınır çizgisi onaylandı ve tanındı. 2013 yılında yeniden çizilmesine, ayrıca 2018 yılında sınırları milis saldırılarına karşı korumak ve sınır ötesi suçları engellemek için ortak bir komite oluşturulana kadar durum devam etti. Etiyopya sınırlarındaki çatışmaların yıllarca devam etmesine rağmen, Hartum’daki eski iktidar rejimin karartılması, Etiyopya açısından yasal sınırları geçmeyi normal hale getirdi. Karartmanın tezahürleri arasında, 1995 yılında Şifta milislerinin Sudan’a daha fazla nüfuzu ve Sudan ordusunun bir müddet konuşlandırılması sonrasında Sudanlılar, ordularının bölgeden çekilmesi nedeniyle şaşkınlık yaşadı. Gelişme, eski Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e 1995’te Addis Ababa’da suikast girişiminde bulunulması nedeniyle eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in, hesap vermesi çağrısı yapan seslerin artmasına dair duyduğu endişenin ardından yaşandı.
Aralık 2018 devriminde eski Sudan rejiminin devrilmesi sonrasında her şey netlik kazandı. Bu yıl gözler, bu sınır bölgesinde yoğunlaştı. Öyle ki Şifta milislerinin Sudan topraklarına nüfuz etmesi ve Etiyopya ordusunun sınır hareketliliği sonrasında Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın 8 Nisan’daki ziyaretiyle Sudan ordusu, yaklaşık 30 yıl aradan sonra yeniden bölgeye konuşlandırıldı. Durum, yerleşim planı olarak yorumlandı. Bölge, baraj için bir koruma alanı kılınacaktı. Milisler, Sudan askeri takviyeleri sonrasında geri çekildi ve geçen Haziran ayında ise tekrar bölgeye döndü.
Etiyopya’nın iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir rota olarak zımni pazarlığa başvurduğuna dair ek kanıtlar mevcut. Öyle ki milislerin sınırda yaptıklarına dikkat etmiyor ve iç işleriyle meşgul olduğunu ifade ediyordu. Aynı zamanda ister sınır meselesinde ister Nahda Barajı krizi ve Tigrayan çatışmasında olsun, bu olayları mevcut pazarlık fırsatlarında da kullanabilir.

Gelişigüzel savaş
Bu çatışma, gerçek nedenleri karartılmış bir yığın detayın arkasına gizlenmişti. Etiyopya güçlerinin bileşenlerinden olan eş-Şofta milisleri bu çatışmalara önderlik ediyordu. Sudan ordusu saldırıyı geri püskürtmek için müdahale etse de ya da Etiyopya ordusu milislerle iş birliği yapsa da çatışma, sınırlı bir savaş olarak kabul ediliyor. Sınırlandırmanın diğer nedeni ise sivil unsurun, özellikle de ‘Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin, Etiyopya tarafından herhangi bir saldırganlık ve ihlali düşmanlık olarak görmeme eğilimidir. Addis Abada tarafından, Başbakan Abiy Ahmed Ali’nin durgunluğu ve ardından Sudan büyükelçisini çağırması, çatışmanın patlak vermesi için gerçek bir tehdit oldu. Saldırı şaşırtıcı değil, ancak Sudan’ın Etiyopya hükümeti ve Tigrayanlar arasındaki savaştan kaçan Etiyopyalı mültecilere ev sahipliği yaptığı koşular ortasında garip. Sudan, bir dönem Nahda Barajı krizinde orta bir tavır takındı ve bu tavrı korumayı sürdürdü. Ancak Abiy Ahmed, Sudan’ın, kendi su payına atıfta bulunmasının, Washington anlaşmasına uygun olduğuna ve 2010 yılında Mısır ile iki aşağı havza ülkesi olarak Entebbe anlaşmasını reddetmeye odaklandığına inanıyordu. Böylelikle Etiyopya ile ilişkiler, hem iniş çıkışlar, hem de tehditler ve tepkiler arasında düşmanlık ve uzlaşı karışımına tanık olmaya başladı.
İki ülke arasındaki sınırlar tam olarak çizilmiş değil. Sonuç olarak durum, çeşitli soru ve sorunların ortaya çıkmasına neden oldu.

Kontrol ayrıcalıkları
Her iki taraf da sınırlarda yaşananları bir çatışma olarak tanımlamaktan uzak bir konumda. İmparator 2. Menelik döneminden bugüne kadar tarih boyunca yaşananlar, çatışma veya düşmanlık olarak nitelendirildi. Sudan tarafı ise Sudan topraklarına girme girişimleri sırasında eş-Şofta milislerine askeri ve güvenlik koruması sağladığının kanıtlandığı durumlarda bile Etiyopya hükümetine suçlamada bulunmuyordu. Bunun nedeni, yaşananların bir çatışma olarak tanımlanması halinde, durum stratejik açıdan sınıflandırılmaya yol açabilecek, Sudanlı ve Etiyopyalı tarafların rolü ortaya çıkabilecekti. Ancak farklı bakış açılarından ve her iki tarafın da doğrudan bir savaşa girme riskinin artmasını önlemek için diğerinin eylemine güvenmesi, her iki taraf için de vazgeçilmez oldu. Bu durum, Etiyopya tarafında Amhara’nın ulusal topraklarına ve Sudan tarafında rakip bir aşiret oluşumuna dayandığında açık bir hal alıyor. Bu grupların yapısı, geçtiğimiz onlarca yılda değişirken, kabile ve etnik inancın sağlamlaştırılmasındaki doğal güçleri, diğer tüm düşünceleri geçersiz kılıyor. Öte yandan bazı sınır noktalarındaki toplumsal örtüşme ve entegrasyon, her iki taraftaki aşiretler arasında bir bağ oluşturuyor, diğer oluşumların çıkarları karşısında birbirlerine yönelik zorbalıkları mümkün kılıyor. Bu nedenle burada tam bir siyasi uyum veya sınırların doğrulanması için yer yoktur.

Farklı vizyonlar
Öte yandan Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Nahda Barajı ile ilgili 22 Aralık’ta yapılması planlanan görüşme boşuna görünüyor. Nihai kararlara uzanacak seçeneklerden uzak olması ve her şeyden önce de Tigray çatışmasıyla meşgul olduğu için kendi adına bir taahhüt verilemeyeceği nedeniyle, daha önce olduğu gibi Etiyopya tarafından ertelenebileceğine dair göstergeler var.
Aynı şekilde Abiy Ahmed’in, şu anda mantıklı olsa bile taviz vermesi kolay değil. Güç ve uzlaşmazlık gösterimi, Tigray cephesi gibi iç muhaliflere veya Mısır gibi dış muhaliflere, herhangi bir pozisyonda müzakere veya uzlaşmaya yer olmadığı izlenimini veriyor.
Üçüncü olarak, sınır meselesine dair Addis Abada ve Hartum arasında yapılacak olan toplantıdan doğacak noktalara uyum gösterecek herhangi bir birleşik pozisyon mevcut değil. Ayrıca mevcut ve gelecekteki ihlalleri ortadan kaldırmak için bu sınırlara yeniden odaklanılması gerekiyor.
Dördüncü olarak iç bölgeleri savunmakla sınırlı olan sınırlı Sudan pozisyonu hazır bir durumdayken Etiyopya, hegemonya dayatmak için sınır çatışması noktalarının ötesine geçen hesaplamalar uyarınca daha fazla saldırıyla yanıt veriyor.
Beşinci olarak Şifta milisleri, kendisini destekleyen Amhara etnisitesi aracılığıyla, Abiy Ahmed’e kendi adına anlaşmazlığı tırmandırarak değerli bir hizmet sunuyor. Özellikle de daha önce ortak Sudan - Etiyopya güçlerini konuşlandırmayı amaçlayan bir sınır kontrol komitesi kurma anlaşmasına itiraz ederek bu hizmeti sundu. Başka bir etnik yapı ile yeni bir düşmanlık cephesi açmama kaygısıyla eşzamanlı olarak Abiy Ahmed, Oromolar ile uzlaşı ve düşmanlık arasında bir kararsızlık durumunda takılı kaldı.



İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı
TT

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran ile İsrail arasındaki savaş, bugün en tehlikeli nükleer eşiklerinden birine ulaştı. İran’a ait bir füzenin, İsrail’in güneyinde ana nükleer tesisin bulunduğu Dimona kentine doğrudan isabet etmesi, Tahran’ın Natanz zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından saatler sonra gerçekleşti.

Tel Aviv, füzenin engellenmeye çalışıldığını ancak başarısız olunduğunu bildirirken, Tahran Natanz’da herhangi bir radyasyon sızıntısı yaşanmadığını açıkladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ise nükleer bir kazanın önlenmesi için itidal çağrısını yineledi.

Dimona’daki saldırıda yaralı sayısı yaklaşık bir saat içinde 54’e yükseldi. Yaralılar arasında durumu ağır olan 12 yaşında bir çocuk da bulunuyor. İran ya da füze parçalarının kente düşmesi sonucu yaşanan olayın ardından İsrail ordusu, hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini ancak önleme girişimlerinin başarısız olduğunu ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu. Tahran ise saldırının Natanz tesisine yönelik operasyonlara “yanıt” olduğunu açıkladı.

 İsrail medyasının Dimona'daki roket saldırısı bölgesinden yayınladığı bir fotoğraf.İsrail medyasının Dimona'daki roket saldırısı bölgesinden yayınladığı bir fotoğraf.

Önleme girişimleri başarısız oldu

İsrail acil servisleri, İran’a ait balistik füzenin Dimona’ya düşmesi sonucu 54 kişinin hastaneye kaldırıldığını bildirdi. Yaralılar arasında durumu ağır olan bir çocuk ve orta derecede yaralanan bir kadın bulunurken, diğer yaralanmaların çoğunun şarapnel etkisi, sığınaklara kaçış sırasında yaşanan kazalar ve panik nedeniyle meydana geldiği belirtildi. Daha önce açıklanan yaklaşık 20 yaralı sayısı, hasarın boyutunun netleşmesiyle arttı.

İsrail ordusu, İran’dan güney bölgesine doğru füze atışları tespit edildiğini ve söz konusu füzenin engellenmeye çalışıldığını ancak başarısız olunduğunu açıkladı. Polis tarafından paylaşılan görüntülerde, olay yerinde büyük çaplı hasar meydana geldiği görüldü. Kurtarma ekipleri bazı binalarda mahsur kalanlar olduğunu bildirirken, sağlık ekipleri “geniş çaplı yıkım” ifadesini kullandı.

Dimona’nın hassasiyeti

Dimona, Negev Çölü’ndeki İsrail’in ana nükleer tesisine yakınlığı nedeniyle özel bir hassasiyet taşıyor. Tesisin doğrudan hedef alındığına dair henüz bir doğrulama yapılmazken, kente isabet eden füze nükleer dosyayı yeniden savaşın merkezine taşıdı.

İsrail, nükleer programı konusunda belirsizlik politikasını sürdürürken, Dimona reaktörünün araştırma amaçlı olduğunu savunuyor. Ancak nükleer silaha sahip olup olmadığı konusunda resmi bir açıklama yapmıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü ise İsrail’in yaklaşık 90 nükleer başlığa sahip olduğunu tahmin ediyor.

 Dimona'daki olay yerinde bulunan İç Cephe Komutanlığı birlikleri (İsrail Ordusu)Dimona'daki olay yerinde bulunan İç Cephe Komutanlığı birlikleri (İsrail Ordusu)

Natanz tesisine saldırı

Dimona’daki saldırıdan saatler önce İran Atom Enerjisi Kurumu, ABD ve İsrail’in Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisine saldırı düzenlediğini duyurdu. Açıklamada tesisin hedef alındığı belirtilirken, herhangi bir radyoaktif sızıntı yaşanmadığı vurgulandı.

İran medyası haberlerinde, saldırının çevre halk için bir tehlike oluşturmadığını belirtti. Bu, mevcut savaş sürecinde Natanz tesisine yönelik ikinci saldırı olarak kaydedildi. İran’ın en kritik nükleer altyapılarından biri olarak kabul tesis, başkent Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneydoğusunda bulunuyor,+

“İtidal” çağrısı

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi, Natanz’a yönelik saldırı haberlerinin ardından taraflara itidal çağrısında bulundu. Ajans, İran’dan alınan bilgiler doğrultusunda tesis dışında radyasyon seviyelerinde artış tespit edilmediğini açıkladı.

Grossi, nükleer tesislerin hedef alınmasının ciddi riskler doğurduğunu belirterek, olası bir nükleer kazanın önlenmesi gerektiğini vurguladı.

Rusya’dan tepki

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Natanz’a yönelik olduğu öne sürülen ABD-İsrail saldırılarını “sorumsuz” olarak nitelendirdi. Açıklamada, uluslararası toplumun bu tür eylemlere karşı açık ve objektif bir tutum sergilemesi gerektiği ifade edildi.

İsfahan yakınlarında hasar

Washington merkezli Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nün uydu görüntülerine dayanan analizine göre, İsfahan’daki nükleer kompleks yakınlarında bulunan bir tesiste şubat sonu ile m>art başı arasında hasar meydana geldi. Söz konusu alanın, nükleer tesisin savunma ve komuta altyapısıyla bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.

Analizde, yer altındaki tünellerin girişlerinin ve bazı korunaklı yapıların saldırılarda zarar gördüğü, hatta bazı bölümlerde çökme yaşanmış olabileceği belirtildi. Bu durum, çatışmaların yalnızca zenginleştirme tesisleriyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda bu tesislerin çevresindeki askeri ve lojistik altyapıyı da hedef aldığını ortaya koyuyor.


İsrail ordusu, nükleer reaktörün bulunduğu Dimona'nın İran füze saldırısına uğradığını doğruladı

Dimona reaktörü (AP)
Dimona reaktörü (AP)
TT

İsrail ordusu, nükleer reaktörün bulunduğu Dimona'nın İran füze saldırısına uğradığını doğruladı

Dimona reaktörü (AP)
Dimona reaktörü (AP)

İsrail ordusu bugün, İsrail'in güneyinde nükleer tesisin bulunduğu Dimona şehrinin İran füze saldırısına uğradığını doğrularken, ambulans servisi de düşen şarapnel parçaları nedeniyle 39 kişinin yaralandığını bildirdi.

"Acil Servis" görevlilerinden iki kişi, dün Tel Aviv'de İran'a ait bir balistik füzenin engellenmesi sonucu yanan araçları inceliyor (EPA)"Acil Servis" görevlilerinden iki kişi, dün Tel Aviv'de İran'a ait bir balistik füzenin engellenmesi sonucu yanan araçları inceliyor (EPA)

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Ordu yaptığı açıklamada, Necef çölünde bulunan şehirdeki bir binaya "doğrudan füze saldırısı" düzenlendiğini belirtti. Bu açıklama, sosyal medyada yayılan ve havadan hızla düşen patlayıcı bir cismin yere çarparak büyük bir alev topu oluşturduğunu gösteren görüntülerin ardından geldi.


ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?

ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?
ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?
TT

ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?

ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?
ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?

ABD'nin İran petrolüne yaptırımları geçici olarak hafifletmesiyle Asya ülkelerinde hareketlilik arttı.  

Asya ülkeleri ham petrol arzının yüzde 60'ını Ortadoğu'dan temin ediyor. Ancak İran Devim Muhafızları'nın savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı'nı neredeyse tamamen kapatması, Asya'daki enerji piyasalarını sarstı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dünkü açıklamasında denizde bekleyen İran petrolünün satışına izin veren, dar kapsamlı ve kısa süreli bir genel lisans yayımladıklarını bildirdi.

Bessent, bu hamleyle yaklaşık 140 milyon varil petrolü hızla küresel piyasaya sunarak arz üzerindeki baskıyı hafifletmek istediklerini belirtti.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı askeri harekattan önce İran'dan en fazla petrol alan ülke Çin'di. Bessent, açıklamasında yaptırım altındaki İran petrolünün Çin tarafından ucuza stoklandığını söyledi.

ABD Hazine Bakanı, perşembe günü Fox News'a açıklamasında, yaptırımların hafifletilmesi sonucunda Hindistan, Japonya ve Malezya gibi petrole ihtiyaç duyan ülkelere tedarik sağlanabileceğini belirtti.

Ayrıca Çin'in bu petrolü savaş öncesi dönemdeki gibi ucuza almak yerine varillere "piyasa fiyatını" ödemek zorunda kalacağını savundu.

Bessent, İran'ın bu petrolün satışından elde edilen gelirlere ulaşmakta güçlük çekeceğini öne sürerek, Washington'ın Tahran'a baskıyı sürdüreceğini de vurguladı.

Ancak BBC'nin görüş aldığı, denizcilik yaptırımlarında uzmanlaşmış danışmanlık şirketi Blackstone Compliance Services'ın direktörü David Tannenbaum, Beyaz Saray'ın hamlesini "delilik" diye niteledi:

Aslında İran'ın petrol satmasına izin veriyoruz, bu petrol daha sonra savaş harcamalarını finanse etmek için kullanılabilir.

Düşünce kuruluşu Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi'nden Rachel Ziemba da ABD'nin, petrol gelirlerinin İran'ın eline geçmesini engellemekte güçlük çekeceğine işaret ediyor.

Reuters'ın aktardığına göre Hindistan'daki rafineriler İran petrolünü satın almayı sürdürmek için işlemlere başladı. Adlarının paylaşılmaması şartıyla ajansa konuşan Hint yetkililer, devletten onay geldiğinde harekete geçileceğini belirtiyor.

ABD yönetimi İran savaşının yarattığı kriz nedeniyle Rus petrolüne yaptırımları da geçici olarak askıya almıştı. Yeni Delhi yönetimi de Moskova'dan petrol satın almıştı.

İngilizce yayın yapan Hint medya kuruluşu Times of India'nın analizinde, Rus petrolüne erişimden sonra İran petrolünü de satın alabilmenin Yeni Delhi yönetimi için hayati önem taşıdığına dikkat çekiliyor.

Guardian'ın analizinde, ABD'nin bu adımının İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin'e fayda sağlamasının beklendiğine işaret ediliyor. Diğer yandan adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan ABD Hazine Bakanlığı'ndan bir yetkili, İran'dan Çin'e gönderilen ve halihazırda denizde bekleyen petrolün başka ülkelere yönlendirilebileceğini söylüyor.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Japon medya kuruluşu Kyodo'ya açıklamasında Japonya'yla bağlantılı gemilerin Hürmüz'den geçişine izin verilmesi için Tokyo yönetimiyle görüşme yürüttüklerini söyledi.

Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, ABD Başkanı Donald Trump'la cuma günü Oval Ofis'te bir araya gelmişti. Takaiçi, İran'ın Körfez ülkelerine düzenlediği misillemeleri ve Hürmüz Boğazı'nı kapatmasını kınarken, ABD'nin askeri operasyonlarına katılacaklarına dair herhangi bir açıklama yapmamıştı.

ABD Hazine Bakanlığı'nın yayımladığı lisansa Küba, Kuzey Kore ve Kırım dahil edilmedi.

Independent Türkçe, BBC, Reuters, Times of India, Kyodo, Japan Times, Guardian