Rus paralı asker: Suriye'deki Hmeymim üssü Wagner askerlerinin cesetleriyle dolu… Subaylar ‘zafer’ haberleri yayınlıyor

Marat, Suriye’de aracını kullanırken
Marat, Suriye’de aracını kullanırken
TT

Rus paralı asker: Suriye'deki Hmeymim üssü Wagner askerlerinin cesetleriyle dolu… Subaylar ‘zafer’ haberleri yayınlıyor

Marat, Suriye’de aracını kullanırken
Marat, Suriye’de aracını kullanırken

Rusya merkezli özel askeri şirket Wagner, Suriye’deki savaşa 2015 yılında katıldı. O zamandan beri, dünya çapında çok sayıda yerel çatışmaya dahil oldu. Yüzlerce paralı askerin çeşitli savaş alanlarında yaşamını kaybetmesinin ve ABD ordusuyla doğrudan mücadele etmek durumunda kalmasının yanı sıra şirket, Kremlin ile bağlantıları olmasına rağmen hala çok gizli bir askeri varlık. Rusça yayın yapan elektronik gazete Meduza, özel askeri şirket Wagner ile ilgili ilk kez basına röportaj vermek isteyen birini bulmayı başardı. Röportajda gerçek adını kullanan Marat Gabidullin, Wagner’in sıradan paralı askerlerinden biri olarak işe başlayıp, daha sonra askeri keşif birliğinin komutanı olana kadar askeri rütbe kazanmaya devam etti. Marat Gabidullin, Wagner’de hizmet ettiği dört yıl içinde gizli bir hükümet ödülü aldı. Aldığı ağır yaradan kurtulan Gabidullin, böylece anılarını yazma imkânı buldu.
Meduza gazetesinden Liliya Yapparova’ya konuşan Gabidullin, anılarını yazarken kaleme aldığı deneyimlerinden bahsederek, kitap yazma konusunda kamuoyuna açıklama yapma kararını nasıl verdiğine değindi. Kitabına neden Yevgeny Prigozhin’in önderlik edeceğini düşündüğünü de dile getirdi. Basında ‘Putin’in Aşçısı’  olarak tanınan Prigozhin, Wagner şirketinin sahibi ve Rus catering endüstrisinin büyük patronudur.
“Yabancı pasaportlar uçağa binmeden hemen önce teslim edildi. ‘Martin’ pasaportları inceledikten sonra pasaportun sayfalarında Suriye seyahat vizesi bulunmadığını fark etti.  Formaliteleri tamamen sonlandırdıkları açıktı. Gümrük idaresinde, yabancı savaşçıların kullandıkları savaş hançerlerini teslim etmeleri konusunda ısrarcı davranıldı. Görevlilerden hiçbiri bu hançerlerin savaş alanında çok işe yarayacak olmasını önemsemedi. Martin, yabancı savaşçıların üzerinde ele geçirilen hafif silahları toplayan gümrük memuruna sırtını döndü ve sırt çantasını basit bir şekilde taşıyıcıya gönderdi. Sonra arkasına bakmadan pasaport bürosuna gidip, ‘Allah kahretsin. Beni hançerlerimden ayıramayacaksınız’ dedi”. Marat Gabidullin, In the Same River Twice (Aynı Nehirde İki Kez).
Marat, Rus Hava Kuvvetleri'nde beş yıl geçirdikten sonra 2015 yılında özel askeri harekâtlar şirketi Wagner'e katıldı. Büyük Rus milyarder Yevgeny Prigozhin ile bağı bulunan ayrıca petrol alanlarını koruma ve kurtarma konusunda doğrudan Suriye Rejimi ile anlaşması bulunan Evro Polis ile bir sözleşme imzaladı. Gabidullin, “Açık ve aşırı dürüst olmalarından çok etkilendim. Hiç kimse orada çalışmanın olası sonuçlarını gizleme çabasına girmedi. Tam bir dürüstlük içinde konuştular: ‘Yoldaşlar, ülkemizin doğrudan çıkarlarının olduğu yerlerde savaşacaksınız. Sonuçların sizin için çok korkunç olabileceği gerçeğine kendinizi iyi hazırlayın. Sonuçlar, ölümcül olabilir!’” ifadelerini kullandılar.
Marat, askeri kariyerine çok sıradan bir asker olarak başladı. Daha sonra bir keşif birliğinin komutanı olana kadar askeri rütbelerde yavaş yavaş yükseldi. Gabudillin, “Yoldaşlarım düşman cephesinde hareket ediyorlardı. İçlerinden bir ekip insansız hava araçları ve çeşitlik teknik teçhizat kullanarak bir keşif operasyonu gerçekleştirdi” dedi.
Suriye petrol vadisi, yabancı savaşçıların onlarca kilometre uzağındaydı. Siyah petrolün DEAŞ’ı desteklemek için kullanılmasına gerek olmadığı açıktı. Daha önce DEAŞ liderlerinin banka hesaplarını dolduran ‘Şair(Shaer)’ petrol sahasının el değiştirmesi gerekiyordu. Çevredeki dağlardan inen paralı askerler, oradaki varlıklarıyla mülkiyeti değiştirme prosedürlerine başladı.
Marat, 15 Mart 2016 tarihinde Tedmur’de (Palmira) ağır bir şekilde yaralandıktan sonra askeri deneyimlerini paylaştığı bir kitap kaleme almaya karar verdi. Gabidullin, Meduza gazetesine verdiği demeçte, “Başta her şeyi daha sonra hatırlamak için yazmak istedim. Bu, benim için çok önemli bir konuydu. O anda hayatımın çok büyük bir kısmının boş geçtiğini anladım. Kalan günlerimi hayatın elverdiği ölçüde dolu yaşamak istedim. Hikâyenin gelişimi sırasında başka bir ihtiyaç hasıl oldu: İnsanlara, ordu ve Wagner’le bağı bulunan politikacıların tam bir aldatmaca içinde olduğunu anlatmak. Tüm dünya bunun farkında ancak gerçekleri, insanlardan kasıtlı olarak saklıyorlar. Bu normal mi?” ifadelerini kullandı.

Prigozhin, kitabı okudu
Marat’a kitapta takma isim olarak neden ‘Büyükbaba Martin’i kullandığı sorulduğunda şöyle cevap verdi: “Bu, Yevgeny Prigozhin’in fikriydi. Prigozhin, tam olarak bu ismi önerdi. ‘Martin’ kitaptaki karakterime işaret ediyor. Büyükbaba ifadesine gelince, o benim savaşçı olarak kullandığım kod adımdı. Savaş birliğim içinde en yaşlı olduğum için bana bu isim verildi. Sonuçta 1966 yılında doğdum. Sakallarıma da kırlar düştü.”
Gabidullin ayrıca, “Prigozhin’in bir süredir bu kitabı yazdığımdan haberi vardı. Yardımcısı olarak görev yaptığım 2017 yılında, kitabın ilk taslağından haberdardı. Başlangıçta kitabın Tedmur şehrinden bahseden bir kısmını okuması için verdim. Okudu. Ardından benden kitabın tamamının bir kopyasını istedi ve yazdığım her şeyi bu kitaba eklememi söyledi. Kitabı okumasını istedim. Bu arzu, Suriye’de birçok olayın yaşanması ve Prigozhin’in bunlar hakkında hiçbir şey bilmemesinden kaynaklanıyordu. O dönemde birçok kişi Wagner’i istila etmişti. Aslında Prigozhin’in parasını çalıyorlardı. Ancak o bunu kabul etmek istemedi. Askeri şirketin lojistik hizmetler departmanı taktiksel savaş aletleri yerine bahçecilik için kullanılan dizlikler satın almış olsa da işlerin çok iyi gittiği yönünde tuhaf bir inanca sahipti. Bu dizlikler, herhangi birimiz düşüp bir kayaya çarptığında hiçbir işe yaramıyordu. Ancak belgelere göre yapılan anlaşma buydu. Bu, çok açık bir hırsızlıktan başka bir şey değildi” şeklinde konuştu.
Marat, Prigozhin'den kitabına, Rus paralı askerlerinin kökenlerinin eski Kazak savaşçılarına kadar uzandığını anlatan bir giriş yazmasını istedi. Görünüşe göre iş adamı en beğendiği bölümleri basıp, kendine saklamış. Wagner Özer Askeri İşler çalışanlarının bu önemli alıntılardan ders çıkarıp kendilerine hatırlatmalarda bulunmaları gerektiğini söyledi.
2017 yılında Prigozhin, çoğalttığı iki ya da üç nüshayı yayınladı. Gabidullin, bu konudan bahsederken “Kitabın kapağı maviydi. Başlığını kendisi koydu: Wagner: Overture to Faust (Faust’un Uvertürü: Wagner) Kitabı düzenlemek için kendi basın servislerini getirdi. Bana sadece bir nüsha bıraktı. Kitabın bir kopyasını Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov’a hediye etmeyi planlıyordu. Hatta bunun için Suriye’ye gittim ve tüm ana karakterlerin imzalarını topladım. Tabi ki orada bulmayı başardıklarımın…

Prigozhin ve Peskov ne dedi?
Prigozhin, hatıraları daha sonra normal basılı bir şekilde yayınlamayı teklif etti. Diğer baskıların da zamanının geleceğini söyledi. Ancak Marat, anılarının bekleyemeyeceğini söyleyip o zamanın ne zaman geleceğini sordu: Kimse onunla ilgilenmediğinde mi? Ya da şirkette durumlar alt üst olup gerçek ile kurgunun ayrımı iyice zorlaştığında mı? Prigozhin, yaşamım konusunda bana çok yardımcı oldu. Aldığım yaranın ardından gerekli tedaviyi almamı sağladı. Bunun gayet farkındayım. Fakat her şeye rağmen olanları kabul edemiyorum. Bana kalırsa, Prigozhin, şirketi ile ilgili büyük bir hatanın içinde. Bana istediği gibi lanet okuyabilir. Ancak benim için en önemli olan Prigozhin’in gerçeklerin farkına varması ve kitabın onu, Wagner şirketinde bir reforma zorlamasıdır. Çünkü gizliliğe bu kadar kapılıp gidemezsin: Neden tüm dünya bildiği halde kendine işkence ediyorsun? Çünkü karşıt görüşlü bir milisin sığınağına saldırıp onu kafasından ağır bir şekilde yaralayan dört aptal yüzünden herkes Wagner paralı askerlerinin hepsinin vahşi ve kana susamış olduğunu düşünüyor.
Ancak onlara bunu yapmalarını söyleyen Wagner’in kendisiydi. Komutan Dmitry Utkin, bunun Suriye ordusundan diğer potansiyel firarileri korkutmak için yapıldığını söyledi. Bu nedenle, olayı video kaydına almalarını emrettiğini ifade etti. Prigozhin, bu iğrenç eylemleri yapma talimatı verenin, çok sevgili komutanı olduğunu unutmamalı. Bu sefil durumu, kendi ellerimizle yaratan bizlerdik. Bu dört sadist, mahkemeye çıkarılmalı. Fakat bu hangi gerekçeye dayalı gerçekleştirilecek? Sürekli olarak onların orda olmadıklarını söylemeye devam ediyoruz!
Marat, Prigozhin’in 2017 yılında anılarını okumasının ardından kitabın metninde bazı değişiklikler yaptığını kabul ediyor. Ancak o sırada Wagner şirketinin sahibinin, kendisiyle tamamen aynı görüşte olduğunu düşünüyordu. Gabidullin, “Genel olarak aptal bir adam değil. Bu olaylardaki birçok katılımcının daha spesifik ve titiz bir değerlendirmesini yapabilir” dedi. Ayrıca Prigozhin’in sahada çok büyük ihlaller meydana geldiğini zaten kabul ettiğini iddia etti.
Geriye dönüldüğünde Prigozhin, ilerleyen zaman içinde, belki de 2022’de, paralı askerlerin hikâyesini anlatmanın gerekli olduğunu söylemişti. Gabidullin, “Neden özellikle 2022? Gerçekten bilmiyorum” dedi. Kimsenin anayasada değişiklik beklemediği bir zamanda yayınlanması mı amaçlanıyor? Marat, alaycı bir şekilde gülümseyerek şu soruyu yöneltti: “Şimdi, son yayın tarihi 2022 mi yoksa 2036 mı?”

"Petrol sahalarını ele geçirin, bir ödül alacaksınız"
“Gümüşten yapılan değerli Cesaret Madalyası, Martin’in avucunda duruyordu. Ağır olan bu ödülün haçının, meşhur Rus votkasıyla dolu metal bir kadehin ardından dişlerinin arasında yerleştirilmeliydi. Ödül töreninde beş paralı asker bu tören ritüellerini gerçekleştirdi. Sonra ‘Martin’ yoldaşlarıyla şakalaşmaya başladı. Kışlanın zayıf duvarları yüksek kahkahalarının sesiyle sarsıldı. Çok geçmeden liderlerin ve elbette güvenlik hizmetlerinin onayıyla bu madalyaları satmayı düşündüler” Marat Gabidullin, In the Same River Twice.
Gabidullin, diğer Wagner paralı askerlerinin anılarını yazmasıyla ilgili duyguları hakkında bir soruya yanıt olarak, “Bazıları, kendi hikâyelerini oldukça açık bir şekilde okudukları için mutlu. Bir arkadaşımla konuştum. Bu durumdan çok mutlu. Kısa süre önce Rus silahlı kuvvetlerinden gelen, komutasında görev yapan genç adamları olduğunu söyledi. Çeçenya'daki acımasız savaşlarda veya Gürcistan savaşında yer alan insanlar artık Wagner Şirketi'ne katılmak istemiyor. Daha sonraki süreçte bu kişilerin yarısından fazlasının hayatlarında ilk kez bir savaşa girdiği ortaya çıktı.
“Açıkçası, Wagner’in yeni askerleri önceki savaşlardaki profesyonel savaşçılar değiller” diyen Gabidullin, “2015-2017 yılları arasında Wagner Komutanı Dmitry Utkin, bir grup güçlü savaşçıya liderlik ediyordu. Fakat bugün bir grup zayıf askeri eğitiyor. Şirketteki komutanların çoğu kendilerinden istenen düzeyde değil. İlk kuruluş dönemindeki eski savaşçılar gerçekten ellerinden geleni yaptılar. Onlar için asıl görev hayatta kalmaktı, yalnızca hayatta kalmak. Asla zafer hakkında düşünmezlerdi” şeklinde konuştu.
Marat, Wagner'in Libya'daki çatışmalarda çok ağır kayıplar verdiğini söyledi. Kendi bakış açısına göre bunun nedeni kısmen, şirket sahibinin kendisinin yönetimi bırakması ve çıkarlarının yalnızca şirkete kâr sağlamaya dönüşmesidir.
Utkin hakkında konuşmaya devam eden Marat, şu ifadeleri kullandı: “Taktik ve stratejik konularda uzman olarak tüm generallerimizi geride bırakıyor. Ancak üst düzey liderlik tarafından kendisine verilen görevleri yerine getirmek için daha fazla kaynak talep edebileceği zamanlar oldu fakat bu hakkını kullanmadı: Açıkçası üstleriyle tartışmak istemedi. İlerleyen zaman içinde adamlar, topçular için yakıta dönüştüler. Örneğin 2017 yılında bu kadar silah ve mühimmat ile Suriye’deki petrol sahalarını ele geçirmenizdiniz. Bu imkansızdı. Ancak ordu uygulama emri verdi. Havan topları ile ilgilenen askerlerin yeterli miktarda mermisi yoktu. Komutan, askerleri bu durumda savaşmaya zorluyordu. Bu zaten bir komutan değil bir iş adamıydı ve askerlerine: ‘Petrol sahasını ele geçir ve ödül kazan’ diyordu. İşin sonunda askerler komutanlarına güvenmeyi bıraktılar ancak tek sebep de bu değildi. 2018'den beri bazı komutanlar, denetledikleri birliğe verilecek ödüller için ayrılan paraya el koyuyor ve geriye kalan ‘para kırıntıları’ savaşçılara dağıtılıyordu.”
Marat'a göre, şu anda Wagner’in üst düzey liderlik pozisyonlarına beceriksiz ve deneyimsiz insanlar sahip durumda ve bu insanların sayısı giderek artıyor. Marat, “2018 ve 2019'a gelindiğinde, o veya bu askeri birliğin başında belirli bir figürün bulunmasının önemi konusunda bazı gerekçeler aramayı bırakmıştım. Birlik komutanları hesaplanmış ve planlanmış bir şekilde atanıyordu” dedi.

DEAŞ avcıları
Suriyeli savaşçıların Libya'ya gönderilmesi konusuna yeniden değinen Gabidullin, “Daha sonra, 2019 yılında, bölüğümüzden Suriyelilerin (DEAŞ avcıları) Libya'ya hızlı bir şekilde gönderilmesi yönünde emir aldım. Oraya vardıklarında binbaşı bana telefon ederek, “Dinle, gönderdiğin adamlar, intihar bombacısı olarak kullanılabilirler mi?” diye sordu. Bu soru karşısında şaşırıp kendime şunu sordum.: Hangi normal insan, böyle bir şey sorabilir ki? Hem de benim adamlarım hakkında.

‘Öyleyse kim savaşıyor, ordu mu yoksa Wagner mi ?’
“İkinci haftada ise Martin, Hmeymim askeri üssünde temiz, bakımlı ve iyi beslenmiş Rus askerleri arasındaydı. Yerleşim birimlerinde klima, spor tesisleri, duşlar ve kafeteryalar vardı. Paralı askerler bu koşulları ancak rüyalarında görebilirlerdi. Vergi mükelleflerinin parasıyla kurulan tank müzesi çeşitli platformlar, sütunlar ve süslemeleri içeriyordu. Tüm bu tuhaf dekorasyon; paralı askerin aklına tek bir soruyu getiriyor: ‘Fırat Nehri’nin doğu kıyısı tamamen kaybolmuşken, iki yıldır İdlib şehrinin 200 kilometre dışına gitmek mümkün değilken yapacak başka işiniz yok muydu?’ Daha sonra, bir Albay, Martin’e, bir aylık maaşı tutarında iyi bir rüşvet karşılığında, çatışmalar içindeki bir askeri operasyon yerine prestijli Suriye askeri gezisine katıldığını itiraf etti.” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Gabidullin, Suriye’nin Hmeymim kentinde faaliyet gösteren Rus hava üssü sorulduğunda “Paraşütçüler ve denizciler, o üssün gelirleri içinde yüzen tembel askerlerdir. Hmeymim'deki askerlerimizin oradaki büyük kahramanlıklarıyla nasıl övündüklerini duydum. ‘Böyle bir zorlu görevi tamamladık: Ancak bütün gece gizlice üssün içinde oturduk! ’Bu, güvenli bir yerde oturdukları anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
O sırada Wagner'e bağlı paralı askerlerin orada yürütülen fiili savaşları üstlenmiş durumda olduğunu söyleyen Gabidullin, “Tedmur’un (Palmira) ilk kez ele geçirilmesinden sonra, Wagner’den bir grup insan ortaya çıktı ve Rusya'ya döndüklerinde, “Tedmur’u ele geçirdi” dedi. Ancak Hmeymim ve Rusya’daki hastaneler bizim savaşçılarımızla doluydu. Doktorlar, Suriye’de Ordu’nun mu yoksa Wagner’in mi kimin savaştığını soruyordu. Bu generallerimizi sinirlendirdi. Memnuniyetsizlik, doruk noktasına ulaşmıştı. 2017 başlarından itibaren bize düşük kaliteli silahlar vermeye başladılar. Bu tamamen onlara karşı takınılan kindar tutumun sonucu bir eylemdi: Mevcut durum nedeniyle ne kadar zarar görmüş olduğunuzun bir önemi yok. Savaşa gidenlerin yoldaşlarınız olduğunu biliyorsunuz. Öyleyse neden daha fazla insanın hayatta kalabilmesi ve savaşmaya devam edebilmesi için ihtiyaç duydukları şeyi onlara sağlamayalım? Kendi şartlarımıza göre hareket ettiğimiz oldukça açıktı. Suriye Ordusu’na yardım eden Savunma Bakanlığı da kendi bildiğini okudu. Ancak Wagner, Tedmur yakınlarındaki geçidin kontrolünü ele geçirmemiş ve şehirdeki yerel havaalanına ulaşmayı başaramamış olsaydı, Suriye Ordusu’ndan bu sürü ile şehri kontrol altına almak kesinlikle imkansızdı” ifadelerini kullanıyor.

Gücünü yitirmiş
Gabidullin, Suriye Rejim Ordusu’nu ‘gücünü yitirmiş bir oluşum’ olarak tanımlıyor. Rus yönetiminin çoğu zaman onları saldırmaya zorlayamadığını açıklayan Gabidullin, zafer elde ettiklerini gösteren raporlar gönderme baskısının, Rus liderlerin yanlış iddialarda bulundukları anlamına geldiğini belirtiyor. Kaldığım süre boyunca, bir Rus general askeri kariyeri hakkında o kadar endişeliydi ki, kendini büyük bir komutan olarak sunması gerekiyordu. Bu sebeple yanında bir tanığın varlığından utanmadan komuta grubuna eşlik eden memura kasıtlı olarak yanlış bir rapor yazdırdı” dedi.
Hatıratın, Wagner adamlarının bulunduğu bir bölgeyi hedef alan bir Rus hava saldırısı hakkında bir pasaj (kitabın geri kalanı gibi tamamen kurgusal olmayan) içerdiğini belirtmek gerekir.
2016 yılında, bir Rus uçağı, grubumun da bulunduğu Wagner’e bağlı dördüncü müfrezeye saldırdı. Bizi bombalamaya başladı. Oradaki herkes dağıldı. Gözcü tepeye koştu ve uçağı başka yöne çevirmeye çalıştı. Fakat büyük olasılıkla kodlamadaki değişiklikten haberdar olmamıştı. Eski kodları kullanmıştı bu yüzden uçak bizi tanımadı. Pilot ikinci defa üstümüzden geçtiğinde ise gözcü öldü. Bu baskın sonucu aramızdan birçok kişi öldü ve hatta şirket komutanı yaralandı.

Savunma Bakanlığı ne dedi?
“Anestezinin etkisinden bulanıklaşan savaşçı Tamok’un bakışı acıyı ve şaşkınlığı ifade ediyordu. On dakika önce nasıl bir düşmana kısa hamlelerle mermi atışları yaparak ya da yakındaki tepeden inen yaralılara yardım ederek savaşıyordu? Şimdi ise burada yatıyor ve sol bacağının yerinde bir kemik parçası var. Tamok’un patlamayla parçalanan bacaklarının kalıntıları tepeye rastgele yayılmıştı. Bir ay içerisinde Rusya’daki bir hastanede ölecek. Ve bir kez daha, geçen sefer olduğu gibi, paralı askerlerden resmi raporlarda bahsedilmeyecek: Politikacılara göre, her şeyi yapan Rus Hava Kuvvetleri'nin yardımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti'nin silahlı kuvvetleriydi.” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Daha önce Rusya’nın Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Suriye’deki DEAŞ militanlarına karşı zafer ilan etmişti. Ancak Gabudillin, Wagner grubunun paralı askerlerinin şimdiye kadar periyodik olarak savaşmak zorunda olduklarını, özellikle de Beyaz Çöl olarak bilinen bölgede yalnızca militan çeteler tarafından kontrol edilen bir alan olduğunu söylüyor.
Marat, 2019 yılında Hmeymim’de görev yapıyordu. Hayatını kaybeden ‘Wagner’ paralı askerlerinin cesetleriyle ilgilenmekten sorumluydu. Marat verdiği röportajda ‘Adamlarımızın burada onurlu ve şerefli bir şekilde gömülemeyeceği gerçeği ile karşı karşıya kaldım’ dedi. Hmeymim üssünde fazla bir seçeneğimiz yoktu- sadece ölüler için bir buzdolabı vardı, daha fazlası değil. Suriyelilerin cenazelerinin ise yıkanabilmeleri için Lazkiye’deki hastaneye götürülmeleri gerekmekteydi. Ardından cenazelerin çinkodan yapılmış antika tabutlara sonra da kontrplaktan yapılmış tabutlara konulmaları gerekiyordu. Elbette cenazelere saygı göstergesi olarak defnedilmeden önce vücutlarını normale döndürme imkânı yoktu. Böyle bir işi yapmanın bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. Bu şekilde kaç adam öldü? Kesin veriler sunmak, devlet kurumlarının bana karşı hak talebinde bulunmaları için bir neden vermek olurdu. Fakat birçok insan öldü.
Kremlin’in bu kayıpları gizleme niyetine ilişkin fikri sorulduğunda Marat ; ‘Bir nesilden diğerine ve bir rejimden diğerine aktarılan tek mirasımız: Gerçekleri, kasıtlı olarak kendimizden bile gizlemektir’ dedi.

Suriye Rusya’dır
“Karanlık zırhlı pencereleri olan bir SUV, paralı askerler taburuna güvenle yaklaştı. Siyah yelekleri içindeki Rus askeri istihbarat memurlarını (NKVD) taşıdığı oldukça açıktı. Araç bize yol vermeyi planlamıyordu. Aksine, Suriye'deki tam yetenekli Özel Askeri Hizmetlerin aptalca kaprislerine her zamanki itaatlerine bağlı olduğu açıktı. Birden Martin şöyle düşündü ‘Rusya’daki yollarda, hiç kimseye dikkat etmeden, tüm kuralları çiğneyerek giden bu türde çok sayıda araç var. Ve bu arabaların içinde, özel olmalarıyla övünen her türden yönetici, kendileri ve sevdiklerinin hayatlarına derinden dahil olan iş adamları var. Fakat orada, Rusya’da, askeri silahlara erişebildiğimiz Suriye’de olduğu gibi, onları vurmak çok zor olacaktı” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Kitabın iki kapağı arasında ‘Martin’ Suriye’de savaşmaya devam ederken, düşüncelerinde Rusya’ya geri dönüyordu. Bunun, iki ülkenin birçok ortak noktası bulunmasından kaynaklandığını söyleyerek şöyle devam ediyor: “Tıpkı Rusya’da açıkça görüldüğü gibi, Suriye’de de aşırı derecede istenmeyen ilginç eğilimler gelişmektedir. İkiyüzlülük, çifte standart, fırsatçılık, dürüstlük yoksunluğu, toplumsal bölünme ve şiddetli yolsuzluk var. Bu rejimin şemsiyesi altında yaşayan Suriyeliler, daha fazla bozulmaktadır.  Sorumsuzluk ve her şeye kayıtsızlığa gittikçe daha yaklaşıyoruz.”
Gabidullin, kitabını yayınlamaktan bahsederken, anılarının iyi bir film için kurgusal bir hikâye işlevi görebileceğini düşündüğünü ve bunlardan bir miktar mali kazanç elde edebilirse çok mutlu olacağını söylüyor.



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.