Rus paralı asker: Suriye'deki Hmeymim üssü Wagner askerlerinin cesetleriyle dolu… Subaylar ‘zafer’ haberleri yayınlıyor

Marat, Suriye’de aracını kullanırken
Marat, Suriye’de aracını kullanırken
TT

Rus paralı asker: Suriye'deki Hmeymim üssü Wagner askerlerinin cesetleriyle dolu… Subaylar ‘zafer’ haberleri yayınlıyor

Marat, Suriye’de aracını kullanırken
Marat, Suriye’de aracını kullanırken

Rusya merkezli özel askeri şirket Wagner, Suriye’deki savaşa 2015 yılında katıldı. O zamandan beri, dünya çapında çok sayıda yerel çatışmaya dahil oldu. Yüzlerce paralı askerin çeşitli savaş alanlarında yaşamını kaybetmesinin ve ABD ordusuyla doğrudan mücadele etmek durumunda kalmasının yanı sıra şirket, Kremlin ile bağlantıları olmasına rağmen hala çok gizli bir askeri varlık. Rusça yayın yapan elektronik gazete Meduza, özel askeri şirket Wagner ile ilgili ilk kez basına röportaj vermek isteyen birini bulmayı başardı. Röportajda gerçek adını kullanan Marat Gabidullin, Wagner’in sıradan paralı askerlerinden biri olarak işe başlayıp, daha sonra askeri keşif birliğinin komutanı olana kadar askeri rütbe kazanmaya devam etti. Marat Gabidullin, Wagner’de hizmet ettiği dört yıl içinde gizli bir hükümet ödülü aldı. Aldığı ağır yaradan kurtulan Gabidullin, böylece anılarını yazma imkânı buldu.
Meduza gazetesinden Liliya Yapparova’ya konuşan Gabidullin, anılarını yazarken kaleme aldığı deneyimlerinden bahsederek, kitap yazma konusunda kamuoyuna açıklama yapma kararını nasıl verdiğine değindi. Kitabına neden Yevgeny Prigozhin’in önderlik edeceğini düşündüğünü de dile getirdi. Basında ‘Putin’in Aşçısı’  olarak tanınan Prigozhin, Wagner şirketinin sahibi ve Rus catering endüstrisinin büyük patronudur.
“Yabancı pasaportlar uçağa binmeden hemen önce teslim edildi. ‘Martin’ pasaportları inceledikten sonra pasaportun sayfalarında Suriye seyahat vizesi bulunmadığını fark etti.  Formaliteleri tamamen sonlandırdıkları açıktı. Gümrük idaresinde, yabancı savaşçıların kullandıkları savaş hançerlerini teslim etmeleri konusunda ısrarcı davranıldı. Görevlilerden hiçbiri bu hançerlerin savaş alanında çok işe yarayacak olmasını önemsemedi. Martin, yabancı savaşçıların üzerinde ele geçirilen hafif silahları toplayan gümrük memuruna sırtını döndü ve sırt çantasını basit bir şekilde taşıyıcıya gönderdi. Sonra arkasına bakmadan pasaport bürosuna gidip, ‘Allah kahretsin. Beni hançerlerimden ayıramayacaksınız’ dedi”. Marat Gabidullin, In the Same River Twice (Aynı Nehirde İki Kez).
Marat, Rus Hava Kuvvetleri'nde beş yıl geçirdikten sonra 2015 yılında özel askeri harekâtlar şirketi Wagner'e katıldı. Büyük Rus milyarder Yevgeny Prigozhin ile bağı bulunan ayrıca petrol alanlarını koruma ve kurtarma konusunda doğrudan Suriye Rejimi ile anlaşması bulunan Evro Polis ile bir sözleşme imzaladı. Gabidullin, “Açık ve aşırı dürüst olmalarından çok etkilendim. Hiç kimse orada çalışmanın olası sonuçlarını gizleme çabasına girmedi. Tam bir dürüstlük içinde konuştular: ‘Yoldaşlar, ülkemizin doğrudan çıkarlarının olduğu yerlerde savaşacaksınız. Sonuçların sizin için çok korkunç olabileceği gerçeğine kendinizi iyi hazırlayın. Sonuçlar, ölümcül olabilir!’” ifadelerini kullandılar.
Marat, askeri kariyerine çok sıradan bir asker olarak başladı. Daha sonra bir keşif birliğinin komutanı olana kadar askeri rütbelerde yavaş yavaş yükseldi. Gabudillin, “Yoldaşlarım düşman cephesinde hareket ediyorlardı. İçlerinden bir ekip insansız hava araçları ve çeşitlik teknik teçhizat kullanarak bir keşif operasyonu gerçekleştirdi” dedi.
Suriye petrol vadisi, yabancı savaşçıların onlarca kilometre uzağındaydı. Siyah petrolün DEAŞ’ı desteklemek için kullanılmasına gerek olmadığı açıktı. Daha önce DEAŞ liderlerinin banka hesaplarını dolduran ‘Şair(Shaer)’ petrol sahasının el değiştirmesi gerekiyordu. Çevredeki dağlardan inen paralı askerler, oradaki varlıklarıyla mülkiyeti değiştirme prosedürlerine başladı.
Marat, 15 Mart 2016 tarihinde Tedmur’de (Palmira) ağır bir şekilde yaralandıktan sonra askeri deneyimlerini paylaştığı bir kitap kaleme almaya karar verdi. Gabidullin, Meduza gazetesine verdiği demeçte, “Başta her şeyi daha sonra hatırlamak için yazmak istedim. Bu, benim için çok önemli bir konuydu. O anda hayatımın çok büyük bir kısmının boş geçtiğini anladım. Kalan günlerimi hayatın elverdiği ölçüde dolu yaşamak istedim. Hikâyenin gelişimi sırasında başka bir ihtiyaç hasıl oldu: İnsanlara, ordu ve Wagner’le bağı bulunan politikacıların tam bir aldatmaca içinde olduğunu anlatmak. Tüm dünya bunun farkında ancak gerçekleri, insanlardan kasıtlı olarak saklıyorlar. Bu normal mi?” ifadelerini kullandı.

Prigozhin, kitabı okudu
Marat’a kitapta takma isim olarak neden ‘Büyükbaba Martin’i kullandığı sorulduğunda şöyle cevap verdi: “Bu, Yevgeny Prigozhin’in fikriydi. Prigozhin, tam olarak bu ismi önerdi. ‘Martin’ kitaptaki karakterime işaret ediyor. Büyükbaba ifadesine gelince, o benim savaşçı olarak kullandığım kod adımdı. Savaş birliğim içinde en yaşlı olduğum için bana bu isim verildi. Sonuçta 1966 yılında doğdum. Sakallarıma da kırlar düştü.”
Gabidullin ayrıca, “Prigozhin’in bir süredir bu kitabı yazdığımdan haberi vardı. Yardımcısı olarak görev yaptığım 2017 yılında, kitabın ilk taslağından haberdardı. Başlangıçta kitabın Tedmur şehrinden bahseden bir kısmını okuması için verdim. Okudu. Ardından benden kitabın tamamının bir kopyasını istedi ve yazdığım her şeyi bu kitaba eklememi söyledi. Kitabı okumasını istedim. Bu arzu, Suriye’de birçok olayın yaşanması ve Prigozhin’in bunlar hakkında hiçbir şey bilmemesinden kaynaklanıyordu. O dönemde birçok kişi Wagner’i istila etmişti. Aslında Prigozhin’in parasını çalıyorlardı. Ancak o bunu kabul etmek istemedi. Askeri şirketin lojistik hizmetler departmanı taktiksel savaş aletleri yerine bahçecilik için kullanılan dizlikler satın almış olsa da işlerin çok iyi gittiği yönünde tuhaf bir inanca sahipti. Bu dizlikler, herhangi birimiz düşüp bir kayaya çarptığında hiçbir işe yaramıyordu. Ancak belgelere göre yapılan anlaşma buydu. Bu, çok açık bir hırsızlıktan başka bir şey değildi” şeklinde konuştu.
Marat, Prigozhin'den kitabına, Rus paralı askerlerinin kökenlerinin eski Kazak savaşçılarına kadar uzandığını anlatan bir giriş yazmasını istedi. Görünüşe göre iş adamı en beğendiği bölümleri basıp, kendine saklamış. Wagner Özer Askeri İşler çalışanlarının bu önemli alıntılardan ders çıkarıp kendilerine hatırlatmalarda bulunmaları gerektiğini söyledi.
2017 yılında Prigozhin, çoğalttığı iki ya da üç nüshayı yayınladı. Gabidullin, bu konudan bahsederken “Kitabın kapağı maviydi. Başlığını kendisi koydu: Wagner: Overture to Faust (Faust’un Uvertürü: Wagner) Kitabı düzenlemek için kendi basın servislerini getirdi. Bana sadece bir nüsha bıraktı. Kitabın bir kopyasını Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov’a hediye etmeyi planlıyordu. Hatta bunun için Suriye’ye gittim ve tüm ana karakterlerin imzalarını topladım. Tabi ki orada bulmayı başardıklarımın…

Prigozhin ve Peskov ne dedi?
Prigozhin, hatıraları daha sonra normal basılı bir şekilde yayınlamayı teklif etti. Diğer baskıların da zamanının geleceğini söyledi. Ancak Marat, anılarının bekleyemeyeceğini söyleyip o zamanın ne zaman geleceğini sordu: Kimse onunla ilgilenmediğinde mi? Ya da şirkette durumlar alt üst olup gerçek ile kurgunun ayrımı iyice zorlaştığında mı? Prigozhin, yaşamım konusunda bana çok yardımcı oldu. Aldığım yaranın ardından gerekli tedaviyi almamı sağladı. Bunun gayet farkındayım. Fakat her şeye rağmen olanları kabul edemiyorum. Bana kalırsa, Prigozhin, şirketi ile ilgili büyük bir hatanın içinde. Bana istediği gibi lanet okuyabilir. Ancak benim için en önemli olan Prigozhin’in gerçeklerin farkına varması ve kitabın onu, Wagner şirketinde bir reforma zorlamasıdır. Çünkü gizliliğe bu kadar kapılıp gidemezsin: Neden tüm dünya bildiği halde kendine işkence ediyorsun? Çünkü karşıt görüşlü bir milisin sığınağına saldırıp onu kafasından ağır bir şekilde yaralayan dört aptal yüzünden herkes Wagner paralı askerlerinin hepsinin vahşi ve kana susamış olduğunu düşünüyor.
Ancak onlara bunu yapmalarını söyleyen Wagner’in kendisiydi. Komutan Dmitry Utkin, bunun Suriye ordusundan diğer potansiyel firarileri korkutmak için yapıldığını söyledi. Bu nedenle, olayı video kaydına almalarını emrettiğini ifade etti. Prigozhin, bu iğrenç eylemleri yapma talimatı verenin, çok sevgili komutanı olduğunu unutmamalı. Bu sefil durumu, kendi ellerimizle yaratan bizlerdik. Bu dört sadist, mahkemeye çıkarılmalı. Fakat bu hangi gerekçeye dayalı gerçekleştirilecek? Sürekli olarak onların orda olmadıklarını söylemeye devam ediyoruz!
Marat, Prigozhin’in 2017 yılında anılarını okumasının ardından kitabın metninde bazı değişiklikler yaptığını kabul ediyor. Ancak o sırada Wagner şirketinin sahibinin, kendisiyle tamamen aynı görüşte olduğunu düşünüyordu. Gabidullin, “Genel olarak aptal bir adam değil. Bu olaylardaki birçok katılımcının daha spesifik ve titiz bir değerlendirmesini yapabilir” dedi. Ayrıca Prigozhin’in sahada çok büyük ihlaller meydana geldiğini zaten kabul ettiğini iddia etti.
Geriye dönüldüğünde Prigozhin, ilerleyen zaman içinde, belki de 2022’de, paralı askerlerin hikâyesini anlatmanın gerekli olduğunu söylemişti. Gabidullin, “Neden özellikle 2022? Gerçekten bilmiyorum” dedi. Kimsenin anayasada değişiklik beklemediği bir zamanda yayınlanması mı amaçlanıyor? Marat, alaycı bir şekilde gülümseyerek şu soruyu yöneltti: “Şimdi, son yayın tarihi 2022 mi yoksa 2036 mı?”

"Petrol sahalarını ele geçirin, bir ödül alacaksınız"
“Gümüşten yapılan değerli Cesaret Madalyası, Martin’in avucunda duruyordu. Ağır olan bu ödülün haçının, meşhur Rus votkasıyla dolu metal bir kadehin ardından dişlerinin arasında yerleştirilmeliydi. Ödül töreninde beş paralı asker bu tören ritüellerini gerçekleştirdi. Sonra ‘Martin’ yoldaşlarıyla şakalaşmaya başladı. Kışlanın zayıf duvarları yüksek kahkahalarının sesiyle sarsıldı. Çok geçmeden liderlerin ve elbette güvenlik hizmetlerinin onayıyla bu madalyaları satmayı düşündüler” Marat Gabidullin, In the Same River Twice.
Gabidullin, diğer Wagner paralı askerlerinin anılarını yazmasıyla ilgili duyguları hakkında bir soruya yanıt olarak, “Bazıları, kendi hikâyelerini oldukça açık bir şekilde okudukları için mutlu. Bir arkadaşımla konuştum. Bu durumdan çok mutlu. Kısa süre önce Rus silahlı kuvvetlerinden gelen, komutasında görev yapan genç adamları olduğunu söyledi. Çeçenya'daki acımasız savaşlarda veya Gürcistan savaşında yer alan insanlar artık Wagner Şirketi'ne katılmak istemiyor. Daha sonraki süreçte bu kişilerin yarısından fazlasının hayatlarında ilk kez bir savaşa girdiği ortaya çıktı.
“Açıkçası, Wagner’in yeni askerleri önceki savaşlardaki profesyonel savaşçılar değiller” diyen Gabidullin, “2015-2017 yılları arasında Wagner Komutanı Dmitry Utkin, bir grup güçlü savaşçıya liderlik ediyordu. Fakat bugün bir grup zayıf askeri eğitiyor. Şirketteki komutanların çoğu kendilerinden istenen düzeyde değil. İlk kuruluş dönemindeki eski savaşçılar gerçekten ellerinden geleni yaptılar. Onlar için asıl görev hayatta kalmaktı, yalnızca hayatta kalmak. Asla zafer hakkında düşünmezlerdi” şeklinde konuştu.
Marat, Wagner'in Libya'daki çatışmalarda çok ağır kayıplar verdiğini söyledi. Kendi bakış açısına göre bunun nedeni kısmen, şirket sahibinin kendisinin yönetimi bırakması ve çıkarlarının yalnızca şirkete kâr sağlamaya dönüşmesidir.
Utkin hakkında konuşmaya devam eden Marat, şu ifadeleri kullandı: “Taktik ve stratejik konularda uzman olarak tüm generallerimizi geride bırakıyor. Ancak üst düzey liderlik tarafından kendisine verilen görevleri yerine getirmek için daha fazla kaynak talep edebileceği zamanlar oldu fakat bu hakkını kullanmadı: Açıkçası üstleriyle tartışmak istemedi. İlerleyen zaman içinde adamlar, topçular için yakıta dönüştüler. Örneğin 2017 yılında bu kadar silah ve mühimmat ile Suriye’deki petrol sahalarını ele geçirmenizdiniz. Bu imkansızdı. Ancak ordu uygulama emri verdi. Havan topları ile ilgilenen askerlerin yeterli miktarda mermisi yoktu. Komutan, askerleri bu durumda savaşmaya zorluyordu. Bu zaten bir komutan değil bir iş adamıydı ve askerlerine: ‘Petrol sahasını ele geçir ve ödül kazan’ diyordu. İşin sonunda askerler komutanlarına güvenmeyi bıraktılar ancak tek sebep de bu değildi. 2018'den beri bazı komutanlar, denetledikleri birliğe verilecek ödüller için ayrılan paraya el koyuyor ve geriye kalan ‘para kırıntıları’ savaşçılara dağıtılıyordu.”
Marat'a göre, şu anda Wagner’in üst düzey liderlik pozisyonlarına beceriksiz ve deneyimsiz insanlar sahip durumda ve bu insanların sayısı giderek artıyor. Marat, “2018 ve 2019'a gelindiğinde, o veya bu askeri birliğin başında belirli bir figürün bulunmasının önemi konusunda bazı gerekçeler aramayı bırakmıştım. Birlik komutanları hesaplanmış ve planlanmış bir şekilde atanıyordu” dedi.

DEAŞ avcıları
Suriyeli savaşçıların Libya'ya gönderilmesi konusuna yeniden değinen Gabidullin, “Daha sonra, 2019 yılında, bölüğümüzden Suriyelilerin (DEAŞ avcıları) Libya'ya hızlı bir şekilde gönderilmesi yönünde emir aldım. Oraya vardıklarında binbaşı bana telefon ederek, “Dinle, gönderdiğin adamlar, intihar bombacısı olarak kullanılabilirler mi?” diye sordu. Bu soru karşısında şaşırıp kendime şunu sordum.: Hangi normal insan, böyle bir şey sorabilir ki? Hem de benim adamlarım hakkında.

‘Öyleyse kim savaşıyor, ordu mu yoksa Wagner mi ?’
“İkinci haftada ise Martin, Hmeymim askeri üssünde temiz, bakımlı ve iyi beslenmiş Rus askerleri arasındaydı. Yerleşim birimlerinde klima, spor tesisleri, duşlar ve kafeteryalar vardı. Paralı askerler bu koşulları ancak rüyalarında görebilirlerdi. Vergi mükelleflerinin parasıyla kurulan tank müzesi çeşitli platformlar, sütunlar ve süslemeleri içeriyordu. Tüm bu tuhaf dekorasyon; paralı askerin aklına tek bir soruyu getiriyor: ‘Fırat Nehri’nin doğu kıyısı tamamen kaybolmuşken, iki yıldır İdlib şehrinin 200 kilometre dışına gitmek mümkün değilken yapacak başka işiniz yok muydu?’ Daha sonra, bir Albay, Martin’e, bir aylık maaşı tutarında iyi bir rüşvet karşılığında, çatışmalar içindeki bir askeri operasyon yerine prestijli Suriye askeri gezisine katıldığını itiraf etti.” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Gabidullin, Suriye’nin Hmeymim kentinde faaliyet gösteren Rus hava üssü sorulduğunda “Paraşütçüler ve denizciler, o üssün gelirleri içinde yüzen tembel askerlerdir. Hmeymim'deki askerlerimizin oradaki büyük kahramanlıklarıyla nasıl övündüklerini duydum. ‘Böyle bir zorlu görevi tamamladık: Ancak bütün gece gizlice üssün içinde oturduk! ’Bu, güvenli bir yerde oturdukları anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
O sırada Wagner'e bağlı paralı askerlerin orada yürütülen fiili savaşları üstlenmiş durumda olduğunu söyleyen Gabidullin, “Tedmur’un (Palmira) ilk kez ele geçirilmesinden sonra, Wagner’den bir grup insan ortaya çıktı ve Rusya'ya döndüklerinde, “Tedmur’u ele geçirdi” dedi. Ancak Hmeymim ve Rusya’daki hastaneler bizim savaşçılarımızla doluydu. Doktorlar, Suriye’de Ordu’nun mu yoksa Wagner’in mi kimin savaştığını soruyordu. Bu generallerimizi sinirlendirdi. Memnuniyetsizlik, doruk noktasına ulaşmıştı. 2017 başlarından itibaren bize düşük kaliteli silahlar vermeye başladılar. Bu tamamen onlara karşı takınılan kindar tutumun sonucu bir eylemdi: Mevcut durum nedeniyle ne kadar zarar görmüş olduğunuzun bir önemi yok. Savaşa gidenlerin yoldaşlarınız olduğunu biliyorsunuz. Öyleyse neden daha fazla insanın hayatta kalabilmesi ve savaşmaya devam edebilmesi için ihtiyaç duydukları şeyi onlara sağlamayalım? Kendi şartlarımıza göre hareket ettiğimiz oldukça açıktı. Suriye Ordusu’na yardım eden Savunma Bakanlığı da kendi bildiğini okudu. Ancak Wagner, Tedmur yakınlarındaki geçidin kontrolünü ele geçirmemiş ve şehirdeki yerel havaalanına ulaşmayı başaramamış olsaydı, Suriye Ordusu’ndan bu sürü ile şehri kontrol altına almak kesinlikle imkansızdı” ifadelerini kullanıyor.

Gücünü yitirmiş
Gabidullin, Suriye Rejim Ordusu’nu ‘gücünü yitirmiş bir oluşum’ olarak tanımlıyor. Rus yönetiminin çoğu zaman onları saldırmaya zorlayamadığını açıklayan Gabidullin, zafer elde ettiklerini gösteren raporlar gönderme baskısının, Rus liderlerin yanlış iddialarda bulundukları anlamına geldiğini belirtiyor. Kaldığım süre boyunca, bir Rus general askeri kariyeri hakkında o kadar endişeliydi ki, kendini büyük bir komutan olarak sunması gerekiyordu. Bu sebeple yanında bir tanığın varlığından utanmadan komuta grubuna eşlik eden memura kasıtlı olarak yanlış bir rapor yazdırdı” dedi.
Hatıratın, Wagner adamlarının bulunduğu bir bölgeyi hedef alan bir Rus hava saldırısı hakkında bir pasaj (kitabın geri kalanı gibi tamamen kurgusal olmayan) içerdiğini belirtmek gerekir.
2016 yılında, bir Rus uçağı, grubumun da bulunduğu Wagner’e bağlı dördüncü müfrezeye saldırdı. Bizi bombalamaya başladı. Oradaki herkes dağıldı. Gözcü tepeye koştu ve uçağı başka yöne çevirmeye çalıştı. Fakat büyük olasılıkla kodlamadaki değişiklikten haberdar olmamıştı. Eski kodları kullanmıştı bu yüzden uçak bizi tanımadı. Pilot ikinci defa üstümüzden geçtiğinde ise gözcü öldü. Bu baskın sonucu aramızdan birçok kişi öldü ve hatta şirket komutanı yaralandı.

Savunma Bakanlığı ne dedi?
“Anestezinin etkisinden bulanıklaşan savaşçı Tamok’un bakışı acıyı ve şaşkınlığı ifade ediyordu. On dakika önce nasıl bir düşmana kısa hamlelerle mermi atışları yaparak ya da yakındaki tepeden inen yaralılara yardım ederek savaşıyordu? Şimdi ise burada yatıyor ve sol bacağının yerinde bir kemik parçası var. Tamok’un patlamayla parçalanan bacaklarının kalıntıları tepeye rastgele yayılmıştı. Bir ay içerisinde Rusya’daki bir hastanede ölecek. Ve bir kez daha, geçen sefer olduğu gibi, paralı askerlerden resmi raporlarda bahsedilmeyecek: Politikacılara göre, her şeyi yapan Rus Hava Kuvvetleri'nin yardımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti'nin silahlı kuvvetleriydi.” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Daha önce Rusya’nın Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Suriye’deki DEAŞ militanlarına karşı zafer ilan etmişti. Ancak Gabudillin, Wagner grubunun paralı askerlerinin şimdiye kadar periyodik olarak savaşmak zorunda olduklarını, özellikle de Beyaz Çöl olarak bilinen bölgede yalnızca militan çeteler tarafından kontrol edilen bir alan olduğunu söylüyor.
Marat, 2019 yılında Hmeymim’de görev yapıyordu. Hayatını kaybeden ‘Wagner’ paralı askerlerinin cesetleriyle ilgilenmekten sorumluydu. Marat verdiği röportajda ‘Adamlarımızın burada onurlu ve şerefli bir şekilde gömülemeyeceği gerçeği ile karşı karşıya kaldım’ dedi. Hmeymim üssünde fazla bir seçeneğimiz yoktu- sadece ölüler için bir buzdolabı vardı, daha fazlası değil. Suriyelilerin cenazelerinin ise yıkanabilmeleri için Lazkiye’deki hastaneye götürülmeleri gerekmekteydi. Ardından cenazelerin çinkodan yapılmış antika tabutlara sonra da kontrplaktan yapılmış tabutlara konulmaları gerekiyordu. Elbette cenazelere saygı göstergesi olarak defnedilmeden önce vücutlarını normale döndürme imkânı yoktu. Böyle bir işi yapmanın bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. Bu şekilde kaç adam öldü? Kesin veriler sunmak, devlet kurumlarının bana karşı hak talebinde bulunmaları için bir neden vermek olurdu. Fakat birçok insan öldü.
Kremlin’in bu kayıpları gizleme niyetine ilişkin fikri sorulduğunda Marat ; ‘Bir nesilden diğerine ve bir rejimden diğerine aktarılan tek mirasımız: Gerçekleri, kasıtlı olarak kendimizden bile gizlemektir’ dedi.

Suriye Rusya’dır
“Karanlık zırhlı pencereleri olan bir SUV, paralı askerler taburuna güvenle yaklaştı. Siyah yelekleri içindeki Rus askeri istihbarat memurlarını (NKVD) taşıdığı oldukça açıktı. Araç bize yol vermeyi planlamıyordu. Aksine, Suriye'deki tam yetenekli Özel Askeri Hizmetlerin aptalca kaprislerine her zamanki itaatlerine bağlı olduğu açıktı. Birden Martin şöyle düşündü ‘Rusya’daki yollarda, hiç kimseye dikkat etmeden, tüm kuralları çiğneyerek giden bu türde çok sayıda araç var. Ve bu arabaların içinde, özel olmalarıyla övünen her türden yönetici, kendileri ve sevdiklerinin hayatlarına derinden dahil olan iş adamları var. Fakat orada, Rusya’da, askeri silahlara erişebildiğimiz Suriye’de olduğu gibi, onları vurmak çok zor olacaktı” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Kitabın iki kapağı arasında ‘Martin’ Suriye’de savaşmaya devam ederken, düşüncelerinde Rusya’ya geri dönüyordu. Bunun, iki ülkenin birçok ortak noktası bulunmasından kaynaklandığını söyleyerek şöyle devam ediyor: “Tıpkı Rusya’da açıkça görüldüğü gibi, Suriye’de de aşırı derecede istenmeyen ilginç eğilimler gelişmektedir. İkiyüzlülük, çifte standart, fırsatçılık, dürüstlük yoksunluğu, toplumsal bölünme ve şiddetli yolsuzluk var. Bu rejimin şemsiyesi altında yaşayan Suriyeliler, daha fazla bozulmaktadır.  Sorumsuzluk ve her şeye kayıtsızlığa gittikçe daha yaklaşıyoruz.”
Gabidullin, kitabını yayınlamaktan bahsederken, anılarının iyi bir film için kurgusal bir hikâye işlevi görebileceğini düşündüğünü ve bunlardan bir miktar mali kazanç elde edebilirse çok mutlu olacağını söylüyor.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.