Irak hükümeti uyuşturucuyla mücadelede sınıfta kaldı

Irak’taki güvenlik açığı, uyuşturucu ticaretinin artmasına neden oldu (Getty)
Irak’taki güvenlik açığı, uyuşturucu ticaretinin artmasına neden oldu (Getty)
TT

Irak hükümeti uyuşturucuyla mücadelede sınıfta kaldı

Irak’taki güvenlik açığı, uyuşturucu ticaretinin artmasına neden oldu (Getty)
Irak’taki güvenlik açığı, uyuşturucu ticaretinin artmasına neden oldu (Getty)

Ahmed Suheyl
Gençler arasında uyuşturucu bağımlılığı ve yaygın ticaret olgusu hususunda rekor sınırlara ulaşan Irak’ta, uyuşturucu sorunu artıyor. Bu durum ise ülkeyi, uzmanların ‘terörizmden daha tehlikeli’ olarak nitelendirdiği bir ikileme sürüklüyor.
Çoğu durumda resmi kurumlar, bu sorunu çözemezken, gözlemciler ve politikacılar da birden fazla vesileyle bu ticaretin silahlı milisler ve etkili siyasi partiler tarafından yürütüldüğüne değiniyor.

2003 yılından sonra kötüleşen bir sorun
Irak’ta uyuşturucu sorunu, 2003’teki ABD işgalinden sonra daha da kötüleşmeye başladı. İşgal öncesinden Irak, bu madde için bir geçit olarak sayılıyordu. Ancak ülkenin tanık olduğu güvenlik açığı, bu maddenin ticaretinin genişlemesine ve daha önce görülmemiş sınırlara ulaşmasına neden oldu.
Irak’taki uyuşturucu meselesini takip etmekle ilgilenen gözlemciler ve örgüt başkanları, resmi çabaların maddenin geniş yayılım boyutuyla orantılı olmadığını belirtti. Gözlemciler, meselenin, etkili siyasi partiler ve silahlı milislerle olan ilişkileri nedeniyle, küçük tüccarlarla mücadele ve bu işle ilgilenen ana kişileri yargılama ile sınırlı olmadığını dile getirdi. Aynı şekilde sınır geçişleri konusunun çözülememesinin de özellikle İran’ın Irak’a en büyük uyuşturucu girişi kaynağı olması nedeniyle bu meselenin önündeki en büyük engellerden biri olduğu kaydedildi.

Yüksek bağımlılık oranları ve uyuşturucu depoları
“Başlangıç, çalıştığım okuldaki artan uyuşturucu kullanıcılarının sayısını fark etmemle oldu”. “Uyuşturucusuz Irak’ kuruluşu Başkanı İnas Kerim, uyuşturucuyla mücadele çalışmalarının başlangıcını bu cümleyle özetledi.
Kerim, “Başlangıçta, uyuşturucu kullanan bir dizi öğrencinin tedavisine yardımcı oldum ve ardından örgütü daha geniş ölçekte çalışmak için kuruluşu kurmaya başladım” dedi.
Yetkili, “Irak’ta uyuşturucunun yayılma riskleri, özellikle bağımlıların takibi ve toplum üzerindeki etkileri açısından terörizm risklerinden daha az değildir” ifadelerini kullandı.
Kuruluş Başkanı, “Uyuşturucu kullanım oranları, bazı yaş gruplarında yüzde 40’ı aşan oranlarla, giderek daha endişe verici hale geliyor. Uyuşturucu madde kullanan yaş grubu 15 ile 35 yaştır arasıdır. Ancak bağımlılık tedavi merkezlerinde en büyük yüzde 17- 25 yaşları arasındadır” dedi.
Bazı kafelerin, uyuşturucuların tanıtıldığı yerler haline geldiğini söyleyen İnas Kerim, “Gençleri bağımlılığa çekmek için bu maddeleri, müşterilere sormadan nargilelere koyanlar var. Narkotikle Mücadele Müdürlüğü her dönem bu kafelere baskın yapıyor ama kafelerin sayıları sürekli artıyor” değerlendirmesine bulundu.
Divaniye Valisi Zuheyr eş-Şaalan, 29 Ekim’de bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, şehirdeki gençler arasında uyuşturucu kullanım oranının yüzde 40’ı aştığını belirtmişti.

Bağımlıların, tedavi merkezlerine erişimlerinin önündeki engeller
Yaygın uyuşturucu kullanımına rağmen, bir şehirden diğerine farklılık gösteren uyuşturucu kullanıcılarının yüzdelerine ilişkin kesin bir resmi istatistik bulunmuyor. Çoğu bağımlı, maruz kalabilecekleri yasal cezalar nedeniyle tedavi merkezlerine gitmemeyi tercih ediyor. Bu durum da insan hakları kuruluşlarını ve resmi kuruluşları, uyuşturucu kullanıcılarını tedavi merkezlerine gitmeye teşvik etmek amacıyla Irak hükümetine cezaları kaldırmaları için çeşitli tavsiyelerde bulunmaya yöneltti.
Kerim’e göre toplumsal damgalama ve yasal cezalar, bağımlıları bağımlılıklarını tedavi etmek için tıbbi kurumlara gitmemeye caydıran en büyük etken. İnas Kerim, “Bazı bağımlılar, kullanıcıyı kurban olarak değil suçlu olarak gören ağır cezalardan korktukları için tedavi görmüyorlar” dedi.
Kuruluş tarafından sağlanan istatistiklerle ilgili olarak Kerim, “Basra vilayeti ister uyuşturucu kaçakçılığı ister kötüye kullanım olsun odak noktasında bulunuyor. İran’a olan yakınlığı ve bu malzemelerin buraya kaçakçılığının devam etmesi nedeniyle bu maddelerin, diğer şehirlere yönelik en büyük çıkış noktası haline geldi” ifadelerini kullandı.
Yetkili, “Uyuşturucu kullanımı ile aile içi şiddet vakalarındaki artış arasında yakın bir bağlantı vardır. Öyle ki geçtiğimiz aylarda uyuşturucu kullanımıyla ilgili beşten fazla şiddet vakası belgelendi” dedi.
En büyük sorunun Irak’taki uyuşturucu ticaretinin ‘siyasi partiler ve nüfuzlu isimlerle’ bağlantılı olması olduğuna inandığını belirten Kerim, “Uyuşturucu ile mücadele kurumları ise küçük kaçakçıları tutuklamaktan memnun” dedi.

Suçlular mı yoksa kurbanlar mı?
‘Metamfetamin’, esrar ve yerel olarak ‘0-1’ olarak adlandırılan Fenetilin gibi psikotropik maddeler de dahil diğer narkotik maddelerin yanı sıra Irak’ta en rağbet gören madde olarak sayılıyor. Irak İnsan Hakları Komisyonu’na göre, bu maddelerin kötüye kullanımı gençler arasında, özellikle 17 ila 35 yaş arasındaki gruplarda yaygın.
Irak hukukunda uyuşturucu kaçakçılığına verilen cezalar idama kadar gidiyor. Bu maddeleri kötüye kullananlara gelince cezalar, 1 yıldan az olmamak ve 3 yılı geçmemek üzere hapis ve beş milyon dinardan az ve on milyondan fazla olmamak üzere para cezasıdır. Mahkeme, kanunlarda öngörülen cezayı vermek yerine bağımlılığı kanıtlanmış bir kişiyi sağlık kurumlarına yerleştirebilir veya psikososyal kliniklere yönlendirebilir.
Yasa, mahkemelere cezayı kaldırma ve yerine kişiyi teavi merkezlerine gönderme hakkı vermesine rağmen, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), bazı uyuşturucu kullanıcılarının yasal prosedürlerden geçme zorunluluğu nedeniyle teslim olmaktan korktuğunu dile getirdi.
OHCHR üyesi Ali el-Bayati, “Uyuşturucu madde bağımlılarının tedavisi ancak güvenlik servislerinden geçilerek yapılabilir. Uyuşturucu kullanıcılarıyla kurban olarak değil suçlu olarak ilgilenmek, yasal ceza korkusuyla tedavi merkezlerine başvurmalarının önündeki en büyük engellerden biridir” açıklamasında bulundu.
Bayati, “OHCHR tarafından yürütülen psikolojik tedavi hususundaki bir kampanyaya, tedaviye ihtiyacı olan yaklaşık 100 kullanıcı dahil olmak üzere bin 400 kişi katıldı. Ancak yasal cezalardan korktukları için durumlarını saklıyorlar” diyerek, ‘yanlış’ olarak nitelendirdiği yasayı değiştirme gerekliliğine dikkati çekti.

Ailevi suç ve intihar arasında bağlantı
Irak’ta aile içi şiddet vakaları, özellikle onları engelleyecek bir yasanın çıkarılamaması ve Asaib Ehlil Hak örgütü lideri Kays Hazali olmak üzere İran ile bağlantılı milis liderlerinin yasanın yürürlüğe girmesini engellemesi nedeniyle Irak’ta önemli ölçüde arttı.
Gözlemciler ve araştırmacılar, şiddet ve aile suçlarındaki artışı madde bağımlılığının yayılmasıyla ilişkilendiriyor. Birçok defa da aile cinayetlerinin uyuşturucu madde kullanımıyla bağlantılı olduğu söylendi. Öyle ki bu duruma verilecek son örnek, birkaç gün önce Bağdat’ta iki genç kadının erkek kardeşleri tarafından öldürülmesi oldu.
Bu hususta Ali el-Bayati, “Bu suçlarla ilgili soruşturmalar sonucunda bize ulaşan bilgiler sayesinde birçok failin, uyuşturucu maddelerin etkisi altında olduğu ortaya çıktı” dedi.
Bayati, “Son yıllarda artan bir dizi intihar da madde bağımlılığı ile bağlantılı” ifadelerini kullandı.
Irak’ta yaygın uyuşturucuya rağmen bu meseleyle ilgilenen devlet kurumları, duruma felaketin boyutuyla orantılı bir şekilde ilgi göstermiyor. Bayati’ye göre “Irak’taki uyuşturucu meselesi, terörden daha tehlikeli hale geldi.”
Bayati, zayıf devlet kontrolünden dolayı bazı eczanelerin yasaklı ve uyuşturucu madde tanıtımına katkı sağlamasının da konuyla ilgili başka bir sorun olduğunu vurguladı. Ali el-Bayati, “Irak artık bir ithalatçı veya uyuşturucu için bir kanal değildir. Aksine çoğunun üreticisidir” dedi.
OHCHR, eski tarihli bir açıklamasında 2018 yılı uyuşturucu kaçakçılığı ve bağımlılığı davalarında tutuklanan ve hüküm giyenlerin sayısının, 9 bin 328 olduğunu ve 2019’da 6 bin 407 vaka kaydedildiğini duyurmuştu. 2020 yılı başından geçen Eylül ayına kadar sayıları, Kürdistan bölgesi hariç 4 bin 594’e ulaştı.

Cezaları değiştirme çabaları
Öte yandan Irak İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Halid el-Muhanna, aile içi şiddetin nedenlerinden birinin de ‘bağımlılık ve uyuşturucu kullanımı’ olduğunu dile getirdi. Muhanna, “Madde bağımlılarının sayısı artmaya devam ediyor. Ve bu sorun, Irak toplumunun karşı karşıya olduğu ciddi tehditlerden biri olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.
İçişleri Bakanlığı’nın iki çerçevede faaliyet gösterdiğini söyleyen sözcü, “Birincisi, kaçakçıların yakalanması ve yüzlerce kilogram maddenin ele geçirilmesini sağlayan büyük çaplı operasyonların gerçekleştirilmesi ile ilgili. İkincisi ise halkı, uyuşturucu bağımlılığının tehlikeleri konusunda bilinçlendirmek ve eğitmekle ilgili” dedi.
Uyuşturucu kullanıcılarıyla hukuki açıdan ilgilenme hususunda ise Halid el-Muhanna, “Irak, uyuşturucu kullanıcısını suçlu bulan ülkelerden biridir. Ancak uyuşturucu kullanıcılarının rahatlatılması, sanık olmaktan çıkarılması ve tedavi kliniklerine sevk edilmesi için İçişleri Bakanı’na sunulan raporlar ve çalışmalar mevcut” diyerek, uyuşturucu kullanıcılarına müsamaha gösterme yaklaşımının ise hala incelendiğini dile getirdi.

Ekonomik ve toplumsal sorunlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde Sosyal hizmetler uzmanı Vasik Sadık, uyuşturucu bağımlılığının yayılmasının nedenlerini Irak’ın yaşadığı ekonomik, toplumsal ve siyasi sorunlara bağladı. Sadık, “Yoksulluk, işsizlik ve sosyal gelişim programlarının yokluğu, birçok gencin bağımlılığa doğru itilmesine katkıda bulunan faktörlerdir” dedi.
Araştırmalarının çoğunun, Irak’taki birçok aile içi şiddet olayının uyuşturucu kullanımıyla bağlantısı olduğunu ortaya çıkardığına dikkati çeken Vasik Sadık, “Bu olgu, ticaretinin yaygınlığı nedeniyle Irak’ın güney bölgelerinde artıyor” ifadelerini kullandı.
Sadık, ülkedeki uyuşturucu kullanımının yaygın olmasının ‘bazı güvenlik kurumlarını etkileyen ihmal ve yolsuzluktan, ayrıca sınır çıkışları ve eczaneler üzerinde hükümet denetiminin olmamasından’ kaynaklandığını dile getirdi.
Uzman, “Farkındalık yaratma ve eğitim programlarının olmaması, ülkedeki gerginliklerin devam etmesi gençler arasında uyuşturucu kullanımı riskini artıran faktörlerdir” dedi.

Bir kez daha İran
Raporlar, Irak ve İran arasındaki Basra vilayetindeki Şalamceh sınır geçidinin ülkedeki en önemli uyuşturucu kaçakçılığı noktası olduğunu gösteriyor.
Önde gelen siyasetçilere, gazetecilere, silahlı milislere ve İslamcı partilere yönelik, Irak’taki uyuşturucu kaçakçılığı ve ticareti faaliyetlerinin arkasında bulundukları suçlamaları yapılmaya devam ediyor.
Siyaset Bilimci Prof. Dr. Kahtan el-Hafaci, “İran, Irak’ta uyuşturucu kaçakçılığına iki amaç için bel bağlamış durumda. İlki Iraklı gençleri ulusal endişelerinden uzaklaştırmakla ilgili. Diğeri ise kendisiyle bağlantılı silahlı grupları yönetmesini sağlayacak finansal kaynaklar sağlamakla ilgili” dedi.
Bağdat’taki çok sayıda içki dükkanının bombalanması ile bağlantılı olarak ise Iraklı gazeteci Ahmed el-Edhemi, 12 Aralık’ta “Irak’taki içki dükkanlarını bu kadar geniş çaplı bir eylemle havaya uçurmak Allah sevgisi ya da şeriat uygulaması değildir. Aksine milislerin önemli ve ana gelir kaynağı olan uyuşturucu pazarını ve ticaretini canlandırmayı hedefliyor” ifadelerini kullanmıştı.
Twitter üzerinden açıklama yapan Edhemi, “Ey Mustafa el-Kazimi, onları baltalamak konusunda ciddiysen, o zaman uyuşturucuyu ve satıcılarını engellemek zorundasın” dedi.
Ekim 2017’de Irak parlamento üyesi Faik Şeyh Ali, parlamento binasında düzenlediği basın toplantısında, Şii İslamcı partilere bağlı silahlı milislerin, hint keneviri yetiştirilmesi yoluyla ülkenin güney bölgelerinde uyuşturucuların yayılmasına katkı sağladığını açıkladı.
“İslamcı partiler, uyuşturucu ticaretine yer açmak için alkollü içeceklerin yasaklanması yönünde oy kullandı” diyen Faik Şeyh Ali, uyuşturucuların ve hint keneviri tohumlarının İran’dan ithal edildiğine dikkati çekti.
Toplumun karşı karşıya olduğu en önemli ikilemlerden biri haline gelen Irak’taki uyuşturucu sorununun çözülmesi, henüz ortaya koyulamayan siyasi iradeye bağlı gibi görünüyor. Bu iradenin yokluğu, güvenlik yetkililerinin bu meseleyi çözme çabalarını engelliyor.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.