Trablus ve Kahire tekrar köprü kurmayı başarabilecekler mi?

Libyalılar, eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen ayaklanmanın dokuzuncu yıl dönümünde ulusal bayrağı dalgalandırıyor. (AFP)
Libyalılar, eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen ayaklanmanın dokuzuncu yıl dönümünde ulusal bayrağı dalgalandırıyor. (AFP)
TT

Trablus ve Kahire tekrar köprü kurmayı başarabilecekler mi?

Libyalılar, eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen ayaklanmanın dokuzuncu yıl dönümünde ulusal bayrağı dalgalandırıyor. (AFP)
Libyalılar, eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen ayaklanmanın dokuzuncu yıl dönümünde ulusal bayrağı dalgalandırıyor. (AFP)

Zayed Hediye
Mısırlı resmi bir heyetinin Libya başkentini ziyaret etmesiyle alevlenen tartışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Yıllardır türünün ilk örneği olan bu ziyaret, Mısır yönetimi ile Ulusal Mutabakat Hükümeti arasındaki ilişkilerde uzun süren kopukluk ve büyük gerilimlerin ardından gerçekleşti.
Hakkında analizlerin ve açıklamaların yapılmaya devam edildiği ziyaretin siyasi arka planında, yakınlaşmaya yönelik bir hazırlık söz konusu olabilir. Elde edilen bilgilere göre ziyaret, Libya açısından zaten istikrarlı olmayan durumun iyileştirilmesine ve gelişmesine bağlı kalmak için iki taraf arasında güven köprülerini inşa etmenin yolunu açtı.
Ziyaret sırasında iki tarafın üzerinde anlaştıkları en önemli başlıklar, ekonomik ilişkilere bir an önce devam etme ve aralarında Kaddafi'nin son yıllarında imzalanan ‘Dört Özgürlük’ de olmak üzere birçok askıya alınmış anlaşmayı canlandırma oldu.

Dört Özgürlük Anlaşması nedir?
1990’lı yılların başında Mısır ile Libya arasında imzalanan Dört Özgürlük Anlaşması, iki ülke vatandaşlarına her iki ülkede de ‘ikamet etme, çalışma, seyahat ve mülk edinme’ hakkı veren, giriş vizesine ihtiyaç duymadan seyahat ve ikamet özgürlüklerinin yanı sıra çalışma ve mülk sahibi olma hakkını sağlayan ortak bir pakettir.
Libya, 2009 yılının haziran ayında Mısırlılara topraklarına giriş vizesi uyguladığı için Kaddafi rejiminin düşüşünden iki yıl önce anlaşmayı ihlal eden ilk ülke oldu. Karar, o dönemde Mısırlı yetkilileri kızdırdı. Söz konusu karar anlaşmanın içeriğinin geçersiz olduğunu düşündürdü.
Söz konusu dönemde Libya hükümetinin aldığı 218 sayılı kararda ‘yalnızca diplomatlar, iş insanları ve hükümet ziyaretçilerinin Libya'ya giriş vizesi almaktan muaf oldukları, diğer Mısır vatandaşlarına ise bu üç kategorinin dışında uygulama yapılacağı’ belirtildi.
Kaddafi rejimi bundan yıllar önce, Mısır Çalışma Bakanı Aişe Abdulhadi ve Libya Çalışma Bakanı Muhammed Matuk'un imzaladığı bir anlaşmada, 2004 yılından itibaren Mısırlı işçilere çok sayıda kısıtlama getirdi. Anlaşmaya göre Mısırlılar, işverenin Libya makamlarından işçi getirmek için onay alması şartıyla, Kahire'deki Libya büyükelçiliği ve İşgücü Bakanlığı'nda belgelenen iş sözleşmeleri yoluyla istihdam edilebileceklerdi.
Bu, Libya'da çalışma sözleşmeleri belgelenmemiş Mısırlılar karşısında kara sınırlarının kapanmasına yol açtı. Noter tasdikli iş sözleşmesi olmayan hiçbir Mısırlının hava yolculuğu dışında Libya'ya gitmesine izin verilmedi.
Karar sırasında Libya, Mısırlı yetkililere ‘amacının göçmen işçileri devletin çıkarları doğrultusunda örgütlemek ve o dönemde başta İtalya olmak üzere Akdeniz'deki Avrupa ülkeleri için endişe kaynağı haline gelen yasa dışı göç olgusuna karşı çıkmak olduğunu’ iletti.

İki devrimden sonra
'Libya ve Mısır devrimlerinin patlak vermesi, Muammer Kaddafi ve Hüsnü Mübarek rejimlerinin devrilmesinin ardından iki ülke vatandaşlarına seyahat konusunda getirilen kısıtlamalar kaldırıldı. Söz konusu kısıtlamalar nedeniyle Dört Özgürlük Anlaşması'nın sekteye uğramasının ardından her iki tarafa yeniden uygulanan vizeler iptal edilmişti.
Ancak sonraki yıllarda iki ülkede yaşanan olaylar yüzünden meydana gelen gelişmeler, özellikle Mısırlı yetkililer, siyasi İslamcı gruplar ve ülkedeki aşırılık yanlısı örgütler arasında meydana gelen çatışmalar etkisini gösterdi. Mısır'ın batı komşusunda güvenlik durumunun görülmemiş ölçüde bozulması, Libya'da DEAŞ’ın ortaya çıkması ve genişlemesi, ortak sınırlara yakın üs kurması, özellikle de Derne'deki üsleri, Kahire'yi, tamamen güvenlik nedenleriyle Libyalıların kendi topraklarına girişine getirilen kısıtlamaları sıkılaştırmaya sevk etti.
2015 yılında, Mısır İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göçmenlik ve Vatandaşlığa Geçiş Hizmeti, 18 ila 50 yaş arasındaki Libya vatandaşlarına giriş vizesi uygulamayı kaldıran bir karar çıkardı. Mısırlı yetkililer, 2017 yılının ağustos ayında, anneleri Mısırlı olan Libyalılarının kısıtlama olmaksızın Mısır topraklarına girmesine izin verirken vizesiz giriş uygulamasının da 18-45 yaş aralığına indirdi.

Uygulama zorluğu
Libyalı Ekonomi ve Siyaset Bilimi Profesörü Ali el-Fayadi, Libya’da durum tamamen istikrara kavuşmadan Mısır ile arasındaki Dört Özgürlük Anlaşması’nı uygulamanın zor olduğu görüşünde. Ayrıca Libya ve Mısır taraflarının bu konuda, özellikle de hareket özgürlüğü konusunda mutabık kaldıklarına bağlılık göstermelerini sağlayan birleşik bir hükümet ve seçim yoluyla gelen kişilerle ilgili bir anlaşmaya ulaşılmaksızın uygulanabileceğine inanmıyor. Çünkü Libya ve çevresinde halen terör örgütleri tehdidi mevcut. Fayadi, önceki yıllara göre azalmış olmasına rağmen Libyalı veya yabancı radikallerin bireysel faaliyetlerinin durmadığına dikkat çekti.
Ali el-Fayadi açıklamalını şöyle sürdürdü:
“Mısır vatandaşları ve yatırımcıları için mülkiyet özgürlüğü, Libya'da silahların çoğalması ve savaş ve hırsızlık konusunda uzmanlaşmış grupların varlığı nedeniyle güvenlik tehlikeleri altında. Bu nedenle Libyalı yetkililerden açık garantiler olmadan bu hükmün uygulanmasının uzak bir hayal olarak kalacağını düşünüyorum.”

Beklemedeki Anlaşmalar
Aynı bağlamda Mısırlı bir heyetin geçtiğimiz pazar günü Trablus’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Libya ve Mısır tarafından yapılan açıklamalarda, birkaç yıl önce imzalanan ancak iki ülkedeki siyasi ve güvenlik koşulları nedeniyle uygulanması konusunda engellerle karşılaşılan birçok anlaşmanın etkinleştirildiği duyuruldu. Bu anlaşmalardan en önemlisi, 3 Temmuz 2008 tarihinde Kahire'deki Mısır-Libya Yüksek Komitesi hakkında olandı. Bu, iki ülke arasında ekonomik iş birliği için imzalanan stratejik bir anlaşmaydı.
Anlaşma, ortak yatırım projelerinin belirlenmesi, Mısır'daki Libya yatırımlarının değerinin ödenmesi, en önemlisi de Nil'in sularına ve Yeni Vadi'deki Farafara toprakları ve yer altı sularına bağlı olan ‘Toshka’ projesinin dördüncü kolu olmak üzere çeşitli projelerle Mısır'a yaklaşık 8 milyar dolarlık yatırım fırsatı sunulmasını içeriyordu. Ayrıca Tobruk'tan İskenderiye'ye doğalgaz boru hattı kurulması ve İskenderiye'nin batısında Libya finansmanıyla petrol rafinerisi kurulması konusunda da bir anlaşamaya varılmasını öngörüyordu. Yine 2008 yılı sonunda Mersa Matruh'dan Tobruk'a ortak bir serbest sanayi ve hizmet bölgesi kurulması, Mısır'da üç enerji projesine 5 milyar Libya doları yatırım yapılması ve burada 500 akaryakıt istasyonu açılması kararlaştırılmıştı.
Söz konusu projelerin çoğu geçtiğimiz yıllarda askıya alınmış olsa da anlaşmalar iptal edilmedi. Bu anlaşmalar, kendileri için hayati olması ve iki ülkenin ekonomilerine muazzam bir destek vermesi dolayısıyla geçtiğimiz yıllarda iki ülkedeki koşulların iyileştirilmesini beklediler. Ancak Libya arenasında Mısır'a yeni rakiplerin ortaya çıkması ve Kahire ile imzalananlarla kesişen anlaşmalar, bunun canlanmasını büyük bir sorun haline getiriyor.



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.