İngiltere, Kaddafi ve Saddam ile ilgili gizli belgeleri yayınladı

John Major, Irak Cumhurbaşkanı ile savaşa girmek yerine “aşağılayıcı bir şekilde vazgeçmeyi” tercih etmiş ve Clinton’ın Lockerbie saldırısında Muammer’e karşı yaptırımlarda bulunmasına karşı çıkmıştı.

İngiltere, Lockerbie saldırısında Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ile aralarında gerçekleşen görüşmeleri ortaya çıkardı (Getty Images)
İngiltere, Lockerbie saldırısında Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ile aralarında gerçekleşen görüşmeleri ortaya çıkardı (Getty Images)
TT

İngiltere, Kaddafi ve Saddam ile ilgili gizli belgeleri yayınladı

İngiltere, Lockerbie saldırısında Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ile aralarında gerçekleşen görüşmeleri ortaya çıkardı (Getty Images)
İngiltere, Lockerbie saldırısında Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ile aralarında gerçekleşen görüşmeleri ortaya çıkardı (Getty Images)

Gizliliği kaldırılan hükümet dosyaları İngiltere’nin, 1996 yılında ABD Başkanı Bill Clinton’ın, Muammer Kaddafi döneminde Lockerbie saldırısının faillerini teslim etmeye çalışan Libya’ya yönelik Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarını genişletme girişimine karşı çıktığını ortaya koydu.

Lockerbie Saldırısı
AFP’nin haberine göre, Ulusal Arşiv tarafından ortaya çıkarılan ve 1995 ila 1996 yıllarını kapsayan Bakanlar Kurulu’nun ofis yazışmalarına göre Londra, genişletilmiş BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarının, krallığın başta petrol üretim malzemeleri olmak üzere Libya’ya yaptığı yıllık 230 milyon dolarlık ihracatını etkileme ihtimalinden dolayı endişe duyuyordu.
Dönemin Başbakanı John Major, ABD başkanının İngiltere’ye destek göstermesi çağrısında bulunmasının ardından 1995 yılının sonlarında Clinton’a bir mektup yazarak yeni bir kararı onaylamasını engellemeye çalışmıştı.
21 Aralık 1988 yılında Pan Amerikan Havayollarına ait bir Boeing 747 tipi uçağın patlatılması sonucunda aralarında 190 ABD’linin bulunduğu 270 kişi hayatını kaybetmişti. İngiltere’nin Lockerbie kasabasından 11 kişi de yerde hayatını kaybetmişti.
GettyImages-115091742.jpg
21 Aralık 1988 yılında Pan Amerikan Havayollarına ait bir Boeing 747 tipi uçağın patlatılması sonucunda 270 kişi hayatını kaybetmişti (Getty)

Sanıkların teslimi
1991 yılında ABD ve İskoçya yargısı, Libya istihbarat üyeleri Abdülbasit el-Megrahi ve Emin Halife Fehime’ye saldırıya karıştıklarına dair suçlamalarda bulunarak hakların tutuklama kararı çıkarmıştı.
ABD o dönem Libya’ya şüphelileri kendi topraklarında ya da ABD’de yargı önüne çıkarmak için teslim etmesi çağrısında bulunurken Libya da “tarafsız” bir mahkeme olması çağrısında bulunuyordu.
Ortaya çıkarılan belgelerde İngiltere’nin Libya’nın şüphelileri teslim etmeyeceğini düşündüğü görülüyor.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Richard Stagg’in 1995 yılının Kasım ayında John Major’ın Özel Sekreteri Roderic Lyne’e yazdığı mektupta “İki sanığın yargılanmasını ve cezalandırılmasının güvence altına alınmasını temenni ediyoruz. Ancak Kaddafi’nin onları teslim etme olasılığı yok denecek kadar az” ifadelerini kullanmıştı.
İngiltere yaptırımları reddediyor
Bir diğer mektup 1996 yılının Şubat ayında Major’un özel sekreteri Edward Oakden’e yazılmış ve söz konusu mektupta ABD’lilerin BM Güvenlik Konseyi’nden yeni bir karar çıkması için yapılan çağrılar yüzünden “davaya geri döndüğü” ifade edilmişti.
Malcom Rifkind’in özel sekreteri Sam Sharpe, “Dışişleri Bakanı (Rifkind), ABD’yi yeni bir karara varma konusunda desteklemememiz gerektiğine karar verdi” ifadelerini kullanmıştı.
Sharpe “hem Hazine hem de Ticaret ve Sanayi Bakanlığı içerisinde BM’in uyguladığı yaptırımların rejiminin genişletilmesine karşı “güçlü bir itiraz” olduğunu ifade etmişti.
Sharpe “Bu aynı zamanda İngiltere’nin 1995 yılında, yaklaşık 110 milyonu petrol sektörüyle ilgili olan ve toplamda 230 milyon sterlinden fazla olduğu tahmin edilen Libya’ya yönelik ihracatını da doğrudan etkileyecek” demişti.
Aynı zamanda İngiltere, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin uygulamayı destekleme olasılığından şüphe duyuyordu ve Fransa’nın da aynı görüşte olacağını umuyordu.
Sharpe “İngiltere, yeni bir karar kabul ederek ABD’nin hedefini engellemekten kaynaklanan her türlü suçun sadece bize değil Fransızlara da düştüğünden emin olmalı. Umduğumuz en ideal şey en azından Fransızların suçtan adil pay alması” demişti.
Clinton, 1996 yılının Ağustos ayında Libya ve İran’a yoğun bir şekilde yatırım yapan yabancı şirketlere yaptırım uygulanmasını öngören bir ABD yasasına imza atmıştı.

Irak ile savaş korkusu
Libya’dan Irak’a dönünce; İngiliz belgeleri aynı zamanda Londra’nın John Major döneminde ABD öncülüğünde Irak’a karşı başka bir savaşa sürüklenme ihtimalinden korktuğunu ve Kürt müttefiklerini terk etmeyi düşündüğünü gün yüzüne çıkardı.
Ulusal Arşiv, 1995 ve 1997 yılları arasında John Major’ın görev süresinin son yıllarına dayanan birçok belgeden biri olan bu gizli mektubu ilk kez yayınladı.
Söz konusu mektuba göre Major’un özel sekreteri John Holmes, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in güçlerinin Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesinin kontrolünü ele geçirmesi durumunda “ABD’lilerin geniş çaplı bir askeri misilleme girişiminde bulunabileceğine” dair uyarıda bulundu.
Holmes’un 1996 yılının Kasım ayında ABD Başkanı Bill Clinton’un döneminde Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Warren Christopher ile ikili bir toplantı gerçekleştirmeden önce bu tip bir askeri operasyonu “basitçe destekleyemeyceklerini” yazdığı ortaya çıktı.
ABD ve aralarında İngiltere’nin de bulunduğu müttefikleri, Kürtlerin kontrolündeki Irak’ın kuzeyinde güvenli bir sığınak oluşturmuş ve bölgeyi uçuşa kapatmıştı.
GettyImages-150329631.jpg
1988 Lockerbie saldırısından bir kare (Getty Images)

Kürtlerden vazgeçme
Kürt gruplar arasında çatışmalar yaşandığı ve Bağdat’ın bir grubu diğerine karşı desteklediği bir sırada bölge, Irak güçlerinin kontrolü altına girme tehdidi ile karşı karşıya kalmıştı. Bundan aylar önce Irak Cumhurbaşkanı Irak’ın kuzeyine geniş çaplı bir saldırı başlatmış ve bu da ABD’nin hava saldırılarını beraberinde getirmişti.
Holmes o dönemde yazdığı mektupta “Bu bizim için büyük bir siyasi çıkmaz demek. Biz ve ABD’liler için gerçek olan şey Irak’ın kuzeyinden vazgeçmek zorunda olmamız olabilir” ifadelerini kullanmıştı.
Söz konusu mesaj, Londra’nın o zamanlar geniş çapta daha fazla askeri harekat yapılmasını istemediğini gösteriyor.
Holmes aynı zamanda ABD’nin böyle bir savaşa girmeye gücünün yetmeyeceğine işaret etmişti ve Irak’ın kuzeyinden vazgeçmenin “aşağılayıcı” olacağını ifade ederek “Ancak başka bir seçeneğimiz olmayabilir. Bizden hiç kimse kuzeyde Saddam’ı durdurmak için gerçek bir askeri çaba harcamaya ya da kaynak tahsis etmeye hazır değil ve bunu yapmaya çalışırsak koalisyonu kaybedebiliriz” demişti.
Aynı zamanda Holmes bundan Clinton yönetiminin haberinin olmamasını tavsiye etmiş ve “ABD’yi geleceğe dair varsayımsal bir durumda destekleyemeyeceğimizi şu an kabul etmek oldukça zor olacak” demişti.
1990 yılının Ağustos ayında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesine misilleme olarak 1. Körfez Savaşı’nın başladığı sırada Major’dan önce başbakanlık koltuğunda Margaret Thatcher oturuyordu.
Major 1990 yılının Kasım ayında başbakanlık koltuğuna oturdu ve Irak’a karşı ABD ve diğer ülkelerin katılımıyla oluşturulan uluslararası koalisyona İngiliz güçlerinin de katıldığı 1991 yılının Şubat ayına kadar süren çatışmada ülkeyi yönetti.
İngiltere’nin ana muhalefet partisi olan İşçi Partisi, Tony Blair liderliğinde 1997 seçimlerinde Major’ın muhafazakar partisine karşı büyük bir zafer kazandı.
Daha sonra Blair 2003 yılında ABD Başkanı George W. Bush’a Irak’a saldırı düzenlerken destek verdi.  George W. Bush’un babası George H. W. Bush da 1. Körfez Savaşı’nın patlak verdiği sırada başkanlık yapıyordu.
Blair ve Bush, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu iddia ediyordu ancak bunların hiçbiri bulunamadı. Saddam Hüseyin en nihayetin 2006 yılında tutuklanarak yargılanıp idam edildi.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.


İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırıları sonucu dört Filistinli hayatını kaybetti

Yaralıları taşıyan araçlar, Han Yunus’taki Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) merkezinden ayrılıp Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’na doğru yola çıktı. (EPA)
Yaralıları taşıyan araçlar, Han Yunus’taki Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) merkezinden ayrılıp Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’na doğru yola çıktı. (EPA)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırıları sonucu dört Filistinli hayatını kaybetti

Yaralıları taşıyan araçlar, Han Yunus’taki Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) merkezinden ayrılıp Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’na doğru yola çıktı. (EPA)
Yaralıları taşıyan araçlar, Han Yunus’taki Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) merkezinden ayrılıp Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’na doğru yola çıktı. (EPA)

Dört Filistinli dün Gazze’ye düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybetti. Filistinli yetkililer, saldırılarda sivillerin hedef alındığını belirtirken, İsrail ordusu vurulan kişilerin ‘tehdit oluşturan militanlar’ olduğunu açıkladı.

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü Sözcüsü Mahmud Basal, sabah saatlerinden bu yana iki ayrı noktada düzenlenen saldırılarda dört kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi. Açıklamaya göre, saldırılar Gazze’nin doğusundaki et-Tuffah ve ez-Zeytun mahallelerinde sivil grupları hedef aldı.

El-Ehli Baptist Hastanesi, et-Tuffah mahallesindeki Şeva Meydanı’nda bir grup sivile yönelik saldırı sonucu iki kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Şifa Hastanesi ise ez-Zeytun mahallesinin doğusunda insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen saldırıda iki kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

İsrail ordusu AFP’ye yaptığı açıklamada, ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından geri çekildiği ‘sarı hat’ bölgesinde dört silahlı kişiyi tespit ettiğini ve ‘tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla’ bu kişilerin hedef alındığını bildirdi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise yaptığı açıklamada, İsrail’in saldırılarla Gazze Şeridi’ndeki gerilimi tehlikeli biçimde tırmandırdığını savundu. Kasım, sabah saatlerinde dört gencin öldürülmesinin ateşkes anlaşmasının açık ihlali olduğunu ifade etti.

Açıklamada ayrıca, İsrail’in arabulucuların çabalarını dikkate almadığı öne sürülerek, garantör ülkelerin saldırıların durdurulması ve Gazze Şeridi’ne yönelik ablukanın kaldırılması için harekete geçmesi çağrısında bulunuldu.

Öte yandan İsrail ordusu, çarşamba günü düzenlenen ayrı bir operasyonda, Hamas’ın Han Yunus Tugayı askeri istihbarat sorumlusu olduğu belirtilen Muhammed Ebu Şehla’nın öldürüldüğünü açıkladı.

İsrail ordusu, Muhammed Ebu Şehla’nın savaş sırasında tugayın üst düzey komutanlarına istihbarat subayı olarak görev yaptığını ve Ekim 2023’te Han Yunus bölgesinde düzenlenen saldırının planlanmasına katıldığını öne sürdü.

Gazze Şeridi’ndeki İçişleri Bakanlığı ise pazar günü yaptığı açıklamada, Gazze’nin orta kesimindeki ez-Zevayide beldesinde bir araca düzenlenen İsrail hava saldırısında 9 Filistinli polis memurunun hayatını kaybettiğini duyurdu.

Söz konusu saldırılar, Refah Sınır Kapısı’nın sınırlı sayıda hasta için yeniden açıldığının açıklanmasının ardından geldi. Bu, kapının geçen ay sonunda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında kapatılmasından bu yana ilk açılışı oldu.

İsrail ile Hamas, birbirlerini, yaklaşık iki yıl süren savaşın ardından 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesi ihlal etmekle suçluyor.