Suikast düzenlemek için Suriyeli mülteci kılığına giren Alman subayın hikayesi

Franco'nun iç savaşa hazırlık olarak yiyecek ve silah depoladığı sığınağı. (The New York Times)
Franco'nun iç savaşa hazırlık olarak yiyecek ve silah depoladığı sığınağı. (The New York Times)
TT

Suikast düzenlemek için Suriyeli mülteci kılığına giren Alman subayın hikayesi

Franco'nun iç savaşa hazırlık olarak yiyecek ve silah depoladığı sığınağı. (The New York Times)
Franco'nun iç savaşa hazırlık olarak yiyecek ve silah depoladığı sığınağı. (The New York Times)

Avrupa'nın karşı karşıya olduğu mülteci krizinin zirvede olduğu dönemde, eşofmanlı, sakallı bir adam karakola girdi. Ceplerinde bir cep telefonu ve biraz dövizden başka hiçbir şey yoktu.
Bozuk bir İngilizceyle kendisini Suriyeli bir mülteci olarak tanıttı. Avrupa Kıtası’nın yarısını yürüyerek kat ettiğini ve yolda kimlik belgelerini kaybettiğini söyledi. Memurlar fotoğraflarını çekip parmak izini aldılar. Ertesi yıl da kendisine sığınma hakkı verildi. İltica talebini değerlendirmek için bir duruşma yapıldı. Ardından da bir aylık yardım almaya hak kazandı.

2015'te, trenlere binebilmek umuduyla Budapeşte'de bekleyen göçmenler. (The New York Times)
Söz konusu şahıs tüm bunlar yaşanırken David Benjamin ismini kullandı. Fakat gerçekte Alman ordusundandı. Annesinin kozmetik ürünlerini kullanarak yüzünü esmerleştirmeyi başaran Benjamin, sakalını da ayakkabı boyasıyla boyadı. Aslında Avrupa’yı dolaşmadı. Almanya’nın batısında, Offenbach’taki evinden 10 dakikalık bir mesafe yürüdü.
Bu, Federal Almanya Cumhuriyeti'nin sistemini devirmek için yeterli derecede huzursuzluk ve sivil kargaşayı ateşlemek amacıyla Alman subayın taklit ettiği bir mültecinin sorumlu tutulabileceği birkaç suikast düzenlemeyi planlayan sağcı komplonun bir parçasıydı.
Diğer yandan Memur Franco A, adı mahkeme belgelerinde Alman gizlilik yasalarına uygun olarak geçtiği için böyle bir olaya karıştığını kabul etmedi. İltica sistemindeki kusurları ortaya çıkarmaya çalıştığını savundu. Ancak 16 aydır yaşadığı çifte hayat, Viyana Havalimanı'ndaki tuvaletlerde sakladığı tabancayı almaya çalışırken polis tarafından yakalanana kadar ortaya çıkmadı.

Viyana’da tutuklanması
Franco A’nın 2017 yılının nisan ayında tutuklanmasının ardından Almanya’da büyük bir şok etkisi oluştu. Söz konusu zamandan beri davasıyla ilgili gerçekler çoğunlukla gözden kaçırıldı. Ancak önümüzdeki yılın başlarında mahkemeye çıkmasıyla bu durumun değişmesi muhtemel görünüyor.
Franco A. ile birlikte tüm Almanya da yargılanacak. Bunun nedeni sadece Arapça bilmeyen bir Alman subayının bu kadar uzun bir süre kendisini mülteci olarak sunmasına izin veren idari başarısızlık değil; aynı zamanda radikal sağa karşı yürütülen mücadelede uzun süredir devam eden eylemsizlik.
Burada Kuzey Almanya'da polis saflarında çalışan eski bir asker ve keskin nişancı liderliğindeki aşırı sağcı gruplardan birinin silah depoladığı ve düşman olarak niteledikleri kişilerin isimlerini içeren listeler tutarak ceset torbaları satın almak istediğini belirtmek gerek. Ayrıca kod adı Hannibal olan bir özel kuvvetler subayı tarafından yönetilen başka bir grup daha ortaya çıktı. Bu durum Almanya’nın en seçkin gücü olan Alman Komando Özel Kuvvetleri'ne (KSK) ışık tuttu. Bu yaz bir başçavuşun mülkünde patlayıcılar ve Nazi dönemine ait hatıra parçaları ele geçirilmesinin ardından KSK’nın tamamı dağıtıldı.
Geçtiğimiz yıl Franco A. da dâhil olmak üzere bu tür ağların birçok üyesiyle röportajlar gerçekleştirdim. Üstlerine göre gelecek vaat eden bir subaydan, müfettişlerin bugün terör eylemleri gerçekleştirmek üzere olan bir kişi olarak niteledikleri bir kişiye giden çifte yaşam öyküsü ve gelişiminin Almanya’nın iki yüzünün hikayesini somutlaştırdığını düşünüyorum.
Franco A, kendisiyle bir yıldan fazla bir süre önce Berlin’deki bir restoranda gerçekleştirdiğim görüşmeye bir kısmı not ve bir kısmı da aleyhindeki polis dosyasından alıntıların oluşturduğu belgelerini kuşanıp gelmişti. O zamanlar kendinden emin görünüyordu. Nitekim bir Frankfurt mahkemesi de delil yetersizliğinden dolayı aleyhindeki terör davasını kabul etmemişti.
Ancak birkaç ay sonra yargıtay, polisin ilk mahkemenin kararına itiraz etmesi üzerine davayı yeniden gündeme getirdi. Bunun üzerine Franco A, beni aradı. Sesi endişeli geliyordu. Çünkü eğer suçlu bulunursa 10 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıyaydı.
Bazen bize mülteci kılığındayken çekilmiş videoları ile gelirdi. Bir keresinde bizi metal bir kapıya götüren gıcırdayan bir merdivenden yukarı çıkarıp, cephanesini ve Adolf Hitler’in ‘Kavgam’ isimli kitabının bir kopyasını sakladığı bir odaya götürdü. Daha sonra bunlara polis tarafından el konuldu.
Franco A, Şansölye Angela Merkel’in bir milyondan fazla mültecinin Almanya’ya girmesine izin verme kararının ulusal kimlik için bir tehdit olarak nitelediği tehlikeye karşı uyarıda bulunmak için mülteci kılığına girdiğini söyledi. İltica sisteminin başvuruların oluşturduğu baskıdan çok fazla boğulması nedeniyle herkesin ülkeye girebildiğini söyledi.

Gizlenen silah
Franco A, 3 Şubat 2017 tarihinde Viyana Havalimanı’nda tuvalette gizlenmiş bir tabancayı almaya çalışırken yakalandı. Polise silahı teslim etmek istediğini söyledikten sonra memurlar tarafından parmak izinin alınıp doğrulamak üzere Alman emniyetine gönderilmesinin ardından o gece serbest bırakıldı. Ancak Alman subay, telefonu ve sırtında taşıdığı çantadaki USB belleği ise saklamayı başardı.
Haftalar sonra gelen doğrulama, Franco’nun kimliği konusunda rutin bir incelemede bulunduklarını düşünen polis memurlarını şoke etti. İnceleme sonucunda iki kimliği olduğu ortaya çıktı.
Kimliğinde, Strasbourg yakınlarındaki Illkirch'teki Fransız-Alman tugayına bağlı bir Alman subayı olduğu yazıyordu. Kayıtlar  aynı zamanda parmak izlerinin de Münih yakınlarında kayıtlı bir mülteciye ait olduğunu ortaya koydu.

Müfettişler endişeye kapıldı
Franco A, Avusturya’nın aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin ev sahipliği yaptığı yıllık kardeşlik balosunun düzenlediği gece yakalandı. Öne sürülen teorilerden birine göre Franco A. o gece solcu taklidi yaparak birini vurmayı planlıyordu.
Alman yetkililer soruşturmayı devraldıktan sonra Franco’ya ait USB bellekte ‘Mücahidler için Patlayıcı Üretim Rehberi’ ve ‘Tam Direniş’ isimli iki belge ele geçirdi. Söz konusu kılavuz kitap, kentsel bölgelerde bir gerilla savaşının nasıl yapıldığıyla ilgili olarak ‘Soğuk Savaş’ dönemine uzanıyor.
Cep telefonu ise yetkilileri, Day X olarak adlandırdıkları ve sosyal düzenin çöküşüne hazırlanan çok sayıda asker, polis ve diğer memurlardan oluşan geniş bir aşırı sağcı Telegram sohbet grupları ağına götürüdü. Telefonda ayrıca Franco A.'nın yıllar boyunca kaydettiği anıları ve saatler süren sesli notları da vardı.

İkinci kez tutuklanışı
Franco A. 26 Nisan 2017 tarihinde Bavyera kıyılarından birinde gerçekleştirilen tatbikatlar sırasında yeniden tutuklandı. Federal memurlar eşliğinde tatbikat alanından uzaklaşırken 90 memur da Almanya, Avusturya ve Fransa’da eş zamanlı baskınlar gerçekleştiriyordu.
Polis tarafından gerçekleştirilen çok sayıda baskında destelerce not ve günlüklerin yanısıra binden fazla mermi ele geçirildi.  Ele geçirilen belgeleri okumaya başladıklarında ergenlik döneminden beri zihninde radikal fikirlere sahip bir adamla karşı karşıya olduklarını anladılar.
Franco A. ile gerçekleştirdiğimiz röportajlarda geçmiş yıllarından da bahsetti. Özellikle de çocukluğu ve Alman tarihiyle uyumlu olan aile tarihine değindi. Franco A. günlüğünde bunların farklı fikirlere sahip olma konusunda deneysel girişimler olduğuna işaret etti. Belirli bir ideolojiye bağlılığının veya bir şeyler yapmak zorunda olduğu herhangi bir niyetin kanıtı olmadığının altını çizdi. Günlüğündeki fikirler, Alman tarihinin akışını nasıl dönüştürebileceğine dair düşüncelerini de içeriyordu.
2007 yılının ocak ayında kaleme aldığı notların bir kısmı şöyle:
“Orduya asker olarak katılmayı ve kurum içinde önemli bir konum kazanmayı umuyorum. Böylece bir gün Alman Silahlı Kuvvetleri’nin komutanı olabilme ve bir askeri darbe gerçekleştirme imkanına sahip olabilirim.”

Orduya katılışı
Franco A. 2008 yılında, dünyanın ‘Büyük Buhran’dan bu yana en büyük mali krizini yaşadığı bir zamanda, 19 yaşındayken orduya katıldı. Kısa süre sonra, 1802'de Napolyon tarafından kurulan Fransa'daki prestijli Saint-Cyr Askeri Akademisi'ne kaydolmaya karar verilen Alman ordusunun birkaç askerinden biri olarak seçildi.
Yurt dışındaki beş yıllık eğitimi boyunca sömestrlerde, Paris'teki Sciences Po ile Londra'daki King's College arasında mekik dokudu, ayrıca İngiltere'nin en eski askeri eğitim akademilerinden Sandhurst’a gidip geldi. Cambridge Üniversitesi'nde bir dönem yaz okulunda eğitim aldı.
2013 yılında ‘Siyasal Değişim ve Yıkım Stratejisi’ isimli yüksek lisans tezini sundu. 169 sayfalık metinde Franco A. büyük medeniyetlerin çöküşü her zaman göçün ve yıkıcı azınlıkların ülkeye girmesine izin vermesi nedeniyle, etnik saflığın zayıflamasının bir sonucu olduğuna vurgu yaptı. Kendilerini savunmazlarsa bir sonraki çöküşün Avrupa ve Batı’da olacağını belirtti.
Çok ırklı toplumların istikrardan yoksun olduğunu ve onlara göçe izin veren ulusların bir çeşit ‘soykırım’ işlediklerini yazdı. Tezin son kısmında ‘Eski Ahit’in tüm vandalizm eylemlerinin temelini oluşturduğunu ve Yahudilere küresel hakimiyet kazanmaları için yol gösterici bir plan olarak hizmet ettiğini ifade etti. Bunun ‘insanlık tarihindeki en büyük komplo’ olabileceğini de sözlerine ekledi. İçerik nedeniyle dehşete kapılan Harp Akademisi’nin Fransız Komutanı, tezi hemen Franco A’nın Alman komutanlarına gönderdi.
Ancak buna rağmen Franco A. ne ihraç edildi ne de silahlı kuvvetler içindeki aşırılığı izlemekle görevli Alman askeri istihbarat teşkilatına ihbarda bulunuldu. Bunun yerine Franco A. azarlandı ve kendisinden yeni bir tez yazması talep edildi.

Suikast planı
Polis memuru olan bir arkadaşı onu göçmenlik meselesinden endişe duyan çok sayıda asker ve polis memurunun bulunduğu bir internet sohbet ağıyla tanıştırdı. Ardından yiyecek ve diğer malzemelerin bulunduğu bir mahzen oluşturmaya ve yasa dışı silah ve mühimmat toplamaya başladı.
Franco A’ya göre Merkel, kapıları Suriye, Irak ve Afganistan'daki şiddetli savaşlardan gelen, çoğunluğu Müslüman olan on binlerce sığınmacıya açınca Almanya'daki savaş tehdidi ve iç huzursuzluk gerçek gibi görünmeye başladı.
Müfettişler, Franco A’nın bu aşamada şiddeti düşünmeye başladığını, ancak insanları şiddete sürükleyebilmek için ‘tetikleyici bir olayın’ olması gerektiğine işaret ettiler. Bunun üzerine olası provokatif olay ve hedef araştırmaya başladı.
Franco A, 2015 yılının Noel tatilinin sonunda, Strasbourg yakınlarındaki Fransız-Alman tugayındaki ilk görevine başlamasından 10 gün önce mülteci kılığına girdi. Franco A. kılığına girdiği mülteci David Benjamin olarak karakolda oturup ilk görüşmesini beklerken karşı duvarda asılı dünya haritasını inceliyordu. Şam’ın mı yoksa Halep’in mi daha güvenilir bir doğum yeri olduğuna karar vermeye çalışıyordu.

Kimlik çalma
Zamanla, köklü bir aile geçmişi oluşturabildi. Aldığı askeri eğitimin ardından Fransızcasının akıcı olması nedeniyle görüşmecilere kendisini Fransız asıllı Suriyeli bir Hristiyan olarak tanıttı. Fransız lisesinde eğitim aldığını söyleyen Franco A. bunun ardından Halep’in dışında küçük bir köy olan Tel Hasel’de meyve toplama işinde çalıştığını söyledi.
Franco A. o dönemde iltica başvurularının yoğun baskısı nedeniyle sunduğu bilgilerin Alman yetkililer tarafından asla sorgulamadığını aktardı. Karakola girdikten iki gün sonra sığınmacı olarak kaydedildiğini, ardından da geçici toplu konuta nakledildiğini belirtti. Daha sonra çalıştığı askeri üssün 250 mil batısında küçük bir köy olan Baostaring'deki küçük ikametgahına taşındığı bilgisini verdi.
İltica talebinde bulunmak için duruşmasında hazır bulunan Faslı tercüman, Arapça konuşma yeteneğinden şüphe ettiğini ifade etti. Ancak Yahudi adına benzer bir isme sahip olması nedeniyle bunu söylemeye cesaret edemedi. Müslüman olduğu için Yahudi karşıtı görüneceğinden endişe duydu.
Sonunda Franco A’ya kimlik belgeleri olmayan sığınmacıların Almanya'da ikamet etmesine ve çalışmasına izin veren ‘ikincil koruma’ sağlandı.
Franco A. 2016 yılının yazında Berlin’e gidene kadar yaklaşık yedi ay boyunca çift kimlikli bir hayat yaşadı. Berlin’e seyahat etmeden birkaç güç önce bir tabanca ve teleskop parçaları satın aldı. Özel tabanca aksesuarlarını denemek için de atış pratiği yaparken görüldü.
Polis onu tutuklamadan önce oluşturduğu suikast listesinde birçok tanınmış politikacı ve insan hakları aktivistinin isimleri yer alıyordu. Planın amacı siyasi düzeyde aşırı sağın gündemini desteklemek için halkın öfkesini ve bir huzursuzluk dalgasını kışkırtmak için suikast düzenlemek ve Suriyeli mülteci kimliğinde gizlenmekti



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.