Filistinliler devrimin yıl dönümünü kutluyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/2716881/filistinliler-devrimin-y%C4%B1l-d%C3%B6n%C3%BCm%C3%BCn%C3%BC-kutluyor
Abbas: Uluslararası desteği harekete geçirmek, kapsamlı ve adil bir çözüm bulmak için Arap ve İslam ülkelerine sesleniyoruz.
Filistinli protestocular ile İsrail güçleri arasında dün Batı Şeria'nın Deyr Cerir köyünde çatışma çıktı. (AP)
Tel Aviv/Şarku’l Avsat
TT
TT
Filistinliler devrimin yıl dönümünü kutluyor
Filistinli protestocular ile İsrail güçleri arasında dün Batı Şeria'nın Deyr Cerir köyünde çatışma çıktı. (AP)
Filistinliler dün, Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi liderliğindeki devrimin 56'ıncı yıl dönümünü kutladı. Diğer yandan Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da işgal altındaki topraklarda İsrail güçleri ile yaşanan kanlı çatışmalarda onlarca kişi yaralandı.
İşgali kınayan Devlet Başkanı Mahmud Abbas,Filistin’deki mülteci kampları ve dünyanın dört bir yanındaki tüm Filistinlileri saygıyla selamladığı konuşmasında şunları söyledi:
“Şanlı devrim, 1948 felaketinin karanlık tarihi seyrini, Filistin halkının Allah’ın gücü ve kuvveti ile hürriyet, ulusal bağımsızlık ve haysiyet hedeflerine ulaşma kabiliyetine dair umut taşıyan bir yola soktu. Hürriyet vaktinin er ya da geç geleceğini söylüyorum. Umarım gelecek yıl işgalden, koronavirüs salgından ve bölünmüşlükten kurtulmuş; anavatanımızda ve ebedi başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin devleti kubbesi altında özgürce yaşıyor oluruz.”
İsrail ile Filistin arasındaki çekişmeyi çözme yolunda önümüzdeki yılın ilk yarısında uluslararası barış konferansı düzenleme çağrısını yineleyen Abbas, yeni ABD yönetimiyle ilişkileri güçlendirme ve herkes için barış ve güvenliği sağlama yönünde karşılıklı güven temelleri üzerinde çalışma arzusunu dile getirdi. “Uluslararası meşruiyet kararlarına ve Arap Barış Girişimi'ne dayanan adil, kapsamlı ve kalıcı bir barışa olan bağlılığı” vurguladı.
Abbas sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uluslararası desteği harekete geçirme ve Filistin sorununa tüm bölge ülkelerinin güvenlik, barış ve istikrar içinde yaşaması için 1967 sınırlarında iki devletli çözüme dayalı kapsamlı ve adil bir çözüm getirme yolunda dünyanın dört bir yanından Arap, Müslüman ve dost ülkelerden kardeşlerimizle birlikte çalışmak ve koordinasyon sağlamak istiyoruz. Filistin halkı, iç cepheyi güçlendirerek, uzlaşmayı sağlayarak ve seçimlere giderek İsrail'in saldırgan uygulamalarına karşı mücadelesine devam edecek.”
Devrimin yıl dönümü kapsamında Filistin'in çeşitli yerlerin ve diasporada koronavirüs tedbirleri kapsamında mütevazı yürüyüşler ve festivaller de dahil olmak üzere çeşitli etkinlikler düzenlendi. Ancak İsrail ordusu ve yerleşimciler, söz konusu etkinliklere saldırılar düzenledi. Terörist Tepe Gençliği (Hilltop Youth) oluşumuna üyesi olmasından şüphelenilen gençler, Nablus ve Batı Şeria'nın bazı yerlerinde saldırıların düzenlendiği gecenin ardından, dün sabah, Kudüslü 3 kişinin bulunduğu bir araca saldırdı. Diğer yandan İsrail polisi ‘asayişi bozmak, hasara yol açmak ve yolları kapatmak’ iddialarıyla 20 göstericiyi tutukladığını bildirdi. Hilltop Youth ise İsrail polis devriyeleri ve yolcu otobüslerine saldırılar gerçekleştirdi.
Kuzey Batı Şeria’daki yerleşim birimleri dosyasından sorumlu Gassan Daglas, bir grup yerleşimcinin Mutaz el-Kasravi’nin Huvara kasabası eteklerindeki evine düzenlediği taşlı saldırının maddi hasara yol açtığını bildirdi. Yerleşimciler aynı zamanda perşembe akşamı aynı bölgede Filistinlilerin içerisinde bulunduğu birkaç farklı araca ve Ramallah-Nablus yolunda Lubban köyü yakınlarındaki ve Cenin-Nablus yolundaki ve eski Homesh yerleşim birimi girişindeki araçlara saldırdılar.
Yatta ve Güney el-Halil’deki Yerleşimciliğe ve Duvara Direniş Halk Komiteleri Koordinatörü Ratib Cabur, bir grup yerleşimcinin Masafer Yatta'da obanlara ve koyunlarına taş ve sopalar ile saldırdığını, otlaklara girişlerini engellediğini bildirdi. Aynı zamanda bölgenin son zamanlarda her gün işgal güçleri ve yerleşimcilerin organize saldırılarına maruz kaldığına, çeşitli ihlallerin kaydedildiğine, evlerin yıkılıp inşaatların durdurulduğuna ve yerleşimcilik için bazı alanlara el konduğuna dikkat çekti.
Hilltop Youth’un aşırılık yanlısı yerleşimci unsurların gerçekleştirdiği terör saldırılarını şiddetle kınayan Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, aşırılık yanlısı yerleşimciler tarafından işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar sayılan bu saldırıların işgal güçleri, birimleri ve çeşitli kollarının koruması ve desteği altında gün ortasında ana caddelerde yürütüldüğüne değindi. İsrail’i, hükümeti ve çeşitli şubelerini tüm bu suçlardan ve doğurduğu sonuçlarından sorumlu tutan Bakanlık, devam eden işgal suçlarına karşı uluslararası kayıtsızlık ve boyun eğmeye dair derin öfkeyi dile getirdi.
Filistinli kaynaklar, Masafer Yatta'nın doğusundaki Letvane bölgesinde İsrail kurşunlarının isabet ettiği 24 yaşındaki Harun Resmi Ebu Aram’ın durumunun kritik olduğunu bildirdiler. Filistin devriminin 56'ıncı yıl dönümü etkinliklerinde 1 vatandaş plastik merminin isabet etmesi sonucu yaralanırken birçoğu da işgal ordusunun Ramallah'ın doğusundaki Deyr Cerir köyündeki eş-Şurfa dağ bölgesinde yeni bir yerleşim biriminin kurulmasını kınayan yürüyüşü bastırması sırasında kullanılan biber gazı dolayısıyla boğulma tehlikesi geçirdi.
İsrail güçlerinin haftalık olarak düzenlenen ve en az 17 yıldır kapalı olan köy yolunun açılmasını talep eden Kefer Kaddum yürüyüşlerine katılanlara müdahalesi sırasında 18 sivil plastik mermi ile yaralanırken onlarcası da biber gazı sebebiyle boğulma tehlikesi geçirdi. Filistin Halk Direniş Komiteleri Kefr Kaddum Beldesi Koordinatörü Murad Iştivi, WAFA’ya yaptığı açıklamada köyü basarak evlerin çatılarına çıkan düzinelerce İsrail askerinin plastik mermi ve biber gaz kullandığını bildirdi.
Cuma günü de Nablus'un doğusundaki Beyt Dacan köyü topraklarında yerleşim birimi kurulmasını protesto etmek ve devrimin yıl dönümünü kutlamak için düzenlenen yürüyüşleri bastırma girişiminde bulunan İsrail işgal güçlerinin kullandığı biber gazı sebebiyle onlarca kişi boğulma tehlikesi geçirdi.
Kudüs’te ise İsrail askerlerinin Filistinlilerin Mescid-i Aksa’da Cuma Namazı kılmasını engellediği, bu nedenle namazlarını yakınlarındaki sokaklarda kıldıkları kaydedildi. Görgü tanıkları, İsrail polisinin sabah saatleri itibariyle Eski Şehir sakinleri dışındaki Filistinlilerin bölgeye girişini engellediğini bildirdi. Polis unsurları ise bu girişimlerini halkın evlerinden bir kilometre uzaklaşmamasını içeren koronavirüs tedbirlerine bağladı.
Mescid-i Aksa İmam Hatibi Şeyh İkrime Sabri, cuma hutbesi sırasında engelleme girişimlerini kınadı. Radikal Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya akınları devam ederken Müslümanlardan ibadet edenlerin camiye girişlerinin ise koronavirüs bahanesiyle engellendiğini belirten İmam Sabri, “Namaz kılan Müslümanlar maske taktığı, yanında kendi halısını getirdiği ve mesafeye özen gösterdiği sürece Mescid-i Aksa’da namaz kılınmasını engelleyen bu uygulamaların bahanesi yoktur” dedi.
Washington ve Tahran arasında bir çatışma için en olası senaryolar hangileridir?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5236947-washington-ve-tahran-aras%C4%B1nda-bir-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma-i%C3%A7in-en-olas%C4%B1-senaryolar-hangileridir
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
Washington ve Tahran arasında bir çatışma için en olası senaryolar hangileridir?
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
Ahmed Abdulhekim
Ortadoğu geneline hakim olan ve Washington ile Tahran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla körüklenen, her iki ülkenin de artan tehditler savurduğu, ABD'nin bölgede askeri güçlerini yoğun bir şekilde konuşlandırdığı gerilim ortamında, gözlemciler gerçekleşmesi halinde beklenen askeri eylemin niteliğini, biçimini ve bölge üzerindeki sonuçlarını tartışıyorlar. Zira ABD’nin nihai hedeflerinin, İran'ın nükleer programını veya balistik füze cephaneliğini vurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak yahut bunların bir kombinasyonu olup olmadığı halen muğlak.
Bazılarına göre, Başkan Trump, ABD'nin aylarca kıyılarına güçlerini yığdığı ve Başkan Maduro'yu devirmek için baskı kampanyası yürüttüğü Venezuela'da kullandığına benzer bir yaklaşımı İran'a karşı da izliyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar vermemiş ve bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etmiş olsa da bilhassa ABD'nin bölgedeki deniz filosunu takviye etmesi, Başkan Trump'ın İran'ı nükleer anlaşma imzalamayı kabul etmemesi veya protestocuları öldürmeyi bırakmaması durumunda “benzeri görülmemiş” bir askeri eylemle tehdit etmeye devam etmesiyle birlikte, askeri eylem sinyalleri artmaya devam ediyor.
ABD Donanması şu anda bölgede altı muhrip, bir uçak gemisi ve üç kıyı muharebe gemisi konuşlandırmış durumda. Geçen hafta ABD Donanması, saldırı uçakları ve hayalet F-35 savaş uçaklarıyla donatılmış USS Abraham Lincoln uçak gemisinin İran içindeki hedeflere saldırı mesafesinde, Arap Denizi'nde konuşlandırıldığını açıkladı. Uçak gemisine füzelerle donatılmış 3 muhrip eşlik ediyor. Pentagon ayrıca, İran'ın kısa veya orta menzilli füzeler kullanarak düzenleyebileceği olası misilleme saldırılarına karşı bölgedeki ABD güçlerini korumak için ilave Patriot ve THAAD hava savunma sistemleri gönderdi.
ABD hamlesinin amaçları
ABD ordusunun Ortadoğu'da, İran'ı vurabileceği menzilde “büyük bir vurucu güç” olarak değerlendirdiği gücü konuşlandırmasının gölgesinde, Amerikan siyasi çevreleri hâlâ bu tırmandırmanın birincil amacının İran'ın nükleer programını hedef almak veya balistik füze cephaneliğini vurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak yahut bu üç seçeneğin bir kombinasyonu olup olmadığını tartışmaya devam ediyor.
Wall Street Journal'ın ABD’li yetkililere atıfta bulunarak yayınladığı bir analize göre, Başkan Trump, yardımcılarından Ortadoğu'da uzun süreli bir savaşa dönüşme riskini taşımayan hızlı ve kararlı saldırı seçeneklerini incelemelerini istedi. Yetkililer, ideal seçeneğin rejime ağır bir darbe indirmek ve onu nükleer meseleyle ilgili ABD taleplerine boyun eğmeye, muhaliflerine yönelik baskıyı durdurmaya mecbur bırakmak olduğuna inanıyorlar.
Aynı gazete, ABD yönetiminin kurmayları arasında İran hükümetini devirebilecek büyük bir hava saldırıları operasyonunun tartışıldığını, ayrıca Başkan Trump ve ekibinin İran'dan diplomatik tavizler koparmak için askeri güç tehdidini kullanma olasılığını da müzakere ettiğini bildirdi.
Son iki gündür Tahran ve Washington karşılıklı diplomatik mesajlar vererek, diplomatik bir çözüm için kapıyı açık tuttular; İran, savunma yeteneklerini sınırlamayı amaçlamayan “adil” müzakerelere hazır olduğunu vurguladı.
Wall Street Journal, hızla gelişen olaylara dayanarak Trump'ın kararının “potansiyel askeri eylemin” şeklini belirleyeceğini açıkladı. Gazete, Trump yönetiminden adını açıklamadığı üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine de yer verdi: “ABD Başkanı, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını sürekli vurgulamasına rağmen, stratejik hedeflerini ve askeri düşüncesini korumak için kasıtlı olarak bir dereceye kadar muğlak olmayı sürdürüyor.”
Washington'un hesaplarına göre, Başkan Trump, birkaç yıl öncesine göre askeri olarak önemli ölçüde zayıflatılmış olmasına rağmen, İran’da büyük ölçekli bir Amerikan saldırısına dayanabilecek ve Amerikan üslerine, savaş gemilerine ve İsrail de dahil olmak üzere bölgedeki müttefiklerine, füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşılık verebilecek bir düşmanla karşı karşıya bulunuyor.
Tel Aviv'deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde araştırmacı olan Danny Citrinowicz, 2003 Irak işgalinden önce düzenlenen Amerikan hava saldırıları operasyonuna atıfta bulunarak, “İran meselesinin 'şok ve yıldırma' şeklinde bir çözümü yok” diyor ve “Aksi yönde söz veren herkes muhtemelen yanılıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
Bazıları, Beyaz Saray yetkililerinin Tahran'ı nükleer programını kısıtlamak, balistik füzelerine ve bölgesel vekil güçlerine verdiği desteğe sınırlamalar getirmek konusunda görüşmelere ikna etmek için askeri müdahale tehdidini kullandığına inanıyor. Ancak başta Trump olmak üzere ABD yönetimi, “verimsiz müzakerelere sürüklenmemeye” karşı da uyarıda bulunuyor.
İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi (AFP)
ABD Başkanı cumartesi akşamı, başkanlık uçağında gazetecilere, “Umarım kabul edilebilir bir şey üzerinde müzakere ederler… Nükleer silahların olmadığı, herkes için tatmin edici bir müzakere anlaşması yapılabilir ve bunu yapmaları gerekir, ancak bunu yapıp yapmayacaklarını bilmiyorum. Ama bizimle görüşüyorlar. Ciddi şekilde bizimle görüşüyorlar” dedi. Buna karşılık, Dini Lider Hamaney pazar günü sert bir şekilde konuştu. Tahran'da yaptığı konuşmada, ABD'nin ülkesini “yutmak” ve petrolünü, doğal gazını ve madenlerini ele geçirmek istediğini söyleyerek, Washington'u “bu sefer savaş bölgesel bir savaş olacak” diye uyardı.
Potansiyel bir çatışma senaryoları
Amerikan hedeflerinin belirsizliği ve diplomasi kapısının şimdilik açık kalması ve her iki tarafın da farklı hedeflerine rağmen “ciddi müzakerelere” hazır olması göz önüne alındığında, ABD'nin askeri bir saldırısı olasılığı geçerli olmaya devam ediyor. Zira Başkan Trump İran'a “zamanın tükenmekte olduğu” ve geçen yıl haziran ayında nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırılarından “çok daha yıkıcı” bir saldırıyla karşı karşıya kalacağı yönündeki uyarılarını tekrarlıyor. Bu arada Tahran, güçlerinin “tamamen hazır” olduğunu vurgulayarak, gelecekteki herhangi bir savaşın “bölgesel bir çatışmaya dönüşeceği” konusunda uyarıda bulunuyor.
Amerikan basınında ve düşünce kuruluşlarında yer alan haberlere göre, ABD Başkanı son günlerde Beyaz Saray ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında paralel olarak geliştirilen “potansiyel saldırı” seçenekleri hakkında brifingler aldı.
Wall Street Journal'a göre bu seçenekler arasında, ABD'nin İran rejimine ve İslam Devrim Muhafızları'na ait tesisleri büyük ölçekli hava saldırıları operasyonu ile vurmasını öngören “büyük plan” da yer alıyor. Gazete, yetkililere atıfta bulunarak, daha sınırlı seçeneklerin, öncelikle rejime ait sembolik hedefleri vurmayı, nükleer silah üretme amacında olduğunu reddeden İran’ın, Trump'ı tatmin edecek bir anlaşmaya varmayı kabul etmemesi durumunda, daha sonra saldırıları artırmayı içerdiğini belirtti.
Bir diğer seçenek ise askeri hedeflere ve liderliğe ait tesislere yönelik geniş çaplı bir karışıklığa yol açacak, potansiyel olarak İran güvenlik güçlerini veya diğer güçleri, 86 yaşındaki Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'i görevden almaya yönlendirecek bir dizi saldırı düzenlemektir.
Son iki gündür Tahran ve Washington karşılıklı diplomatik mesajlar vererek diplomatik bir çözüm için kapıyı açık tuttular (AFP)
ABD’de, geçen ay Trump'ın özel kuvvetler kullanarak Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını emrettiği operasyona benzer şekilde, İran rejiminin başı Dini Lider Ali Hamaney'i hedef alan bir operasyon olasılığından bahsedilmiş olsa da hem uygulamadaki objektif koşullar hem de potansiyel sonuçları açısından bu senaryo zorluklar taşıyor.
Pratik açıdan bakıldığında, Venezuela'da yaşananlara benzer bir senaryonun İran'da uygulanması çok daha zor olacaktır; zira İran, liderliğini korumak için sıkı güvenlik önlemleri alıyor ve başkenti kıyıdan çok uzakta, iç kesimlerde bulunuyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre buna ilave olarak, böyle bir operasyonun İran devletinin geleceği üzerindeki sonuçlarına ilişkin görüş ayrılıkları da oldukça büyük. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da dahil olmak üzere ABD yönetimi yetkilileri, Hamaney'in görevden alınması durumunda bile, yerine geçecek hükümetin Washington'a karşı daha dostane olacağının garanti edilemeyeceğine inanıyor. Hatta bazıları, bu durumda İran Devrim Muhafızları'nın kıdemli bir komutanının başa geleceğini ve bunun sonucunda rejimin sert tutumunu sürdürebileceğini veya daha da derinleştirebileceğini öngörüyor.
Geçtiğimiz çarşamba günü Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Senato’nun bir komitesine verdiği brifingde, Hamaney'in görevden alınması ve rejimin devrilmesi durumunda ne olacağının hâlâ açık bir soru olduğunu söyledi. “İran'da bundan sonra ne olacağı konusunda kimsenin size basit bir cevap verebileceğini sanmıyorum” ifadesini kullandı.
Birçok Amerikalı analiste göre Başkan Trump İran'a karşı bir saldırı başlatmaya karar verirse, Pentagon'un hazırlanıyor gibi göründüğü türden hızlı hava saldırıları veya füze saldırılarıyla belirlediği hedeflerin hiçbirine ulaşmak mümkün olmayacak.
Wall Street Journal, İran uzmanı ve halihazırda Johns Hopkins Üniversitesi'nde görev yapan eski ABD’li yetkili Vali Nasr'ın şu sözlerini aktardı: “İran rejimi çok hızlı bir şekilde yenilse bile, önemli olan ertesi gün ne olacağıdır.” Gazete ayrıca, Washington'daki Cato Enstitüsü'nde savunma ve dış politika çalışmaları direktörü Justin Logan'ın şu sözlerini de aktardı: “Başkan Trump, hızlı, düşük maliyetli ve kesin sonuçlu olduğunda askeri güç kullanmayı tercih ediyor.” Logan “Sorun şu ki, işleri hızlı, düşük maliyetli bir şekilde yapıp aynı zamanda kesin sonuçlar elde edemezsiniz.”
Hedeflerin ve operasyonel senaryoların niteliği, New York Times gazetesi tarafından da ele alındı ve “Trump'ın İran ile mücadele için askeri seçenekleri” başlıklı analizinde şu ifadeler yer aldı: “ABD Başkanı’na, son günlerde ülkenin nükleer ve füze tesislerine daha fazla zarar vermeyi veya İran Dini Liderini zayıflatmayı amaçlayan potansiyel askeri seçeneklere dair geniş bir liste teslim edildi. Bu seçenekler, Trump'ın birkaç hafta önce İran güvenlik güçleri tarafından protestocuların öldürülmesini durdurma sözünü yerine getirmeye çalışırken değerlendirdiği önerilerin ötesine geçiyor.”
Gazete, adlarını vermediği yetkililere atıfta bulunarak, Trump'ın İran'a karşı askeri harekât emri vermediğini, Pentagon tarafından sunulan seçeneklerden herhangi birine henüz karar vermediğini belirtti. Habere göre, ABD Başkanı son günlerde “rejim değişikliğinin uygulanabilir bir seçenek olup olmadığını” değerlendiriyor.
New York Times, haftalar önce İran'ı saran protestolar sırasında Trump yönetiminin İran nükleer programına saldırmayı, protestoculara yönelik baskının büyük bir kısmından sorumlu güvenlik kurumlarının genel merkezleri gibi sembolik yerleri hedef almayı düşündüğünü açıkladı. Gazeteye göre, İranlı yetkililerin planlanan yüzlerce infazı iptal etmesinin ve bölgedeki ülkelerin Başkandan herhangi bir saldırıyı ertelemesini istemesinin ardından, Trump o dönemde askeri seçenekten aniden geri adım attı.
ABD’li yetkililer, Trump'ın İran'a karşı, ABD'nin aylarca kıyı açıklarına güç yığdığı ve Başkan Maduro'yu devirmek için baskı kampanyası yürüttüğü Venezuela'ya karşı izlediğine benzer bir yaklaşım izlediğini söylüyor. Ne ki, Maduro'yu Venezuela'dan ayrılmaya ikna etme çabaları başarısız olmuş ve bu da ABD'nin ülkeye askeri müdahalede bulunmasına ve Maduro ile eşini tutuklamasına yol açmıştı. Venezuela'nın aksine, bazıları Tahran'ın ABD'nin koyduğu şartları kabul etmek isteyeceğinden şüphe duyuyor. Zira bu şartlar arasında uranyum zenginleştirmeyi sona erdirmesi ve mevcut tüm nükleer stoklarından vazgeçmesi, İran’ın cephaneliğindeki balistik füzelerin menziline ve sayısına kısıtlamalar getirilmesi ve Hamas, Hizbullah ve Yemen'deki Husiler de dahil olmak üzere Ortadoğu'daki vekil gruplara verdiği tüm desteği sona erdirmesi yer alıyor.
ABD İran’dan bunları talep ederken, İsrail ve ABD’den gelen haberler Tel Aviv'in alternatif bir seçenek için baskı yaptığına işaret ediyor. O seçenek de ABD'nin, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında İsrail tarafından imha edildikten sonra Tahran'ın büyük ölçüde yeniden inşa ettiği İran'ın balistik füze programına karşı yeni saldırılar düzenlemede kendisine katılması.
Beklenen operasyonun hukukiliği
Tahran üzerindeki ABD baskısının artmasıyla birlikte, Amerikan çevrelerinde Washington'un Kongre’nin onayı olmadan İran'a karşı saldırılar düzenleme konusunda benimseyebileceği hukuki dayanak hakkında ciddi sorular gündeme geldi. Özellikle geçmişte ABD başkanlarının Kongre onayı olmadan sınırlı saldırı emri vermeye alışkın oldukları göz önüne alındığında, bu kez durum tamamen farklı olabilir. Birçok kişi, İran'a karşı nükleer programı geriletmekten ziyade hükümeti devirmeyi veya zayıflatmayı hedefleyen daha geniş kapsamlı bir operasyonun, Başkanın fiilen savaş ilanı anlamına gelen bir eylemde bulunup bulunmadığı konusunda daha ciddi soruları gündeme getirebileceğini düşünüyor.
ABD Donanması şu anda Ortadoğu bölgesinde altı muhrip, bir uçak gemisi ve üç kıyı muharebe gemisi konuşlandırmış durumda (AFP)
New York Times'a göre, bu çıkmazdan kurtulmak için ABD yönetimi, tıpkı Trump'ın Ocak 2020'de Irak'ta İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'yi hedef alma emrini verdiğinde olduğu gibi, yasal gerekçe olarak Tahran'ın “terörizme verdiği kapsamlı desteğe” güvenecek gibi görünüyor. Gazete, Adalet Bakanlığı'nın Süleymani “ABD askeri personeline ve diplomatlarına karşı ek saldırılar için aktif olarak planlar geliştirdiği” için o dönemde saldırıyı yasal olarak gerekçelendirdiğine işaret etti.
Washington, İran Dini Lideri'ni “terörist” olarak tanımlamasa da İran'ı terörizmi destekleyen bir devlet olarak tanımlıyor. Hamaney, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanan İran Devrim Muhafızları'nın başkomutanıdır.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen çarşamba günü Senato Dış İlişkiler Komitesi’ne verdiği brifingde, askeri yığınak için bir başka gerekçe daha öne sürerek, bölgedeki üslerde yıllardır konuşlanmış on binlerce Amerikan askerine yönelik “bir İran saldırısını önceden caydırmak” amacıyla yapıldığını söyledi. Rubio, yönetiminin “bu noktaya gelmemeyi umduğunu” ekledi. “Ancak şu anda gördüğünüz şey, personelimize yönelik olası bir İran tehdidine karşı savunma amacıyla bölgede askeri varlıklarımızı konumlandırma gücümüzdür” dedi.
Rubio, İran çevresindeki artan ABD askeri varlığını, yeniden protestoların başlayabileceği uyarısıyla gerekçelendirdi ve ABD istihbaratının, ekonomik çöküş ve halkın hoşnutsuzluğuyla boğuşan İslam rejiminin “her zamankinden daha zayıf” olduğu yönündeki değerlendirmelerine katıldığını belirtti.
Şam’ın SDG karşısındaki başarısında hangi askeri ve politik faktörler etkili oldu?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5236933-%C5%9Fam%E2%80%99%C4%B1n-sdg-kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1ndaki-ba%C5%9Far%C4%B1s%C4%B1nda-hangi-askeri-ve-politik-fakt%C3%B6rler-etkili
Şam’ın SDG karşısındaki başarısında hangi askeri ve politik faktörler etkili oldu?
Suriye hükümetine ait araç konvoyları, 2 Şubat 2026'da kuzeydoğudaki Haseke kentine girdi (AFP)
Suriye hükümetinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ye karşı başlattığı operasyon, kuzey ve doğu Suriye’de kısa sürede kontrol haritasını değiştirdi. Operasyonlar sürpriz bir şekilde Fırat’ın batısından başladı; hükümet güçleri Deyr Hafir ve Maskane’yi ele geçirdi. Ardından doğuya yönelerek SDG’nin merkezi konumundaki Rakka üzerinde tam kontrol sağladı.
Bu ilerleme, özellikle Rakka, Deyrizor ve Haseke kırsalları olmak üzere SDG kontrolündeki bölgelerde geniş bir aşiret ayaklanması ile eş zamanlı gerçekleşti. Aşiretler, SDG güçlerini birçok alandan uzaklaştırdı ve ardından Suriye ordusu ile birleşti. Bu gelişmeler, SDG’nin kısa süre önce Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çıkarılmasının ardından geldi ve örgütün askeri nüfuzunun zayıfladığını gösterdi.
Askeri faktör
Suriye Cumhurbaşkanlığı Aşiret İşleri Danışmanı Cihad İsa El-Şeyh, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, SDG ile mücadelenin kazanılmasında birden çok faktörün etkili olduğunu ve bunların başında askeri faktörün geldiğini söyledi. El-Şeyh, savaşan birliklerin bu tür operasyonlar için yüksek eğitim ve profesyonelliğe sahip olduğunu, komuta ve operasyon yönetiminde deneyimli olduklarını ve askerlerin yıllar boyunca benzer çatışmalarda görev aldığını belirtti.
Halk ve aşiret desteği
El-Şeyh ayrıca, halk desteğinin de belirleyici olduğunu vurguladı. SDG kontrolündeki bölgelerde, örgütün ırkçı uygulamaları, kadın, çocuk ve gençler üzerinde zorunlu askerlik, toplumun geleneklerini ve aşiret liderlerini dikkate almaması nedeniyle yaygın bir hoşnutsuzluk oluştu. Örgüt, kontrol ettiği bölgelerdeki kaynakları kendi lehine kullanmış, ancak altyapı ve hizmet geliştirme konusunda yetersiz kalmıştı.
Suriye’nin Haseke kentinde, SDG’nin çekilmesinin ardından hükümetin kontrolüne geçen Hol Kampı’ndaki bazı tutuklular (Reuters)
Aşiretlerin rolü kapsamında, El-Şeyh, Arap aşiretlerinin yeniden organize edildiğini ve toplumun bir parçası olarak iç güvenlik ve istikrarın sağlanmasında görev aldıklarını belirtti.
Siyasi ve diplomatik boyutlar
Araştırmacı Firas Fahham, hükümetin avantajının sadece askeri olmadığını, aynı zamanda siyasi ve diplomatik boyutların da etkili olduğunu söyledi. Fahham’a göre, Suriye diplomasisi ve bölgesel işbirlikleri hükümetin ülke genelinde kontrol sağlamasında doğrudan destek sağladı.
1 Şubat 2026 – Suriye’nin Kamışlı kentinde anayasal haklarını talep eden Kürtlerin gösterisi (Reuters)
Fahham, ABD’nin Suriye politikasındaki değişimin de etkili olduğunu vurguladı. ABD yönetimi, Suriye hükümetini bölgesel istikrar için önemli bir aktör olarak görmeye başladı ve bu durum SDG’nin stratejik önemini azalttı. SDG’nin esas rolü, ABD’nin terörle mücadele ve Suriye’de üs edinme hedeflerini desteklemekti; bu hedefler artık büyük ölçüde hükümet üzerinden sağlanabiliyor.
Devletsiz yapılar ve merkezi yönetim
Uluslararası alanda, devletsiz silahlı grupların sona erdirilmesi ve merkezi hükümetlerin güçlendirilmesi yönünde bir eğilim bulunuyor. SDG, bu değişime uygun adım atamadı ve ABD’nin entegrasyon beklentilerine yeterince yanıt veremedi. Bu durum, hükümetin ülke çapında kontrolünü güçlendirdi.
Gelecekteki riskler
Fahham, olası bir Kürt direnişi riskine işaret etti. Bölgesel aktörler ve SDG içindeki PKK bağlantılı gruplar, direnişi nüfuzlarını koruma aracı olarak görebilir. Bu durum, hükümetle siyasi anlaşmalar sağlansa bile güvenlik açısından bir zorluk oluşturabilir.
Sonuç
Suriye hükümetinin SDG karşısındaki başarısı, askeri kapasite, halk desteği, diplomatik manevralar ve stratejik faktörlerin bir araya gelmesi ile gerçekleşti. Uluslararası değişimler, merkezi otoritenin güçlenmesini destekleyerek, devletsiz silahlı grupların etkisini azaltan bir ortam sağladı.
Eski Libya lideri Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam evinde uğradığı saldırıda öldürüldühttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5236927-eski-libya-lideri-kaddafi%E2%80%99nin-o%C4%9Flu-seyf%C3%BClislam-evinde-u%C4%9Frad%C4%B1%C4%9F%C4%B1-sald%C4%B1r%C4%B1da
Eski Libya lideri Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam evinde uğradığı saldırıda öldürüldü
Seyfülislam Kaddafi (Arşiv fotoğrafı - Reuters)
Kaddafi ailesine yakın bir kaynak, bugün(Salı) yaptığı açıklamada, Seyfülislam Kaddafi’nin ülkenin batısında, Zintan kenti yakınlarında 4 kişi tarafından öldürüldüğünü doğruladı.
Kaynak ayrıca, “Suçlular, Seyfülislam evinin bahçesinde yaralandıktan sonra hızla kaçtı” ifadelerini kullanarak, öldürülmesinin gün ortasında başlayan çatışmaların ardından gerçekleştiğini belirtti.
Seyfülislam Kaddafi’nin siyasi danışmanı Abdullah Osman, Facebook sayfasında kısa bir paylaşım yaparak Kaddafi’nin öldüğünü doğruladı, ancak olayın detaylarını veya faili açıklamadı.
Öte yandan Seyfülislam Kaddafi’nin siyasi ekibi, merhum Libyalı liderin oğlunu resmi olarak anarak, “Seyfülislam cenazesinin çıkarılması için düzenlemeler yapılıyor” ifadelerini kullandı.
Dibeybe güçlerinden yalanlama
Ulusal Birlik Hükûmeti’ne bağlı 444. Tugay, Seyfülislam Kaddafi suikastıyla hiçbir ilgisi olmadığını açıkladı ve Zintan’da meydana gelen çatışmalarla bağlantısı bulunmadığını belirtti.
Tugay açıklamasında, “Zintan şehir merkezinde veya çevresinde hiçbir askeri güç veya saha varlığı bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
Açıklamada ayrıca, “Tugay, Zintan’daki olaylarla ilgilenmemektedir ve çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı hiçbir bağlantısı yoktur” denildi.
Libya’daki bazı kaynaklar, Seyfülislam Kaddafi’nin, Zintan’a bağlı El-Hamada bölgesinde iki silahlı grup arasındaki çatışmalar sırasında, bir grubun kendisini evinde yakalama girişimi neticesinde öldürüldüğünü duyurdu.
Seyfülislam Kaddafi kimdir?
Seyfülislam , Eski Libya lideri Muammer Kaddafi’nin oğludur. 5 Haziran 1972’de doğan Seyfülislam , 2011 öncesi Libya’da önemli rol oynadı. Resmî bir hükümet pozisyonu olmasa da sistem içinde etkili bir lider olarak dış ilişkiler ve iç meselelerde müzakereler yürüttü.
2015 yılında kendisine verilen idam cezası iptal edildi ve Libya Yüksek Mahkemesi, Seyfülislam’ın yeniden yargılanmasına karar verdi. Daha önce, 17 Şubat 2011 olaylarında isyana teşvik, soykırım, yetkiyi kötüye kullanma, göstericilerin öldürülmesi için emirler verme, kamu malına zarar verme ve protestoları bastırmak için paralı askerler getirme suçlamalarıyla yokluğunda idam cezasına çarptırılmıştı.
Seyfülislam Kaddafi, 2011’den beri kendisini tutan bir milis grubu tarafından Zintan’da hapsedilmişti ve Haziran 2017’de serbest bırakılmıştı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة