Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor
TT

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika 2021’e silahlı çatışmalardan uzak, güvenli bir Kıta'ya ulaşma hayallerini yıkan geçen yılın acılarıyla giriyor. Öyle ki Kıta çabalarında, 2063 stratejik projeksiyonu olan, ‘2020’ye kadar silahların susturulması’ vizyonunun en önemli hedeflerine ulaşmada başarılı olamadı. Yakın zamanda Güney Afrika’daki Johannesburg şehrinde düzenlenen Afrika Birliği (AfB) devlet ve hükümet başkanlarının 14’üncü olağanüstü zirvesi, ‘silahları susturma’ girişimini 10 yıl daha uzatmaya karar verdi.
Gözlemcilerin ‘dünyanın en kanlı’ olarak nitelendirdiği terör gruplarına ve eylemlerine tanık olduğu 12 ayın ardından Kıta, terör gruplarının faaliyetlerini genişletme ve artırma beklentilerinin ortasında kalkınma ve güvenlik hayallerini engelleyen yeni bir siyasi ve güvenlik krizleri yılına giriyor. Söz konusu eylemlerin yeni yılda da devam edeceğini belirten gözlemcilere göre terör grupları, ‘varlıklarını artırmak ve Afrika'da daha fazla destekçiyi harekete geçirmek için’ birçok ülkedeki siyasi faaliyetlerin koşullarından, seçimler yapma ve hükümetleri değiştirme çabalarından yararlandılar. Aynı şekilde Afrika, onlarca yıldır yoksulluktan mustarip olan Kıta'ya daha fazla ekonomik ve sağlık yükü getiren Kovid-19 salgınıyla mücadeleyi de sürdürüyor. Bu durum, Afrika’daki ölüm ve vaka sayılarıyla ilgili açıklanan verilere ise yansıtılmıyor.
Kovid-19 salgını, Afrika’daki sıtma, ebola ve diğer salgın hastalıkların olduğu listede yeni bir isimden başka bir şey değil. Kahire Üniversitesi’nde Afrika Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Eymen Şabane, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada belki de bu yüzden virüs bulaşanların sayısı açısından Kıta'nın daha iyi bir durumda olduğunu söyledi. Dr. Şabane, Afrika’nın salgın hastalıklarla mücadele etmeye adeta alıştığına dikkat çekti.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre Afrika’da Kovid-19 ile enfekte olan kişi sayısı 2 milyona yakın. Uzmanlar ve gözlemciler bu sayının bir milyardan fazla insanın yaşadığı Kıta'da çok daha yüksek olduğu görüşündeler. Sahra Altı Afrika bölgeleri salgının etkileri nedeniyle 25 yıldır ilk kez ekonomik durgunluk yaşıyor. Dünya Bankası’na göre Sahra Altı Afrika’daki ekonomik büyümenin 2020’de yüzde 3,3 oranında düşmesi bekleniyor. Bu durum Kıta'da 115 milyar dolar olarak tahmin edilen kayıplara neden olacak. Yaklaşık 40 milyon insanı aşırı yoksulluğa itecek ve okulların kapatılması nedeniyle 253 milyon öğrencinin eğitimini sekteye uğrayacak.

Yeni seçimler
Afrika Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayınlanan ‘Güvenlik ve Barış Konseyi’ raporuna göre seçim yılı olarak nitelendirilen 2020’nin ardından Kıta'nın 2021 yılında dokuz başkanlık oylamasına sahne olması bekleniyor. 2020 yılında adaylara yönelik halk protestolarıyla eş zamanlı olarak bazı Afrika ülkelerinde parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti. Osman Gazal geçen mart ayında Komorlar’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dördüncü dönemini kazanmayı başarırken Devlet Başkanı Paul Biya da Kamerun’da iktidara geri döndü. Aynı şekilde Alpha Conde, Gine’de üçüncü, Alassane Ouattara da Fildişi Sahili’nde üçüncü ve Roch Kabore de Burkina Faso’da ikinci dönemi kazanmayı başardı. Benin ve Burundi devletlerindeki seçimlerin yanı sıra Gana’nın mevcut Devlet Başkanı Nana Akufo Addo da ikinci bir dönem daha elde etti.
Adaylara yönelik halk protestolarının gücüne rağmen seçim sonuçları gösterileri yansıtmadı. Hatta bazı ülkeler, daha fazla kontrol sağlamak için Kovid-19 salgınından yararlandılar. (Dr. Hamdi Abdurrahman’ın ‘Qiraat African’ internet sitesinde yayınlanan araştırmasına göre) Seçim süreçleri, Afrika’daki salgının başlıca kurbanlarından biri haline geldiler. Araştırmada şu ifadelere yer verildi:
“Bazı ülkeler, siyasi hedeflere ulaşmak için karantina ve sağlık kapanmaları koşullarından yararlandılar. Bu bağlamda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali seçimleri erteledi. Bu durum daha sonra Tigray bölgesinde devam eden çatışmalara yol açtı. Pandeminin yankılarına yanıt olarak alınan seçmen kaydı ve genel oy kullanma usullerini erteleme veya bunlara müdahale etme kararları, ‘seçimlerin güvenilirliği, siyasi açıdan güven inşa edilmesi ve Kıta genelinde başkanların ve milletvekillerinin zaman sınırlarına uyması’ üzerinde büyük bir etkiye sahip olacak. Seçimler hükümetler tarafından siyasallaştırıldıkça muhalefet grupları yönetimlerin tepkisini eleştirmek için komplo teorilerini kullanmaya devam edecekler.”

Tigrayanlar ve iç savaş korkuları
Afrik terörizme, neden olduğu kurbanlara, yol açtığı güvenlik dengesizliğine ve kargaşaya ek olarak yeni yılda da bir dizi kronik iç silahlı çatışmayı miras aldı. Geçen yıl bazı çatışmaların yenilenmesine, özellikle de Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Debretsion Gebremichael başkanlığındaki Tigray bölgesi isyancıları arasında Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki çatışmalara tanık olundu.
Gerçekte Etiyopya’nın istikrarını ve etnik grupların bir arada yaşam geleceğini tehdit eden Tigray’daki çatışma, Etiyopya'daki iktidarı kontrol etme arayışındaki tarihsel çatışma mirasının bir uzantısıdır. Öyle ki Etiyopya, en büyüğü yüzde 40 ile Oroma olmak üzere 85 farklı etnik gruptan oluşuyor. Tigrayan Kurtuluş Cephesi’nin de dahil olduğu silahlı hareketler koalisyonunun Mengistu Haile Mariam yönetimini devirme başarısı sonrasında Tigrayanlar, 1991'den 2018'e kadar uzun yıllar boyunca halkın yalnızca yüzde 6’sını oluştursalar da büyük avantajlar elde ettiler. İktidarda önemli pozisyonlar üstlendiler. Ancak Nisan 2018’da Oroma aşiretine mensup Abiy Ahmed’in iktidara gelmesiyle durum değişti. Bilindiği üzere Tigray’daki çatışma, Abiy Ahmed bölgenin kontrolünü ilan edip liderlerini en çok arananlar listesine koyana kadar üç haftadan fazla devam etti.
Bu çatışma bölgenin istikrarı tehdit ediyor. Aralarında müzakere edilen çözüm ve iç savaş da olmak üzere durumun çözümü için birkaç olası ‘senaryo’ mevcut. Ancak Dr. Şabane, Kızıldeniz rotasını kontrol eden Afrika Boynuzu’ndaki koşulların infilak etmesinin sonuçlarına tahammül göstermeyecek olan uluslararası toplumun müzakere senaryolarına öncelik verme olasılığına dikkat çekti. Aynı şekilde Dr. Abdurrahman da Afrika’nın Başkan Donald Trump yönetiminin öncelikleri listesine girmesi sonrasında başkan seçilen Joe Biden’in, ABD ve Afrika arasındaki ilişkileri yeniden canlandırmasını bekliyor.

Nadha Barajı meselesi
‘Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ tarafından 2021 beklentilerine ilişkin yayınlanan bir araştırmaya göre Etiyopya’nın krizleri, içteki etnik çatışmalarla sınırlı değil. Nahda (Rönesans) Barajı konusundaki anlaşmazlık halen devam ediyor. Bu durum gelecekte Kıta'daki bölgesel gerginlikleri daha da şiddetlendirme tehdidi oluşturuyor. Araştırmada şu ifadeler kullanıldı:
“Nahda Barajı, hızlı bir çözüm için net bir ufuk olmadan müzakerelerin sürdüğü dönedme Etiyopya'nın inatçı bir yaklaşım benimsemeyi sürdürmesi ilişkiler açısından gerilim kaynağıdır.
Etiyopya, kalkınmayı sağlamak amacıyla Nil’in ana kolu üzerine baraj inşa etmeye devam ediyor. Mısır ise bu durumu tehdit olarak görürken barajın, tarım ve içme suyu başlıklarında yüzde 90 bağımlı olduğu Nil suyundaki payını yılda yaklaşık 55 milyarküp etkilemesinden endişe ediyor.
2020 yılı Etiyopya, Mısır ve Sudan’daki yetkililerin karşılıklı açıklamalarına ve suçlamalarına sahne oldu. Mısır, Etiyopya’yı ‘uzlaşmazlık’ ile suçlarken kriz geçen ekim ayında ABD Başkanı Trump’ın yaptığı açıklamanın ardından daha da şiddetlendi. Trump, “Bu çok tehlikeli bir durum. Çünkü Mısır bu şekilde yaşayamayacak. Sonunda barajı havaya uçuracaklar” açıklamasında bulunmuştu. Etiyopya, Trump’ın ifadelerini eleştirerek ABD Büyükelçisi'ni açıklama yapmaya çağırmıştı. 2021 yılında askeri çözümün ciddiyeti ve uygulanma zorluğu göz önüne alındığında, ilgili ülkelerin müzakere masasına geri dönmesi bekleniyor.

Terör hayaleti
Afrika meselelerinde uzman araştırmacı ve ‘Pharos Danışmanlık ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ Genel Koordinatörü olan Dr. Nermin Tevfik’e göre 2021 yılında Afrika’nın istikrarını tehdit eden sıcak konular arasında ‘hükümetlerin Kovid-19 virüsüyle mücadele etme endişelerini’ sömürmesi ve faaliyetlerini artırması beklenen terör grupları meseleleri de yer alıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Tevfik şu değerlendirmelerde bulundu:
“Beklentiler, 2020’nin başlarında Afrika’daki terör saldırılarının virüs nedeniyle azalabileceğine işaret ediyordu. Ancak gerçekler tersini kanıtladı. 2021 yılında da devam etmesi beklenildiği üzere terör grupları birden fazla yerde saldırı düzenlediler.”
ABD Maryland Üniversitesi Terör ve Aşırılıkla Mücadele Merkezi ile iş birliğiyle Avustralya’nın Sidney şehrindeki Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından Kasım 2020’de yayınlanan 2020 Terörizm Endeksi raporuna göre terörizmden en çok Sahra Altı Afrika ülkeleri etkilenecekler. Bu bölgedeki ölümlerin yaklaşık yüzde 41’i terör örgütü DEAŞ’a atfedilen terör saldırılarında yaşandı. Yeni yılda da Afrika’nın genişleyen coğrafyasında terör faaliyetlerinde artış yaşanması bekleniyor. DEAŞ, iki yıl önce Kuzey Afrika’daki konuşlanmasının ardından Sahra Altı Afrika’da genişlemeye gitti. Bu çerçevede Dr. Tevfik “DEAŞ, Afrika’dan konuşlanmasından daha önce El-Kaide ile nüfuz mücadelesine girdi. Bu, devam etmesi beklenen ve terör saldırılarının gücünü etkileyebilecek bir çatışma olarak görülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Tevfik, “DEAŞ ve El-Kaide’nin yanı sıra Boko Haram da 2014’te DEAŞ’a bağlılığını ilan eden, Kıta'daki en etkili terörist harekettir” ifadelerini kullandı. Boko Haram hareketi, Nijerya’da hükümetle iletişim kurmakla suçladığı 43 çiftçinin katledildiği ‘yılın en acı” eylemi de dahil olmak üzere çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirdi. Geçen mart ayında Kıta'nın kuzeydoğusundaki Mozambik, Cabo Delgado Bölgesi’ndeki Mocimboa da Praia şehrinin silahlı bir grup tarafından ele geçirilmesinin ardından yaklaşık 30 kişinin ölümüne yol açan bir terör olayına tanık oldu.
Kıta'da terörizmle mücadeleye yönelik uluslararası ve yerel çabalara rağmen terör, ister Kovid-19 ile mücadele isterse seçimler olsun siyasi ve ekonomik olaylardan yararlanarak genişliyor ve daha tehlikeli bir hale geliyor. Tevfik’e göre terör grupları, gençleri kendilerine çekmek için dışarıdaki siyasi olaylardan ve Filistin davasındaki gelişmelerden de faydalanıyor.
Somali ve Cibuti de ABD güçlerinin ülkeden çekilmesinin ve terörist Eş-Şebab Hareketi’nin devam eden eylemlerinin ardından, Somali’deki güvenlik açığı ile ilgili endişelerin ortasında yeni seçimlere hazırlanıyorlar.

‘Kırılgan’ siyasi anlaşmalar ve sınır dışı edilen krizler
Libya’da çatışan tarafları arasında geçen ağustos ayında ateşkes anlaşması duyuruldu. Libya Temsilciler Meclisi'nin ülkede yeni bir savaşın patlak verdiğine dair uyarıları ortasında ülke yeni yıla başladı.
Anlaşmanın çatışan taraflar arasında kapsamlı bir ulusal uzlaşı çağrısında bulunan ve ülkeyi gelecek mart ayına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yapmaya hazırlayan bir ateşkes sağladığını belirtmekte fayda var.
Anlaşma, uluslararası toplum tarafından destekleniyor. Ancak Kahire Üniversitesi’nde Afrika Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Eymen Şabane de dahil olmak üzere bir dizi gözlemci, anlaşmanın bozulmasını bekliyor. Şabane konuya dair şunları söyledi:
“Ateşkes ilan etmek; özellikle de silahsızlanmanın karşı karşıya olduğu ciddi zorluklarda geçici bir ateşkes sağlamayı, zaman kazanmayı, ittifakları pekiştirmeyi, silah biriktirmeyi ve savaşmaya devam etmeyi amaçlayan bir taktiktir.”
Anlaşmaya rağmen Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve Temsilciler Meclisi arasında halen vizyon farklılıklarının mevcut olması, gelecekle ilgili endişeyi artırıyor. UMH, ateşkesi Sirte ve Sufra’daki silahsızlanma ile ilişkilendiriyor ve her iki taraftaki polis güçlerinin de kendi içlerindeki güvenlik düzenlemeleri konusunda uzlaşı sağladığını savunuyor. Diğer taraftan meclis ise Sirte’nin bir geçiş hükümetinin geçici başkenti olması gerektiğini savunurken çeşitli bölgelerden resmi bir polis gücünün durumu güvence altına alması gerektiğini belirtiyor.
Libya gibi Tunus da yeni yıla artan siyasi gerginlikler ve muhalefetin Tunus Parlamento Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’ye ‘bireysel bir yönetim empoze etme ve devlet kurumlarını ortadan kaldırma’ suçlamaları ortasında girdi. Muhalif partiler, hükümete kabine değişikliği yapılması için baskı uyguluyorlar
Tunus ve gelişmekte olan ülkelerin ‘yürütme otoritesini parlamento lehine zayıflatan bir parlamenter sistem hususunda henüz yetkin olmadığını’ göz önünde bulundurursak 2021 yılı, bazılarının başkanlık sisteminin ‘değiştirilmiş bir parlamenter sistem’ ile değiştirilmesi önerisi de dahil olmak üzere yönetimin geleceği konusunda daha fazla tartışmaya neden olabilir. Diğer yandan, gelecek aylarda ulusal ve İslami akımlar ile Habib Burgiba ve Zeynel Abidin bin Ali dönemleri yandaşları arasındaki mücadelenin yeni bir safhaya girmesi bekleniyor.

FOCAC-8 ve Afrika-Çin ilişkilerine bir bakış
2021 yılında, Senegal’in başkenti Dakar’da sekizinci ‘Çin-Afrika İşbirliği Forumu’ (FOCAC) düzenlenecek. FOCAC, üç yılda bir Çin ve Afrika ülkelerinden politikacıları bir araya getiren diplomatik bir konferans niteliğinde. Genel olarak Birleşmiş Milletler’in (BM) yıllık faaliyetlerinden daha fazla Afrikalı lideri kapsıyor.
Bu yıl forum yalnızca Afrika açısından değil, Kıta ülkelerinin ekonomilerine ve altyapısına on yıllar önce girmeyi başaran Çin’in küresel olarak artan rolü nedeniyle de özel bir önem taşıyor. Gözlemciler, Dakar’da düzenlenen sekizinci ‘FOCAC’ forumu sırasında listelenen konuların önceki forumdan farklı olacağı görüşündeler. Çin’in Afrika’daki faaliyetlerinin ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığı döneminde Washington tarafından ağır eleştirilere maruz kaldığı biliniyor. Bunun yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Pekin’i Afrika ülkelerine ‘boş vaatler vermekle’ suçladı. Bu nedenle Beyaz Saray’daki yönetim değişikliği ile forumda, yeni başkan olarak seçilen Joe Biden’in önceliklerinin Afrika ve Çin meselelerine nasıl yansıyacağı ele alınacak. Yeni Demokrat yönetimin kışkırtıcı ifadeler kullanmaktan kaçınması beklense de Çin’in Afrika’ya girmesinin ciddiyetinin de farkında olacağı biliniyor. Büyük olasılıkla Washington’ın gelecek politikaları ve tepkileri, Afrika ve Çin taraflarının Dakar’da müzakere edecekleri ana konular arasında yer alacak.



Uzmanlardan Venedik'in sadece denizaltıyla görülebileceği uyarısı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Uzmanlardan Venedik'in sadece denizaltıyla görülebileceği uyarısı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Bilim insanları, deniz seviyesi yükselmeye devam ederse Venedik'in anıtlarına yalnızca denizaltıyla ulaşılabileceğini öngörüyor.

İtalyan şehri Venedik, kıvrımlı kanalları ve adalar ağıyla ünlü. Ancak şehir, yükselen deniz seviyesi ve aşırı turizmin yarattığı baskı nedeniyle sular altında kalma riskiyle karşı karşıya; son yıllarda hem turistlerin hem de suların sokakları doldurmasıyla bu risk daha da görünür hale geldi.

Salento Üniversitesi'nin 16 Nisan Perşembe günü yayımlanan raporu, öngörülen deniz seviyesi yükselmesinin, mirasın korunması, sosyal refah ve bakımın maliyeti arasında denge kurarak "benzeri görülmemiş" uzun vadeli uyarlamalar gerektireceğini belirtiyor.

Araştırmacılar, Venedik'in şehri lagünden izole etmek için büyük sel bariyerleri kullanmayı veya lagünü kalıcı kıyı barajlarıyla çevrelemeyi düşünmesi gerektiğini tavsiye ediyor.

Şehrin tamamen sular altında kaldığı en kötü senaryoda, tarihi yerlerin sökülüp yeniden birleştirilerek daha iç kesimlere taşınması gerekecektir.

Bu tehlike kapıda olmasa da mevcut iklim politikaları ve Antarktika buz tabakasında beklenen çöküş gerçekleşirse 22. yüzyılda aşırı deniz seviyesi yükselmesi kaçınılmaz olabilir.

Venedik, Bizans tarzı Aziz Mark Bazilikası ve Gotik Palazzo Ducale gibi birçok tarihi anıta ev sahipliği yapıyor.

Makalede, bazı anıtların yerlerinin değiştirilmesi durumunda kurtarılabileceği belirtilse de, "Tarihi kentsel doku, lagün temelli kültür, geleneksel yaşam tarzları ve çoğu ekonomik faaliyet geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybolacaktır" deniyor.

Araştırmacılar, böyle bir projenin maliyetinin 100 milyar euroyu bulabileceğini tahmin ediyor. Anıtların yanı sıra konutların da terk edilmesi gerekecek ve özel mülklerin kaybının maliyeti 6,5 milyar euroyu bulabilir.

Sular altında kalan kalıntıları ziyaret etmek isteyen herkes, bunu ancak sınırlı bir süre için tekne ve denizaltıyla yapabilecektir.

Salento Üniversitesi'nde araştırmayı yürüten Piero Lionello, The Times'a, "Bu senaryoyu geciktirmek için yapabileceğimiz şeyler var ancak bunlar sonsuza dek işe yaramayacak; gelecek kaçınılmaz görünüyor" diye konuştu.

Venedik, 2020'de, şehri ve adalarını yüksek gelgitlerden ve büyük sel baskınlarından korumak için lagünün çeşitli girişlerine yerleştirilen bir sel bariyer sistemi olan Mose'yi uygulamaya sokmuştu.

Şehrin yarısından fazlası ortalama deniz seviyesinin yalnızca 80 ila 120 santimetre üzerinde bulunuyor, bu da kenti sel baskınlarına karşı çok hassas hale getiriyor. Lionello, 2100'e kadar Venedik'teki ortalama deniz seviyesinin 42 ila 81 cm yükselebileceğini söyledi.

Mose ve diğer bariyer sistemleri Venedik'e uzun vadede yardımcı olabilirken, araştırmacılar en kötü uzun vadeli sonuçlardan kaçınmak için hızlı hareket etmenin hâlâ çok önemli olduğunu belirtti.

Independent Türkçe


Çin, drone'ları havada şarj eden sistemi tanıttı

Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
TT

Çin, drone'ları havada şarj eden sistemi tanıttı

Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)
Çin yapımı bir insansız hava aracı, askeri geçit töreninde (AFP/Arşiv)

Çinli bilim insanları, drone'ları havada mikrodalgayla şarj etmek için özel bir enerji iletim platformu geliştirdi. Bu, bir gün insansız hava araçlarının süresiz uçmasına yol açabilecek bir prototip tasarım.

Çin'in Xidian Üniversitesi'nden araştırmacılar, platformun drone'ları fırlatabilen ve onların operasyonel menzilini uzatabilen kara tabanlı bir araca dönüştürülmesini öngörüyor.

Bilim insanlarının yürüttüğü testler, otomobile monte edilen sistemin sabit kanatlı drone'ları 15 metre yükseklikte 3 saatten biraz fazla havada tutabildiğini gösterdi.

Araca monte edilen enerji iletim sistemi, hem drone hem de şarj platformu hareket halindeyken, enerjiyi hava aracının altındaki anten dizisine iletmek için mikrodalga yayıcı kullandı.

Ancak araştırmacılar, Aeronautical Science & Technology adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, mikrodalga yayıcıyla drone arasındaki hizalamayı korumanın zor olduğunu belirtti.

Bu, GPS konumlandırma ve drone içi uçuş kontrol sistemleri arasında yakın bir koordinasyon gerektiriyordu.

Bilim insanları, ışınlanan enerjinin yalnızca yaklaşık yüzde 3 ila 5'inin drone'a ulaştığını ve mikrodalga enerjisinin büyük çoğunluğunun boşa gittiğini belirterek, sistemin hâlâ başlangıç ​​aşamasında olduğunu kaydetti.

Sonuç olarak drone tarafından alınan enerji, rüzgar ve konumlandırma hataları nedeniyle de dalgalanma gösterdi.

Ekibe, anten yapıları ve mikrodalga tabanlı kablosuz enerji iletimi araştırmalarında uzman olan Xidian Üniversitesi profesörü Song Liwei liderlik etti.

Son yıllarda ortamdaki ve yönlendirilmiş elektromanyetik enerjiyi kullanılabilir doğrudan elektrik enerjisine dönüştürme kavramı, araştırma prototip aşamasından standartlaştırılmaya hazır bir teknolojiye dönüşüyor.

Geçen yıl ABD Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA), lazer ışınıyla 8,6 km'lik bir mesafeye 30 saniyeden fazla süre boyunca 800 vat güç ileterek enerji aktarımında yeni bir rekor kırmıştı.

Sistemin verimliliği yalnızca yaklaşık yüzde 20 olsa da DARPA, teknoloji daha düşük maliyetli hale geldikçe iyileştirmelerin mümkün olduğunu belirtti.

Devam eden bir ABD savunma projesi, neredeyse anlık enerji iletimi için bir "kablosuz enerji ağı" geliştirmeyi hedefliyor.

Son Çin çalışmasından farklı olarak DARPA tasarımı, yerdeki bir lazerin havadaki birden fazla düğümden geçerek tekrar yerdeki bir alıcıya inmesini sağlayarak uzun mesafeli güç iletimi gerçekleştirmeyi umuyor.

ABD ajansı, bu ağın drone filoları için sınırsız menzil veya dayanıklılık sağlamasını umuyor.

Independent Türkçe


İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
TT

İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)

Roma’da gökyüzü, Ortadoğu’daki gerilimin ritmini andırır şekilde sürekli değişiyordu; güneş bir anda bulutların ardına çekiliyor, ardından sert bir yağmurla şehri kaplıyordu. Aynı gün içinde bile yön değiştiren ABD ve İran açıklamalarıyla bu hava arasında dikkat çekici bir paralellik oluşuyordu.

Bu dalgalı süreç eşliğinde İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği kapsamlı röportajda, Avrupa Birliği’nin deniz operasyonlarını ve seyrüsefer güvenliğini genişletmesini sağlayacak şekilde Aspides Avrupa misyonunun kapsamının Hürmüz Boğazı’nı da içerecek biçimde genişletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Crosetto ayrıca, Asya’nın boğazın hayati önemi nedeniyle daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Bakan Crosetto, Suudi Arabistan’ın “kışkırtıcı” olarak nitelendirdiği İran saldırılarına karşı tutumunu “son derece ciddi ve önemli” olarak değerlendirdi. Riyad’ın savaşın tırmanmasını engellemeye çalıştığını, kendini savunurken provokasyonlara yanıt vermekten kaçındığını ve bugün savaşın sona ermiş olabileceği yönündeki koşulların oluşmasına katkı sağladığını söyledi.

Crosetto ayrıca Roma ile Riyad arasındaki savunma sanayii ilişkilerinin hızla derinleştiğini belirterek, İtalya’nın yalnızca satış yapan bir ülke olmadığını, ortak üretim ve geliştirmeye dayalı stratejik ortaklıklar kurmayı hedeflediğini ifade etti. Bu yaklaşımın Suudi Arabistan’ın “Vizyon 2030” hedefleriyle uyumlu olduğunu ifade etti.

dfvfdv
Guido Crosetto, ülkesinin son savaş sırasında füze ve insansız hava araçlarına karşı kullanılan sistemler de dâhil olmak üzere savunma kabiliyetleri gönderdiğini açıkladı. (Şarku’l Avsat)

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişe ücret uygulaması fikrini kesin bir dille reddeden Crosetto, “İran’ın Hürmüz Boğazı’na herhangi bir ücret ya da kısıtlama getirmesi kesinlikle kabul edilemez. Bu boğaz serbest bir geçiş yolu olarak kalmalıdır” dedi.

Suudi Arabistan ve Körfez’in İran saldırılarına yaklaşımı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın İran saldırılarına karşı tutumunu övgüyle değerlendirerek, Riyad’ın çatışmanın tırmanmasını önlemeye çalıştığını, kendini savunmakla yetindiğini ve Körfez’de normalleşme koşullarının oluşmasına katkı sunduğunu söyledi.

“Barış, savunma ve caydırıcılık üzerine inşa edilir”

Crosetto’ya göre Körfez ülkeleri bu savaştan önemli bir ders çıkardı: Barışın yalnızca savunma ve caydırıcılık temelinde mümkün olduğu. İran’ın saldırıları, bu ülkelerin herhangi bir saldırganlık göstermemiş olmasına rağmen gerçekleşti.

Bakan, enerji tesisleri ve su arıtma tesislerinin hedef alınmasının beklenmedik olduğunu, bu durumun Körfez ülkelerine hem sivil hem askeri altyapıyı koruma ihtiyacını gösterdiğini belirtti.

İtalya’nın rolü

Crosetto, İtalya’nın Körfez ülkelerine savunma desteği sağladığını, hava savunma sistemleri ve insansız hava araçlarına karşı teknolojiler gönderdiğini, bunun satış değil “yardım” niteliğinde olduğunu ifade etti.

Savunma ilişkilerinde hızlı büyüme

İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin hızla geliştiğini belirten Crosetto, yakın zamanda uydu alanında anlaşma imzalandığını, hava savunma, deniz ve havacılık alanlarında müzakerelerin sürdüğünü söyledi.

“Farklı türde bir ortaklık”

Crosetto, İtalya’nın Suudi Arabistan ile yalnızca ticari değil, ortak geliştirme ve teknoloji transferine dayalı stratejik bir ortaklık kurmak istediğini vurguladı. Bu yaklaşımın “Vizyon 2030” ile uyumlu olduğunu belirtti.

Avrupa’da caydırıcılığın yeniden şekillenmesi

Bakan, son savaşın Avrupa’daki caydırıcılık anlayışını değiştirdiğini, savunmanın ülkeler arasında ne kadar entegre olursa o kadar güçlü hale geldiğini söyledi. NATO’ya güvenin sürdüğünü ancak Avrupa’nın daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

İran’da fiili yönetim Devrim Muhafızları’nda

Crosetto, İran ile ilişkilerin sınırlı olduğunu belirterek, ülkede fiili gücün Devrim Muhafızları’nda olduğunu ve bunun diplomatik diyaloğu zorlaştırdığını söyledi.

Hürmüz Boğazı’nda serbest geçiş vurgusu

İran’ın boğazı kontrol ederek savaş aracı haline getirmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Crosetto, benzer uygulamaların başka boğazlara da yayılabileceği uyarısında bulundu.

NATO’nun geleceği

Crosetto, NATO’nun uzun vadede varlığını sürdüreceğini ve hem Avrupa hem ABD için değerli bir yapı olduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı için yeni güvenlik modeli

Bakan, “Aspides” misyonunun Hürmüz Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilmesinin tartışıldığını, ancak bunun yalnızca Avrupa değil, Asya ülkelerinin de sorumluluk üstleneceği daha geniş bir uluslararası yapıyı gerektirdiğini söyledi.

İran’ın füze kapasitesi ve küresel tehdit

Crosetto, İran’ın nükleer ve uzun menzilli füze kapasitesinin yalnızca İsrail için değil, Avrupa şehirleri için de tehdit oluşturduğunu belirtti.

İnsansız hava araçları savaşın doğasını değiştiriyor

Bakan, Ukrayna ve Körfez savaşlarının modern savaşların doğasını değiştirdiğini, özellikle insansız hava araçlarının ve yapay zekâ destekli sistemlerin savaş alanında belirleyici hale geldiğini ifade etti.