Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor
TT

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika, 2021’i iç savaş korkusu ve yayılan terörizm ile karşılıyor

Afrika 2021’e silahlı çatışmalardan uzak, güvenli bir Kıta'ya ulaşma hayallerini yıkan geçen yılın acılarıyla giriyor. Öyle ki Kıta çabalarında, 2063 stratejik projeksiyonu olan, ‘2020’ye kadar silahların susturulması’ vizyonunun en önemli hedeflerine ulaşmada başarılı olamadı. Yakın zamanda Güney Afrika’daki Johannesburg şehrinde düzenlenen Afrika Birliği (AfB) devlet ve hükümet başkanlarının 14’üncü olağanüstü zirvesi, ‘silahları susturma’ girişimini 10 yıl daha uzatmaya karar verdi.
Gözlemcilerin ‘dünyanın en kanlı’ olarak nitelendirdiği terör gruplarına ve eylemlerine tanık olduğu 12 ayın ardından Kıta, terör gruplarının faaliyetlerini genişletme ve artırma beklentilerinin ortasında kalkınma ve güvenlik hayallerini engelleyen yeni bir siyasi ve güvenlik krizleri yılına giriyor. Söz konusu eylemlerin yeni yılda da devam edeceğini belirten gözlemcilere göre terör grupları, ‘varlıklarını artırmak ve Afrika'da daha fazla destekçiyi harekete geçirmek için’ birçok ülkedeki siyasi faaliyetlerin koşullarından, seçimler yapma ve hükümetleri değiştirme çabalarından yararlandılar. Aynı şekilde Afrika, onlarca yıldır yoksulluktan mustarip olan Kıta'ya daha fazla ekonomik ve sağlık yükü getiren Kovid-19 salgınıyla mücadeleyi de sürdürüyor. Bu durum, Afrika’daki ölüm ve vaka sayılarıyla ilgili açıklanan verilere ise yansıtılmıyor.
Kovid-19 salgını, Afrika’daki sıtma, ebola ve diğer salgın hastalıkların olduğu listede yeni bir isimden başka bir şey değil. Kahire Üniversitesi’nde Afrika Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Eymen Şabane, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada belki de bu yüzden virüs bulaşanların sayısı açısından Kıta'nın daha iyi bir durumda olduğunu söyledi. Dr. Şabane, Afrika’nın salgın hastalıklarla mücadele etmeye adeta alıştığına dikkat çekti.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre Afrika’da Kovid-19 ile enfekte olan kişi sayısı 2 milyona yakın. Uzmanlar ve gözlemciler bu sayının bir milyardan fazla insanın yaşadığı Kıta'da çok daha yüksek olduğu görüşündeler. Sahra Altı Afrika bölgeleri salgının etkileri nedeniyle 25 yıldır ilk kez ekonomik durgunluk yaşıyor. Dünya Bankası’na göre Sahra Altı Afrika’daki ekonomik büyümenin 2020’de yüzde 3,3 oranında düşmesi bekleniyor. Bu durum Kıta'da 115 milyar dolar olarak tahmin edilen kayıplara neden olacak. Yaklaşık 40 milyon insanı aşırı yoksulluğa itecek ve okulların kapatılması nedeniyle 253 milyon öğrencinin eğitimini sekteye uğrayacak.

Yeni seçimler
Afrika Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayınlanan ‘Güvenlik ve Barış Konseyi’ raporuna göre seçim yılı olarak nitelendirilen 2020’nin ardından Kıta'nın 2021 yılında dokuz başkanlık oylamasına sahne olması bekleniyor. 2020 yılında adaylara yönelik halk protestolarıyla eş zamanlı olarak bazı Afrika ülkelerinde parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti. Osman Gazal geçen mart ayında Komorlar’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dördüncü dönemini kazanmayı başarırken Devlet Başkanı Paul Biya da Kamerun’da iktidara geri döndü. Aynı şekilde Alpha Conde, Gine’de üçüncü, Alassane Ouattara da Fildişi Sahili’nde üçüncü ve Roch Kabore de Burkina Faso’da ikinci dönemi kazanmayı başardı. Benin ve Burundi devletlerindeki seçimlerin yanı sıra Gana’nın mevcut Devlet Başkanı Nana Akufo Addo da ikinci bir dönem daha elde etti.
Adaylara yönelik halk protestolarının gücüne rağmen seçim sonuçları gösterileri yansıtmadı. Hatta bazı ülkeler, daha fazla kontrol sağlamak için Kovid-19 salgınından yararlandılar. (Dr. Hamdi Abdurrahman’ın ‘Qiraat African’ internet sitesinde yayınlanan araştırmasına göre) Seçim süreçleri, Afrika’daki salgının başlıca kurbanlarından biri haline geldiler. Araştırmada şu ifadelere yer verildi:
“Bazı ülkeler, siyasi hedeflere ulaşmak için karantina ve sağlık kapanmaları koşullarından yararlandılar. Bu bağlamda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali seçimleri erteledi. Bu durum daha sonra Tigray bölgesinde devam eden çatışmalara yol açtı. Pandeminin yankılarına yanıt olarak alınan seçmen kaydı ve genel oy kullanma usullerini erteleme veya bunlara müdahale etme kararları, ‘seçimlerin güvenilirliği, siyasi açıdan güven inşa edilmesi ve Kıta genelinde başkanların ve milletvekillerinin zaman sınırlarına uyması’ üzerinde büyük bir etkiye sahip olacak. Seçimler hükümetler tarafından siyasallaştırıldıkça muhalefet grupları yönetimlerin tepkisini eleştirmek için komplo teorilerini kullanmaya devam edecekler.”

Tigrayanlar ve iç savaş korkuları
Afrik terörizme, neden olduğu kurbanlara, yol açtığı güvenlik dengesizliğine ve kargaşaya ek olarak yeni yılda da bir dizi kronik iç silahlı çatışmayı miras aldı. Geçen yıl bazı çatışmaların yenilenmesine, özellikle de Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Debretsion Gebremichael başkanlığındaki Tigray bölgesi isyancıları arasında Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki çatışmalara tanık olundu.
Gerçekte Etiyopya’nın istikrarını ve etnik grupların bir arada yaşam geleceğini tehdit eden Tigray’daki çatışma, Etiyopya'daki iktidarı kontrol etme arayışındaki tarihsel çatışma mirasının bir uzantısıdır. Öyle ki Etiyopya, en büyüğü yüzde 40 ile Oroma olmak üzere 85 farklı etnik gruptan oluşuyor. Tigrayan Kurtuluş Cephesi’nin de dahil olduğu silahlı hareketler koalisyonunun Mengistu Haile Mariam yönetimini devirme başarısı sonrasında Tigrayanlar, 1991'den 2018'e kadar uzun yıllar boyunca halkın yalnızca yüzde 6’sını oluştursalar da büyük avantajlar elde ettiler. İktidarda önemli pozisyonlar üstlendiler. Ancak Nisan 2018’da Oroma aşiretine mensup Abiy Ahmed’in iktidara gelmesiyle durum değişti. Bilindiği üzere Tigray’daki çatışma, Abiy Ahmed bölgenin kontrolünü ilan edip liderlerini en çok arananlar listesine koyana kadar üç haftadan fazla devam etti.
Bu çatışma bölgenin istikrarı tehdit ediyor. Aralarında müzakere edilen çözüm ve iç savaş da olmak üzere durumun çözümü için birkaç olası ‘senaryo’ mevcut. Ancak Dr. Şabane, Kızıldeniz rotasını kontrol eden Afrika Boynuzu’ndaki koşulların infilak etmesinin sonuçlarına tahammül göstermeyecek olan uluslararası toplumun müzakere senaryolarına öncelik verme olasılığına dikkat çekti. Aynı şekilde Dr. Abdurrahman da Afrika’nın Başkan Donald Trump yönetiminin öncelikleri listesine girmesi sonrasında başkan seçilen Joe Biden’in, ABD ve Afrika arasındaki ilişkileri yeniden canlandırmasını bekliyor.

Nadha Barajı meselesi
‘Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ tarafından 2021 beklentilerine ilişkin yayınlanan bir araştırmaya göre Etiyopya’nın krizleri, içteki etnik çatışmalarla sınırlı değil. Nahda (Rönesans) Barajı konusundaki anlaşmazlık halen devam ediyor. Bu durum gelecekte Kıta'daki bölgesel gerginlikleri daha da şiddetlendirme tehdidi oluşturuyor. Araştırmada şu ifadeler kullanıldı:
“Nahda Barajı, hızlı bir çözüm için net bir ufuk olmadan müzakerelerin sürdüğü dönedme Etiyopya'nın inatçı bir yaklaşım benimsemeyi sürdürmesi ilişkiler açısından gerilim kaynağıdır.
Etiyopya, kalkınmayı sağlamak amacıyla Nil’in ana kolu üzerine baraj inşa etmeye devam ediyor. Mısır ise bu durumu tehdit olarak görürken barajın, tarım ve içme suyu başlıklarında yüzde 90 bağımlı olduğu Nil suyundaki payını yılda yaklaşık 55 milyarküp etkilemesinden endişe ediyor.
2020 yılı Etiyopya, Mısır ve Sudan’daki yetkililerin karşılıklı açıklamalarına ve suçlamalarına sahne oldu. Mısır, Etiyopya’yı ‘uzlaşmazlık’ ile suçlarken kriz geçen ekim ayında ABD Başkanı Trump’ın yaptığı açıklamanın ardından daha da şiddetlendi. Trump, “Bu çok tehlikeli bir durum. Çünkü Mısır bu şekilde yaşayamayacak. Sonunda barajı havaya uçuracaklar” açıklamasında bulunmuştu. Etiyopya, Trump’ın ifadelerini eleştirerek ABD Büyükelçisi'ni açıklama yapmaya çağırmıştı. 2021 yılında askeri çözümün ciddiyeti ve uygulanma zorluğu göz önüne alındığında, ilgili ülkelerin müzakere masasına geri dönmesi bekleniyor.

Terör hayaleti
Afrika meselelerinde uzman araştırmacı ve ‘Pharos Danışmanlık ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ Genel Koordinatörü olan Dr. Nermin Tevfik’e göre 2021 yılında Afrika’nın istikrarını tehdit eden sıcak konular arasında ‘hükümetlerin Kovid-19 virüsüyle mücadele etme endişelerini’ sömürmesi ve faaliyetlerini artırması beklenen terör grupları meseleleri de yer alıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Tevfik şu değerlendirmelerde bulundu:
“Beklentiler, 2020’nin başlarında Afrika’daki terör saldırılarının virüs nedeniyle azalabileceğine işaret ediyordu. Ancak gerçekler tersini kanıtladı. 2021 yılında da devam etmesi beklenildiği üzere terör grupları birden fazla yerde saldırı düzenlediler.”
ABD Maryland Üniversitesi Terör ve Aşırılıkla Mücadele Merkezi ile iş birliğiyle Avustralya’nın Sidney şehrindeki Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından Kasım 2020’de yayınlanan 2020 Terörizm Endeksi raporuna göre terörizmden en çok Sahra Altı Afrika ülkeleri etkilenecekler. Bu bölgedeki ölümlerin yaklaşık yüzde 41’i terör örgütü DEAŞ’a atfedilen terör saldırılarında yaşandı. Yeni yılda da Afrika’nın genişleyen coğrafyasında terör faaliyetlerinde artış yaşanması bekleniyor. DEAŞ, iki yıl önce Kuzey Afrika’daki konuşlanmasının ardından Sahra Altı Afrika’da genişlemeye gitti. Bu çerçevede Dr. Tevfik “DEAŞ, Afrika’dan konuşlanmasından daha önce El-Kaide ile nüfuz mücadelesine girdi. Bu, devam etmesi beklenen ve terör saldırılarının gücünü etkileyebilecek bir çatışma olarak görülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Tevfik, “DEAŞ ve El-Kaide’nin yanı sıra Boko Haram da 2014’te DEAŞ’a bağlılığını ilan eden, Kıta'daki en etkili terörist harekettir” ifadelerini kullandı. Boko Haram hareketi, Nijerya’da hükümetle iletişim kurmakla suçladığı 43 çiftçinin katledildiği ‘yılın en acı” eylemi de dahil olmak üzere çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirdi. Geçen mart ayında Kıta'nın kuzeydoğusundaki Mozambik, Cabo Delgado Bölgesi’ndeki Mocimboa da Praia şehrinin silahlı bir grup tarafından ele geçirilmesinin ardından yaklaşık 30 kişinin ölümüne yol açan bir terör olayına tanık oldu.
Kıta'da terörizmle mücadeleye yönelik uluslararası ve yerel çabalara rağmen terör, ister Kovid-19 ile mücadele isterse seçimler olsun siyasi ve ekonomik olaylardan yararlanarak genişliyor ve daha tehlikeli bir hale geliyor. Tevfik’e göre terör grupları, gençleri kendilerine çekmek için dışarıdaki siyasi olaylardan ve Filistin davasındaki gelişmelerden de faydalanıyor.
Somali ve Cibuti de ABD güçlerinin ülkeden çekilmesinin ve terörist Eş-Şebab Hareketi’nin devam eden eylemlerinin ardından, Somali’deki güvenlik açığı ile ilgili endişelerin ortasında yeni seçimlere hazırlanıyorlar.

‘Kırılgan’ siyasi anlaşmalar ve sınır dışı edilen krizler
Libya’da çatışan tarafları arasında geçen ağustos ayında ateşkes anlaşması duyuruldu. Libya Temsilciler Meclisi'nin ülkede yeni bir savaşın patlak verdiğine dair uyarıları ortasında ülke yeni yıla başladı.
Anlaşmanın çatışan taraflar arasında kapsamlı bir ulusal uzlaşı çağrısında bulunan ve ülkeyi gelecek mart ayına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yapmaya hazırlayan bir ateşkes sağladığını belirtmekte fayda var.
Anlaşma, uluslararası toplum tarafından destekleniyor. Ancak Kahire Üniversitesi’nde Afrika Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Eymen Şabane de dahil olmak üzere bir dizi gözlemci, anlaşmanın bozulmasını bekliyor. Şabane konuya dair şunları söyledi:
“Ateşkes ilan etmek; özellikle de silahsızlanmanın karşı karşıya olduğu ciddi zorluklarda geçici bir ateşkes sağlamayı, zaman kazanmayı, ittifakları pekiştirmeyi, silah biriktirmeyi ve savaşmaya devam etmeyi amaçlayan bir taktiktir.”
Anlaşmaya rağmen Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve Temsilciler Meclisi arasında halen vizyon farklılıklarının mevcut olması, gelecekle ilgili endişeyi artırıyor. UMH, ateşkesi Sirte ve Sufra’daki silahsızlanma ile ilişkilendiriyor ve her iki taraftaki polis güçlerinin de kendi içlerindeki güvenlik düzenlemeleri konusunda uzlaşı sağladığını savunuyor. Diğer taraftan meclis ise Sirte’nin bir geçiş hükümetinin geçici başkenti olması gerektiğini savunurken çeşitli bölgelerden resmi bir polis gücünün durumu güvence altına alması gerektiğini belirtiyor.
Libya gibi Tunus da yeni yıla artan siyasi gerginlikler ve muhalefetin Tunus Parlamento Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’ye ‘bireysel bir yönetim empoze etme ve devlet kurumlarını ortadan kaldırma’ suçlamaları ortasında girdi. Muhalif partiler, hükümete kabine değişikliği yapılması için baskı uyguluyorlar
Tunus ve gelişmekte olan ülkelerin ‘yürütme otoritesini parlamento lehine zayıflatan bir parlamenter sistem hususunda henüz yetkin olmadığını’ göz önünde bulundurursak 2021 yılı, bazılarının başkanlık sisteminin ‘değiştirilmiş bir parlamenter sistem’ ile değiştirilmesi önerisi de dahil olmak üzere yönetimin geleceği konusunda daha fazla tartışmaya neden olabilir. Diğer yandan, gelecek aylarda ulusal ve İslami akımlar ile Habib Burgiba ve Zeynel Abidin bin Ali dönemleri yandaşları arasındaki mücadelenin yeni bir safhaya girmesi bekleniyor.

FOCAC-8 ve Afrika-Çin ilişkilerine bir bakış
2021 yılında, Senegal’in başkenti Dakar’da sekizinci ‘Çin-Afrika İşbirliği Forumu’ (FOCAC) düzenlenecek. FOCAC, üç yılda bir Çin ve Afrika ülkelerinden politikacıları bir araya getiren diplomatik bir konferans niteliğinde. Genel olarak Birleşmiş Milletler’in (BM) yıllık faaliyetlerinden daha fazla Afrikalı lideri kapsıyor.
Bu yıl forum yalnızca Afrika açısından değil, Kıta ülkelerinin ekonomilerine ve altyapısına on yıllar önce girmeyi başaran Çin’in küresel olarak artan rolü nedeniyle de özel bir önem taşıyor. Gözlemciler, Dakar’da düzenlenen sekizinci ‘FOCAC’ forumu sırasında listelenen konuların önceki forumdan farklı olacağı görüşündeler. Çin’in Afrika’daki faaliyetlerinin ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığı döneminde Washington tarafından ağır eleştirilere maruz kaldığı biliniyor. Bunun yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Pekin’i Afrika ülkelerine ‘boş vaatler vermekle’ suçladı. Bu nedenle Beyaz Saray’daki yönetim değişikliği ile forumda, yeni başkan olarak seçilen Joe Biden’in önceliklerinin Afrika ve Çin meselelerine nasıl yansıyacağı ele alınacak. Yeni Demokrat yönetimin kışkırtıcı ifadeler kullanmaktan kaçınması beklense de Çin’in Afrika’ya girmesinin ciddiyetinin de farkında olacağı biliniyor. Büyük olasılıkla Washington’ın gelecek politikaları ve tepkileri, Afrika ve Çin taraflarının Dakar’da müzakere edecekleri ana konular arasında yer alacak.



İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.