Mısır’ın Libya sahnesindeki adımlarının perde arkasında ne var?

Bölgesel pazarlık ve anlaşma yapma arayışındaki Türkiye’yi Trablus’ta zorlu bir sınav bekliyor

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
TT

Mısır’ın Libya sahnesindeki adımlarının perde arkasında ne var?

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Yunan ve Fransız mevkidaşları ile Libya krizindeki gelişmelerin ele alındığı bir görüşmenin ardından ortak bir basın toplantı düzenledi (AFP)

Tarık Fehmi
Mısırlı güvenlik birimlerinden bazı yetkililerin ve siyasi isimlerin yer aldığı bir heyetin Libya’nın batısına yaptığı ziyaret pek de sürpriz sayılmazdı. Zira Mısır’ın son dönemde Libya'daki tüm adımlarının hâlihazırda Türkiye için önceliklerini yeniden düzenlemesini ve genel önlemlerden siyasi ve güvenlik önlemlerine geçmesini gerektiren bir endişe kaynağı olmasından dolayı bazılarının düşündüğü gibi beklenmedik bir ziyaret değildi. Mısır'ın, boyutları herkes tarafından anlaşılan mevcut siyasi ve stratejik dengeye zarar vermeden Cufra hattına ve ticaret dosyasında belirttiği ilkelere bağlı kalması, Türkiye’nin genel önlemlerden siyasi ve güvenlik önlemlerine olmak üzere önceliklerini gözden geçmesine neden oldu. Mısırlı heyetin Trablus ziyareti, Mısır'ın Libya'daki gelişmelere yönelik politikasında büyük bir değişikliği değil, daha ziyade siyasi ve stratejik konumunu netleştirmek için verilen bir mesajı temsil ediyor. Mısır verdiği bu mesajlarla, Trablus'la konuşabileceğini, bunun için imkanları olduğunu ve mevcut durumu kalıcı olarak kabul etmediğini belirtmiş oldu.

Çok yönlü hamleler
Mısır’ın doğrudan müdahalesi, ülkede askeri seçeneğin mevcut sorunu çözmeyeceğinin dillendirilmesinin yanı sıra, Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) sorunu askeri olarak çözememesi ve Türkiye'nin müdahalesi ile Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) verdiği desteğin askeri bir başarı elde edememesi çerçevesinde Libya’nın batısındaki arabulucular aracılığıyla değil, Libya denkleminin yeniden dengelenmesiyle sonuçlanacaktır. Bununla birlikte Türk tarafı doğrudan bir yüzleşme istemiyor ve halen paralı askerlere bağımlı durumda. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 18 ay boyunca Libya’da kalması ve faaliyet göstermesi için çıkarılan tezkerenin yenilenmesi ise Türk tarafının Libya’dan hiç ayrılmayacağı ve stratejik konumlanma arayışında olduğunu teyit ediyor.
Mareşal Hafter’in açıklamaları, Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığını vurmaya yönelik tehditleri ve ‘işgalci Türkiye’yi ülkeden çıkarmak’ için yeniden silahlanma fikrini ortaya atması son dönemde tahmin edilenden ve bilinenden farklı bir durum olduğunu ortaya koymaktadır. Hafter, Libya'nın 69. Bağımsızlık Günü yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada, “Bugün tüm dünyaya, sömürgecinin gölgesinde barış olmadığını ve Libya topraklarındaki varlığına karşı sağlam bir duruş sergilediğimizi hatırlatıyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Ardından Türkiye’nin Hafter’e yanıtı gecikmedi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, TSK’nın en üst rütbeli komutanlarıyla birlikte Libya’yı ziyaret etti. Bununla birlikte, özellikle Kahire'nin ana taraf olması, BAE'nin bu bağlamdaki doğrudan tutuma sahip olmasından ve daha önce LUO’nun hedefinin özellikle oyunun kurallarını değiştirmek ve BM’nin ateşkese dayalı diyalog ve taahhütler yürütmeye yönelik devam eden girişimleri ışığında yeni kurallar oluşturmak için çalışmak şeklindeki yaklaşımları ile ilgili askeri ve siyasi görüşlerini ifade ettiklerinden kendi kapsamında kalıyor. Fakat muhtemelen 5+5 Libya Ortak Askeri Komite görüşmeleri bu meselenin dışında kalacaktır.
Kahire, yalnızca İçişleri Bakanı Fethi Başağa ve onun yakın çevresi düzeyinde olmayan algılara, vizyonlara ve ilan edilmemiş temaslara değil, aynı zamanda Libya’nın batısındaki tüm taraflarla temaslara sahiptir. Tıpkı daha önce Hurgada toplantıları öncesi ve sonrasında bazı unsurlarla iletişime geçtiğinde olduğu gibi. Bu durum, Mısır'ın özellikle çatışan tarafların daha önce Kahire’de bir araya gelmelerinde doğrudan arabuluculuk rolünü üstlendiğinden iki tarafla da ilişkilerinde gerçek bir itibara sahip olduğunu göstermektedir. Mısır’a göre Libya, Doğu Akdeniz'deki müzakereler, temaslar ve planların yanı sıra Türkiye’nin önemli bölgesel pazarlıklar, anlaşmalar ve düzenlemelerin sonuçlandırılması konusundaki çabaları ve son dönemde Türk siyaset sahnesinde ve basınında Mısır ile müzakereler için adeta lütuf ister bir dille ifade edilen ekonomik çıkarların güvence altına alınması koşuluyla Akdeniz Gaz Forumu'na etkili bir taraf olarak girme arayışı açısından bir bütünün parçasıdır. Mısır da bu duruma iyi planlanmış bir siyasi ve askeri strateji çerçevesinde ihtiyatla yaklaşmaktadır ve LUO’nun Libya'nın batısına yönelik saldırısına ilişkin bazı çekincelerini belirtmiştir.  Kahire'nin geride durmasının ve üslerinden, hamlelerinden ve askerlerinden yaklaşık bin kilometre uzakta olan askeri operasyonun başarısı konusunda şüphelerinin olmasının Türk tarafının Trablus'a girmesi için bir gerekçe oluşturduğu da açıktı.
Mısır’ın Libya’nın batısı ile teması, en nihayetinde Genel İstihbarat (GID) Şefi Tümgeneral Abbas Kamil'in ziyaretinin ve ardından Mısır heyetinin ziyareti, Libya’nın doğusu ve hatta Güney Libya ile devam eden siyasi ve stratejik iletişim bağlamında yeni senaryoları ortaya çıkaracaktır. Mısır, Libya sorununun çözüm yolları, uluslararası eylemler ve Rusya ile Fransa’nın dolaylı varlığı çerçevesinde tüm taraflara askeri değil siyasi seçeneğe hizmet eden, siyasi ve stratejik bir yol inşa edilmesi gerektiğine dair açık ve net bir mesaj gönderiyor. Öte yandan Cezayir ve Tunus olup biteni yakından takip ederken özellikle de Mısır adımının yeniden yaklaşarak ve Mısır'ın Batı Libya ile ilişkisini yönlendirerek komşu ülkelere bölgesel mesajlar iletmesini umuyorlar. Çünkü son aylarda sayıları artan öneriler engellenebilir veya bazı girişimler sona erdirilebilir. Bu da Mısır’ın katılımını etkileyebilir.
Türk tarafının askeri bir politika benimseme ve Libya’nın batısında askeri vesayeti dayatma konusundaki girişimi ile aralarında Müslüman Kardeşlerle ilişkili güçler içinden olanların dahi bulunduğu Libya’nın batısındaki bazı liderlerin ifade ettiği birtakım çekinceleri, olup bitenlerin kurallarını ve düzenlemelerini değiştirebilir. Her iki tarafın mahkûm ve unsur takasında bulunmalarının yanı sıra Petrol Hilali Bölgesi anlaşması ve uluslararası varlığın yeniden gözden geçirilmesi bunun kanıtları olarak görülebilir.
Kahire'nin geçtiğimiz Eylül ayında, UMH’yi destekleyen Libya’nın batı bölgesine yaklaşık iki yıllık aranın ardından ziyaretlerinin yeniden başlaması da dikkat çekicidir.
Kahire, Türkiye’nin baskı kurabileceği kartlar arayan ve temel planı Kahire ile olan biteni paylaşmak için gerçek bir diyalog noktasına ulaşmak olan veya en azından Türk tarafının çıkarlarını koruyan mevcut bir ortam yaratmaya çalışan hamleleri çerçevesinde gelişmeleri takip ediyor ve stratejisini de sakin bir şekilde belirliyor. Özellikle Türkiye-Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, ortaklık anlaşmalarının sınırlarının çizilmesi ile askeri mevkilerde stratejik yoğunlaşma ve konuşlanma noktalarının belirlenmesi, askeri varlığını teyit etmeyi değil, temelde yerleşik bir üssün olmasını gerektirmeyen kalıcı bir askeri varlık arayışını amaçlamaktadır. Bu da biraz zaman alacaktır. Vatiyye Askeri Üssü’ndeki gelişmeler de buna işaret ediyor. Türk tarafının hareketlerinin sınırlarının gerçekten de kısıtlı ve açık olmadığını anlamasıyla birlikte aslında Kahire'nin Libya'da askeri bir müdahaleye hazır olması ve Temsilciler Meclisi’nin UMH güçlerinin ilerleyişi devam ederse müdahale için Libyalı aşiretlerden alınan yetkiyle yurtdışında silahlı kuvvetlerin konuşlandırılmasına onay vermesinin gösterdiği üzere, Mısır’ın caydırıcı adımı nedeniyle gerçek ve etkili sorunlarla karşılaşacaktır.
Bu aynı zamanda, Mısır'ın dolaylı olarak temas hatlarında Türkiye’nin istediği gibi hareket etmesini engelleyen çizgiler çizmesinden ve özellikle Türkiye’nin Mısır heyetinin ziyaretine verdiği tepkiler iyi olmadığından Kahire'nin girişimi ve Libya denkleminin iki tarafı arasındaki genişletilmiş etkileşimin yönünü yeniden ele geçireceğine dair endişelerinden ötürü Ankara’nın tahminlerini gözden geçireceği düşünülüyor. Bu da Türkiye’nin Libya'daki nüfuzuna ilişkin gerçek sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenle üst düzey Libyalı yetkililer, her iki tarafın da mevcut çıkarları ışığında ortak bir zeminde uzlaşı, diyalog ve görüşme yapılması ihtiyacı ile birlikte Mısır’a açık siyasi mesajlar gönderiyorlar.

Son gelişmeler
Tüm bu gelişmelerle doğal olarak Libya dosyasında iş yapma kurallarını değiştirecek ve Mısırlılar, medya kampanyalarından ve Türkiye’nin renkli söylemlerinden uzakta Libyalılarla iletişim için gerçek yollar çizecektir. Aslında Kahire, Libya'nın batısında artık çok sayıda ve doğrudan seçenekler belirliyor. Bu sadece bir ziyaretin yapılması ve siyasi-güvenlik konularının ele alınması ile sona ermeyecektir. Bu nedenle Mısır’ın planı son zamanlarda görüldüğü üzere kapsamlı ve eksiksiz olacaktır. Mısır’ın Trablus Büyükelçiliği yeniden açılacak ve Mısır’ın Tunus Büyükelçiliğine aktarılan çalışmalarına yeniden başlayacak. Mısır'ın Libya topraklarının birliğini savunmaya yönelik her zaman ifade ettiği taahhütleri ve Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki mevcut bölünmenin sürmesinin yanı sıra mevcut çatışma durumu, bölgesel çekişmeler, Avrupa ve Rusya’nın Libya ve Doğu Akdeniz hesapları çerçevesinde tüm sahneyi tüm ayrıntılarıyla birlikte Libya’nın doğusuna aktarırken, Mareşal Hafter ve LUO güçleriyle iyi yapılandırılmış Mısır anlaşmalarına yansıtacaktır.
Ateşkesi istikrara kavuşturmaya yönelik düzenlemeler henüz uygulanmadığı, yabancı güçler Libya'yı terk etmediği ve tüm ana yollar açılmadığı için Libya sahnesinde bir sonraki zorluklar bunlar olacaktır. Libya ordusunun yeniden yapılandırılacağına dair hiçbir işaret bulunmuyor. Aralık 2021'de yapılması planlanan seçimlere eşlik edecek olası Başkanlık Konseyi, Başbakan ve geçiş hükümeti üyelerinin adı da henüz açıklanmadı.



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.