Dünyanın 2021’e girerken hatırlayacağı 10 tarihi olay

2001 yılında New York’taki İkiz Kuleler’de iki uçağın çarpması sonucunda çıkan yangın (AFP)
2001 yılında New York’taki İkiz Kuleler’de iki uçağın çarpması sonucunda çıkan yangın (AFP)
TT

Dünyanın 2021’e girerken hatırlayacağı 10 tarihi olay

2001 yılında New York’taki İkiz Kuleler’de iki uçağın çarpması sonucunda çıkan yangın (AFP)
2001 yılında New York’taki İkiz Kuleler’de iki uçağın çarpması sonucunda çıkan yangın (AFP)

Tarık eş-Şami
Küresel tarihi olaylar, insanlığın hafızasına unutulmaz izler kazıyor. Bu sayede politikacılar, kanaat önderleri ve halklar, zaferler, aksilikler, kazanım ve kayıplar, doğru ve yanlış kararlardan öğrenilen dersler çıkarırlar. Tarihin dikkatli bir şekilde okunması karar verici merciler geçmiş hatalardan kaçındığında gelecekte dünyanın dört bir yanındaki insanlar için daha iyi bir yolun çizilmesine katkıda bulunur. 2021 yılı boyunca da dünya, sonraki etkileşimler ve sonuçlar üzerinde büyük bir etkiye sahip  önemdeki tarihi dönemeçleri hatırlayacak. İşte en önemli on olay ve sonuçları:

11 Eylül saldırılarının 20’nci yıldönümü
11 Eylül 2001 tarihinde El Kaide terör örgütü ile bağlantılı 19 militan dört sivil uçağı kaçırıp, ABD’de belirledikleri hedeflere yönelik intihar saldırıları düzenlemek için kullandılar.  İki uçak, New York’taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerini hedef aldı. Söz konusu saldırı kulelerin çökmesine neden oldu. Üçüncü uçak, başkent Washington yakınlarındaki Pentagon binasını hedef aldı. Dördüncü uçak ise, Pensilvanya’daki bir tarım arazisine düştü. Bazıları uçağın Beyaz Saray, Capitol Hill’deki Kongre binası ya da Camp David kompleksini hedef alma niyetinde olduğunu düşünüyor.
O gün gerçekleştirilen terör saldırısı kurbanlarının sayısı 2 bin 996 kişiye ulaştı. Bu nedenle ABD tarihinin en kanlı günü kabul ediliyor. Bu olayın ardından ABD’nin dünya çapındaki politikasında uzun vadeli ve köklü değişiklikler yaşandı. Başkan George W. Bush yönetimi, terörizmle mücadele için küresel girişimler başlattı. El Kaide ile savaşmak için uluslararası bir koalisyona öncülük etti. Yıl sonundan önce Afganistan’da Usame bin Ladin liderliğindeki El Kaide ağına ev sahipliği yapan Afgan Taliban hareketini çökertmeyi başardı.
Saldırıların ardından ortaya çıkan güvenlik endişeleri üzerine hükümet, terör saldırılarını önlemek için yeni bir bakanlık olan İç Güvenlik Bakanlığı kurdu. Bu bakanlığı, sınır, göç ve gümrük güvenliği konularından sorumlu tuttu. Saldırılar ABD ekonomisini de olumsuz etkilemişti. Piyasa yüzde 7,1 değerinde düşüş gösterdi. Sadece New York'ta bir ay içerisinde 143 bin kişi işini kaybetti. En büyük kaybı, ciddi şekilde zarar gören ve etkisi uzun süre devam eden havayolu taşımacılığı yaşadı.

Usame bin Ladin’in öldürülmesinin 10’uncu yıldönümü
11 Eylül saldırılarından yaklaşık 10 yıl sonra 2 Mayıs 2011 tarihinde, en yetkin Amerikan özel kuvvetleri Pakistan'ın Abbottabad kentinde El Kaide’ye ait bir yerleşkeye baskın düzenledi. Washington'un 11 Eylül terör saldırılarının azmettiricisi olarak gördüğü, dünya genelinde aranan 1 numaralı terörist Usame bin Ladin'i öldürdü. Operasyon, yıllar süren bir planlama ve eğitimin sonucuydu.
Baskın sırasında ABD kuvvetleri 10 bilgisayar sabit diski, beş bilgisayar ve 100’den fazla USB bellek ele geçirdi. Baskında ayrıca, Usame bin Ladin’in El Kaide’deki rolü ve örgütün dahili çalışmaları hakkında önemli istihbarat bilgileri sunan kişisel günlüklerine el konuldu.
Çeşitli uluslararası tepkilere rağmen ABD, Usame bin Ladin suikastını kendisi ve ölümünü adaletin sağlanmasının sembolü olarak gören 11 Eylül kurbanlarının, aileleri için büyük bir zafer olarak nitelendirdi. Ayrıca dünyanın dört bir yanındaki dini radikalizmin destekçilerini etrafına toplayan kişinin sonu olarak görüldü. Operasyon, El Kaide'yi ve dünyadaki terörist operasyonlarını zayıflatmada büyük bir etkiye sahip oldu.

Çöl fırtınasının 30’uncu yıldönümü
16 Ocak 1991'de Başkan Baba George Bush, Çöl Fırtınası Operasyonunun başladığını duyurdu. Bu, 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal edip Irak’a ilhak eden Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin güçlerini Kuveyt'ten çıkarmayı amaçlayan askeri bir operasyondu. ABD aylarca 20'den fazla ülkeden oluşan bir koalisyona liderlik etti. Bu süre zarfında, çoğunluğu Suudi Arabistan-Irak sınırına yerleştirilen yaklaşık 900 bin asker konuşlandırdı.
Birleşmiş Milletler tarafından çekilmesi için verilen mühletin 15 Ocak'ta sona ermesine rağmen Irak tarafında herhangi bir hareketlilik görülmemesi üzerine Koalisyon güçleri Irak'ın komuta ve kontrol hedeflerine beş hafta süren bir bombardıman başlattı. Bunu Şubat ayında gerçekleştirilen bir kara istilası takip etti. Koalisyon Güçleri, Irak kuvvetlerini Kuveyt'ten hızla sınır dışı ederek Irak'a doğru ilerledi.
Irak güçleri on binlerce kayıp verirken Koalisyon saflarında yüzlerce kişi yaşamını yitirdi.  100 saat içinde ateşkes anlaşması imzalandı. Ancak Saddam Hüseyin'in iktidardan ayrılması o dönemde tartışmalara yol açtı.

Enver Sedat suikastının 40’ıncı yıldönümü
6 Ekim 1981 tarihinde İhvan-ı Müslimin’den (Müslüman Kardeşler) ayrılan İslami Cihad adlı harekete mensup aşırılık yanlısı kişiler, Kahire’de 1973 yılında İsrail’e karşı açılan savaşın anma töreninde Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’a ateş açtı. Sedat, saldırı sonucunda hayatını kaybetti.
Sedat suikastı, küresel çapta bir şok etkisi yarattı. Günlerce küresel medyanın en önemli meselesi oldu. Üç savaşa tanıklık eden otuz yıl sonra İsrail ile barış yapan ilk Arap cumhurbaşkanıydı. 1977'de Kudüs'ü ziyaret edip Knesset'te İsrail'in 1967'de işgal ettiği toprakları iade etmesini talep eden bir konuşma yapmıştı. Sedat, ABD tarafından desteklenen zorlu müzakerelerin ardından, Arap ülkelerinin katılmayı reddetmesi üzerine İsrail ile Camp David Anlaşmalarını tek başına imzalamıştı. 1978'de İsrail Başbakanı Menachem Begin ile ortaklaşa Nobel Barış Ödülü'nü kazanmıştı. El-Ariş şehri de dahil olmak üzere Sina'nın bir bölümünü geri almıştı. Müslüman Kardeşler ve İslami Cihad ile Cemaati İslami gibi kendisinden ayrılan gruplar,  1970’li yıllarda eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’ın ölümünün ardından kendilerini serbest bırakıp topluma yeniden kazandırılmalarını olanak sağlayan Sedat’a sempati duymasına rağmen davalarına destek toplamak için Camp David Anlaşmalarını kullandı. Bazıları alenen onun görevden alınmasını istedi.
Sedat, Sovyetler Birliği'nin Libya, Suriye ve Irak'taki bölgesel müttefiklerini Mısır'da nihayetinde onu iktidarı bırakmaya zorlayacak iç karışıklıkları kışkırtmak için görevlendirdiğine olan inancının ağırlığı altında, suikastından bir ay önce, yüzlerce siyasi ve muhalefet figürüne ve çeşitli akımlardan kanaat önderlerine büyük bir baskı emri verdi. Bu durum ülke içindeki popülaritesini etkiledi. Aşırılık yanlışı örgütler, Ömer Abdurrahman tarafından verilen fetvanın ardından ona suikast düzenlemeye niyetlendiler. Sedat’ın iktidarını teokratik bir hükümet sistemiyle değiştirmeyi reddettiğini düşündüler.
Hüsnü Mübarek’in Mısır cumhurbaşkanlığını devralması ve Sina’nın tamamının geri kazanılmasıyla birlikte İsrail ile barış Sedat’ın mirası olarak varlığını korudu. Kuveyt'i kurtarma savaşının ardından 1991'de Madrid Konferansı yapılarak Ortadoğu'ya barış getirilmesi için uluslararası çabalar başlatıldı. Arap ülkeleri, Sedat’ın önünü açtığı barış sürecini başlattı.

Üçüncü Hindistan-Pakistan Savaşı'nın 50’inci yıldönümü
Hindistan ve Pakistan'ın tarihi yakından ilişkilidir. Her iki ülke 1947 yılında İngiliz sömürgesi olmaktan kurtulup bağımsızlıklarını kazandıklarından beri birçok savaş gerçekleştirdiler. 3 Aralık 1971 tarihinde iki ülke arasında üçüncü savaş çıktı. 1947 ve 1965 yıllarında önceki iki savaş sırasında Keşmir konusundaki kalıcı anlaşmazlığın aksine, Hindistan ve Pakistan, savaşlar tam anlamıyla bir savaşa girmeden önce birbirlerinin havaalanlarına hava saldırıları düzenledi. Üçüncü Hint-Pakistan savaşı, Pakistan'ın iki yarısı arasında bir iç savaş patlak vermesiyle birlikte gerçekleşti. Doğu Pakistan'ın (şimdiki Bangladeş) bağımsızlık iddiaları arttı. Bu durum Batı Pakistan'ı Doğu Pakistan'la karşı karşıya getirdi.
Kanlı çatışmalar ve yoğun ihlalle ortasında milyonarca Doğu Pakistanlı (Bengalliler) Hindistan’a kaçtı. Hindistan ile Pakistan arasında yaklaşık üç hafta süren askeri çatışmalardan sonra Batı Pakistan ordusu teslim oldu. Doğu Pakistan bağımsızlığını kazanarak adını Bangladeş olarak değiştirdi.

Fukuşima nükleer felaketinin 10’uncu yıldönümü
11 Mart 2011 tarihinde Japonya'nın doğu kıyısı, Richter ölçeğine göre 9 şiddetinde bir depremle sarsıldı. Bu, ülkede kaydedilen en güçlü deprem oldu. Bunun sonucunda15 binden fazla insanın ölümüne ve bir milyondan fazla binanın yıkılmasına neden olan otuz fitlik bir tsunami meydana geldi. Ancak tsunami, Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali'ndeki soğutma pompalarını çalıştıran jeneratörleri bozduğu için felaket bununla sınırlı kalmadı. Jeneratörlerin bozulması üç nükleer reaktörün erimesine yol açtı. Bu, 1980’lerde Sovyetler Birliği'ndeki Çernobil reaktörünün erimesinden sonra en kötü küresel nükleer felakete neden oldu. Felaket sonucunda, Japonya nükleer reaktörlerinin çoğunu kapattı. 2011'de yüzde 30 olan ülkedeki nükleer enerji kullanımını 2017'de sadece yüzde 3'e düşürdüler.
Japonya, kaybedilen nükleer enerjiyi telafi etmek için şu anda, iklim değişikliği risklerini artıracak ve Japonya'nın 2050 yılına kadar karbonsuz bir topluma ulaşma hedefini zayıflatacak olan kömürlü termik santraller inşa ediyor. Japon hükümeti ayrıca nükleer santral tanklarında bulunan 1,2 milyon ton radyoaktif atık suyu bertaraf etmek için halen mücadele ediyor.

Ping Pong Diplomasisi’nin 50’inci yıldönümü
Bazen uluslararası ilişkiler beklenmedik şekillerde kurulur veya onarılır. ABD ve Çin arasında uluslararası arenada ‘pinpon’ olarak bilinen masa tenisi sayesinde kurulan ilişki de tam olarak böyledir. İki ülke arasındaki ilişkiler, Mao Zedong'un 1949'da Çin'de iktidara gelmesinden sonra durma noktasına gelmişti. Çin'in 1950 yılında Kore Savaşı'na girmesi, Pekin ile Washington arasındaki anlaşmazlığın artmasına neden oldu. Ancak, yakınlaşma 1971 yılının Nisan ayında Japonya'daki Dünya Masa Tenisi Şampiyonası sırasında başladı. ABD takımından ‘Glenn Cowan’ adlı bir oyuncu, Çin takımını taşıyan bir araca bindi. Otobüs hareket halindeyken, Çin takımının en iyi oyuncusu ‘Zhuang Zedong’, Cowan ile el sıkıştı ve ona baskılı ipek bir kumaş hediye etti. Bir tercüman aracılığıyla konuştular. Amerikalılar tarafından bu, ilk buluşmayı ayarlamak için Çin girişimi olarak görüldü.
Ertesi gün Cowan’da, Zhuang'a üzerinde barış sembolü basılı bir tişört hediye etti. Buluşmaları, küresel medyada turnuva haberlerinin gündemi haline geldi. Birkaç gün sonra Mao, Amerikan takımını Çin'i ziyaret etmeye davet etti. Böylece Amerikan ‘Masa Tenisi’ takımı oyuncuları 22 yıl aradan sonra Çin'i ziyaret eden ilk Amerikalılar oldu. Ziyaretin ardından, Pekin ile Washington arasındaki gizli diplomatik görüşmeler yoğunlaştı. Bu durum, ABD Başkanı Richard Nixon'un 1972 yılının Şubat ayında Çin'e gerçekleştirdiği tarihi ziyaretin yolunu açtı.

Tayvan'ın Birleşmiş Milletler'den çıkarılmasının 50’inci yıldönümü
Çin Cumhuriyeti, 1945 yılında Birleşmiş Milletler'i kuran ve veto hakkına sahip olan dört üyesinden biriydi. Ancak Mao Zedong'un Komünist güçleri, 1949 yılında Çin İç Savaşı'nı kazandığında, Çin Cumhuriyeti sadece Tayvan'a ve bazı küçük adalara dönüştü.
Mao liderliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti'nin tüm Çin toprakları üzerindeki kontrolüne rağmen Birleşmiş Milletler, ‘komünist olmayan Çin Cumhuriyeti'ni Çin devletinin resmi temsilcisi olarak görmeye devam etti. Ancak 1971 yılına gelindiğinde Pekin, Çin Halk Cumhuriyeti'nin tek temsilcisi olarak tanınmasına ve cumhuriyetin devrilmesine izin veren bir karar üzerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda oy kullanması için pek çok ülkeden yeterli desteğe sahip oldu.
ABD'nin muhalefetine ve Çin Halk Cumhuriyeti'ni ayrıca kabul etme ve böylece Tayvan'ın koltuğunu korumasına izin verme önerisine rağmen, Genel Kurul 25  Ekim'de Çin Halk Cumhuriyeti'nin tek temsilci olarak kabulüne ve Çin Cumhuriyeti'nin temsilciliğinin düşürülmesini onaylayan 2758 sayılı kararı kabul etti.  Tayvan'ın Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü gibi diğer uluslararası kuruluşlara katılımı yasaklandı. Tayvan'ın üyeliğini geri kazanma çabaları, Çin Halk Cumhuriyeti'nin tek başına Çin halkını temsil ettiği konusundaki ısrarı nedeniyle sonuç alamadı.

Vietnam Savaşı belgelerinin yayınlanmasının 50’inci yıldönümü
Daniel Ellsberg, Vietnam Savaşı'nın bir destekçisiydi. Ancak Vietnam'daki savaşın gerçekliği üzerine çok gizli bir proje üzerinde çalışan RAND (ABD merkezli düşünce kuruluşu ç.n.) Şirketi'ndeki çalışmaları, yıllar süren çatışmayla ilgili hayal kırıklığını arttırdı. 1969 yılının sonlarında Ellsberg derlenmesine yardım ettiği raporun gizlice fotoğrafını çekmeyi başardı. Söz konusu rapor Başkan Lyndon Johnson yönetiminin Kongre'yi ve Amerikan halkını Vietnam Savaşı'nın gerçekliği ve zafer umutları konusunda yanılttığını ortaya koyuyordu.
Ellsberg, nafile bir çaba ile ertesi yıl savaş karşıtı Senatörleri raporu yayınlamaya ikna etmeye çalıştı. Ancak başaramadı. Sonunda Pentagon  belgelerinden ilk alıntılarını 13 Haziran 1971'de yayınlayan gazetelerden The New York Times'a başvurdu.
Johnson'dan sonra iktidara gelen Başkan Richard Nixon, yayınların sadece Johnson yönetimine değil, kendi yönetimine de zarar verdiğini fark etti.  Bunun üzerine ‘New York Times’ın söz konusu bölümleri ve gizli belgelerin diğer ayrıntılarını yayınlamasını engelleyen bir mahkeme emri kararı çıkarttı. Ancak tutuklanmaktan kaçınmak için saklanan Ellsberg belgeleri, ‘Washington Post’ gazetesine sızdırdı ve bazı bölümleri yayınladı. Yeni bir yasaklama kararından sonra bu yayın da durduruldu.
Dava kısa bir süre sonra Yüksek Mahkeme'ye taşındı. 30 Haziran'da yapılan duruşmada 3’e karşı 6 oy çokluğu ile  mahkeme The New York Times ve The Washington Post'un belgeleri yayınlama hakkına sahip olduğu hükmüne vardı. Bu, ABD ve dünyada basın özgürlüğünü güçlendiren ve hükümetin bilgi yayınlama konusunda kısıtlamada bulunması durumunda yetkilerine sınırlar koyan tarihi bir karar oldu.

Demir Perde’nin 75’inci yıldönümü
Halk, çoğunlukla politikacıların yaptığı konuşmaları çabucak unutur. Ama bazı politikacılar, bazen dönemin özelliklerini belirleyen konuşmalar yapar. 5 Mart 1946 tarihinde yaşan da tam olarak buydu. Winston Churchill, ABD’nin Missouri eyaletindeki Fulton şehrindeki Westminster College'de yaptığı konuşma da böyleydi. O zamanlar İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi Almanya'sına karşı galip gelen İngiltere'nin Başbakanı değildi. İngiliz seçmenler ve Muhafazakar Parti sekiz ay önce onu iktidardan uzaklaştırmıştı.
Churchill, normal bir vatandaş olmasına rağmen sözleri tarihin kilometre taşlarını belirledi. Konuşması sırasında ABD ile Büyük Britanya arasında özel bir ilişki çağrısında bulundu. Dünya Savaşı'ndan sonra bu hattın doğusuna uzanan Avrupa ülkeleri üzerindeki Sovyetler Birliği'nin demir yumruğuna atıfta bulunarak Avrupa'nın kuzeyindeki Baltık Denizi'nden, kıtanın güneyindeki Adriyatik Denizi'ne kadar uzanan demir bir perdenin olduğunu söyledi.
Churchill’e göre Batı’nın Sovyet genişlemesine direnmekten başka seçeneği yoktu. Konuşmasında Sovyetler için güçten başka hayranlık uyandıran hiçbir şey olmadığına dair inancını açıkça ifade etmişti. Churchill’in sözlerine ilk tepkiler olumsuz olsa ve eleştirmenler onu ‘korku taciri’ olarak nitelese de Amerikalılar zamanla ‘Demir Perde’ konuşmasını gerçekleşen bir kehanet olarak görmeye başladı.



BM kürsüsünde Netanyahu gerilimi: Onlarca delege salonu terk etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

BM kürsüsünde Netanyahu gerilimi: Onlarca delege salonu terk etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bugün (perşembe) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, konuşmasını protesto ederek salonu terk eden delegelerin temsil ettiği birçok ülkeyi İsrail’in savunduğunu söyledi. Netanyahu, İsrail’i eleştirenlere sert tepki gösterirken İran, Gazze, Suriye ve Türkiye’nin yanı sıra İngiltere ve Fransa’yı da hedef aldı.

Netanyahu konuşmasına başladığında onlarca delege salonu terk etti. Salonda tezahürat ve yuhalama sesleri yükselirken toplu çıkışın ardından koltukların büyük bölümünün boş kaldığı görüldü.

Reuters’ın aktardığına göre Netanyahu, salonu terk edenleri “ahlaken korkak” olarak nitelendirdi ve kendileriyle aynı görüşte olan diğer kişilere de konuşmasına başlamadan önce salonu terk etmeleri çağrısında bulundu.

Genel Kurul Başkanı Halil Rahman ise salonda düzenin korunması çağrısını defalarca yineledi.

İran ve Gazze

Netanyahu, Ortadoğu’daki savaşa değinerek İran’a saldırı düzenleme kararının “almak zorunda kaldığım en kolay kararlardan biri” olduğunu söyledi.

Netanyahu, “İsrail kendini savunurken, az önce delegeleri bu salonu terk eden birçok ülkeyi de savunuyor. Aslında şunu bilmenizi istiyorum: Liderlerinin birçoğu İran’ın nükleer kapasitesini yok etmemiz nedeniyle bize gizlice teşekkür ediyor” dedi.

6yj
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (Reuters)

Netanyahu, Gazze’de soykırım işlendiği yönündeki suçlamaları reddederek bunları “bu yüzyılın en büyük yalanı” olarak nitelendirdi.

İsrail’in işgali altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinde bulunan genç İsrailli yerleşimcileri de “yaklaşık 150 kişiden oluşan, taş atan ve zeytin ağaçlarını kesen bir avuç sapkın genç” olarak tanımladı.

Netanyahu, “Bundan nefret ediyorum. Bireysel adalet uygulama mantığını benimsemeyeceğim” diyerek bu tür eylemlerin hukuk dışında gerçekleştirilmesine karşı olduğunu söyledi.

Netanyahu, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya hitaben “Suriye Cumhurbaşkanı’na şunu söylüyorum: Yahudiler Musa döneminden beri Golan Tepeleri’nde bulunuyor” dedi. Netanyahu’nun açıklaması, Şara’nın BM’de yaptığı konuşmada İsrail’in 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nden çekilmesi çağrısında bulunmasının ardından geldi.

Türkiye’yi hedef alan Netanyahu,  “Antisemitik yalanların yayılması için merkez haline gelen son ülke Türkiye oldu... Hamas terör örgütünün liderlerini ağırlıyor” dedi.

hyjuk
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)

Netanyahu, İngiltere ve Fransa’yı sömürgecilik geçmişleri üzerinden de eleştirdi. “İsrail’i sömürgecilikle suçluyorlar. Ne sömürgeciliği? Bizi kim suçluyor? Aralarında İngiltere ve Fransa’dan bazıları var” diyen Netanyahu, bu iki ülke gibi devletlerin “bu kavramı ortaya çıkaranlar” olduğunu söyledi.

Netanyahu, “Devletimizi savunmak zorundayız çünkü başka seçeneğimiz yok” ifadelerini kullandı.

Trump’a övgü, Mamdani’ye mesaj

Netanyahu, İsrail’in ABD Başkanı Donald Trump’tan daha büyük bir ortağı olmadığını belirterek Trump’a teşekkür etti.

Netanyahu ayrıca New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’ye de seslenerek “Beni susturamayacaksın” dedi. Bu açıklama, Mamdani’nin Netanyahu’yu hedef alması ve İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlamasının ardından geldi.

cdfvgthyj
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmanın ardından ayrılırken (AP)

Netanyahu, Mamdani’ye yönelik açıklamasında “Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanı seçilmesinden bu yana çok sayıda Yahudi artık New York’ta kendini güvende hissetmiyor” dedi.

Netanyahu, “İsrail defalarca ve haksız yere soykırım yapmakla suçlanıyor... Sizin ve diğer antisemitik kişilerin Yahudiler ve Yahudi devleti hakkında yaydığı yalanların gerçek sonuçları var” ifadelerini kullandı.


Beyaz Saray’da Trump-Şi buluşması: Dostluk mesajları öne çıktı

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
TT

Beyaz Saray’da Trump-Şi buluşması: Dostluk mesajları öne çıktı

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le kurduğunu söylediği büyük dostluğa övgüde bulundu. Şi’nin  ABD’ye düzenlendiği resmi ziyaret üç gün sürdü.

Trump, Çinli mevkidaşını olağanüstü bir törenle karşıladı. Karşılama, çarşamba akşamı Trump’ın Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’ne bizzat giderek Şi’yi karşılamasıyla başladı. Bu, 60 yılı aşkın süredir bir ABD başkanının yabancı bir devlet başkanını askeri üste karşılaması bakımından bir ilk oldu.

Perşembe günü ise Beyaz Saray’da resmi karşılama töreni düzenlendi. Törende şeref kıtası hazır bulunurken ABD ve Çin bayrakları göndere çekildi, iki ülkenin milli marşları çalındı ve ardından Gül Bahçesi’nde askeri gösteriler düzenlendi. Tören, bir “B-2 Spirit” bombardıman uçağı ile dört “F-22 Raptor” savaş uçağının uçuşuyla sona erdi.

rgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Çinli mevkidaşı Şi Cinping’i 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’a gelişi sırasında karşılarken (AFP)

Görüşme masasında çok sayıda anlaşmazlık konusu bulunmasına rağmen Trump, açılış konuşmasında Çinli mevkidaşıyla ilişkilerinin güçlü olduğuna vurgu yaptı. Trump, “2016’daki ilk seçimimden bu yana Başkan Şi ile gerçekten büyük bir dostluk kurduk. Bu dostluk, karşılıklı saygıya ve halklarımızın hayati çıkarlarına dayanıyor” dedi.

Trump, geçen mayıs ayında Pekin’e yaptığı ziyareti de hatırlatarak bunu “büyük bir onur” olarak nitelendirdi ve Şi’nin gösterdiği “olağanüstü ve son derece güzel misafirperverliği” övdü. Trump, Çin Devlet Başkanı ve eşini Beyaz Saray”da ağırlamanın da kendisi ve First Lady Melania Trump için bir “onur” olduğunu söyledi.

ABD Başkanı ayrıca görüşmenin iki liderin ilk kez Beyaz Saray’da bir araya gelmesi açısından önem taşıdığını belirterek “Dünyanın farklı yerlerinde birlikte zaman geçirdik” ifadelerini kullandı.

Görüşmelerin gündeminde İran savaşı, Tayvan, ABD’nin Çin’e gelişmiş çip ihracatına yönelik kısıtlamaları, ticaret ve yapay zekâ başta olmak üzere birçok kritik dosya bulunuyor.

Sağlıklı rekabet

Şi, ABD’ye varışının ardından yaptığı konuşmada Çin ile ABD arasındaki rekabetin sağlıklı bir rekabet olması ve sınırları içinde kalması gerektiğini söyledi. Şi, “Bu, birbirimizi yakalamak için yapılan bir yarış olmalı; taraflardan birinin kazanıp diğerinin kaybetmek zorunda olduğu bir güreş değil” dedi. Şi, Trump’ı Tayvan meselesinde “temkinli ve ihtiyatlı” davranmaya çağırdı.

vgth
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (AP)

Çin’in ayrıca ABD ile İran’ın savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla haziran ayında vardığı mutabakat zaptının uygulanmasına dönülmesini desteklediğini belirtti.

Trump, yapay zekânın insanlık için tehdit oluşturabileceği yönündeki endişeleri defalarca küçümserken Şi bu konuda daha temkinli bir yaklaşım benimsedi. Çin Devlet Başkanı Beyaz Saray’da yaptığı konuşmada “Yapay zekâyı kamu yararına hizmet edecek şekilde geliştirme ve yönetme kapasitesine ve sorumluluğuna birlikte sahibiz. Gelişiminin her zaman insan denetimi altında kalmasını sağlamalıyız” dedi.

Şi, “Çin ve ABD, büyük devletler olarak insanlığın gelişimini ve ilerlemesini destekleme konusunda tarihi bir sorumluluk taşıyor” diyerek iletişimin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İki ülkenin maliye bakanları da haftanın başında bir araya gelirken Washington, yapay zekâ alanındaki olaylarla ilgili iki ülke arasında yeni bir “bildirim mekanizması” kurulmasını önerdi.

Bunun yanı sıra iki taraf, daha önce 10 Kasım’da sona ermesi planlanan ticari ateşkesi iki ay uzatarak 10 Ocak’a kadar sürdürme konusunda anlaşmaya vardı. Taraflar bu süreçte daha kalıcı bir anlaşmaya ulaşmak için çalışmalarını sürdürüyor.

cdfvgthy
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 24 Eylül 2026’da Washington’a gelişi sırasında Beyaz Saray yakınlarında Çin ve ABD bayrakları taşıyan kişiler (AFP)

Çin Devlet Başkanı ayrıca ülkesinin önümüzdeki beş yıl içinde 100 bin Amerikalı genci Çin’de eğitim görmeleri ve değişim programlarına katılmaları için davet edeceğini açıkladı. Şi, Atlanta Hayvanat Bahçesi’ne de iki panda gönderileceğini duyurarak onları dostluk elçileri olarak nitelendirdi.

Yapay zekâ da iki liderin açılış konuşmalarında önemli yer tuttu. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, teknolojinin istihdam ve toplumlar üzerindeki etkisine ilişkin küresel endişelerin arttığı bir dönemde yapay zekânın görüşmelerin başlıca gündem maddelerinden biri olacağını söyledi.

Yumuşak diplomasi

Başkan Trump ve First Lady Melania Trump, perşembe akşamı Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda resmi akşam yemeği verecek. Yemek programı ve salonun düzenlemesi Amerikan ve Çin geleneklerini bir araya getirecek şekilde hazırlandı.

Melania Trump, çiçek ve masa dekorasyonlarında kırmızı rengi öne çıkarırken müzik programında Amerikan askeri bandoları ile opera sanatçısı Christopher Macchio yer alacak.

Melania Trump, zirveye eşlik eden yumuşak diplomasi faaliyetlerinde de önemli bir rol üstlendi. Trump ve Şi siyasi görüşmelere devam ederken First Lady, Çin Devlet Başkanı’nın eşi Peng Liyuan’a Smithsonian Enstitüsü’ne bağlı Ulusal Asya Sanatı Müzesi’ni gezdirdi. Ziyaret, Çin ile ABD arasındaki sanatsal miras ve kültürel alışverişe odaklandı.

fnjy6um
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşini 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da karşılarken (Reuters)

Melania Trump ayrıca akşam yemeğinin hazırlıkları ve ayrıntılarıyla da bizzat ilgilendi. Program cuma günü de devam edecek. Trump ve Melania, Çin Devlet Başkanı ve eşini yeniden Beyaz Saray’da ağırlayarak Kırmızı Oda’da çay içecek. Ardından iki çift, ABD ile Çin ilişkilerine ilişkin tarihi belge ve kayıtları incelemek üzere Ulusal Arşiv’e gidecek.

Trump ve Melania, burada Şi ve Peng’i uğurlayarak devlet ziyaretini tamamlayacak. Bu buluşma, ABD’nin kuruluşunun 250. yılını kutladığı dönemde ayrıca sembolik önem taşıyor.

Zirve öncesinde gelen sonuçlar

Zirvenin ilk somut sonucu, iki liderin müzakere masasına oturmasından önce geldi. ABD ile Çin arasındaki ticari ateşkes 10 Kasım’dan 10 Ocak 2027’ye kadar iki ay uzatıldı.

Bu adım, taraflara daha kapsamlı bir ekonomik anlaşma üzerinde müzakere etmek için ek süre sağlarken iki ülke arasındaki yapısal anlaşmazlıkları henüz çözmüş değil.

cdfvgth
Trump ve Şi, eşleriyle birlikte 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da düzenlenen tören sırasında (Reuters)

New York Times, kararı müzakerecilere ek süre tanıyan iki aylık bir uzatma olarak duyurdu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise görüşmelerin küçük çaplı anlaşmalar dizisiyle yetinmek yerine daha kapsamlı bir anlaşmaya ulaşma ihtimalinin ele alınmasına dönüştüğünü söyledi.

Bu durum, tarafların yeniden gerilimi tırmandırmama konusunda ortak bir karar aldığı anlamına geliyor.

Önceki ateşkes, ticaret savaşı sırasında karşılıklı tarifelerin son derece yüksek seviyelere çıkmasının ardından gümrük vergilerini düşürmüş ve bunun karşılığında Çin’in nadir toprak elementleri, ABD tarım ürünleri alımları ve yatırımlara ilişkin taahhütlerde bulunmasını öngörmüştü. Ancak uygulamada tarafların performansı farklılık gösterdi.

“Fox News” ise zirvenin, Pekin’in geçen mayıs ayında yapılan anlaşma sırasında verdiği taahhütleri gerçekten yerine getirip getirmediğinin test edilmesi açısından önem taşıdığını belirtti. Özellikle nadir toprak elementleri, tarım ve ticaret alımları ile yatırımlara ilişkin taahhütler öne çıkıyor.

Tarifeler, ileri teknoloji, fikri mülkiyet, yapay zekâ ve Tayvan gibi başlıklar ise hâlâ çözüme kavuşturulmuş değil.

Çin’in baskı kozu

Trump’ın önceki başkanlık dönemindeki ilk ticaret savaşıyla kıyaslandığında müzakere dengesindeki en önemli değişimlerden biri, Washington’ın Pekin’in sahip olduğu nadir toprak elementleri kozunun gücünü fark etmesi oldu.

sfrgth
Şi, 24 Eylül 2026’da Washington’daki Beyaz Saray’da Trump’ın konuşması sırasında alkışlarken (Reuters)

ABD’de savunma, teknoloji ve otomotiv sektörleri dahil birçok sanayi kolu, Çin’in üretim ve işleme zincirlerinin önemli bölümünü kontrol ettiği minerallere ve mıknatıslara ihtiyaç duyuyor.

Dolayısıyla denklem artık yalnızca ABD tarifelerine karşı Çin ihracatı şeklinde işlemiyor.

Washington tarifeler, gelişmiş çipler ve finansal piyasalar üzerinden baskı kurabilirken Pekin de tedarik zincirleri ve kritik mineraller üzerinden karşılık verebiliyor.


İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor
TT

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran savaşı genişletme tehdidinde bulundu, yaptırımlar havacılık sektörünü izole ediyor

İran, yeni ABD ve İsrail saldırılarına maruz kalması halinde çatışmanın coğrafi kapsamını genişletme tehdidinde bulunarak Hint Okyanusu’na ve hatta daha ötesine ulaşabileceği mesajını verdi. Bu açıklama, Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğuyla savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerin sürdüğü bir dönemde geldi.

Askeri ve siyasi gerilimin tırmanmasına paralel olarak yeni ABD yaptırımları da İran’ın havacılık sektörünü doğrudan etkilemeye başladı. Uluslararası uçuşlar iptal edilirken İranlı havayolu şirketlerinin bölgedeki başlıca destinasyonlara erişimi engelleniyor.

İran’daki gerilimin tırmandığı bir ortamda, Dini Lider Mücteba Hamaney’in danışmanı Yahya Rahim Safavi dün yaptığı açıklamada, askeri çatışma alanının halihazırda Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e kadar uzandığını belirtti. Safavi, “Olası bir savaşa karşılık bu alanın Hint Okyanusu’na, hatta belki daha ötesine genişlemesi mümkün” dedi.

Hint Okyanusu’na yapılan atıf, İran’ın önceki tehditlerinde dile getirdiği coğrafi kapsamdan daha geniş bir bölgeye ilk kez işaret ediyor. Bölge, İran kıyılarından yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıkta bulunan ABD-İngiltere ortak askeri üssü Diego Garcia nedeniyle stratejik önem taşıyor.