Koronavirüs salgını, Afrika'daki siyasi dengeleri nasıl etkiledi?

Koronavirüs salgının patlak vermesi, Cezayir'deki halk hareketlerinin durmasına ve Etiyopya'da iç savaşın patlak vermesine katkıda bulundu

Afrika kıtasında yaklaşık 2,2 milyon doğrulanmış koronavirüs vakası kaydedildi (AFP)
Afrika kıtasında yaklaşık 2,2 milyon doğrulanmış koronavirüs vakası kaydedildi (AFP)
TT

Koronavirüs salgını, Afrika'daki siyasi dengeleri nasıl etkiledi?

Afrika kıtasında yaklaşık 2,2 milyon doğrulanmış koronavirüs vakası kaydedildi (AFP)
Afrika kıtasında yaklaşık 2,2 milyon doğrulanmış koronavirüs vakası kaydedildi (AFP)

Emani et-Tavil
Yeni tip koronavairüs (Kovid-19) salgının, Afrika'da bölgesel ilişkilerin gidişatını şekillendirecek kadar derin bir siyasi etkisinin olması beklenmiyordu. Salgın şuan Afrika Boynuzu'nda ve kıtanın batısında yeni iç siyasi dengelerin oluşturulmasına katkıda bulunuyor.
Salgınla mücadeleye yönelik politikalarla birlikte Afrika'nın siyasi veya ekonomik etkileşim ve tepki yöntemlerinin çokluğu, dünyanın tüm ülkelerinde olduğu gibi olumsuz yönleri konusundaki fikir birliği olmasına rağmen farklı eğilimlerin sonuçlarının ortaya çıkmasında rol oynadı.
Afrika kıtasında yaklaşık 2,2 milyon doğrulanmış Kovid-19 vakası kaydedildi. Bu da dünya çapındaki toplam vakan sayısının yaklaşık yüzde 3,5'ini oluşturuyor.  2020'nin sonunda kaydedilen bir milyon Kovid-19 vakasıyla Güney Afrika, kıtada Kovid-19’un en fazla görüldüğü ülke oldu.
Tıpkı ABD’de olduğu gibi salgının, Afrika kıtasında da derin siyasi yansımaları olduğu söylenebilir. Örneğin, Etiyopya gibi seçim gereklerini yerine getirmekte başarısız olması veya Cezayir'de olduğu gibi belirli siyasi elitlerin yönetimden uzaklaştırılmasını amaçlayan halk protestolarını durdurmasını sağlayan salgını bazı ülkelerde farklı yansımaları oldu. Ayrıca Fildişi Sahili’nde Alassane Ouattara ve Gine’de Alpha Conde gibi bazı liderler cumhurbaşkanlığı sürelerinin uzatılmasına imkan veren bir takım anayasal değişiklikleri yapabilmek için salgının küresel düzeydeki önceliğinden faydalandılar. Aynı şekilde Nijer, , İçişleri Bakanı ve görev süresi dolan cumhurbaşkanının sağ kolunu, cumhurbaşkanlığına aday göstererek sistem içinde bir güç değişikliği yaptı. Bu adım beklenenin aksine Fransa tarafından memnuniyetle karşılandı.
Sudan’da, devrim sonrası siyasi sistemin bileşenleri arasındaki tartışma devam ederken Sağlık Bakanı’nın, salgın karşısında ciddi ve katı önlemler alması ve sıkı politikalar uygulaması, Bakanlıktaki eski Devlet Başkanı Ömer el Beşir rejimi unsurları tarafından kendisine karşı kullanıldı ve salgının ortaya çıkmasından iki ay sonra görevden alınmasına neden oldu.
Salgının Etiyopya ve Cezayir örneklerinde ise farklı yansımaları oldu. Salgın ilk kez bir ülkede seçimlerin aksamasına neden oldu ve Etiyopya’da seçimler ertelendi. Bu aksamanın siyasi istikrar üzerinde etkili olması beklenen bir iç savaşa yol açtığı düşünüldüğünde salgın bu noktada biraz daha dikkati hak ediyor. Cezayir'de ise salgının, eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika ve şu anda yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanmakta olan erkek kardeşi dahil olmak üzere ülkenin siyaset sahnesinin önde gelen isimlerinin yönetimden uzaklaştırılmasını talep eden halk protestolarının durmasına neden olarak nispeten de olsa siyasi bir değişimi engellediği söylenebilir.

Etiyopya
Verilere göre Etiyopya'da Kovid-19 kaynaklı vaka ve can kaybı sayısı, iç siyasi denklemlerde önemli bir seçimin tamamlanmasına engel olmayı hak edecek boyutta değildi. 2020 yılı sonunda Kovid-19 kaynaklı can kaybı sayısı 2 bin olarak kayıtlara geçti. Ağustos 2020’de yapılması planlanan genel seçimlerin süresiz olarak ertelenmesi kararı halk protestolarının patlak vermesine neden oldu. Ancak Tigray eyaletinin kararı çiğneyerek yerel meclis seçimlerini düzenlemesinin ardından federal hükümet 5 Ekim itibarıyla Tigray eyaletiyle ve Tigraylı bakanlar ile bağlarını kopardığını açıkladı.
Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray eyaletini yöneten isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), ordunun kararını reddederek onu Başbakan Abiy Ahmed’in partisi lehine çalışmakla suçladı. Bununla birlikte TPLF, kuzey üssünün yeni komutanı olarak atanan General Cemal Muhammed'in görevini üstlenmek üzere geldiği bölgenin yönetim şehri Mekele’deki havalimanından dışarıya çıkmasını engelledi ve aynı uçakla geri dönmeye zorladı.
Bu gelişmenin ardından Etiyopya Başbakanı’nın TPLF’ye karşı askeri operasyonların başladığını resmen duyurmasıyla birlikte sokağa çıkma yasaklarının ilan edilmesinin yanı sıra hava trafiği, ulaşım ve tüm iletişim araçları durduruldu. Savaş, hükümete karşı bir tür gerilla savaşı başlatan güçlerin Mekele’ye girmeleriyle Başbakan lehine sonuçsuz bir zaferle sonuçlandı. Ancak Rönesans (Nahda) Barajı yakınlarındaki Benishangul-Gumuz bölgesinde de silahlı çatışmalar başladı. Etiyopya’daki diğer etnik gruplar, geçmişten beri rakip olan gruplar arasında barış içinde bir arada yaşama yöntemlerine karşı bir tehdit oluşturabileceğini düşündükleri Başbakan Abiy Ahmed'in adımları karşısında endişe kapılırken 1990'ların ortasında başlatılan ve Etiyopya Anayasasında da öngörülen formülle yeni bir siyasi proje önerisinde bulundular.
Öte yandan Eritre, Abiy Ahmed'in Tigraylılara karşı Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu'nun da bulunduğu üçlü ittifakın parçası oldu. Bu ittifak, üç ülkenin iç siyasi denklemlerine gölge düşürdü. Bu arada Etiyopya'nın Somali'de görev yapan Afrika Birliği (AfB) Barışı Koruma Gücü’nde yer alan askerlerini geri çekmesi, buradaki Eş-Şebab Hareketi’nin örgütlenmesini güçlendirdi.
Etiyopya-Sudan ilişkilerine gelince, Hartum'un Feşka bölgesini Etiyopya'dan almasının ardından iki ülke arasındaki sınırlarda askeri çatışmalar yaşandı. Bu olay, iki ülke arasındaki gerilimin tırmanmasına katkıda bulundu. Bu durum, özellikle Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki silahlı gerilimlerin sorumlusu olarak Sudan’a işaret etmesi ve yine Etiyopya’nın daha önce Sudan’a yönelik suçlamalarıyla iki ülke arasındaki uluslararası sınırları tanımaktan vazgeçmesi nedeniyle 2021'de büyük çaplı askeri çatışmalara yol açabilir.

Cezayir
Koronavirüs, Cezayir'deki halk hareketini de doğrudan etkilerken yetkililere, yolsuzluk yapmaktan hüküm giymiş siyasi elitleri uzaklaştırma ve devlet kurumlarının gereksinimlerini tarihsel ve geleneksel yapılarına göre uyumlu hale getirecek şekilde siyasi sistemi netleştirme fırsatı verdi.
Salgın sonucu ilk ölümlerin kaydedildiği andan itibaren herkesin konunun ciddiyetine vakıf olduklarını ve gösteriler düzenlemek için sokağa çıkmamayı tercih ettiklerini söyleyebiliriz. Vaka ve can kayıplarının artması, 13 Mart 2020 Cuma günü protesto için sokağa çıkan az sayıdaki göstericinin salgının yayılmasından sorumlu tutulmasını faydasız olduğunu ortaya koydu.
20 Mart tarihi, Cezayir sokaklarında uzun bir süre sonra halk yürüyüşlerinin olmadığı ilk cuma olarak kayıtlara geçti. Halk hareketinin herhangi bir merkezi ve bir lider kadrosu olmasa da, sosyal medyayı, özellikle Facebook'u, kamuoyu oluşturmak ve değişim konularında ortak bir vizyon ortaya koymak için kullandı.
Teorik olarak salgının patlak vermesi, halk hareketinin yetkililerin omuzlarındaki yükünün hafiflemesini sağladı. Ancak salgından kaynaklanan ekonomik zorluklar, salgının sona ermesinden sonra halk hareketi için yeni bir kart olabilir.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Cezayir, Şubat ve Mart aylarında, özellikle ekonomisinin petrol ve doğalgaz ihracatına bağlı olması ve petrol fiyatlarındaki sert düşüş nedeniyle 2 milyar dolar olduğu tahmin edilen mali kayıplar kaydetti. Bununla birlikte ülkenin vergi gelirlerinin yüzde 50’si ve memur maaşlarının yüzde 70'i petrol gelirlerine bağlı.
Ülke gelirleri, İspanya ve İtalya'ya giden iki adet boru hattına bağlı olduğundan, Avrupa ülkelerinin ekonomilerini kapatması ve Cezayir petrolüne olan talebin azalması, kamu bütçesi için büyük bir zorluk oluşturdu. Bu durum, bütçe açığını yaklaşık 26 milyar dolara çıkardı. Her ne kadar bu açık, 55 milyar dolar olarak tahmin edilen nakit ile kısmen karşılanabilir olsa da Avrupa'daki kapanma devam ettikçe daha da büyüyebilir.
Genel olarak salgının siyasi etkileri ve yankıları, özellikle ekonomik koşullar, büyük ülkelerin öncelikleri ve Afrika’nın aşıya ulaşma imkanının zayıf olması nedeniyle uzun sürecek gibi görünüyor. Bunlar özellikle Sahra altı Afrika'da aşılması kolay olmayacak konulardır. Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame’nin dediği gibi, ‘salgının etkilerini silmek bir nesil sürebilir’.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.