İnci Mecdi
ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetimi Joe Biden’a devretmesine iki hafta kala, Hazine Bakanı Steven Mnuchin bu ayın 5’inde ve 6’sında Mısır ile Sudan’ı ziyaret etti.
Kahire’deki ABD Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamaya göre Mnuchin’in ziyaretin hedefinde daha fazla ekonomik ve güvenlik iş birliği alanı keşfetmenin yanı sıra ABD’nin Mısır’a yönelik genişletilmiş taahhüdünün güçlendirilmesi ve Nahda (Rönesans) Barajı üzerinde uzlaşma sağlanmasını kolaylaştırmak için devam eden çabalar vardı.
Mevcut ABD yönetiminin görevi devretmesin sayılı günlerin kaldığı ve Katar Maliye Bakanı Ali el-Emadi’nin Mısır temasları ile aynı zamana denk gelmesi göz önüne alındığında söz konusu ziyaret, etkileri ve önemi açısından sorulara neden oldu. Emadi’nin temasları ile birlikte 2017 yılının haziran ayında, Arap Dörtlüsü’ndeki ülkelerin Katar’a boykot ilan ettiği günden bu yana ilk defa Katarlı bir yetkili Kahire’yi ziyaret etmiş oldu.
Bağlayıcı bir anlaşma
Mnuchin, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve bazı bakanlarla gerçekleştirdiği görüşmede Nahda Barajı konusunda Kahire ve diğer tarafların haklarını koruyacak şekilde bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için ihtilaf noktalarının adil bir şekilde çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı. Mnuchin’in Twitter hesabı üzerinden yayınladığı açıklamaya göre ABD’li bakan Hartum’a yaptığı ziyarette Sudanlı liderlerle “Nahda Barajı’nın doldurulması ve depolanması konusunda Sudan, Mısır ve Etiyopya ile adil ve kapsayıcı bir anlaşmaya varılmasını desteklemek için devam eden çabaları” ele aldı.
Üç ülke Etiyopya’nın 4,8 milyar dolara mal olan barajı inşa etme hakkı üzerinde fikir birliğini korurken esas anlaşmazlık noktası Nahda Barajı’nın rezervuarının doldurulmasına ilişkin zaman dilimi konusunda yaşanıyor. Bu da projenin aşağı-kıyı ülkelerinin su tedariki üzerindeki etkisinden dolayı Kahire, Hartum ve Addis Ababa arasındaki mevcut anlaşmazlıkların temelini oluşturan çetrefilli bir konu olarak ön plana çıkıyor. Etiyopya rezervuarı 3 ila 5 yıl içinde doldurmak isterken Mısır bu sürenin 7 ya da 10 yıla çıkarılmasını istiyor. Bu, aşağı-kıyı ülkelerine (Mısır ve Sudan) yeterli suyun gelmesiyle elektrik üretme ihtiyaçlarının çatıştığı kuraklık dönemlerinde Mısır ve Sudan’a ulaşacak su miktarını ve gelecekte çıkabilecek herhangi bir sorunun çözüm yolunu gösteriyorkapsıyor.
Vurgulama mesajı
Gözlemciler Mnuchin’in böyle bir zamanda ziyaret düzenlemesinin ve müzakerelerin çıkmaza girdiği Nahda Barajı konusunu tartışmasının ABD’nin Mısır’a destek verdiğinin mesajı niteliğinde olduğunu düşünüyor. Kahire’deki El-Ahram Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (ACPSS) Nil Havzası Araştırmaları Birimi Başkanı Dr. Hani Raslan, söz konusu ziyaretin ABD’nin tutumunu vurgulayan bir mesaj olarak geldiğini söylüyor.
Raslan, Mnuchin’in geçen yıl Washington ve Dünya Bankası gözetiminde yapılan, Etiyopya tarafının geçtiğimiz şubat ayında ABD tarafından hazırlanan ve Mısır tarafından parafe edilen bir anlaşmayı imzalamayı reddetmesiyle sona eren müzakerelerde gözetmen olduğuna işaret etti. ABD’lilerin halen Afrika şemsiyesi altında devam eden müzakere faaliyetlerinde gözlemci sıfatıyla bulunduğunu kaydetti.
Raslan’a göre ABD Hazine Bakanı’nın üç tarafın çıkarları arasındaki dengeyi koruyacak bağlayıcı bir anlaşmaya varılması gerektiğine dair açıklamaları, Washington’ın tutumunun özünü temsil ediyor. Bu ifadelerin tekrarlanması ve açıkça resmen duyurulması da Etiyopyalılara en nihayetinde bölgede uzun vadede istikrarsızlığa yol açacağı için ülkelerinin müzakere sürecindeki tutumunun kabul edilemez olduğuna dair bir mesaj niteliğindeydi. Zira böyle bir istikrarsızlık durumunun ortaya çıkması ABD’nin gerek Mısır gerek Sudan gerekse Afrika Boynuzu bölgesindeki çıkarlarına ters düşen bir durumun oluşması anlamına geliyor.
Addis Ababa, krizin başlangıcından bu yana net bir strateji izlemedi. Nitekim Kahire ve Hartum ile müzakereye giderken herhangi bir bağlayıcı anlaşma imzalamayı da reddediyordu. 14 Mayıs’ta Etiyopya, 23 Mart 2015 tarihinde imzalanan ve üç Afrika ülkesine barajın doldurulması ve işletilmesi için yönlendirici ilkeler konusunda bir anlaşmaya varma yükümlülüğü getiren İlkeler Beyannamesi Anlaşması’ndan (The Declaration of Principles-DoP) geri çekildi. Etiyopya, BM Güvenlik Konseyi’ne bir mektup ileterek “barajı doldurmak için Mısır'ın onayını almak gibi yasal bir yükümlülüğü olmadığını” bildirdi. İlkeler Beyannamesi’nin 5’inci maddesi uyarınca komşu ülkelerin çıkarlarına zarar vermekten kaçınmak için rezervuarı doldurma işlemine başlamadan önce üç ülkenin, kapasitesi 6 bin megavata ulaşan barajın doldurulup çalıştırılmasına ilişkin kurallar konusunda anlaşmaya varmaları gerekiyor.
ABD gözetiminde yaklaşık dört ay süren bir müzakere turu, Etiyopya’nın bir anlaşma imzalamayı reddetmesinin ardından başarısızlıkla sonuçlandı. Etiyopya uzun bir kuraklık dönemi olması durumunda baraj rezervuarının kabul edilemeyecek düşük bir seviyeye kadar boşaltılmak zorunda kalacağını ve anlaşmanın Mısır'ın Nil sularında talep ettiği haksız payı ikmal etmek için tasarlanmış olduğunu savundu.
Değişmez çıkarlar
ABD geçtiğimiz eylül ayında, Addis Ababa’nın Mısır ve Sudan ile bir anlaşmaya varmadan Mavi Nil Nehri üzerine inşa edilen dev barajı doldurmaya başlama kararına karşılık Etiyopya'ya yaptığı mali yardımın bir kısmının askıya alındığını duyurdu. Bundan önce de ABD Hazine Bakanlığı temmuz ayında, Washington'daki Dışişleri Bakanlığı'ndan Etiyopya’ya taahhüt edilen tüm yardımların kısa bir sunumu için talepte bulunmuştu. Söz konusu adım üç ülke arasında Afrika Birliği (AfB) gözetiminde devam eden müzakereler sona erdiği takdirde bir baskı aracı olarak insani olmayan yardımların bir kısmını veya tümünü engellemeyi hedefliyordu.
Ancak Trump yönetiminin Etiyopya’ya yapılan yardımların bir kısmını askıya alma kararı, Kongre’de Washington ile Addis Ababa arasındaki iplerin gerileceğinden endişe duyulması sebebiyle eleştirilere yol açtı. Aynı zamanda bu hareketin insan ticareti ve terörizm ile mücadele, eğitim, askeri tatbikat ve kalkınma yardımı finansmanı gibi konularda son zamanlarda gösterilen çabaları olumsuz yönde etkileyeceğine dair endişeler oluştu. Ancak Washington yönetimi tarafından yapılan açıklamalarda kesintilerin ABD'nin acil insani yardım, gıda yardımı ya da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve HIV/AIDS hastalığı ile mücadele etmeyi amaçlayan sağlık programları için sağladığı fonları etkilemeyeceği vurgulandı.
Beyaz Saray, Joe Biden’ı ağırlamaya hazırlanırken yeni yönetimin Nahda Barajı konusunda nasıl bir yol izleyeceği ise merak konusu. Özellikle de geçtiğimiz yaz Kongre’deki Demokratlar Trump’ın politikalarına eleştirilerde bulunmuştu. Nitekim Foreign Policy Dergisi’nin aktardığına göre Kongre’den bir üye “Bu yöntem (dış yardımları durdurmak) bir arkadaşınıza verdiğiniz değeri göstermek için mantıklı bir yol değil” ifadelerini kullanmıştı. Raslan “Afro-Amerikalılar, bu konuda baskı faaliyetleri yürüterek finanse ettikleri Etiyopya-ABD Konseyi üzerinden Etiyopya’nın desteklenmesinde rol oynadılar” değerlendirmesinde bulundu.
Bununla birlikte istikrarı tehdit etme fikrinin ABD çıkarları için başlıca bir tehdidi temsil ettiğini ifade eden Raslan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dış siyasi hedefler ve çıkarlar her zaman devam eder. Yönetimlerin değişmesi ile değişikliğe uğramaz. Belki -sorunu çözmek için kullanılan- araçlar ve yöntemler değişebilir ya da bazıları yardımların kesilmesinin Etiyopya’nın nefretine ya da işi inada bindirmesine yol açabileceğini düşünebilir. Ancak -Nil suları üzerinde- hakimiyet ve egemenlik kurmasına izin verilmemesine ilişkin temel duruşa etki edeceğini sanmıyorum.”
Üçlü akşam yemeği
Diğer taraftan ABD Hazine Bakanı’nın ziyareti Katar Maliye Bakanı’nın temasları ile aynı zamana denk geldi. İki taraf, Mısır Maliye Bakanı Muhammed Muit ile birlikte Maspero bölgesinde uluslararası bir otelin açılışına katıldı. Üç bakan tören sırasında birlikte akşam yemeği yedi. Bu da ABD’nin Arap uzlaşma çabalarındaki rolü çerçevesinde ziyaret tarihinin önceden düzenlenmiş olabileceğine ilişkin soruları akıllara getiriyor.
Ancak çeşitli sektörlerde yatırımları bulunan Mnuchin’in ziyareti, ekonomi ve yatırım ile ilgili taraflara da odaklandı. Mnuchin şu açıklamada bulundu:
“Mısır, ABD’nin hayati bir ortağıdır. Burada aktif bir şekilde çalışan bin 200’den fazla şirketin olması ve aynı şekilde geçtiğimiz dört yıl içerisinde toplam ticaret cirosundaki yüzde 76’lık büyüme de bunun bir tezahürüdür.”