Neom’daki ‘The Line’ şehri dünyayı korumada öncü model oluşturuyor

Suudi Arabistan dünyaya çevre dostu The Line’ı tanıttı.

Neom’daki ‘The Line’ şehri dünyayı korumada öncü model oluşturuyor
TT

Neom’daki ‘The Line’ şehri dünyayı korumada öncü model oluşturuyor

Neom’daki ‘The Line’ şehri dünyayı korumada öncü model oluşturuyor

Dünyanın en büyük petrol ülkesi olan Suudi Arabistan, kuzeybatısındaki Neom’da ‘The Line’ projesi aracılığıyla çevreyi ve gezegeni korumaya yönelik atılımının tanıtımını gerçekleştirdi. Tanıtım, Neom Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Veliaht Prens Muhammed bin Selman aracılığıyla yapıldı.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, “The Line’deki yatırımın temelini Suudi Arabistan hükümeti, Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve Neom projesinin yerel ve uluslararası yatırımcılarının 10 yıllık bir süre boyunca 500 milyar dolarlık desteği oluşturacaktır” açıklamasında bulundu. Projenin altyapısının maliyetini 100 ila 200 milyar dolar arasında olduğunu belirtti.
Veliaht Prens’e göre The Line projesinin ilanı, son üç yıllık hazırlık ve planlamanın bir özeti niteliğindeydi. Bu yılın ilk çeyreğinde başlayan ve şu an Neom’da devam eden yoğun geliştirme çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturan projenin şehirdeki tüm sistemlerle teknik şekilde entegre olacağı kaydedildi.
Muhammed bin Selman açıklamasını devamında “Örneğin navigasyon, nüfus için benzersiz bir kullanıcı deneyimi sağlamak üzere sistemlerin geri kalanıyla bağlantılı olacak ve yapay zeka tekniklerine dayanacak” dedi. Muhammed bin Selman projenin, insanlık için bir medeniyet devrimi olacağına dikkat çekti. Çevre dostu kılan özellikleriyle doğa koruma alanında da devrim yapacaklarını vurguladı.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman geçen pazar günü ‘gelecekte kentsel toplumların nasıl olabileceğine dair devrimci bir model ve doğa ile yaşamak için bir denge sağlayan bir plan olarak’ Neom’a bağlı ‘The Line’ şehri projesinin tanıtımını yaptı.
Muhammed bin Selman, tanıtımda şu açıklamalarda bulundu:
“Çağlar boyunca şehirlerde insanları dar alanlarda himaye etmek ve insanlığa öncelemek için sanayi devrimi, ardından makine, araba ve fabrika inşa edilmiştir. Bu tarz şehirler dünyanın en iyisi olduğunu iddia etmiş, içerisindeki insanlar ise yıllarını seyahat etmekle geçirmiştir. Bu süre 2050’de ikiye katlanacak. Artan karbon emisyonları ve yükselen deniz seviyeleri nedeniyle bir milyar insan yerinden olacaktır. Peki, gelişim yolunda niçin doğayı feda ediyoruz? Niçin çevre kirliliği nedeniyle her yıl 7 milyon insan ölüyor? Niçin yılda bir milyon kişiyi trafik kazalarında kaybediyoruz? Bir insan hayatının işe gidip gelmekle heder oluşunu neden kabulleniyoruz? Şehir kavramını fütürist şehirlere taşımamız gerekiyor. Bugün ise Neom Başkanı olarak size The Line’ı sunuyorum: Neom topraklarında 170 kilometrekarelik bir alana yayılan, doğanın yüzde 95’ini koruyan milyonluk şehir. Araçlar, caddeler ve karbon emisyonu yok.”
11 Ocak’ta şehrin, dünyanın en büyük şehir ve başkentlerini alaşağı ettiği kalite ve uygulamanın şaşırtıcı yönlerine değinen projenin detayları yayınlandı. İşte mega projenin ayrıntıları:

Çevre dostu
Son resmi veriler, The Line projesinin dünyanın en saf küresel şehri ve dünyadaki en çevre dostu şehir olacağı yönünde. Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik’in kara ve deniz koruma alanları tanımına göre The Line’ın da dahil olduğu Neom, yüzde 54 ile Yeni Kaledonya, yüzde 48 ile Butan ve yüzde 19 ile Avustralya gibi vahşi doğa ile ilgilenen, ve ayrıca yüzde 49 ile Fransa, yüzde 43 ile İngiltere ve yüzde 41 ile Avustralya’nın önde geldiği deniz doğasına ilişkin çalışan bölgelerin başında yer alıyor. Karada ve denizde yüzde 95 oranı ile en büyük kentsel doğa koruma alanı olacak.
Neom’un coğrafi konumunun sahil, kıyı çölü, dağlar ve yüksek vadiler olmak üzere 4 doğal bölgeyi birbirine bağlayan kapsamlı özelliklere sahip olduğu biliniyor.

Navigasyon ayrıcalığı
The Line şehri, büyük şehir modellerinin planlarına benzemeyen küresel bir ayrıcalığa sahip olacak ve böylece Neom da geleneksel altyapının sınırlamalarından uzak, yenilikçi bir tasarım için ideal bir bölge haline gelecek. Öyle ki ‘günlük hayatın tüm ihtiyaçları aynı mesafede’ bulunacak.
The Line şehri, rekor zamanlamasıyla en yakın rakiplerinin planlarından farklı olacak. New York şu an 2050 yılında açık alanlara yürüyerek 10 dakikada ulaşılması için çalışıyor. Fransa’nın başkenti Paris ise (halkın ihtiyaçlarının çoğunu karşılayabilmesi için) 2030’a kadar mahalleler içerisindeki yürüyüş mesafesini 15 dakikaya düşürmeyi hedefliyor. Aynı şekilde Avustralya’nın güneyindeki Melbourne de 2050 yılına kadar mahalleler içerisindeki yürüyüş mesafesini 20 dakikaya indirmek için çalışıyor.

Sıfır kalabalık
The Line, küresel düzeyde meydan okunması zor bir denklemde, son 10 yılda büyük şehirlerdeki nüfusun arttığı bir zamanda, kalabalığın olmadığı (sıfır kalabalık- sıfır sokak) bir şehir olacak. Mevcut en son istatistikler, dünyanın en kalabalık 10 şehrindeki araç sürücülerinin kalabalık nedeniyle yılda ortalama 168 saati boşa harcadığını gösteriyor.
The Line, Paris ve Çin’in başkenti Pekin gibi en yakın rakiplerinden yüzde 9, Londra’dan yüzde 14, New York’tan yüzde 30 ve Los Angeles’tan da yüzde 36 oranında uzak.
The Line üç kat olacak şekilde tasarlandı. İlk kat yalnızca yayalara özel, gizli bir alt yapı katmanı şeklinde inşa edilecek. İkinci kat hizmetlere özel olacak. Üçüncü kat da yeni nesil teknolojiler, yüksek hızlı ulaşım araçları ve yapay zeka destekli ulaşım araçlarıyla çalışan lojistik için omurga olarak değerlendirilecek.

Bilişsel toplum
The Line şehri, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısındaki Neom sahilinin 170 kilometrelik bölümünde, gürültü ve kirlilik olmayan, araç ve kalabalık bulunmayan bir ortamda, yapay zeka ile birbirine bağlı ve geliştirilmiş bilişsel toplumlar fikrini sunuyor. Harap olmuş altyapı, çevre kirliliği, kentsel ve nüfus yayılımı gibi insanlığın ilerlemesini engelleyen kentsel genişlemeye meydan okuyor.
11 Ocak’ta açıklanan verilere göre bilişsel ‘The Line’ toplumları çevreyle uyumlu, tamamen yenilenebilir enerji ile çalışan, kirlilik ve gürültüden uzak sağlıklı bir çevre yaratacak akıllı bir altyapıya dayanıyor.
The Line, insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli alanlardan yetkinlikleri, bilimsel akılları ve becerileri kucaklamak için bilgi ekonomisi inşa ederek sağlam bir temel oluşturacak, Suudi Arabistan’ın GSYİH’sine yaklaşık 180 milyar dolar katkıda bulunacak ve 380 bin kişiye istihdam sağlayacak.
Proje tarafından yayınlanan belgeler, bilişsel The Line toplumlarının yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanımının yanı sıra çevreyi koruma sorumluluğunun her düzeyde sürdürülebilir uygulamaları teşvik eden yasal yasa ve yönetmeliklerin ayrılmaz bir parçası olacağını açıkça ortaya koydu. Aynı şekilde özellikle yürümeyi teşvik etmek, yeni güzellik ve huzur ufukları oluşturmak için tasarlanan şehir, arabaları değil insan konforunu ve sağlığını önceliyor.
The Line, çok kullanımlı mahalleleri ile bilişsel topluluklarının sakinleri açısından hızlı ve kolay hareketlilik sağlayacak. Mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılayan tüm tesislere kısa bir yürüme mesafesinde erişimi kolaylaştıracak. Bu mahalleler, aynı zamanda parklar, bahçeler, çevre ve sürdürülebilir gıda üretimi ile gelişecek.

Önce insan
Neom, 11 Ocak’ta projeyle ilgili yapılan çeşitli açıklamalarda da belirtildiği gibi ‘Önce İnsan’ ilkesine odaklanıyor. Açıklamalarda, The Line şehrinin temel noktasının ‘insan’ olduğu toplumların ilerlemesi yoluyla kentsel gelişim kavramını yeniden tanımlayacağı belirtildi. Bu durum, 150 yıldan daha uzun bir süredir ilk kez yaşam kalitesini artırıyor ve tıp merkezleri, okullar ve eğlence tesisleri de dahil olmak üzere tüm temel hizmet tesislerine erişimi sağlıyor. Ayrıca şehir, yeşil alanlara 5 dakikalık yürüme mesafesi olmasına odaklanıyor. Yüksek hızlı ulaşım çözümleri navigasyonu kolaylaştıracak.
Proje, inovasyonu teşvik eden iş ortamı ile sakinleri için olağanüstü bir yaşam kalitesine dayalı bir yaşama odaklanıyor.

Yapay zeka
The Line toplumları, insanlarla iletişim sürecini daha önce görülmemiş yeteneklerle donatılmalarına ve etkileşime girmelerine olanak tanıyacak bir şekilde yapay zeka tekniklerine dayalı olarak yönetilecek. Böylece konut sakinlerinin ve şirketlerin zamanından tasarruf edilecek.
Proje belgelerinde, toplumların kendi aralarında birbirlerine bağlı olacağı belirtildi. Verilerin yüzde 90’ı altyapı yeteneklerini geliştirmek için kullanılacak.
The Line şehri, dünya yaşamına yeni bir anlam veriyor ve gelecekteki şehirleri doğayla uyumlu hale getirmek için benzersiz bir yaklaşımı yansıtıyor. Karbon salınımı açısından olumlu bir gelecek sağlarken tamamen temiz enerjiye bağlı olması planlanıyor. Açıklamalarda ayrıca bilişsel The Line toplumlarındaki tüm eylemlerin, yapay zekanın ve robotik içerik de dahil dijital çerçevenin tutarlı bir şekilde birbirine bağlı olacağı kaydediliyor.
Yayınlanan belgelere göre bu durum isürekli büyümeye ve gelişmeye izin veren kolektif zeka platformunun ortaya çıkmasını sağlıyor. Ayrıca akıllı sistem, yalnızca etkileşimi değil, toplanan verilerin yüzde 90’ını da kullanarak analiz edebiliyor. Böylece bilişsel The Line toplumları, sakinlerinin bölgenin ve içerdiği sektörlerin kişiliğini yansıtacak bir şekilde kendi kendine yeterli olabilecek.



Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.


Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
TT

Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakan Yardımcısı Veliaht Prens Muhammed bin Salman bin Abdulaziz, mübarek Ramazan ayının gelişi vesilesiyle kendisini tebrik etmek ve kutlamak için gelen alimleri, bakanları ve bir grup vatandaşı Medine'de kabul etti.

Hazır bulunanlar, mübarek ay vesilesiyle tebriklerini Veliaht Prens'e ilettiler, Veliaht Prens de herkesin oruçlarını, dualarını ve iyi amellerini Allah'ın kabul etmesini diledi.

Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)

Resepsiyona Medine Bölgesi Valisi Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd bin Abdulaziz, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Medine Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Prens Suud bin Selman bin Abdulaziz, Prens Faisal bin Bedr bin Muhammed bin Celavi, Prens Fahd bin Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Prens Nahar bin Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz ve bakanlar katıldı.


Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
TT

Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman bin Abdulaziz, dün Mescid-i Nebevi’yi ziyaret ederek Ravza-i Şerif'te namaz kıldı. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve iki sahabesini (Allah onlardan razı olsun) selamlama şerefine nail oldu.