İyi niyet zirvesinin ve Arap ülkelerindeki son durumun bir değerlendirmesi

KİK zirvesi, bazıları siyasi olmayan önemli noktalar barındırıyordu

Suudi Arabistan’ın El-Ula kentinde düzenlenen KİK Zirvesi toplantı faaliyetlerinden bir kesit (Getty)
Suudi Arabistan’ın El-Ula kentinde düzenlenen KİK Zirvesi toplantı faaliyetlerinden bir kesit (Getty)
TT

İyi niyet zirvesinin ve Arap ülkelerindeki son durumun bir değerlendirmesi

Suudi Arabistan’ın El-Ula kentinde düzenlenen KİK Zirvesi toplantı faaliyetlerinden bir kesit (Getty)
Suudi Arabistan’ın El-Ula kentinde düzenlenen KİK Zirvesi toplantı faaliyetlerinden bir kesit (Getty)

Nebil Fehmi / Eski Mısır Dışişleri Bakanı
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının patlak vermesinin ve yayılmasının etkilerine rağmen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), son G20 Zirvesi’ne de ev sahipliği yapan Suudi Arabistan’ın El-Ula kentinde 5 Ocak’ta üyelerinin dijital ortamda değil, bizzat katılımıyla ve hem bölgesel hem de uluslararası geniş bir takiple 41’inci zirvesini gerçekleştirdi.
Toplantının tüm sağlık tedbirlerine, uluslararası ve bölgesel zorluklara rağmen düzenlenmesinin ve katılımların gerçekleşmesinin, Suudi Arabistan'ın, önde gelen isimler ve heyetler dahil olmak üzere misafirlerini hiçbir sağlık riskiyle karşı karşıya bırakmadan ve gerekli tıbbi ve sağlık düzenlemelerinden ödün vermeden böyle bir zirveyi düzgün bir şekilde yönetmek için tüm imkanlara sahip olduğunu düşündüğünü ve bu imkanların bir sonucu olarak vatandaşlarını da virüsten koruyabileceğinden emin olduğunu gösterdiğini düşünüyorum.  
Çok hoşuma giden diğer bir nokta ise, KİK, ev sahibi ülke ve katılımcı ülkelerin, Körfez bölgesinin karşı karşıya olduğu sorunların ve durumların önemini ve ciddiyetinin farkında olduklarını teyit etmelerinin ardından tüm zorluklara rağmen buluşmaya devam etmeleri oldu. Sadece Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır ile Katar arasında uzlaşıya varılması ya da İran ile yaşanan gerilimler gibi medyanın daha fazla ilgisini çeken konularda değil, aynı zamanda Yemen'deki son durum, yeni ABD yönetimi, Filistin-İsrail müzakerelerinin tökezlemesi, barış sürecinin temellerinin yıkılması, Suriye arenası, Libya'daki son durum ve Kovid-19 salgınının sağlık, sosyal ve ekonomik yansımalarıyla ilgili diğer zorluklarla nasıl başa çıkılacağıyla ilgili tartışmaların ve görüşmelerin de önemini ortaya koydular.
Zirvenin, Körfez bölgesi dışından geniş bir bölgesel ve uluslararası takiple yapılması, gerekli ve acil olarak ilgilenilmesi gereken bir dizi bölgesel sorunun varlığının pratik bir ifadesi olarak görülebilir.
Bunlar özellikle Türkiye’nin sert uygulamaları, İran'ın hegemonik politikaları ve İsrail'in uzlaşmazlığı dahil olmak üzere Körfez bölgesi içindeki ve dışındaki Arap ülkelerini ilgilendiren sorunlardır.
Körfez ve Arap ülkelerinin ulusal güvenliğine yönelik tehditleri ele almak için Arap ülkelerinin bölgesel ve uluslararası ülkelerle işbirliği içinde güvenlik düzenlemelerini kendi aralarında değerlendirmelerinin önemini de vurgulamalıyım.
Öte yandan zirve ve kulisleri, ABD Başkanı seçilen Joe Biden yönetiminin bazıları olumlu, bazıları olumsuz olan farklı pozisyonlar alması ihtimaline karşı nasıl bir tutum sergileneceğini tartışmak için uygun bir fırsat sağladı. Her iki durumun da Arap toplumunun ulusal çıkarları ve bölgesel denge, istikrar ve güvenlik üzerinde etkileri olacağı biliniyor.
Körfez ülkelerinin liderlerinin ve Arapların bunu açıkça beyan etmeseler bile akıllarındaki en önemli konulardan biri, uluslararası öncelikler değiştikten, Arap petrolüne olan bağımlık azaldıktan ve Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Arap dostları için ABD güvenlik garantilerinin yeniden gözden geçirilmesi, inanılırlığının ve sürekliliğinin değerlendirilmesi gerektiğidir.
Bu arada Washington’ın, Irak’ın işgalinden sonra Ortadoğu'da üstlendiği rolü, doğrudan çıkarları ve kısa vadeli öncelikleri çerçevesinde sınırlama ve bölge ülkelerine pozisyonlarını gözden geçirmeleri için daha fazla alan bırakma eğiliminde olduğu biliniyor.
Bu durum, hem bir Cumhuriyetçi başkanın hem de bir Demokrat başkanın döneminde ortaya çıktı. Özellikle Biden’ın başkan yardımcılığını yaptığı ve Suudi Arabistan ile İran'ın pozisyonlarını gözden geçirmeleri ve birbirleriyle geçinmenin bir yolunu bulmaları gerektiğini belirten eski ABD Başkan Barack Obama’nın yönetimi döneminde daha da netleşti.
Zirvenin büyük başarılara ulaştığını açıklamak veya başarılarını sorgulamak için henüz çok erken. Ancak yaklaşık altı ay içinde sonuçlarını teyit edebiliriz. Çünkü sonuçları, sadece yapılan açıklamalar veya doğal olarak sınırlı olan birkaç gün içinde elde edilen başarılarda değildir. Zirvelerden önce, olumlu sonuçlar üretmesi amacıyla hazırlık niteliğindeki bir takım diplomatik faaliyetlerin yapıldığı varsayılır.
Halihazırda Kuveyt'in Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır ile Katar arasındaki ilişkilerin düzelmesi ve Riyad ile Doha arasında hava ve kara sahasının açılmasına ilişkin çabasına tanık olduk. Ancak tarafların gelecekteki uygulamalarında karar, mutabık kalınanlara olan bağlılıklarının ve bölgeyi tehdit eden riskleri ele alma konusundaki iş birliğinin kapsamıyla ilgili tarafsız ve ciddi bir değerlendirme de yapılmalı. Burada El-Ula Bildirgesi’ni Mısır adına Cumhurbaşkanı tarafından değil, Dışişleri Bakanı tarafından imzalandığına dikkati çekmeliyim. Bu, bir yandan Araplar arasında mutabakata ulaşma taahhüdünü vurgularken diğer yandan da diğerlerinin anlaşmaya olan bağlılıklarını bekleme, takip etme ve diğer ülkelerin iç işlerine karışmaktan kaçınma arzusunu teyit ediyor.
Bu nedenle, Körfez zirvesinin kendi başına kısmi de olsa bir başarı olduğunu düşünüyorum. Çünkü mevcut durumların ve pozisyonların hassasiyetini ve bunları mümkün olduğunca toplu olarak tartışma ve ilgilenme ihtiyacının sağlam bir şekilde ortaya konduğunu gösteriyor. İkinci başarı, iyi bir yaklaşım olan iyi niyet göstergesiydi. Ancak zirve, Katar, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır arasındaki anlaşmazlıkları körükleyen uygulamalardan kaçınmaya yönelik iyi niyet açıklamalarını pratik ve sürdürülebilir uygulamaların takip etmesiyle gerçek ve kapsamlı bir başarıya ulaşabilir.
Körfez bölgesi ve Arap ülkelerinin, özellikle Arap olmayan ülkelerden gelen bölgesel tehlikelerle mücadele etmeleri için güvenlik yeteneklerinin desteklenmesiyle ilgili yapılan açıklamanın içeriğinin tercüme edilmesi için adımlar atılması da önemlidir.
Bununla birlikte Arap ülkelerinin İran tarafından yapılabilecek özel ve gerekli bazı önerilere yönelik erkenden hazırlanması gerektiğini düşünüyorum.
Öte yandan İsrail'den yönelen Ortadoğu'daki siyasi ve nükleer tehditleri ele almak, Arap ülkeleri arasında güven inşa etmek gerekiyor.
Türkiye ile Arap ülkelerinin ciddi müzakereler yapabilmeleri için elverişli koşullar sağlamak için de istişarelere hazırlık yapılmalı.
KİK Zirvesi’nin düzenlenmesine dair herhangi bir işaretin olmaması, zirve hazırlıklarının başlaması ve neredeyse yapılmasına kadarki süreçte beni durdurdu ve şu soruları sormama neden oldu:
Arap zirvelerinin elektronik ortamda yapılmasını veya bizzat katılımla yapılmasının durdurulmasını nasıl açıklayabiliriz?
Bizi bir araya gelmekten alıkoyan bir Arap ve Ortadoğu uyuşmazlığı mı var? Ben öyle düşünmüyorum.
KİK Zirvesi’nin fiilen yapılmaması, sorunların ve anlaşmazlığın çokluğunun bir sonucu mu? Eğer öyleyse, bu durum, KİK’in zorluklarla başa çıkmak ve Arap çıkarlarını korumak olan birincil amacı ile çelişir.
Arap dünyası, kendini tüm tehlikelerden ve tehditlerden uzakta mı görüyor? Bu nasıl olabilir? KİK Zirvesi’nde tartışılan konuların çoğu Arapları ve çıkarlarını ilgilendirmiyor mu? Bunlar Arapların bugününü ve geleceğini etkileyen konular değil mi?
Ev sahibi ülkenin zirveyi düzenleyememesinden ötürü toplanmak mümkün olmadı mı? 
Kahire'de Arap Birliği'nin (AL) bir merkezi olduğu ve Mısır’daki havalimanlarının halen açık ve çalışabilir olduğu için bu bana mantıksız bir gerekçe olarak göründü. Çünkü AL, zirvenin aktif bir başkanlığı olmaması halinde ana düzenleyicisi olabilir ve zirveyi merkez ülke ile koordineli olarak veya uzaktan katılımla düzenleyebilir.
Bir Arap zirvesi düzenlemeye olan ilgisizliğin ya da bunu yapmamanın Arapların durumuna ilişkin birçok ve ciddi soruyu gündeme getirdiğini ve acilen ciddi bir inceleme ve tam bir dürüstlük gerektirdiğini söylemek abartı olmaz. Çünkü Ortadoğu bölgesinde bir taraf ve çoğunluğa sahip olduğu için çıkarları, hakları ve özlemleri olan bir siyasi grup olarak Arap dünyasının azalan güvenilirliğini korumak için halklarımızın çıkarlarından, bölgenin geleceğinden ve istikrarından sorumluyuz.



ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
TT

ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)

Üç diplomat Reuters'e, bazı kişilere bu akşama kadar Katar'daki ABD ordusunun el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri tavsiye edildiğini söylerken, Doha'daki ABD Büyükelçiliği konuyla ilgili henüz bir yorumda bulunmadı. Katar Dışişleri Bakanlığı, Reuters'in doğrulama veya yorum talebine yanıt vermedi.

El Udeyd Hava Üssü, yaklaşık 10 bin askere ev sahipliği yapan Ortadoğu'daki en büyük ABD üssüdür.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir diplomat verdiği demeçte, "Bu bir tahliye değil, duruş değişikliği" dedi ve değişikliğin belirli bir nedeninden haberdar olmadığını ifade etti.

İranlı üst düzey bir yetkili daha önce Reuters'a, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a müdahale etme tehdidinin ardından Tahran'ın, ABD tarafından saldırıya uğraması halinde, bölgedeki ülkeleri ABD askeri üslerini hedef alacağı konusunda uyardığını söylemişti.

Haziran ayında, ABD'nin İran'a hava saldırıları başlatmasından bir haftadan fazla bir süre önce, bazı personel ve aileleri Ortadoğu'daki ABD üslerinden tahliye edildi. Haziran ayında ABD'nin saldırılarının ardından İran, Katar'daki ABD üssüne füze saldırısı ile yanıt verdi.


Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
TT

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Filistinli Ali Şaas, Gazze Yönetim Komitesi’nin başkanlığı için öne çıkan aday olarak dikkat çekiyor. Komitenin üyelerindeki değişiklikler ve geniş çaplı siyasi hareketlilik, Hamas’ın Gazze Şeridi’nin yönetimini devretmesinin yaklaştığını işaret ediyor.

Gazze, ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde yürütülen ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçmek üzere. Söz konusu aşama, bölgedeki süreci yönetecek teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulmasını içeriyor ve bu komitenin Hamas yönetiminin yerine geçmesi planlanıyor.

Komitenin görevleri ve yöneticileri, hem Filistinli gruplar arasında (özellikle Hamas ve El Fetih arasında) hem de arabulucular, Amerikalılar ve İsrail arasında yoğun tartışmalara ve anlaşmazlıklara yol açtı.

Daha önce komiteyi yöneteceği öngörülen bazı tanınmış isimler konuşulurken, Gazze sakinleri ve gözlemciler, yeni adayların öne çıkmasıyla şaşırdı. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı bilgilere göre Ali Şaas komitenin başkanlığı için en güçlü aday olarak öne çıkıyor.

Ali Şaas kimdir?

Ali Şaas, 1958 yılında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus bölgesinde doğdu. Köklü bir Filistin ailesine ve bölgede etkili bir aşirete mensup olan Şaas’ın ailesi, ulusal ve siyasi çalışmalarda önemli rol oynamış olup, çoğunluğu El Fetih Hareketi’ne bağlı.

Ali Şaas, 1982 yılında Kahire’deki Ayn Şems Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği lisans derecesi aldı. 1986’da aynı üniversiteden yüksek lisansını tamamladı ve 1989 yılında Birleşik Krallık’taki Queen’s Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği alanında doktora unvanını aldı. Uzmanlık alanı, altyapı planlaması ve kentsel kalkınma.

Şaas, Filistin Yönetimi’nde çeşitli üst düzey görevlerde bulundu ve yıllardır teknik uzman olarak tanınıyor.

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Ali Şaas, derin bir şekilde siyasi partilerle iç içe olmadı. Üstlendiği görevler arasında, Filistin Ulusal Otoritesi’nin kuruluş döneminde eski Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Nabil Şaas ile birlikte çalışarak Filistin devleti için stratejik kalkınma planlarının hazırlanmasına katkıda bulunması yer alıyor.

Ayrıca Ali Şaas, Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı’nda müsteşarlık görevini yürüttü ve altyapı ile yol ağlarıyla ilgili kritik projeleri denetledi. Filistin Endüstri Kentleri Genel Müdürlüğü’nde CEO olarak bölgelerin yönetimi ve geliştirilmesinde önemli rol oynadı; Filistin Konut Konseyi ve Filistin Liman Otoritesi başkanlıklarını üstlendi. Bunun yanında Filistin Kalkınma ve İmar Kurumu’na danışmanlık yaptı ve emekli olmasına rağmen Filistin Ulusal Otoritesi’nde Konut ve Kamu İşleri Bakanı’na danışmanlık görevini sürdürdü.

Siyasi alanda üstlendiği görevler arasında 2005 yılında nihai statü müzakereleri komitelerinde üyelik yer alıyor. Uzmanlığı, sınır ve deniz kapıları gibi teknik konulara odaklanıyor; ekonomik kalkınma ve yeniden imar alanındaki deneyimi, onu teknokrat komitenin başkanlığı için uygun bir aday hâline getiriyor.

Ali Şaas’ın ailesinden kaynaklar, onun yıllardır Batı Şeria’da yaşadığını ve Gazze’ye yönelik savaş öncesinde orada ikamet ettiğini belirtti. Kaynaklar, Şaas’ın kariyeri boyunca siyasi veya partisel çalışmalara yönelmediğini, görevlerini tamamen teknik uzman olarak yürüttüğünü vurguladı.


DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
TT

DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), Birleşmiş Milletler'in (BM) tüm uyarılarına rağmen ‘adil ve şeffaf bir seçim süreci’ olarak nitelendirdiği süreçte, ülkenin batı ve güney bölgelerinden Yüksek Seçim Komisyonu'na üç yeni üyenin atandığını duyurdu.

Öte yandan Temsilciler Meclisi, Merkez Bankası yetkililerinin celpnamelerini ertelemek ve likidite, döviz kurları ve maaşları izlemek üzere bir teknik komite kurulması kararı aldı.

DYK, Muhammed Takala başkanlığındaki oturumunda, onaylanmış siyasi anlaşmalar çerçevesinde ve Libya halkının beklenti ve hedeflerine uygun bir şekilde, Temsilciler Meclisi ile mutabık kalınarak ‘egemen pozisyonlara’ atama rolünü yerine getirdiğini değerlendirdi.

DYK’nın bu hamlesini kısa bir süre önce kamuoyu önünde açık bir şekilde reddeden ve uyaran üç taraf, yani Yüksek Seçim Komisyonu, Temsilciler Meclisi ve BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamada bulunmadı.

DYK Başkanı Takala, pazartesi akşamı, başkent Trablus'ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi ile bu yılın devlet bütçesinin onaylanmaması durumunda önümüzdeki dönemde izlenecek mali durum ve ödeme mekanizması hakkında görüş alışverişinde bulundu. Görüşmede ayrıca Trablus Uluslararası Havalimanı'nda tamamlanan aşamalar, ülkenin çeşitli bölgelerinde şu anda uygulanmakta olan bazı projeler ve bu projelerde elde edilen tamamlanma oranları ele alındı.

Öte yandan Temsilciler Meclisi dün ülkenin doğusundaki Bingazi şehrindeki genel merkezinde Akile Salih başkanlığında, birinci ve ikinci başkan yardımcıları ile raportörünün katıldığı kapalı bir oturum düzenledi.

Pazartesi akşamı yapılan oturumun sonlarında, Temsilciler Meclisi, Libya Merkez Bankası Başkanı Naci İsa Belkasım, yardımcısı Meri Berasi, bankanın yönetim kurulu üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad hükümeti ve Ulusal Petrol Şirketi yetkililerinin çağrılmasını gelecek bir oturuma ertelediğini duyurdu ve çeşitli nedenlerle özür diledikten sonra hazırlık yapmaları için onlara zaman tanıdı.

DYK ayrıca, çoğunluk oyuyla, Merkez Bankası Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu ile bir teknik komite oluşturulmasına karar verdi. Bu komite, likidite sıkıntısı, döviz kuru, maaş gecikmeleri ve bunların nasıl çözüleceği gibi DYK’nın yanıtlaması gereken konuları görüşmek ve bir sonraki oturuma katılmak üzere, raporunu mümkün olan en kısa sürede DYK’ya sunmakla yükümlü. DYK, görüşülmesi için önerilen ‘Kara Para Aklama ve Terörle Mücadele Yasası’nı gelecek bir oturuma erteledikten sonra oturumu kapattı.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Libya Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nicola Orlando, salı günü Trablus'ta Suudi Arabistan'ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah es-Salimi ile Libya ve bölgedeki güncel gelişmeleri görüştüğünü söyledi. Orlando, siyasi süreci ilerletmek ve Libya'nın istikrarını, birliğini ve refahını teşvik etmek için BM'nin kolaylaştırdığı yol haritasını desteklemenin önemi konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.

rgty
Mareşal Halife Hafter ile LUO komutanlarının Bingazi'de yaptığı toplantıdan bir kare (LUO Genel Komutanlığı)

Öte yandan, ülkenin doğusunda bulunan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, Bingazi'deki karargahında, oğlu Genelkurmay Başkanı Korgeneral Halid Hafter ve diğer komutanların katıldığı genişletilmiş bir toplantı düzenleyerek, son askeri ve güvenlik gelişmelerini görüştü. Toplantıda, tüm askeri birimlerde savaş etkinliğini artırmak ve sürekli hazırlığı güçlendirmek amacıyla gelecekteki eylem planları da gözden geçirildi.

Yurt içinde ve yurt dışında Libya vatandaşlarını korumanın LUO liderliğinin en önemli önceliği olduğunu vurgulayan Mareşal Hafter, ülkenin doğusundaki Bingazi'de, güneydeki Kufra kentinin ileri gelenlerinden oluşan bir heyetle yaptığı görüşmede, LUO’nun ‘her zaman tüm Libyalılar için koruyucu kalkan olmaya devam edeceğini ve onların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için her türlü önlemi almaktan çekinmeyeceğini’ belirtti.

Heyet, Çad sınırında kısa süre önce gözaltına alınan Kufralılar için LUO liderliğinin müdahalesi ve çabaları ile bu çabaların sonucunda onların serbest bırakılmasından duydukları memnuniyeti iletti.

Diğer taraftan UBH ve Ankara arasındaki iş birliği çerçevesinde UBH Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhammed el-Huveyc, Trablus'taki bakanlık merkezinde Türk iş adamları ve sanayicilerden oluşan bir heyetle, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği ile yatırım ve ortaklık fırsatlarının geliştirilmesi konusunda görüşmelerde bulundu.

Bakanlık tarafından pazartesi akşamı yapılan açıklamada, toplantıda Libya-Türkiye ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinin yollarının ele alındığı, Libya pazarındaki umut vaat eden yatırım fırsatlarının gözden geçirildiği, ayrıca ulusal ekonominin desteklenmesi, yatırım için cazip bir ortam yaratılması ve Türk özel sektörüyle stratejik ortaklıkların güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde sanayi, tarım, şehir planlama ve fuar ve konferansların düzenlenmesi alanlarında iş birliği mekanizmalarına değinildiği belirtildi.