‘İran’ın El Kaide’nin ana karargahına dönüştüğünü’ söyleyen Pompeo: İran yeni Afganistan’dır

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Washington’da İran rejimi ile El Kaide arasındaki ilişkilerin doğasını açıklarken (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Washington’da İran rejimi ile El Kaide arasındaki ilişkilerin doğasını açıklarken (Reuters)
TT

‘İran’ın El Kaide’nin ana karargahına dönüştüğünü’ söyleyen Pompeo: İran yeni Afganistan’dır

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Washington’da İran rejimi ile El Kaide arasındaki ilişkilerin doğasını açıklarken (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Washington’da İran rejimi ile El Kaide arasındaki ilişkilerin doğasını açıklarken (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran rejimini, ülkesini El Kaide örgütünün ana karargahı olan yeni Afganistan’a çevirmekle suçlayarak, İran’daki örgüt liderlerine uygulanan yaptırımları açıkladı. Pompeo, ABD’nin Tahran ile Eylül 2022 terör saldırılarının sorumlu örgütü arasındaki bu ilişkiyi ‘parçalamak’ için çalıştığını vurguladı.
ABD’li Bakan, bu yeni bilgileri Washington’daki Ulusal Basın Kulübü’nde yaptığı konuşma sırasında ifade etti. Terör örgütü El Kaide’nin elinin Amerikalıların kanına başka herhangi bir oluşumdan daha fazla bulaştığını söyleyen Pompeo, İran rejiminin El Kaide’ye yeni operasyonlar için üss imkanı sağladığını belirtti. Pompeo, El Kaide açısından İran’ın yeni bir ana karargah olduğunu çünkü Tahran’ın, ABD ve müttefiklerine saldırı planları yapan örgütün üst düzey liderlerine güvenli bölge sağladığını dile getirdi.
Bakan Pompeo, Tahran, 2015’ten bu yana El Kaide mensuplarına, diğer El Kaide üyeleriyle özgürce bağlantı kurmalarına ve ayrıca saldırı düzenleme izni, propaganda, bağış toplama gibi Pakistan ve Afganistan’dan daha önce gelen çok sayıda talimatı yerine getirmelerine izin veriyor” diye konuştu.
ABD Hazine Bakanlığı’nın İran’da ikamet eden El Kaide’nin 3 üst düzey ajanına 2016’da yaptırım uyguladığını anımsatan Pompeo, İranlı yetkilileri, aralarında 11 Eylül 2001’de uçak korsanlarından bazı kişilerin bulunduğu El Kaide üyelerinin Afganistan’a giderken İran topraklarından geçmelerine bilerek izin vermekle suçladı.
Pompeo, “İran’ın 11 Eylül saldırılarının planlanmasına yardım ettiği veya bu saldırılar hakkında önceden bilgi sahibi olduğuna dair kanıt bulunmamakla birlikte, 11 Eylül korsanlarından en az 8 kişi Şubat ile Ekim arasında İran üzerinden seyahat etti” dedi.
El Kaide ile İran arasındaki ilişkinin yaklaşık 30 yıldır devam ettiğini belirten ABD’li Bakan, El Kaide ajanlarının patlayıcılar üzerine eğitim almak amacıyla 90’lı yılların başından bu yana İran’a ve Hizbullah’ın Lübnan’daki kalesi Bekaa Vadisi’ne seyahat ettiklerini söyledi. İran-El Kaide ekseninin “ülkelerin güvenliğine ve ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu” vurgulayan Pompeo, “Biz, harekete geçiyoruz” ifadesini kullandı. Ancak ABD yönetiminin bu konuda neler yapacağını açıklığa kavuşturmadı.
1983’te Beyrut’ta ABD’li Deniz Piyadelerinin kullandığı kışlaya bomba yüklü kamyonla düzenlenen ve 241 ABD askerinin öldüğü saldırıyı anımsatan Pompeo, kulüpte bulunanlara hitaben, “Aranızda hatırlamayanlar için, ABD’li dostlarımızı öldüren teröristler, İran’ın desteğini alan Hizbullah’ın erken yapılanmasının bir parçasıydı” diye konuştu.

Kürt taburlarının liderleri de yaptırım listesinde
Bakan Pompeo, konuşmasının devamında, İran’da bulunan El Kaide liderlerinden Muhammed Abatay (Abdurrahmen el-Mağribi ismiyle de biliniyor) ve Sultan Yusuf Hasan el-Arif’e yaptırım uyguladıklarını ve bu iki ismi Özel Küresel Terörist listesine eklediklerini duyurdu. Pompeo ayrıca El Kaide çatısı altında İran ve Irak sınırında faaliyet gösteren Kürt taburlarının liderleri İsmail Fuat Resul, Fuat Ahmet Nuri Ali el Şahhan, Nimet Hama Rahim Hama Şerif’e yaptırım uygulandığını ifade etti.
Bu yaptırımlar kapsamında ABD vatandaşları ve şirketlerinin bu kişilerle bağlantılı herhangi bir işleme karışmasının yasaklandığını kaydeden Pompeo, aynı zamanda bu kişilerin ABD yargı yetkisi altındaki mülkiyetlerine ve varlıklarına da yasak konulduğunu aktardı. ABD yasaları, El Kaide örgütüne bilerek herhangi bir maddi destek veya kaynak sağlamayı ya da bunu sağlamak için girişimde bulunmayı suç sayıyor.
“ABD, İran’da konuşlanan El Kaide’nin üst düzey liderlerinin adaletle yüzleşmelerini görmekte kararlı” diyen Pompeo, Dışişleri Bakanlığının, Adalet için Ödül programı kapsamında İran’daki El Kaide lideri Abdurrahman el-Mağribi’nin yeri ve kimlik tespiti için 7 milyon dolar ödül koyduğunu ilan etti. ABD’li Bakan, İran’da çalışan Seyf el-Adl ve Yasin es-Suri dahil olmak üzere 3 üst düzey El Kaide yetkilisine karşı daha önce açıklanan ödül tekliflerini tekrarladı. İran ile El Kaide arasındaki ilişkinin yapısına dikkat çeken Pompeo, ABD’nin “El Kaide’yi ve İran ile bağlantılarını ezmek için gerekli tedbirleri” aldığını belirterek, tüm devletlere “ülkelerinin çıkarı ve özgür bir dünya için aynısını yapma” çağrısında bulundu.
ABD Hazine Bakanlığı, Pompeo’nun açıklamasının ardından, söz konusu isimleri, terör örgütleri ve mensuplarının bulunduğu listelere dahil ettiğini ilan etti.
ABD’de görev süresinin bitmesine sayılı günler kalan mevcut yönetimin, İran rejimindeki üst düzey liderlere karşı attığı bu adım, Pompeo’nun bir tweet’inde belirttiğine göre, “ABD ve İsrail’in neredeyse her gün aldığı tehditlerden” kaynaklanıyor. Pompeo, İran dini lideri Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ve İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin fotoğraflarını eklediği tweet’ini şu notu yazarak paylaştı:
“Gelin İran’ı konuşalım. Bu fotoğraftaki adamlar neredeyse her gün ABD ve İsrail’i tehdit ediyor. Yaptırımlarımız sayesinde, İran’ın bu yıl teklif ettiği askeri bütçe yüzde 24 oranında azaldı. Bin 500’ün üzerinde kişi ve yapıyı hedef aldık ve rejimi, terörizm, balistik füze ve nükleer programın finansmanında kullanacağı 70 milyar dolardan mahrum bıraktık. Terörizmin, füzelerin ve İran rejiminin nükleer silah edinme konusundaki açık rotası, ABD’yi tehlikeye atıyor. Bu nedenle onlarla karşı karşıya geldik.”
Reuters’ın üst düzey iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Pompeo'nun ABD istihbaratına ait gizliliği kaldırılmış belgeleri, İran’ı, El Kaide örgütüyle bağlantısı olmakla suçlamak için kullanmakta kararlı olduğu öne sürüldü. Kaynaklar, söz konusu bilgiler arasında El Kaide’nin ikinci lideri olan Ebu Muhammed el-Masri’nin Ağustos ayında İran'ın başkenti Tahran’da öldürülmesiyle ilgili detayların da yer aldığını iddia etti. Hizbullah üyesi olan ve Habib Davud olarak bilinen Masri, 1998’de ABD’nin Afrika’daki iki büyükelçiliğini bombalama eyleminde parmağı olmakla suçlanıyor.
ABD’nin seçilmiş Başkanı Joe Biden’ın danışmanları, Trump yönetiminin İran ile yeniden ilişki kurulmasını ve İran ile birlikte Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (KOEP) yani nükleer anlaşmaya yeniden dönüşü zorlaştırmaya çalıştığı görüşünde.



Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu iddia ederken medyada da uzun süreli abluka haberleri yer alıyor

Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu iddia ederken medyada da uzun süreli abluka haberleri yer alıyor
TT

Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu iddia ederken medyada da uzun süreli abluka haberleri yer alıyor

Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu iddia ederken medyada da uzun süreli abluka haberleri yer alıyor

İran ile savaşı sonlandırma çabaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın en son önerileri hakkında memnuniyetsizliğini dile getirmesiyle tıkandı. Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu ve liderlik düzenlemeleri yapmaya çalıştığını belirtti.

İran’ın savaşın bitimine kadar nükleer programının tartışılmasının ertelenmesi ve denizcilik anlaşmazlıklarının çözülmesi önerisini içeren en son çözüm planı, Trump tarafından olumsuz karşılandı. Trump dün Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “İran bize ‘çöküş aşamasında’ olduklarını bildirdi. Hemen Hürmüz Boğazı’nı açmamızı istiyorlar, bu sırada liderlik düzenlemelerini yapmaya çalışıyorlar (bence bunu başaracaklar)!” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal, ABD’li yetkililere dayanarak, başkanın yardımcılarına İran limanlarına yönelik uzun süreli bir abluka için hazırlık yapma talimatı verdiğini aktardı.


Devrim Muhafızları Ordusu savaş yetkisini ele geçiriyor ve Dini Lider’in rolünü zayıflatıyor

(foto altı) Dini Lider Mücteba Hamaney’in posterinin önünden geçen İranlılar, Tahran, 28 Nisan 2026 (EPA)
(foto altı) Dini Lider Mücteba Hamaney’in posterinin önünden geçen İranlılar, Tahran, 28 Nisan 2026 (EPA)
TT

Devrim Muhafızları Ordusu savaş yetkisini ele geçiriyor ve Dini Lider’in rolünü zayıflatıyor

(foto altı) Dini Lider Mücteba Hamaney’in posterinin önünden geçen İranlılar, Tahran, 28 Nisan 2026 (EPA)
(foto altı) Dini Lider Mücteba Hamaney’in posterinin önünden geçen İranlılar, Tahran, 28 Nisan 2026 (EPA)

İran, ABD-İsrail ile iki ay süren savaşın ardından, artık yönetimin zirvesinde tartışmasız tek bir lider figürüne sahip değil. Geçmişteki yönetim geleneğinden ani bir kopuşa işaret eden bu durumun, Tahran’ın daha sert bir tutum benimsemesine yol açabileceği değerlendiriliyor. Buna karşın ülkenin, Washington ile müzakereleri yeniden başlatma ihtimalini de ele aldığı belirtiliyor.

1979’daki kuruluşundan bu yana İran’da yönetim, devletin temel meselelerinde nihai yetkiye sahip bir ‘Dini Lider’ etrafında şekilleniyordu. Ancak savaşın ilk gününde Dini Lider Ali Hamaney’in öldürülmesi ve yaralı oğlu Mücteba Hamaney’in yükselişi, ülkeyi farklı bir yönetime taşıdı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı analize göre bu yeni yapı; Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarının ağırlık kazandığı, karar alma süreçlerinde belirleyici ve mutlak bir otoritenin bulunmadığı bir sistem olarak öne çıkıyor.

Mücteba Hamaney’in sistemin tepesindeki konumunu koruduğu, ancak iç görüşmelere aşina üç kaynağa göre rolünün büyük ölçüde generallerin aldığı kararları meşrulaştırmakla sınırlı kaldığı, doğrudan talimat vermediği ifade ediliyor.

İranlı yetkililer ve analistler, savaşın yarattığı baskının, gücün daha dar bir çekirdek içinde toplanmasına yol açtığını belirtiyor. Bu çekirdeğin; Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, liderlik ofisi ve DMO etrafında şekillendiği, özellikle DMO’nun askeri strateji ve temel siyasi kararlarda belirleyici hale geldiği kaydediliyor.

Pakistan’ın arabuluculuk yaptığı İran-ABD barış görüşmeleri hakkında bilgi sahibi üst düzey bir Pakistanlı yetkili, “İranlılar yanıt vermekte son derece yavaş davranıyor… Karar alacak tek bir liderlik yapısı yok gibi görünüyor. Bazen yanıt vermeleri iki ya da üç gün sürebiliyor” ifadelerini kullandı.

DVFDV
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçtiğimiz hafta Tahran’da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’i ağırladı.

Analistler, bir anlaşmaya varılmasının önündeki temel engelin Tahran’daki iç çekişmeler değil, Washington’un sunmaya hazır olduğu şartlarla, DMO içindeki sertlik yanlısı kanadın kabul edebilecekleri arasındaki fark olduğunu belirtiyor.

İran’ın ABD ile yürüttüğü görüşmelerde diplomatik yüz olarak Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi öne çıkarken, son dönemde kendisine Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf eşlik etti. DMO kökenli olan Kalibaf’ın, savaş sırasında İran’daki siyasi, güvenlik ve dini elitler arasında önemli bir iletişim kanalı olarak öne çıktığı ifade ediliyor.

Sahadaki asıl muhatabın ise DMO Komutanı Ahmed Vahidi olduğu belirtiliyor. Vahidi’nin, ateşkesin ilan edildiği gece de dahil olmak üzere, ülkedeki kilit figürlerden biri olduğu kaydediliyor.

Mücteba Hamaney ise şu ana kadar kamuoyu önüne çıkmadı. Kendisine yakın iki kaynak, güvenlik kısıtlamaları nedeniyle DMO içindeki yardımcıları aracılığıyla ya da sınırlı sesli iletişimle temas kurduğunu aktardı. Mücteba’nın, İsrail-ABD tarafından düzenlenen ilk hava saldırıları dalgasında bacağından ağır yaralandığı, bu saldırılarda babası Ali Hamaney ile bazı akrabalarının hayatını kaybettiği ifade edildi.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı, söz konusu iddialara ilişkin yorum talebine henüz yanıt vermedi. İranlı yetkililer daha önce, ABD ile yürütülen müzakerelerde herhangi bir görüş ayrılığı bulunduğu yönündeki iddiaları reddetmişti.

Askeri liderlerin kontrolü altında

İran, pazartesi günü Washington’a yeni bir öneri sundu. Üst düzey İranlı yetkililere göre, öneri, müzakerelerin aşamalı bir şekilde yapılmasını öngörüyor. İlk aşamada, nükleer mesele bir kenara bırakılacak ve savaş sona erene kadar, Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik sorunları gibi diğer anlaşmazlıklar çözüme kavuşturulmaya çalışılacak. Ancak, Washington nükleer dosyanın ilk aşamada ele alınmasını ısrarla talep ediyor.

İran konularında uzman olan eski ABD diplomatlarından Alan Eyre, “Hiçbir taraf müzakere yapmak istemiyor” diyerek, her iki tarafın da zamanın karşı tarafı zayıflatacağına inandığını belirtti. Eyre, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik baskı kartını, Washington’un ise ekonomik baskı ve ablukayı kullanarak karşı tarafı zayıflatmayı umduğunu ifade etti.

Eyre’ye göre şu anda hiçbir tarafın esneklik göstermesi mümkün değil. DMO, Washington karşısında zayıf bir izlenim yaratmaktan kaçınırken, Başkan Donald Trump ise ara seçim baskılarıyla karşı karşıya ve büyük bir esneklik yapma lüksüne sahip değil, çünkü bu siyasi bir maliyet getirebilir.

Obama yönetimi döneminde nükleer müzakerelere katılan Eyre, “Her iki taraf için de esneklik, zayıflık olarak algılanacaktır” dedi.

HGYG
Tahran’da yeni Dini Lider Mücteba Hamaney ve askeri komutanların resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duran İranlı bir asker (EPA)

Bu temkinli yaklaşım, sadece mevcut durumun baskılarını yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda şu anki İran yönetimindeki güç dinamiklerini de gözler önüne seriyor. Resmî olarak İran’ın son söz hakkına sahip olan Mücteba Hamaney, daha çok bir uzlaşmacı figür olarak öne çıkıyor ve liderlikten çok, kurumsal mutabakatlarla şekillenen kararların sonuçlarını onaylıyor; kendi otoritesini dayatmıyor. Gözlemcilere göre, gerçek güç, güvenlik politikalarına dair kararların alındığı, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi etrafında toplanan birleşik bir savaş liderliğine geçmiş durumda.

Eski nükleer müzakereci Said Celili ve radikal milletvekilleri gibi sertlik yanlısı figürler, savaş sırasında sert söylemleriyle daha fazla görünürlük kazandılar, ancak kararları engelleyecek veya sonuçları şekillendirecek kurumsal güçten yoksunlar.

Mücteba, yükselişini, pragmatistleri dışlayan ve onun sertlik yanlısı ajandasının güvenilir koruyucusu olarak destek veren DMO’ya borçlu. İçeriden karar alma süreçlerine vakıf kaynaklar, savaşın etkisiyle daha da güçlenen DMO’nun, daha agresif bir dış politika ve içe dönük daha sert bir baskı politikası izlemeye işaret ettiğini belirtiyor.

DMO, ideolojik devrimci bir yönelim ve birincil olarak güvenlik vizyonu ile hareket ediyor; bu vizyon, içerde İslam Cumhuriyeti’ni koruma ve dışarıda caydırıcılık gösterme misyonunu benimsiyor.

Bu bakış açısı, genellikle yargı ve hükümet içindeki sertlik yanlılarıyla paylaşılıyor ve merkeziyetçi bir kontrol ile Batı’nın, özellikle de nükleer politika ve bölgesel etki alanındaki baskılarına karşı direnç gösterme önceliğini veriyor.

Güç, güvenlik güçlerinin elinde

Kaynaklar, DMO’nun ideolojisinin aslında İran’ın ana stratejisini şekillendirdiğini belirtiyor. Karar alma süreci, halen DMO’nun elinde sağlam bir şekilde duruyor. Kaynaklar, İran’ın savaş haline girmesi ve Ali Hamaney’in ölümünün ardından, rejim içinde hiçbir tarafın, DMO’nun gördüğü yolu engelleyecek güce veya etkiye sahip olmadığını, hatta böyle bir istek olsa bile buna karşı çıkamayacaklarını ifade ediyor.

İran liderliği için artık seçenek, ılımlı bir politika ile sert bir politika arasında değil; daha sert bir politika ile daha da sert bir politika arasında bir tercih yapmak. Güç çevrelerine yakın iki İranlı kaynak, küçük bir grubun daha radikal bir yönelim peşinde olduğunu, ancak DMO’nun bunu şu ana kadar kontrol altında tuttuğunu aktardı.

Bu dönüşüm, gücün yeniden yapılandırılmasında önemli bir aşamaya işaret ediyor; din adamlarının önceliğinden, güvenlik sektörünün egemenliğine geçişi temsil ediyor. Eski ABD müzakerecisi Aaron David Miller, “Din adamlarının egemenliğinden askeri egemenliğe, yani DMO’nun nüfuzuna geçtik. İran böyle yönetiliyor” şeklinde bir değerlendirmede bulundu.

   VERFRE
Hayber Şekan balistik füzesinin maketinin yanından geçen İranlı bir kadın, Tahran, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Ortadoğu Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Alex Vatanka, İran’da görüş ayrılıklarının mevcut olduğunu, ancak karar alma sürecinin güvenlik kurumları etrafında yoğunlaştığını belirtti. Mücteba Hamaney’in, tek başına karar verici değil, merkezi bir birleştirici figür olarak rol oynadığını vurguladı.

ABD ve İsrail’den gelen sürekli askeri ve ekonomik baskılara rağmen, İran’ın yaklaşık 9 haftalık savaş süresince herhangi bir çözülme veya teslim olma belirtisi göstermediği gözlemleniyor.

Miller da, rejim içinde derin bir bölünme veya sokaklarda anlamlı bir muhalefet olmadığını ifade etti.

Bu tutarlılık, İran yönetiminin artık tamamen DMO ve güvenlik organlarının elinde olduğunu, bu organların savaşın yöneticisi olarak sadece askeri operasyonları gerçekleştirmekle kalmayıp, savaş stratejisinin liderliğini üstlendiğini gösteriyor. Miller, sistem içinde stratejik bir mutabakatın şekillendiğini belirtiyor: Kapsamlı bir savaşa geri dönmekten kaçınmak, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki baskı kartlarını elinde tutmak ve bu çatışmadan daha güçlü bir şekilde, hem politik, ekonomik hem de askerî açıdan çıkmak.


Rusya, 9 Mayıs'taki geçit törenine askeri teçhizat göndermeyecek

Moskova sokaklarında "Zafer Günü"nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninden- 9 Mayıs (Arşiv-Reuters)
Moskova sokaklarında "Zafer Günü"nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninden- 9 Mayıs (Arşiv-Reuters)
TT

Rusya, 9 Mayıs'taki geçit törenine askeri teçhizat göndermeyecek

Moskova sokaklarında "Zafer Günü"nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninden- 9 Mayıs (Arşiv-Reuters)
Moskova sokaklarında "Zafer Günü"nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninden- 9 Mayıs (Arşiv-Reuters)

Rusya Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, Rusya’nın bu yılki askerî geçit töreninde askerî teçhizat sergilemeyeceğini bildirdi. Söz konusu tören, Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin 81. yıl dönümünü anıyor.

Her yıl genellikle büyük bir askerî güç gösterisine sahne olan etkinlik, 9 Mayıs’ta Moskova’daki Kızıl Meydan’da düzenlenecek.

Bakanlık, Telegram üzerinden dün yaptığı açıklamada, “mevcut operasyonel durum” nedeniyle birçok askerî okul ve öğrenci birliğinin yanı sıra zırhlı araçların da bu yılki geçit törenine katılmayacağını belirtti.

Açıklamada, geçit töreninde Silahlı Kuvvetlerin tüm kollarından temsilcilerin yer almasının beklendiği, ayrıca “özel askerî operasyonlar” kapsamında görev yapan askerlerin görüntülerinin de olacağı ifade edildi. Bu ifade, Ukrayna’daki savaşa gönderme olarak değerlendirildi.

Törende ayrıca hava gösterilerinin de yer alacağı belirtildi.

Bakanlık, “Geçit töreninin hava bölümünde Rus hava akrobasi ekiplerine ait uçaklar Kızıl Meydan üzerinde uçacak. Gösterinin sonunda ise Su-25 pilotları Moskova semalarını Rusya Federasyonu bayrağının renkleriyle boyayacak” açıklamasını yaptı.