‘İran’ın El Kaide’nin ana karargahına dönüştüğünü’ söyleyen Pompeo: İran yeni Afganistan’dır

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Washington’da İran rejimi ile El Kaide arasındaki ilişkilerin doğasını açıklarken (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Washington’da İran rejimi ile El Kaide arasındaki ilişkilerin doğasını açıklarken (Reuters)
TT

‘İran’ın El Kaide’nin ana karargahına dönüştüğünü’ söyleyen Pompeo: İran yeni Afganistan’dır

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Washington’da İran rejimi ile El Kaide arasındaki ilişkilerin doğasını açıklarken (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Washington’da İran rejimi ile El Kaide arasındaki ilişkilerin doğasını açıklarken (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran rejimini, ülkesini El Kaide örgütünün ana karargahı olan yeni Afganistan’a çevirmekle suçlayarak, İran’daki örgüt liderlerine uygulanan yaptırımları açıkladı. Pompeo, ABD’nin Tahran ile Eylül 2022 terör saldırılarının sorumlu örgütü arasındaki bu ilişkiyi ‘parçalamak’ için çalıştığını vurguladı.
ABD’li Bakan, bu yeni bilgileri Washington’daki Ulusal Basın Kulübü’nde yaptığı konuşma sırasında ifade etti. Terör örgütü El Kaide’nin elinin Amerikalıların kanına başka herhangi bir oluşumdan daha fazla bulaştığını söyleyen Pompeo, İran rejiminin El Kaide’ye yeni operasyonlar için üss imkanı sağladığını belirtti. Pompeo, El Kaide açısından İran’ın yeni bir ana karargah olduğunu çünkü Tahran’ın, ABD ve müttefiklerine saldırı planları yapan örgütün üst düzey liderlerine güvenli bölge sağladığını dile getirdi.
Bakan Pompeo, Tahran, 2015’ten bu yana El Kaide mensuplarına, diğer El Kaide üyeleriyle özgürce bağlantı kurmalarına ve ayrıca saldırı düzenleme izni, propaganda, bağış toplama gibi Pakistan ve Afganistan’dan daha önce gelen çok sayıda talimatı yerine getirmelerine izin veriyor” diye konuştu.
ABD Hazine Bakanlığı’nın İran’da ikamet eden El Kaide’nin 3 üst düzey ajanına 2016’da yaptırım uyguladığını anımsatan Pompeo, İranlı yetkilileri, aralarında 11 Eylül 2001’de uçak korsanlarından bazı kişilerin bulunduğu El Kaide üyelerinin Afganistan’a giderken İran topraklarından geçmelerine bilerek izin vermekle suçladı.
Pompeo, “İran’ın 11 Eylül saldırılarının planlanmasına yardım ettiği veya bu saldırılar hakkında önceden bilgi sahibi olduğuna dair kanıt bulunmamakla birlikte, 11 Eylül korsanlarından en az 8 kişi Şubat ile Ekim arasında İran üzerinden seyahat etti” dedi.
El Kaide ile İran arasındaki ilişkinin yaklaşık 30 yıldır devam ettiğini belirten ABD’li Bakan, El Kaide ajanlarının patlayıcılar üzerine eğitim almak amacıyla 90’lı yılların başından bu yana İran’a ve Hizbullah’ın Lübnan’daki kalesi Bekaa Vadisi’ne seyahat ettiklerini söyledi. İran-El Kaide ekseninin “ülkelerin güvenliğine ve ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu” vurgulayan Pompeo, “Biz, harekete geçiyoruz” ifadesini kullandı. Ancak ABD yönetiminin bu konuda neler yapacağını açıklığa kavuşturmadı.
1983’te Beyrut’ta ABD’li Deniz Piyadelerinin kullandığı kışlaya bomba yüklü kamyonla düzenlenen ve 241 ABD askerinin öldüğü saldırıyı anımsatan Pompeo, kulüpte bulunanlara hitaben, “Aranızda hatırlamayanlar için, ABD’li dostlarımızı öldüren teröristler, İran’ın desteğini alan Hizbullah’ın erken yapılanmasının bir parçasıydı” diye konuştu.

Kürt taburlarının liderleri de yaptırım listesinde
Bakan Pompeo, konuşmasının devamında, İran’da bulunan El Kaide liderlerinden Muhammed Abatay (Abdurrahmen el-Mağribi ismiyle de biliniyor) ve Sultan Yusuf Hasan el-Arif’e yaptırım uyguladıklarını ve bu iki ismi Özel Küresel Terörist listesine eklediklerini duyurdu. Pompeo ayrıca El Kaide çatısı altında İran ve Irak sınırında faaliyet gösteren Kürt taburlarının liderleri İsmail Fuat Resul, Fuat Ahmet Nuri Ali el Şahhan, Nimet Hama Rahim Hama Şerif’e yaptırım uygulandığını ifade etti.
Bu yaptırımlar kapsamında ABD vatandaşları ve şirketlerinin bu kişilerle bağlantılı herhangi bir işleme karışmasının yasaklandığını kaydeden Pompeo, aynı zamanda bu kişilerin ABD yargı yetkisi altındaki mülkiyetlerine ve varlıklarına da yasak konulduğunu aktardı. ABD yasaları, El Kaide örgütüne bilerek herhangi bir maddi destek veya kaynak sağlamayı ya da bunu sağlamak için girişimde bulunmayı suç sayıyor.
“ABD, İran’da konuşlanan El Kaide’nin üst düzey liderlerinin adaletle yüzleşmelerini görmekte kararlı” diyen Pompeo, Dışişleri Bakanlığının, Adalet için Ödül programı kapsamında İran’daki El Kaide lideri Abdurrahman el-Mağribi’nin yeri ve kimlik tespiti için 7 milyon dolar ödül koyduğunu ilan etti. ABD’li Bakan, İran’da çalışan Seyf el-Adl ve Yasin es-Suri dahil olmak üzere 3 üst düzey El Kaide yetkilisine karşı daha önce açıklanan ödül tekliflerini tekrarladı. İran ile El Kaide arasındaki ilişkinin yapısına dikkat çeken Pompeo, ABD’nin “El Kaide’yi ve İran ile bağlantılarını ezmek için gerekli tedbirleri” aldığını belirterek, tüm devletlere “ülkelerinin çıkarı ve özgür bir dünya için aynısını yapma” çağrısında bulundu.
ABD Hazine Bakanlığı, Pompeo’nun açıklamasının ardından, söz konusu isimleri, terör örgütleri ve mensuplarının bulunduğu listelere dahil ettiğini ilan etti.
ABD’de görev süresinin bitmesine sayılı günler kalan mevcut yönetimin, İran rejimindeki üst düzey liderlere karşı attığı bu adım, Pompeo’nun bir tweet’inde belirttiğine göre, “ABD ve İsrail’in neredeyse her gün aldığı tehditlerden” kaynaklanıyor. Pompeo, İran dini lideri Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ve İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin fotoğraflarını eklediği tweet’ini şu notu yazarak paylaştı:
“Gelin İran’ı konuşalım. Bu fotoğraftaki adamlar neredeyse her gün ABD ve İsrail’i tehdit ediyor. Yaptırımlarımız sayesinde, İran’ın bu yıl teklif ettiği askeri bütçe yüzde 24 oranında azaldı. Bin 500’ün üzerinde kişi ve yapıyı hedef aldık ve rejimi, terörizm, balistik füze ve nükleer programın finansmanında kullanacağı 70 milyar dolardan mahrum bıraktık. Terörizmin, füzelerin ve İran rejiminin nükleer silah edinme konusundaki açık rotası, ABD’yi tehlikeye atıyor. Bu nedenle onlarla karşı karşıya geldik.”
Reuters’ın üst düzey iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Pompeo'nun ABD istihbaratına ait gizliliği kaldırılmış belgeleri, İran’ı, El Kaide örgütüyle bağlantısı olmakla suçlamak için kullanmakta kararlı olduğu öne sürüldü. Kaynaklar, söz konusu bilgiler arasında El Kaide’nin ikinci lideri olan Ebu Muhammed el-Masri’nin Ağustos ayında İran'ın başkenti Tahran’da öldürülmesiyle ilgili detayların da yer aldığını iddia etti. Hizbullah üyesi olan ve Habib Davud olarak bilinen Masri, 1998’de ABD’nin Afrika’daki iki büyükelçiliğini bombalama eyleminde parmağı olmakla suçlanıyor.
ABD’nin seçilmiş Başkanı Joe Biden’ın danışmanları, Trump yönetiminin İran ile yeniden ilişki kurulmasını ve İran ile birlikte Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (KOEP) yani nükleer anlaşmaya yeniden dönüşü zorlaştırmaya çalıştığı görüşünde.



Zoom'da 900 çalışanı kovan eski CEO'ya kendi şirketinden dava

Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
TT

Zoom'da 900 çalışanı kovan eski CEO'ya kendi şirketinden dava

Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)

Bir Zoom görüşmesinde 900 çalışanı işten çıkarmasıyla tanınan eski CEO Vishal Garg'a, kurucusu olduğu şirket dava açtı.

Forbes'un haberine göreBetter Home & Finance, kurucusu Garg'a şirketin kontrolünü yeniden ele geçirmek amacıyla "her şeyi yakıp yıkmaya dayalı bir kampanya" yürüttüğü suçlamasıyla dava açtı. Davada Garg'ın çalışanlarına "maymun" ve "aptal yunuslar" gibi isimler takarak hakaret ettiği de öne sürülüyor.

Garg, pandemi sırasında 2 dakikadan kısa süren bir Zoom görüşmesinde yaklaşık 900 çalışanını kovmasıyla gündem olmuştu.

3 Ağustos'ta şirketin yönetim kurulu onu CEO'luktan azletme kararı aldı. Garg dışındaki bütün üyeler görevden alınmasını destekledi.

Dava dilekçesinde şirketin 2022'den bu yana net zararının 1,5 milyar doları aştığı ve Garg'ın liderliğinde şirketin hisse senedi fiyatında yüzde 90'dan fazla düşüş yaşandığı belirtiliyor.

Dava, Garg'ın şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için bir "hissedar koalisyonu" kurmaya çalıştığını ve şirket hakkında çok sayıda yanıltıcı açıklama yayarak "piyasayı bilgi bombardımanına tuttuğu" iddia ediliyor.

Dava, Garg'ın eylemlerinin federal menkul kıymetler yasasını ihlal ettiğini öne sürüyor.

Dava dosyasında Garg'ın 3 Ağustos'ta görevden alınmasının ardından şirkete karşı bir "intikam kampanyası" başlattığı iddia ediliyor. 10 Ağustos'ta Garg'ın, şirketin yönetim kuruluna tüm üyelerinin istifa etmesini isteyen bir mektup gönderdiği öne sürülüyor. Garg'ın, hamlesini destekleyen "endişeli hissedarlardan" oluşan bir grubun arkasında durduğunu iddia ettiği belirtiliyor.

Davaya göre Garg, medya bombardımanı yoluyla bu hissedar ordusunu bir araya getirdi. Dosyaya göre Vishal Garg, şirketin hissedar oylarının "yüzde 52'sini zaten topladığını" yanlış bir şekilde iddia etmek için basın bültenleri, sosyal medya ve geleneksel medya mecralarını kullandı. Oysa görünüşe göre ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) gerekli vekaletname beyanlarının hiçbirini sunmamıştı.

Vekaletname açıklamaları, yönetim kurulu toplantıları gibi önemli toplantılarda bulunamayan hissedarları, şirketin görünümü ve performansıyla ilgili kritik bilgilerden haberdar etmek için kullanılıyor.

Şirket, mahkemeden Garg'ın tüm hissedar desteğini geçersiz kılmasını ve en az 30 gün boyunca daha fazla hissedar desteği talep etmesini engellemesini istiyor.

Garg'ın kendisi de geçici CEO'ya atıfta bulunarak "menkul kıymetler yasası ihlali yapmış olabilecek tek isimler Daniel Lewis ve yönetim kuruludur" diye yazdı.

The Independent, yorum almak için Better Home & Finance ve Vishal Garg'la iletişime geçti.

Independent Türkçe


İsrail basını: Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan saldırı Türklere bir mesajdı

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
TT

İsrail basını: Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan saldırı Türklere bir mesajdı

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)

İsrail resmi çevreleri, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğu kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü pistini bombaladığına dair Suriye'nin suçlamaları karşısında sessizliğini korusa da İsrailli bir yetkili ABD merkezli Fox News haber kanalına yaptığı kısa açıklamada, saldırıyı itiraf ederek Tel Aviv'in saldırıyla ilgili olarak Washington'ı önceden bilgilendirdiğini söyledi.

İsrail'de ABD'ye yönelik sürpriz bir gayri resmi itiraf olarak nitelendirilen durumla ilgili olarak yetkili, “Son derece hassas olan istihbarat bilgileri, önceden ABD ile çeşitli kurum ve kuruluşlarda en üst düzeyde paylaşıldı” dedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın ‘vekil güçler barındıran önceki Suriye rejimi gibi hareket edemeyeceğinin farkında olduğunu’ sözlerine ekleyen yetkili, “Muhtemelen neler olup bittiğini anlamıyordu ya da bundan haberi yoktu” ifadelerini kullandı.

Yetkili, ‘istihbarat bilgilerinin son derece gizli olması nedeniyle’ Fox News’a daha fazla detay vermekten kaçındı.

gthyj
Dün gerçekleştirilen İsrail saldırılarının ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nde meydana gelen yıkımdan bir kare (Reuters)

Bu gelişmenin hemen ardından tüm İsrail basını bu açıklamayı manşetlerinden yeniden yayımlayarak, saldırının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir mesaj olduğunu vurguladı.

Bilindiği üzere İsrail, bir şeyi resmi olarak kabul etmek istemeyip üstlenmek istediğinde, bilgileri İsrail dışındaki medya organlarına sızdırma yoluna başvuruyor ve ardından bu haberler İsrail'de doğrulamalar, analizler ve haberle yeniden ele alınıyor.

İsrail basını, İsrail’in istisnai saldırıya yönelik üstü kapalı itirafının, ABD’nin alışılmadık kınamasına bir yanıt olduğunu değerlendirdi. İsrail basını ayrıca, saldırının Türkiye’nin Suriye'deki rolünü dizginleme girişimi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da bir mesaj teşkil ettiğini belirtti.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrail hükümeti ve ordusunun Suriye’de saldırılar düzenlendiği yönündeki suçlamalar hakkında yorum yapmayı reddetmesinin ardından, ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'tan alışılmadık bir kınama geldiğini aktardı. Buna karşılık üst düzey bir İsrailli yetkilinin Fox News’a yaptığı açıklamada Barrack’a yanıt vererek operasyonun İsrail'e ait olduğunu kabul ettiğini ve Tel Aviv'in saldırıdan önce Washington ile ‘hassas istihbarat bilgileri’ paylaştığına dikkati çektiğini belirtti.

Kimliği belirsiz uçaklar, İdlib, Hama ve Halep vilayetleri arasındaki stratejik konumu ve Suriye’nin el-Badiye (çöl) bölgesine yakınlığıyla öne çıkan, Suriye'nin kuzeyindeki en önemli askeri üslerden biri sayılan hava üssüne saldırı düzenleyerek pistlerinde ve depolama tesislerinde hasara yol açmıştı.

Fox News kanalına yapılan kısa açıklama dışında hiçbir İsrailli yetkili veya kaynak saldırı hakkında açıklamada bulunmadı. Ancak İsrail basını bunun Türkiye'ye verilen bir mesaj olduğunu belirtti.

Times of Israel gazetesi, saldırının İsrail'in Suriye'deki Türk nüfuzu ve varlığının kökleşmesini engellemeye çalıştığı bir dönemde gerçekleştiğini, daha önce de Türkiye'nin yeni Suriye hükümetine bağlı hava kuvvetlerinin inşasına ve güçlendirilmesine yardım etmesini engellemeyi amaçladığı düşünülen saldırılar gerçekleştirdiğini ifade etti.

Gazete askeri bir kaynağa dayandırarak 2024'ün sonlarında Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana üssün yeni Suriye ordusu için bir eğitim merkezi olarak kullanıldığını, Suriye'nin ağustos ayı başlarında Rus yapımı MiG-21 savaş uçakları kullanarak hava tatbikatları gerçekleştirdiğini ve bunun Esed rejiminin düşmesinden bu yana bu türde yapılan ilk tatbikat olduğunu aktardı.

xcdf
İsrail, Türkiye'nin Humus'taki T-4 üssüne ekipman taşımak için kullandığı iddiasıyla Hama Askeri Havalimanı'nı imha etti (AP)

Geçtiğimiz hafta İsrail Kamu Yayın Kuruluşu (KAN), İsrailli güvenlik yetkililerinin Suriye'nin hava kuvvetlerini yeniden inşa etme çabalarını hızlandırdığına dair bulgular tespit ettiğini bildirdi. Bunlar arasında yeni pilotların silah altına alınması, uçuş eğitimlerinin yapılması ve savaş uçaklarının kullanıldığı ilk tatbikatın gerçekleştirilmesi yer alıyor. KAN, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırarak İsrail'in gelişmeleri yakından takip ettiğini ve endişeleri konusunda ABD'yi bilgilendirdiğini aktardı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla, hava üssünün hedef alınmasının, tesisin yeniden faaliyete geçirilmesinde Suriye'ye yardım eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir mesaj olduğunu belirtti. Site, son dönemde Suriye hava kuvvetlerinin kapasitesini yeniden yapılandırma girişimlerine dair bulguların ortaya çıktığını vurguladı. Ayrıca 11 Ağustos'ta Suriye uçaklarının Halep ve İdlib vilayetleri semalarında MiG-23 tipi uçakların da kullanıldığı eğitim uçuşları gerçekleştirdiğini bildirdi.

i24News sitesi de Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde artan varlığına ve Ankara'nın Suriye askeri tesislerinin onarımına katılımına değindi. Site, saldırının daha geniş çaplı bir çatışmayla bağlantılı olduğunu ifade etti.

İsrail televizyon kanalı Kanal 14 ise saldırının, Esed rejiminin düşmesinden bu yana Türkiye'nin Suriye'deki en belirgin aktörlerden biri haline geldiği bir dönemde gerçekleştiğini ve İsrail'in Türkiye’nin oradaki askeri varlığına ve nüfuzuna karşı daha hassas hale geldiğini aktardı.

defrtg
Dün Ebu Zuhur beldesinde motosikletli bir adam (Reuters)

Bombalanan hedefin ne olduğu tam olarak netlik kazanmazken İsrail Ordu Radyosu, ortada net bir hedefin bulunmadığını, bunun muhtemelen yerdeki bir unsur, hava üssüne giden bir sevkiyat ya da bir uçağın yahut bir sevkiyatın ulaşmasını engelleme girişimi olabileceğini belirtti. Radyo, hedefin büyük ihtimalle Türkiye'nin Suriye ordusunu silahlandırma ve askeri kapasitesini geliştirmesine yardımcı olma çabalarıyla bağlantılı olduğunu bildirdi.

Saldırının İsrail tarafından gerçekleştirildiğinin doğrulanması halinde bu, İsrail ordusunun ülkenin güneyindeki Suriye ordusu kamplarını hedef aldığını duyurduğu geçtiğimiz mart ayından bu yana İsrail Hava Kuvvetleri tarafından bu türde düzenlenen ilk saldırı olacak.

fgthy
Suriye'nin Kuneytra vilayetinin güneybatısındaki Divaya es-Sakra köyünde İsrailli askerler ve askeri araçlar (Arşiv – Dolaşımdaki bir fotoğraf)

Öte yandan Reuters, NATO'daki en büyük ikinci orduya sahip olan ve kısa süre önce Pakistan ve Suudi Arabistan ile ortak savunma anlaşması imzalayan Türkiye'nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri haline geldiğine dikkati çekti. Türkiye, Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapının yeniden inşasına yardımcı oluyor ve Suriye'ye askeri ile diplomatik destek sağlıyor.

Ajansın aktardığına göre Türkiye'de iktidarda olan Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, saldırıların ‘İsrail politikalarının bölge halklarının barış ve huzurunun en büyük düşmanı olduğunu bir kez daha gösterdiğini’ söyledi. Çelik sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Buna karşı tüm uluslararası toplum beraber tepki vermelidir” diye yazdı.

İsrail ordusu, Suriye’de 2024 yılının sonlarında Esed rejiminin düşmesinden bu yana büyük bir kısmı tampon bölge içinde olmak üzere Suriye'nin güneyindeki 9 noktada konuşlu durumda.

İsrail güçleri, ‘düşman güçlerin eline geçmesi halinde tehdit oluşturabilecek’ silahlara el koyma iddiasıyla Suriye topraklarının yaklaşık 15 kilometre derinliğine uzanan bölgelerde faaliyet gösteriyor.


Trump, İran ile müzakere kapısını kapattı

ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
TT

Trump, İran ile müzakere kapısını kapattı

ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)

ABD Başkanı Donald Trump dün, İran ile müzakere kapısını kapattı. Devam eden veya planlanmış herhangi bir temasın olmadığını açıklayan Trump, İran’a yönelik deniz ablukasının ‘tüm gücüyle’ devam ettiğini vurguladı. Öte yandan, İran Meclis Başkanı ve Başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf'ın stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasında ısrar etmesi ve açılmasını İslamabad Mutabakatı’nın uygulanmasına bağlamasının ardından Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim daha çetin bir aşamaya girdi.

Trump, Hürmüz Boğazı'nın ‘açık ve normal bir şekilde çalıştığını’, tüm deniz mayınlarının temizlendiğini veya imha edildiğini söyledi.

Trump'ın damadı ve Özel Temsilcisi Jared Kushner pazartesi günü, Washington ile Tahran arasındaki temasların ‘her zamankinden daha ciddi’ olduğunu, ancak bir mutabakata varılamadığını ifade etmişti.

Buna karşın Kalibaf, İran limanları üzerindeki abluka kaldırılmadan, İran petrolüne yönelik yaptırımlar iptal edilmeden, dondurulmuş fonlar serbest bırakılmadan ve tüm cephelerdeki askeri tehditler ile operasyonlar sona ermeden boğazın ‘açılmayacağını’ vurguladı.

Öte yandan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin ‘kontrole sahip olduğundan’ bahsetmesine rağmen Hürmüz Boğazı’nı yeniden açamadığını belirterek, Körfez'in ‘ABD sonrası bir düzene’ girdiğini savundu. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de Trump'ın Hürmüz Boğazı’nı ‘yeni bir Amerikan bölgesi’ olarak nitelendirerek paylaştığı bir fotoğrafa tepki gösterdi ve Tahran'ın kısa süre içinde Trump’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili ‘yanılsamalarını’ düzelteceğini söyledi.