99 düşünür ve uzman Kovid-19 sonrası dünyayı ele aldı

99 düşünür ve uzman Kovid-19 sonrası dünyayı ele aldı
TT

99 düşünür ve uzman Kovid-19 sonrası dünyayı ele aldı

99 düşünür ve uzman Kovid-19 sonrası dünyayı ele aldı

Boston Üniversitesi'ne bağlı Frederick S. Pardee Uzun Vadeli Gelecek Araştırma Merkezi’nden (Frederick S. Pardee Center for the Study of the Longer-Range Future) meslektaşlarım, geçen yıl Mart ayında Kovid-19 salgını sonrasındaki dönem hakkında düşünmeye başlamamızın bizim için yararlı olacağını dile getirdi. Bu konuda şaşılacak bir durum yok. Çünkü Kovid-19 virüsünden sonra dünyanın nasıl görüneceğini düşünmek gelecekle ilgilenen bir araştırma merkezi için çok mantıklı görünüyor.
Bu sohbeti takip eden aylarda birçok şey öğrendim. Bunlardan en önemlisi, salgın öncesi yaşadığımız normal duruma dönmemizin mümkün olmadığı.

Öğrenme dönemi 
Özel bir zaman ayırmam gereken yeni bir projeye başladım. 190 gün boyunca, her biri yaklaşık beş dakika uzunluğunda 130 video yayınladık. Hepsini bir araya getiren bir soru oldu:
Kovid-19 virüsü geleceğimizi nasıl etkileyebilir?
Proje çerçevesinde, para ve borç, tedarik zincirleri ve küresel ticaret, çalışma hayatı ve robotlar, gazetecilik ve politika, su ve gıda, iklim değişikliği ve insan hakları, e-ticaret ve siber güvenlik, umutsuzluk ve akıl sağlığı, cinsiyet ve ırkçılık, güzel sanatlar ve edebiyat ve hatta umut ve mutluluk gibi çeşitli alanlarda 101 konuda önde gelen düşünürlerle röportaj yaptım. 
Röportajlarım arasında en önemlileri ABD Ulusal Bilimler Akademisi'nin başkanı, Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) eski bir yöneticisi, eski bir NATO komutanı, eski bir İtalya Başbakanı ve bir İngiliz astronotun konuk oldukları görüşmeler yer alıyor. 
Singapur'dan Kishore Mahbubani, Kito'dan Yolanda Kakabadse, Kaliforniya Berkeley’den Judith Butler, Nairobi'den Alice Ruhweza ve Londra'dan Jeremy Corbyn ile şu anda oldukça popüler olan Zoom uygulaması üzerinden röportajlar gerçekleştirdim. Son bölümde Seul'den Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Ban Ki-moon'u konuk etmiştim.
Benim için bu proje gerçek bir öğrenme dönemi oldu ve birçok şeyi anlamama yardımcı oldu. Bunlardan en önemlisi Kovid-19 beklediğimiz bir fırtına değildi. Pandemi öncesi dönemde dünyamız çok normaldi. Ancak pandemi sonrası dönem şu dört nedenden ötürü asla bu doğaya geri dönmeyecek:

Değişimlerin hızlanması 
Sağlık sorunları olan ve Kovid-19’a karşı diğerlerinden daha savunmasız olan kişilerde olduğu gibi, bu krizin küresel etkisi, salgından önce başlayan değişimleri hızlandıracak.
Eurasia Group Başkanı Ian Bremmer, bu küresel pandeminin geçtiği bir yılın, daha önce görmediğimiz bir on yıl veya daha fazla sürecek bir değişimi beraberinde getireceğini gösterdiğini vurguladı.
Örneğin, Times Higher Education'dan Phil Baty, üniversitelerin "dramatik bir şekilde ve sonsuza kadar" değişeceği konusunda uyarıyor. Ancak bu değişimdeki en büyük faktörün, yüksek öğretim sektörünün uzun süredir devam eden acil değişim ihtiyacı olacağı konusuna dikkati çekiyor.
Pulitzer Ödülü sahibi Ann Marie Lipinski, gazeteciliğin aynı kadere doğru gittiğini belirtirken, Princeton Üniversitesi'nden ekonomist Atif Mian, küresel borç yapılanmasıyla ilgili endişelerden bahsediyor.
Harvard'dan Ticaret Politikası Uzmanı Dani Rodrik, salgının virüsün patlak vermesinden önce başlayan "hiper küreselleşmeden geri çekilmeyi" hızlandırdığına inanırken, Pardee Center'dan bir ekonomist olan Perry Mehrling ise, "toplumun sonsuz bir dönüşüme tanık olacağını ve var olan duruma geri dönüşün mümkün olmadığını” düşünüyor.

Çalkantılı sahne 
Siyaset daha fazla kargaşaya doğru ilerleyecek. Küresel ekonomi öylesine kasvetli bir belirsizlik içinde ki, Nobel ödüllü bir ekonomist olan ve sürekli iyimserliğiyle tanınan Angus Deaton bile, herhangi bir ilerleme kaydedilmeden önce 20 ila 30 yıl çalışma gerektirebilecek karanlık bir aşamaya girilmesinden endişe ediyor. Siyasi analistlerin çoğunu meşgul eden kafa karışıklığını da unutmamak gerekir.
Stanford Üniversitesi'nden siyaset teorisyeni Francis Fukuyama, küresel siyaset sahnesine ve geleceğine ilişkin bu derece kaygının hakim olduğu bir dönemi bugün yaşadığımız kadar daha önce hiç görmediğini kabul ediyor.
Kovid-19 pandemisi, hükümetlerin yeterliliği, sağ popülizmin yükselişi, uzmanlığın marjinalleşmesi, çok taraflılığın gerilemesi ve hatta liberal demokrasi fikrinin kendisi hakkında ciddi ve tehlikeli soruları gündeme getirdi. Ancak görüştüğüm uzmanların hiçbirinin gelecekteki siyasi sahnenin salgın öncesinden daha az çalkantılı olmasını beklemediği kesin.
Jeopolitik düzeyde ise, Harvard Üniversitesi Kennedy Okulu Dekanı Graham Allison, bu kargaşayı "Tukididis yapısına dayanan gizli bir rekabet" olarak yorumluyor (ünlü bir Yunan tarihçi, Peloponez Savaşı Tarihi kitabının yazarı ve ekonomik ve toplumsal faktörlerin üzerinde duran ilk Yunan tarihçisi Tukidides'e atıfta bulunuyor). Ayrıca bu durumu, yeni ve yükselen bir güç olan Çin tarafından üretilen, mevcut iktidarı yani ABD’yi yerinden etme tehdidinde bulunan bir kargaşa olarak değerlendiriyor.
Kovid-19, Asya, Avrupa, Afrika, Latin Amerika ve Orta Doğu'da etkileri olan bu büyük nüfuz rekabetinin büyümesine katkıda bulundu.

Pandeminin getirdiği alışkanlıklar 
Bu alışkanlıklar ebedi olarak kalacak. Ancak değişimlerin tamamı istenmeyen şeyler olmayacak. Tüm sektörlerden uzmanlar, pandemi sırasında geliştirilen alışkanlıkların ortadan kalkmayacağı veya Zoom uygulaması aracılığıyla toplantılar ve evden çalışma ile sınırlandırılmayacağı konusunda hemfikir.
Texas A&M Üniversitesi'nden Mühendislik Profesörü Robin Murphy, tüm sektörlerde kullanıldıkları için pandeminin bir sonucu olarak robotların özellikle artık teslimat işi, Kovid-19 testleri, otomatik hizmetler ve hatta evlerde olmak üzere her alanda bulunacağını belirtiyor. Ayrıca hem Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Karen Antman hem de Pakistan'daki Ağa Khan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Adil Haydar'dan teletıp hizmetlerinin devam ettiğini ve daha da yayılacağını duydum.
Yazılım üretiminde uzmanlaşmış bir şirket olan Salesforce'ta dijital uzman olan Vala Afshar ise meslektaşlarından daha ileri giderek salgın sonrası dünyanın tüm işletmelerin dijital forma dönüşümüne tanık olacağını ve ticaretin, etkileşimin ve iş gücünün büyük bir kısmının dijital dünyaya aktarılacağını düşünüyor. 

Yeni fırsatların oluşması 
Küresel salgınların yayılması konusunda onlarca yıldır uyarılarda bulunan Bilim Muhabiri Laurie Garrett, salgını sosyal ve ekonomik sistemlerimizin dayattığı eşitsizliği telafi etmek için bir fırsat olarak görüyor. Garrett, tüm faaliyetlerin tanık olacağı radikal ve kalıcı dönüşümlerin kaosun çekirdeğinden radikal bir yeniden yapılanma olasılığını yaratacağını düşünüyor.
Çevre bilimci Bill McKibben, salgının insanları, kriz ve felaketi, yararlanılabilecek gerçek bir fırsat olarak görmeye iten son bir çağrıya dönüşebileceğini söylüyor.
Ekonomist Thomas Piketty, önceki iki konukla aynı fikirleri dile getirdi. Piketty, milliyetçilik ve eşitsizliğin artması tehlikesinin farkında olduğunu, ancak aynı zamanda Kovid-19 salgınının sağlık ve altyapıya kamu yatırımlarının yasallaşmasına yardımcı olacağına inanarak, insanların refah alanına daha fazla yatırım yapmayı öğrenmelerini sağlayacağını umduğunu ifade etti. 
Ekvador Çevre Bakanı Yolanda Kakabadse, bu sayede dünyanın çevre sağlığının insan sağlığı kadar önemli olduğunu anlayacağına ve çevreye yeni bir tür ilgi gösterilmesi gerektiğine inanıyor. Buna karşılık, askeri tarihçi Andrew Bacevich, “21. yüzyılda ulusal güvenliğin tanımlanması" hakkında bir diyalog görmeyi umuyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Direktörü Achim Steiner, bu küresel krize yanıt vermek için harcanan kurgusal sayılara dair şaşkınlığını dile getirdi. Steiner, dünyanın, felaket haline ve iyileştirilemeyecek duruma gelmeden önce iklim değişikliğiyle mücadele etmek için gereken küçük meblağlara daha az muhalefet edip etmeyeceğini sordu.
Son olarak çağımızın en önemli düşünürlerinden Noam Chomsky, en doğru ve samimi soruyu sorarak şöyle diyor:
“Bu krizden çıktıktan sonraki dünyayı kendimize sormalıyız. Yaşamak istediğimiz dünya nasıl bir dünya?”

*Boston Üniversitesi Frederick S. Pardee Uluslararası Araştırmalar Fakültesi Dekanı  Tribune Media için kaleme aldı. 
Şarku’l Avsat tarafından çevrilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.