Afrika Boynuzu’nda kabile çatışmaları: Somali-Afar çatışması örneği

Cibuti ve Etiyopya’da iki kabile, genetik, dilsel ve kültür açıdan birbirine yakın ve birbirine komşudur

Afar ve Somaliler, Cibuti ve Etiyopya'dan birbirine komşu Kuşitik dili konuşan iki kabiledir (AFP)
Afar ve Somaliler, Cibuti ve Etiyopya'dan birbirine komşu Kuşitik dili konuşan iki kabiledir (AFP)
TT

Afrika Boynuzu’nda kabile çatışmaları: Somali-Afar çatışması örneği

Afar ve Somaliler, Cibuti ve Etiyopya'dan birbirine komşu Kuşitik dili konuşan iki kabiledir (AFP)
Afar ve Somaliler, Cibuti ve Etiyopya'dan birbirine komşu Kuşitik dili konuşan iki kabiledir (AFP)

Mahmud Muhammed Hasan Abdi
Afrika Boynuzu, Etiyopya, Somali, Eritre ve Cibuti’nin yer aldığı coğrafi bir bölgedir. Bu tanım, nüfus gruplarının dört ana dil ve etnik gruba ayrıldığı Sudan, Kenya, Uganda ve Güney Sudan’ı da kapsayacak şekilde genişletilebilir. Söz konusu gruplar; Habeş ve Arap dillerini konuşanların bulunduğu Sami grubu, Dinka, Shilluk ve Luo halkların yer aldığı Nilotik grup, Oromolar, Somalililer ve Afarların yer aldığı Kuştik dili konuşan grup ve Bantu dili konuşan Kikuyular’dır. Bununla birlikte bölgedeki ülkelerin sınırlarının kolonyal çizilmesinin bir sonucu olarak nüfus, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve eski dinlere mensup olanlar olmak üzere üç ana dini gruba ayrılmıştır. Nüfus ayrıca Afrika kıtasındaki diğer halklarla aynı zorluklardan şikayetçidir. Bu da karşıtlık ve yakınlıktan kaynaklanan doğal sürtüşmeler nedeniyle ve bir birlerine karşı seferberlik ilan etmenin kolaylığıyla birlikte kültürel, etnik ve dini çeşitliliğin olduğu ülkeleri etnik ve dini çatışmaların eşiğinde yaşamaya mecbur bırakıyor.

Bir model olarak Etiyopya
Etiyopya'nın tarihi olarak ortaya çıkış koşullarını, halkının çeşitli kesimleri arasındaki etnik, kültürel ve dini sorunlar belirlerken, ülke, Süleymaniye Hanedanlığı’nın ve bölgedeki Müslüman halkların yabancı işgaline karşı gösterdiği direnişe karşı müttefike ihtiyaç duyan Avrupalı ​​güçlerin önderliğinde, Habeşistan Krallığı sınırlarında kurulmuştur. Bu yüzden çeşitlilik yalnızca Etiyopya'yı değil, Somali dışında tüm bölge ülkelerindeki siyasi gerçekliğin özelliklerini şekillendirmiştir. Monarşinin çökmesi ve Mengistu Haile Mariam’ın liderliğinde Etiyopya Cumhuriyeti'nin kurulması ve sosyalist yaklaşımın benimsenmesinin ardından bu yaklaşımın içerdiği fikirleri taşıyan entelektüel akımlar oluşmuştur. Bu akımlar, eşitliğin sağlanması, Amharaların güç tekeline son verilmesi ve monarşi mirasının kültür üzerindeki egemenliğinin azaltılması çağrısında bulunmaktadır. Eritre halkının Etiyopya'ya ilhak kararına karşı direnişin devam etmesi ve Somali ile Etiyopya arasındaki savaşlarla bölgedeki tüm siyasi varlıkların tükenmesiyle birlikte isyancı gruplar, başkentlere kolayca ulaşabildi. Bu da Etiyopya'da rejimin devrilmesine, Somali'de devletin çökmesine, Eritre'de ise bağımsızlığın kazanılmasına yol açtı.
Milliyetçi radikal akımlar, özellikle Tigray Halk Kurtuluş Cephesinin (TPLF) eski lideri olan Meles Zenawi'nin ölümü ve Hailemariam Desalegn’in başbakan olmasıyla birlikte Etiyopya hükümetinin gücünün azalmasından ve Amharaların gücünün Etiyopya’daki diğer etnik kesimlere kültürel, dilsel ve dini haklar için resmi alanlar verilerek sınırlandırılması ve hegemonyasının ortadan kaldırılması çabalarından yararlanarak gün yüzüne çıkmaya başladılar. Bugün Etiyopya sınırları içindeki milliyetçi unsurlar arasında Etiyopya'nın kurucusunun mirasına tahammül edemedikleri için gerilim artmış durumda. Ülke, binlerce kişinin öldüğü, yüz binlerce insanın evlerini terk ettiği kanlı çatışmalara tanık oldu. İktidardaki milliyetleri temsil eden siyasi partiler içinde sağcı kanadın popülaritesi arttı. Bu durum, Somalililer ve Oromolar, Amharalar ve Tigreyler, Amharalar ve Şankellalar, Somalililer ve Afarlar gibi, milliyetler arasında şiddetli çatışmalara ve misillemelere yol açtı.

Somalililer ve Afarlar örneği
Afarlar ve Somalililer, genetik, dil ve kültür açısından birbirine yakın iki Kuşitik milletidir. Aynı zamanda Şafilik mezhebine mensupturlar. Hem Cibuti hem de Etiyopya'ya komşudurlar. Ancak iki milletin kültürel, sosyal ve ekonomik oluşumunun en önemli unsurlarından biri, iki komşu pastoral millet olmalarıdır. Yani, hayvancılık için ot ve su kaynaklarına göçten kaynaklanan sürtüşmeler yaşamaktadırlar. Bu, kaçınılmaz bir mesele olmakla birlikte iki millet arasında uzun bir geçmişi olan kan davasına da neden olmuştur. Bu da iki millet arasındaki ortak paydaların, düşmanlığın ortaya çıkışını engelleme rolünün zayıflamasına yol açmaktadır.
Somaliler ve Afarların etrafında gelişen tarihi koşullar ve coğrafi konumlarının doğurduğu sonuçlar, kendilerine bakış açılarında iki farklı yolun benimsemesine neden oldu. Geleneksel Afar liderliğinin merkezileşmesi, Afar topraklarının İtalyanların Eritre'yi, Fransızların Cibuti'yi işgal etmesiyle bölünmesinden ve geriye kalan toprakların üzerindeki Habeş hakimiyetinden kaynaklı olumsuz etki, milliyetçilik açısından sakinlik ve karşıtlık arasında değişen siyasi bir çizgi çizilmesine yol açtı. Özellikle, Fransa’nın Cibuti işgaline karşı direniş politikası feci sonuçlar doğurdu. Bu durum, Afrikalı liderlerin Cibuti, Eritre ve Etiyopya'daki siyasi oluşumlarla ilişkilerde muhafazakar bir yaklaşım benimsemelerine nende oldu. Somalililer ise o sıralarda Fransız kolonisi Cibuti dışında gerek Batılı ülkelerin işgalleri olsun gerek Habeşistan Krallığı’nın hegemonyası olsun, sahadaki önemli varlıklara karşı çatışmacı ve isyankar bir yaklaşım benimsedi. Afar'ın sahip olduklarına karşın Somalililerin geleneksel bir merkezi otoritesi yoktu. Bununla birlikte sorunlar, iki tarafın tarihi liderleri arasında takdir ve saygı çerçevesinde çözülebilirdi. Tüm bunlar, iki kardeş milletin, Etiyopya'daki iktidar sütunlarıyla ilgilenme konusunda zıt yollara girmesine, daha fazla çatışmasına ve rekabet etmesine neden oldu.

Çatışmayı körükleyen faktörler
Kuşitikliğin, Afrika Boynuzu'nda eski bir etnik köken olmasına rağmen, belli zaman dilimlerinde önemli büyümeler yaşadığı söylenebilir. Bu, unsurları arasında net bir ayrıma yol açtı. Tarihi koşullar, bazı grupların diğerlerinden daha fazla büyümesinin önünü açtı. Buna Oromolar ve Somalililerin nüfus artışı ve coğrafi genişlemesi örnek gösterilebilir. Aynı koşullar, Afarlar ve Sidamolar gibi milliyetlerin büyümesini sınırladı. Bu da Afarlar ve Sidamolar arasında kendilerini koruma ve gelecek kaygısına kapılmalarına neden oldu.
Meles Zenawi dönemi Etiyopya yönetimi tarafından benimsenen idare politikası, bölgedeki milliyetler arasında ortak topraklarda uzlaşıya varılamayan sınırların oluşmasına katkıda bulundu. Buna, söz konusu yapay sınırların ötesinde yer alan bölgelere ve milletlere ait etnik yerleşim bölgeleri ve adalar ile ilgili sorunların çözülememesi de ekleniyor. Tartışmalı bölgelerde gelişimin ihmal edilmesi ve bu bölgelerin siyasi olarak getirilen yasaklara karşı savunmasız bırakılması gibi sorunlardan bahsetmiyorum bile. Etnik seferberlik, özellikle yanlış bilgiler içeren haberlerin yayılması, medya platformlarında sürtüşme alanlarındaki her milliyetten insanların geleceğine dair kasvetli bir tablonun çizilmesi ve mevcut sorunların artmasına katkıda bulunan dış mihrakların varlığı tarafların bir an önce uzlaşıya varmasını gerektiriyor.



Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland'la ilgili tavrı, transatlantik ittifakını geri dönülmez şekilde değiştirdi.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Cumhuriyetçi lider, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da açıklamıştı.

CNN'in analizinde, Trump'ın Grönland'a yönelik tehditleriyle ABD'nin Avrupa ve NATO'yla ilişkilerini "diplomatik kaosa" sürüklediği belirtiliyor.

İsveç Başbakan Yardımcısı Ebba Busch, "Son birkaç haftada yaşananlar Avrupa Birliği (AB), Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilere çok zarar verdi" diyor.

Eski Litvanya Savunma Bakanı Dovile Sakaliene de ABD-Avrupa ilişkilerinin tamamen kopması ihtimaline dair "Bu, siyam ikizlerinin ayrılması gibi olur. Her ikisi için de kesin ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullanıyor.

Ayrıca Avrupa'nın ABD ordusunun seviyesine ulaşıp kendi kendine yetebilecek silahlı güçlere sahip olması için 5 ila 10 yıla ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizindeyse Grönland meselesinin "transatlantik diplomasisi için stres testine dönüştüğü" yazılıyor.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği askeri üsler de kendi toprağı olarak sayılıyor. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü.

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

New York Times'ın dün yayımladığı analizde de benzer iddialar paylaşılıyor. Adlarının açıklanmamasını isteyen kaynaklar, ortada yazılı bir anlaşmanın olmadığını söylüyor.

Kopenhag yönetiminin ABD'yle herhangi bir anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı belli değil.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtmişti.

Diğer yandan Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, sürecin dışında bırakıldıklarını WSJ'ye açıklayarak, "Katılmadığım bazı görüşmeler sonucunda, ülkemle ilgili anlaşma yapılıp yapılmadığını veya anlaşmada neler olduğunu bilmiyorum" diyor.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal, CNN


Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
TT

Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)

Teknoloji milyarderi Elon Musk, ABD siyasetine geri dönüyor.  

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, Musk'ın politika ekibinin kasımda düzenlenecek ara seçim için çalışmalara başladığını söylüyor.

Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın 2024'teki seçim kampanyasına destek için kurduğu America PAC üzerinden bağışları artırmayı planladığı belirtiliyor.

Musk'ın ekibi, Trump'a başkanlık seçiminde oy veren kitlenin ara seçimde de sandığa gitmesini sağlamak istiyor.

Kaynaklar, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere üst düzey Cumhuriyetçilerin destek için Musk'la iletişime geçtiğini söylüyor.

Bu kişiler, X CEO'sundan Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi ve Senato'daki çoğunluğunu korumasına yardım etmesini istemiş.

Axios'un pazartesi günkü haberinde, Musk'ın Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın boşaltacağı koltuğa iş insanı Nate Morris'in gelmesi için 10 milyar dolarlık bağışta bulunduğu yazılmıştı.

Tesla CEO'su, şimdiye kadar bir senatör için yaptığı en yüksek bağışı Fight for Kentucky PAC'i üzerinden vermiş.

WSJ'nin analizinde, Morris'in Vance'le yakın bağları olduğu ve Fight for Kentucky PAC'inin ABD Başkan Yardımcısı'nın üst düzey bir danışmanı tarafından yönetildiği belirtiliyor.

ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı'nı (DOGE) yönetirken yaptığı federal kesintilerle ses getiren Musk, Tesla hisselerindeki düşüşün ardından mayısta kurumdan ayrıldığını duyurmuştu.

Teknoloji milyarderiyle Trump'ın arası, Beyaz Saray'ın tartışmalı vergi indirimi tasarısı nedeniyle bozulmuştu. Sosyal medya üzerinden atışmaların ardından ikili daha sonra "dostluk mesajları" paylaşmıştı.

Analizde, Musk'ın Cumhuriyetçi adayları destekleyerek yeniden Trump'ın kampına katıldığı belirtiliyor. Bu "pragmatik ittifakta" Trump'ın, SpaceX CEO'sunun parası ve teknik altyapısına yeniden erişim kazanacağı, Musk'ın da Washington'daki nüfuzunu sürdürme imkanı bulacağı ifade ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre Musk, geçen yıl hazirandan bu yana Cumhuriyetçilerin siyasi kampanyalarına yaklaşık 42 milyon dolar bağış yaptı. Bu rakamlara, Morris'i desteklemek için yaptığı bağış dahil değil.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.