Biden, neden yurtdışı seyahatlerine Sudan’dan başlıyor?

Başkan Joe Biden, Sudan’ı ‘önem listesine’ koydu (AFP)
Başkan Joe Biden, Sudan’ı ‘önem listesine’ koydu (AFP)
TT

Biden, neden yurtdışı seyahatlerine Sudan’dan başlıyor?

Başkan Joe Biden, Sudan’ı ‘önem listesine’ koydu (AFP)
Başkan Joe Biden, Sudan’ı ‘önem listesine’ koydu (AFP)

İsmail Muhammed Ali
ABD’nin, eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejimi altında şer eksenini temsil etmesi sonrasında Sudan’a, siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirme yönünde özel bir ilgi gösterdiği ortaya çıktı. ABD, 1990’ların başında El-Kaide lideri Usame bin Ladin’i barındırarak terörizme sponsor olması dolayısıyla 20 yıldan daha uzun bir süredir Sudan’a yaptırım uyguluyordu.
Hartum, yakın zamanda üst düzey ABD’li yetkilileri karşıladı. ABD Başkan Yardımcısı seçilen Kamala Harris, daha önce Joe Biden’ın, göreve geldikten sonra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Çin’i içerecek olan ilk yurt dışı turunun başında, gelecek Şubat ayında Sudan’ı da ziyaret etmesinin beklendiğini açıklamıştı. Bu çerçevede Sudan’a yönelik bu ABD ilgisinin sırrı ve gerçek nedenleri hakkında birçok soru işareti gündeme geldi.
Sudan Halk Kongresi Partisi’nde dış ilişkiler yetkilisi Fuad Osman, “Sudan toplumunun çoğu kesiminin ABD yönetiminin Sudan’a olan ilgisine dair analizi, ABD seçimleri bağlamında geldi ve Donald Trump lehine puanlar ortaya koyuldu. Ancak ülkedeki geçiş dönemini ve demokratik dönüşümü desteklemek için Cumhuriyetçiler ve Demokratlar tarafından Kongre'ye sunulan ortak projede ve son olarak ABD Hazine Bakanı’nın türünün tek örneği olarak Hartum’a yaptığı ziyarette Washington’un Sudan’a yönelik gerçek bir çabası olduğu görüldü. Bakan, Washington’un Sudan’a sağlayacağı ekonomik durum ve yardımın yanı sıra 60 milyar dolarlık dış borçlar meselesini ele aldı. Bu ziyareti, Sudan’ın küresel bankacılık sistemine dönüşünü görüşmek üzere ABD İhracat- İthalat Bankası Başkanı’nın ziyareti ve İbrahim Anlaşmalarının imzalanması takip etti” ifadelerini kullandı.

Gerçek bir ortaklık
Osman, “Bu bağlamda Biden’in Sudan ziyareti de ABD’nin Hartum’a daha önce benzeri görülmemiş şekilde ilgi gösterdiğini doğruladığı için birçok yönden çok önemli. Ancak Washington’un, sivil ve askeri unsurlar arasında gerçek bir ortaklığa tanık olması sonrasında benzersiz olduğu için ülkedeki geçiş deneyimiyle ilgilendiğine inanıyorum. Bu durum, Sudan siyasi tarihi boyunca özellikle de önceki iki geçiş deneyimi sırasında (1964 ve 1985) gerçekleşmemişti. Bu iki dönemde, askeri unsur tek başına iktidardaydı” dedi.
Sudan Kongre Partisi’ndeki dış ilişkiler yetkilisi, Washington’un Sudan’da hedefleri ve çıkarları olduğunu da belirtirken, “Bu durum, doğal ve anlaşılırdır, şaşırtıcı değildir” dedi. “Sudan’ın, ABD gibi ileri ve nüfuz sahibi ülkelerle güçlü ilişkileri olması, siyasi iradesini ipotek ettirmemek ve herhangi bir tarafı tutmamak şartıyla, halkına faydalı olacak şekilde çıkarlarını güçlendirmesi daha iyi” diyen Fuad Osman, yakın bir zamanda ilan edilmesi beklenen yeni Sudan hükümetinin, sloganı ‘Önce Sudan’ olan bir çıkar iradesine dayalı bir dış politika izlemesi gerektiğini vurguladı.

Terör restorasyonu
Uluslararası siyaset uzmanı Ahmed Hüseyin, “Washington, önceki dönemlerde uzun bir süredir Sudan ile ilişkilerini geliştirmekle ilgileniyordu. Ancak bu ilişki, eski rejimde teröre sponsor olduğu için kopmuştu. Ama eski Başkan el-Beşir iktidarını deviren Aralık devriminin patlak vermesiyle birlikte, ABD’nin Sudan’a ilgisi başladı. ABD Kongresi’nin geçiş, şeffaflık ve hesap verebilirlik projesini onaylamasının ardından 2020’nin başlarında heves arttı. Sudan hükümetinin din özgürlüğü, barış, insani yardım, demokratikleşme ve yönetim alanında kaydettiği ilerleme, sivil bileşenin terörizm meselesini onarmak için gösterdiği çabaların yanı sıra cesaret verici bir itici güç oldu. Zira ABD yönetimi, Sudan’ın dış politikasını değiştirdiği, uluslararası toplumla iş birliği yapan bir ülke haline geldiği ve demokratik yöntemi benimsediği kanaatine vardı. Bu durum ABD’ye, karar almada çeşitliliğe saygı duyan bir kurumla çalıştığına dair güvence veriyor” açıklamasında bulundu.
Hüseyin, “Bu göstergeler ışığında, Biden döneminde Sudan-ABD ilişkilerinde önemli bir gelişme olması beklenmektedir. Ve kesinlikle gelecek ay Hartum’a yapacağı ziyaret, Sudan’ı bölgedeki etkili ülkeler arasında ileri bir konuma getirecek. Bu, ortak ilişkilerde benzeri görülmemiş bir ivme ve gelişme sağlayacağı için ve özellikle de ABD, demokrasiler ve uluslararası konumlar açısından en büyük ülke olduğu için tüm dünya ülkeleri ile dış ilişkilere de yansıyacaktır. Ancak bu yaklaşım, geçiş hükümeti siyaseti düzeyinde iç safların birliğini ve uzlaşıyı, ayrıca Sudan’ın komşularıyla iyi bir görüntü oluşturmasını ve karşısındaki zorlukları anlayabilmesini gerektirmektedir. Aynı şekilde Sudan’ın demokratik dönüşümüne yönelik doğru yolda olduğuna ve totaliter rejimlere asla dönmeyeceğine dair ABD’ye güvence verilmesi gerekiyor” dedi.

Çin hegemonyası
Uluslararası siyaset uzmanı, “Çıkarların, herhangi bir ülkenin dış hamlelerini hedeflediği kesindir ve Washington, Sudan’ın zengin olduğu çok sayıda ve devasa kaynakların farkındadır. Ancak Sudan, teknolojiden yoksundur. ABD’nin ilgisi, ABD şirketlerinin petrol, altın ve gaz arama alanındaki yatırım fırsatlarını ele almanın yanı sıra, yalnızca Sudan’da değil Afrika’da da Çin etkisinin hakimiyetini sınırlandırmak içindir. Aynı şekilde ABD, bölgedeki çıkarlarını korumak için ABD ulusal güvenliğinin korunmasını güçlendirerek Sudan’ı müttefiki yapmaya çalışıyor. Ama Sudan hükümeti, ülkenin ve Sudan halkının haklarını ve çıkarlarını korumak için ABD tarafı ve diğerleri ile ilişkilerde ve anlaşmalarda yasal çerçeveler ve temeller oluşturmaya çalışarak, kendi çıkarlarını gözetme konusunda uyanık olmalıdır” şeklinde konuştu.
Ahmed Hüseyin, Washington’un bu büyük dönüşüm ve değişimden sonra, özellikle de komşularından sızabilecek teröristler açısından Sudan’ın tehlikelerle çevrili olmasını istemediğine dikkati çekerken,  ABD’nin bölgedeki barış sürecini desteklemek için Hartum’a yakın olmak istediğini vurguladı. Hüseyin, “Washington ayrıca Sudan’daki demokratik dönüşümün Arap ve Afrika bölgesi için bir model haline gelmesi hususunda da bir vizyona sahip” diyerek, Sudan tarafının ABD ile ilişkilerindeki odak noktasının hatalı olmadığını hatta aksine çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti. Ancak söz konusu ilişkinin başka bir tarafın pahasına olmaması gerektiğinin de altını çizen Hüseyin, “Sudan hükümeti dengeli bir dış politika izlemeli, tek eksen etrafında toplanmamalı ve başta Çin, Rusya ve Avrupa olmak üzere tüm önemli ülkelere açık olmalıdır. Böylece kesişim ve ilgi alanlarının farkında olurken etkili ortaklara da sahip olur” dedi.

Genel ilişkiler
Sudan üniversitelerinde uluslararası ilişkiler profesörü olan Hasan Beşir ise “ABD’nin son günlerde Sudan’a yönelik ilgisinin birkaç nedeni var. Bunların başında, Washington’un Güney Sudan’ı Sudan’dan ayırma hatasından dolayı pişmanlık duyması geliyor. ABD ayrıca, Sudan’ın doğal kaynaklarından her alanda yararlanmak, başta Sudan’da olmak üzere Afrika kıtasında ekonomik ve yatırım ilişkilerini genişleten Çin ile özellikle petrol, maden ve altın alanlarında rekabet etmek istiyor. Bu durum, Sudan- İsrail ilişkilerinin yakınlığı ve İran, Türkiye ve Hamas ekseninden uzaklaşmayla bağlantılı. Washington ayrıca, özellikle havacılık, bankacılık ve diğer sektörler olmak üzere, koronavirüs salgınından etkilenen şirketleri için fırsatlar arıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Beşir, yeni ABD Başkanının gelecek Şubat ayında Sudan’ı ziyaret edecek olmasının, sivil hükümete, ülkedeki demokratikleşmeye ve ortak çıkarlara olan desteğini ilan ederek, genel ilişkiler çerçevesinden başka bir şey olmadığını söyledi. “Washington, koronavirüs krizinin sona ermesinin ardından kendisine pazarlar açmak ve ekonomisini yeniden düzeltmek istiyor” diyen Hasan Beşir, halkın refahını sağlamak için siyasetin her şeyden çok menfaatlere dayandığına dikkati çekti. Beşir, gelecek dönemde Sudan’ın ele alması gereken şeyin bu olduğunu ve bu menfaatlerin dış ilişkilerinde pusula olmasının zamanı geldiğini söyledi. Beşir, “Bu nedenle uzun yıllar boyunca yaptırımların faturasını ödemesi sonrasında Hartum açısından, Washington, İsrail ve diğer ülkelerle özel bir ilişki kurulması hususunda herhangi bir ayıp yoktur” ifadelerini kullandı.



Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.


Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

TT

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Resmi medyaya göre, Suriye hükümeti dün, iki taraf arasında varılan bir anlaşmanın parçası olarak Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) kontrolü ele geçirdikten sonra, ülkenin kuzeyindeki Rakka'da bulunan el-Aktan hapishanesinde tutulan en az 126 çocuğu serbest bıraktı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerde serbest bırakılan küçükler için büyük bir karşılama töreni düzenlendiği görülürken, resmi haber ajansı SANA da hapishanede hayatta kalanların isimlerini yayınlayarak internette aranabilir hale getirdi.

Televizyon kanalı, DEAŞ üyelerinin tutulduğu el-Aktan hapishanesinden "18 yaşın altındaki 126 tutuklunun" serbest bırakıldığını bildirdi.

SDG, bu haberlerle ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

SDG, son günlerde bu bölgelerde ilerleyen hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlardan çekildi.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bugün SDG ile ateşkesi ve üyelerinin hükümet güçlerinin saflarına entegrasyonunu içeren bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Bu anlaşma, çatışma yıllarında kurdukları özerk yönetimin kazanımlarını korumayı uman Kürtlere ağır bir darbe indirdi. Bu kazanımlar arasında, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki geniş alanları yöneten örgütlü ve eğitimli sivil ve askeri kurumlar da yer alıyordu. Anlaşma ayrıca, Şam'daki yetkililerle yapılan müzakereler sırasında ısrar ettikleri merkezi olmayan yönetim modeline de son verdi.

Cuma günü, Kürt savaşçıların El-Aktan hapishanesinden, Halep kırsalında Kürtlerin kontrolündeki Ain el-Arab (Kobani olarak da bilinir) şehrine nakli, "iki taraf arasında varılan güvenlik düzenlemeleri" kapsamında başladı.

SANA'nın orduya dayandırdığı habere göre el-Aktan mahkumlarının nakli, "İçişleri Bakanlığı'nın hapishaneyi devralıp yönetimini üstleneceği 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır."

SANA haber ajansı orduya dayandırdığı haberinde, El-Aktan cezaevindeki mahkumların naklinin, "İçişleri Bakanlığı'nın cezaevini devralıp yönetmesini öngören 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik ilk adım" olduğunu belirtti.