Afrika’nın Sahel bölgesindeki Fransız askeri varlığı, faydasına ilişkin sorularla karşı karşıya

Paris Mali batağına saplanmış durumda ve terör tehdidini bitiremedi

Fransa, 2014 yılında Afrika kıtasındaki G5 Sahel ülkelerinde 3 bin asker konuşlandırdı (Getty Images)
Fransa, 2014 yılında Afrika kıtasındaki G5 Sahel ülkelerinde 3 bin asker konuşlandırdı (Getty Images)
TT

Afrika’nın Sahel bölgesindeki Fransız askeri varlığı, faydasına ilişkin sorularla karşı karşıya

Fransa, 2014 yılında Afrika kıtasındaki G5 Sahel ülkelerinde 3 bin asker konuşlandırdı (Getty Images)
Fransa, 2014 yılında Afrika kıtasındaki G5 Sahel ülkelerinde 3 bin asker konuşlandırdı (Getty Images)

Nevfel Şarkavi
Mali’de terör saldırılarının artması sonucu durumun kötüleşmesi, Fransa ordusunun sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan art arda yaptığı hatalar, silahlı grupların terör operasyonlarını varlıklarıyla ilişkilendirmesi ve Malililerin 2017’de patlak veren protestolar çerçevesinde Fransız kuvvetlerinin ülkeden ayrılmasını istemesi Afrika’nın Sahel bölgesindeki bu askeri varlığın faydasına ilişkin soruları akıllara getiriyor.
Bu bölge, dünyanın çoğu bölgesinde köşeye sıkışan terörist gruplar için en önemli sığınaklardan biri sayılıyor. Bölge pek çok kişinin canına mal olan bir dizi saldırının akabinde siyasi, ekonomik ve sosyal durumu bozan kolları ile el-Kaide ve DEAŞ için ana bir üs haline geldi.

Askeri darbe
22 Mart 2012 tarihinde bir grup subay ve asker, ülkenin kuzeyinde bulunan ve düzenli ordunun sahip olduğundan daha üstün silahlar kullanarak peş peşe yaptıkları saldırılarla orduyu büyük bir şekilde sindiren Tuareglerin isyan dosyasını kötü yönettiğini iddia ederek Cumhurbaşkanı Amadou Toumani Toure rejimine karşı askeri darbe yaptı. Toure, tıpkı komşu Nijer’de olduğu gibi Muammer Kaddafi rejiminin düşmesinin ardından Libya’dan gelen sığınmacı savaşçıların silahlanmasına göz yummakla suçlandı.
24 Ocak 2012’de meydana gelen saldırı bardağı taşıran son damla oldu. Ülkenin kuzeyinde Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) ve Mağrib el-Kaidesi (AQMI) ve Ensaruddin tarafından askeri bir garnizona düzenlenen saldırıda 70 asker hayatını kaybetti.
Bu şartlar bölgenin istikrarını korumak için bölgesel ve uluslararası eylemleri hızlandırdı. Ülkeler kendi çıkarlarını ve vatandaşlarının güvenliğini korumak için müdahale etmeye başladı. Fransa, uluslararası yetki çerçevesinde terörizmle mücadele etme gerekçesiyle askeri müdahalede bulunan ilk ülke oldu.

Fransız müdahalesi
2012 yılının Aralık ayında Fransa, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından 2085 sayılı kararın çıkarılmasını sağladı. Böylece Fransız kuvvetlerine bölgesel istikrarı sağlamak, devlet otoritesini yeniden tesis etmek ve özellikle de 900 milyon dolar olduğu tahmin edilen ekonomik ve turizm yatırımlarını korumak için askeri müdahalede bulunmalarına izin verilmiş oldu.
Tuaregler tüm kuzey bölgesini ele geçirip başkent Bamako’yu da ele geçirmek üzere harekete geçtikten hemen sonra Mali Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine 11 Ocak 2013 tarihinde Serval operasyonu başladı. Fransız askeri müdahalesi silahlı grupların güneye doğru ilerlemesini engellemeyi başarsa da bu, grupların eylemlerini durdurmaya yetmedi. Böylece askeri müdahale stratejisinin değerlendirilmesi kaçınılmaz oldu.
2014 yılının Ağustos ayında Fransız kuvvetleri Barkhane Operasyonu’nu başlattı. Fransa bu operasyon ile G5 Sahel ülkelerinin bulunduğu bölgede helikopterler, zırhlı araçlar ve hava taşıtları da dahil olmak üzere büyük bir teçhizatla 3 bin askeri yeniden konuşlandırdı ve onlara teröristleri takip etmek için sınır ötesi operasyon yetkisi verdi.
Buna ek olarak terör tehdidinden etkilenen bölgelerdeki vatandaşların durumunu iyileştirmek ve yapılan çalışmaları koordine etmek amacıyla 2017 yılında Fransa-Almanya girişimiyle Sahel İttifakı kuruldu. Ayrıca G5 Sahel Ortak Gücü’ne Fransa tarafından büyük bir destek verildi. Bu da terör, organize suç ve insan kaçakçılığı ile mücadele görevlerinin kolay bir şekilde yürütülmesine yardımcı oldu.

Askeri varlık üzerindeki ısrar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Fransa’nın Mali’deki askeri varlığının üzerinden yedi yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Mali’deki terör saldırılarının hala devam ettiği bir dönemde Fransa’da bu varlığın ne gibi bir faydası olduğuna dair sorular ortaya çıkmaya başladı.
Sonuncusu 2019 yılının Ekim ayında meydana gelen ve iki helikopterin çarpışması sonucu 13 kişinin hayatını kaybettiği bu operasyonlarda, Fransız askerlerinin peş peşe hayatını kaybetmesiyle birlikte Fransa merkezli medya kuruluşları bu durumu Mali bataklığındaki Fransız düşüşü olarak nitelendirdi.
Ancak tüm bunlara rağmen Fransa Afrika’nın Sahel bölgesinde varlığını devam ettirmekte ısrarcı. Zira Fransa Genelkurmay Başkanı General François Lecointre “Fransa’nın Mali’den çekilmeye niyeti yok. Ancak müttefiklerinin daha çok yardımına ihtiyacı var çünkü bu bölgenin güvenliğinin istikrarı Fransa ve Avrupa’nın güvenliğini etkiliyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Sahel bölgesindeki güvenlik konularında uzman Faslı araştırmacı Abdulvahid Evlad Mevlüd Fransa’nın bir taraftan eski sömürgeci olması diğer taraftan da bölge için uluslararası bir çatışma olmasından hareketle burada kalmakta ısrarcı olmasının normal olduğuna işaret etti.
Evlad Mevlüd ABD müdahalesinin askeri bir strateji ile yapıldığını, ancak bölge ülkelerindeki güvenlik tehditlerini kırmada bir dereceye kadar başarısız olduğunu söyledi ve bu müdahalenin eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in 2000 yılında yayınladığı bir rapora dayanarak enerji güvenliğini kullanma veya tedarik etme niyetiyle geldiğini öne sürdü.
Buna karşılık araştırmacı bölgede kalkınma ve yatırıma odaklanan Çin nüfuzunun gittikçe tırmandığına dikkat çekti. Aynı zamanda Moskova’nın askeri gerekçelere dayanarak bölge ülkeleri ile anlaşmalar yaptığını kaydetti. Zira Rus silahları, aşılması mümkün olmayan ekonomik hedeflerin yanı sıra Afrika'nın tüm kutuplarını işgal etmiş durumda.

Oldu-bitti politikası
Evlad Mevlüd’e göre bu unsurlar Fransa’ya bölge ülkelerine bir oldu-bitti politikası dayatmasına olanak sağladı. Bu, Fransa’nın Mali’ye girdiği günden beri Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri tarafından Barkhane’ye dönüşen Serval Operasyonu, Katuba Ortak Görev Gücü, Sahel bölgesinin istikrarını ve güvenliğini sağlamak için kurulan ortaklık ve her türlü yasadışı ticaretle mücadele etmek amacıyla başlatılan “Dinar” Girişimi’nin yanı sıra başta gıda olmak üzere sosyal güvenlik düzeyini artırmayı hedefleyen Sahel İttifakı üzerinden verilen destek ile ortaya çıkıyor.
Bununla birlikte Fransız girişimlerinin hepsi Sahel’in önde gelenleri tarafından eleştirilere maruz kaldı. Evlad Mevlüd’e göre bu eleştirilerin sebebi girişimlerin ağırdan alınması ve bölgenin askerileştirilmesi ile sınırlı kalmasına dayanıyor.
Faslı araştırmacı, Fransızların terör tehdidini azaltmadaki rolünün önemini kabul etse de varlığının temel olarak Fransa’nın kapsamlı bir yaklaşım benimsemek yerine işleri ağırdan alması ve militarizme duyduğu güvene bağlı olduğunu düşünüyor. Zira Fransa’nın el-Kaide ve müttefiklerinin ilerlemesini 2013 yılında durdurmasının ardından bölgedeki politikası belirsizleşti. Bu belirsizlik de terör örgütlerinin Belmuhtar, Durukdal, Ebu Hammam, Ebu Leys ve Ebu Dahdah gibi liderlerinin tekrar hedef alınmaya başlanmasıyla birlikte daha radikal ve tehlikeli yeni bir nesil ortaya çıkarmak için evraklarını toplamaya çalışması ışığında bölgenin zor koşullardan geçmesinden ötürü BM Elçisi Romano Baroudi tarafından 2013 yılında başlatılan girişimin uygulanmasına yardımcı olmadı.



İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.


Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
TT

Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump’ın İran’ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmayı neden hâlâ kabul etmediğini sorguladığını söyledi. Witkoff, Washington’ın baskı uygulamasına rağmen Tahran’ın anlaşmaya yanaşmamasının Beyaz Saray’da şaşkınlık yarattığını ifade etti.

Fox News’e verdiği röportajda Witkoff, Trump’ın İran’ın tutumuna hayret ettiğini belirterek, “Neden teslim olmadıklarını merak ediyor... ‘Teslim olmak’ ifadesini kullanmak istemiyorum ama neden teslim olmadılar?” dedi.

Witkoff, Trump’ın ayrıca İran’ın ‘bu denli yoğun baskı ve bölgede sahip olduğumuz deniz gücünün büyüklüğü karşısında’ ABD ile temasa geçmemesini sorguladığını aktardı. Trump’ın, Tahran’ın nükleer silah edinme niyetinde olmadığını ilan etmesini ve hangi adımları atmaya hazır olduğunu netleştirmesini beklediğini dile getirdi.

ABD’li yetkili, Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgilerin İran’ın uranyum zenginleştirmede ‘sıfır zenginleştirme’ seviyesini korumasını şart koştuğunu söyledi. Witkoff, İran’ın uranyumu sivil amaçlar için gerekli seviyenin ötesinde zenginleştirdiğini de ifade etti.

Witkoff, aynı röportajda, devrik İran Şahı’nın oğlu Rıza Pehlevi ile görüştüğünü de doğruladı.

Witkoff, “Başkanın talimatıyla onunla görüştüm” ifadesini kullanırken, görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.

Geçen hafta Pehlevi, Başkan Donald Trump’a İran’a yönelik askeri müdahale çağrısını yinelemiş ve ülkede bir ‘geçiş sürecine’ liderlik etmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Witkoff’un açıklamaları, Trump’ın İran’a yönelik askeri saldırı tehdidinde bulunduğu ve bölgedeki askeri konuşlanmayı artırdığı bir dönemde geldi. Trump, aynı zamanda Tahran ile nükleer program konusunda bir anlaşmaya varma isteğini de dile getirdi.

İran’ın nükleer programı, Tahran ile Batılı ülkeler arasında yıllardır süren anlaşmazlığın merkezinde yer alıyor. Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah edinme ihtimalinden endişe duyuyor.


İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.