Dijital platformlar sinema salonlarının yerini tutabilir mi?

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe
TT

Dijital platformlar sinema salonlarının yerini tutabilir mi?

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe

Sinema salonları işletmecilerinin karşılaştığı sıkıntılar, aslında yeni değil.
Özellikle son yıllarda yüksek kiralar, teknolojinin sürekli gelişmesi nedeniyle sistem maliyetinin gerektirdiği yatırımın yüksekliği, reklam sürelerinin azalması, hasılattan direkt alınan eğlence vergisi gibi nedenlerle kârlılığın düşmesinin yanı sıra tüketicilerin dijital platformlara ilgisi, evde film izlemenin konforu, izleyicilerin gelir seviyesinde azalma gibi faktörler, seyirci sayısında sert düşüşe neden oldu.
Halihazırda dar boğazda olan sinema salonları, bir darbe de koronavirüs salgını nedeniyle aldı.

Sinema seyircisi sayısı 9 milyon azaldı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan "Sinema ve Tiyatro İstatistikleri 2019" bültenine göre, ülke genelinde sinema seyircisi sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 12,8 azalarak 56 milyon 479 bin 209'a düştü.
2019'da yerli film seyirci sayısı yüzde 17,5 azalışla 32 milyon 331 bin 764 kişi olurken, yabancı film seyirci sayısı yüzde 5,6 azalarak 24 milyon 147 bin 445 kişiye geriledi.

Sinema salonlarının sayısı yüzde 1,1 azaldı
TÜİK verilerine göre 2018'de 2 bin 858 olan sinema salonu sayısı, 2019 yılında yüzde 1,1 azalarak 2 bin 826'ya düştü. Asıl düşüş ise bu yıl açıklanacak olan 2020 verilerinde görülecek.

İstanbul'da bir devir kapandı
Geçen yıl kapananlar arasında Rexx gibi kült salonlar da yerini aldı. Kimi 30, kimi 50 yılı aşkın süredir sinemaseverlere hizmet veren, kentin sembolik mekanlarından olan bu sinemalar, mali sorunlar nedeniyle faaliyetlerine son verirken, 'kentin kültürel yaşamından bir parçanın koptuğu' yorumları yapıldı.
Salgın nedeniyle aylarca kapalı kalan 2 bin 826 sinema salonunun yaklaşık 300'ü geçtiğimiz yıl faaliyetlerine son verdi.
Bu yıl da yine yüzlercesinin kapanması bekleniyor.

Dijital devrim sinema salonlarının sonu mu olacak?
Sinema salonlarının geleceğine ilişkin ise iki farklı görüş bulunuyor.
Salgın sona erse de salonların iş yapamayacağı ve artık dijital platformların sinemanın pabucunu dama atacağını savunanlar kadar, tüm olumsuzluklara rağmen sinema salonlarının tahtından edilemeyeceği görüşünü paylaşanlar var.

Pandemi sonrasında beyaz perdeyi neler bekliyor?
Sinema salonu işletmecileri Cenk Sezgin ve İrfan Demirkol ile "Ekonomik sıkıntılar, mısır krizi, koronavirüs gibi nedenlerle çıkmaza giren sinema salonları, salgın sonrası özlenen günlerine döner mi yoksa halkın gelir düzeyinin düşmesi, dijital platformlara ilgi faktörler bir devrin kapanmasına mı yok açar?" sorusuna yanıt aradık.

"10 aydır süreci kör topal idare ettiriyoruz"
Salgının etkilerinin ortadan kalkmasıyla salonlar yeniden açılsa da, yüzlercesinin faaliyetlerini sonlandıracağını ve kapanmaların peşi sıra geleceğini ifade eden Cinemarine sinemalarının sahibi Cenk Sezgin'e göre, sektörün bu durumu kaldırması zorlaşsa da dijital platformların sinema salonlarının yerini alması mümkün değil.
Türkiye'deki sinema salonlarından yaklaşık 600'ünün salgının etkilerinin kontrol altına alındığı yaz aylarında kapılarını açtığını, kasım ayı ortasında ise yeniden kapandığını belirten Sezgin, "2 aydır yine kapalıyız, öncesinde de 5 ay kapalı kaldık. Toplamda 10 aydır süreci kör topal idare ettiriyoruz" dedi.

"Geçen sene 300 civarında salon kapandı"
Bazı sinema işletmelerinin bir daha açılmamak üzere kapandığını belirten Cenk Sezgin, geçen sene 70'e yakın işletmenin (300 civarında salon) kapandığını, bunların arasında İstanbul Kadıköy'de Rexx, Zeytinburnu'nda Olivium, Ataşehir'de Novada gibi salonların yanı sıra Konya, Trabzon ve Ankara gibi kentlerdeki işletmelerin bulunduğunu anlattı.

"Dijital platformlar, sinema salonlarını yok edemez"
Dijital platformların sinema salonlarının pabucunu dama atacağı, salgın bitse bile salonların iş yapamayacağı şeklindeki görüşe katılmadığını belirten Sezgin, şu yorumu yaptı:
Dijital platformlar sinemanın yerini dolduramaz. Biz sinema profesyonelleri olarak böyle düşünüyoruz. 1980'lerden itibaren benzer zorluklar yaşandı. Sektör, video kasetler, korsan CD'lerle ciddi yara aldı. Sinemalarda iş yüzde 90 oranında düştü. O dönemde Eşkıya ve İstanbul Kanatlarımın Altında gibi filmlerle sinema yeniden canlandı. Kaldı ki dijital platformlar, yerli ve yabancı pek çok filmi içermiyor. Türkiye'de senede 500 civarında film vizyona girer. Dijital platformlardaki güncel film sayısı ise 60'ı bulmaz. Dijital platformlar, sinema salonlarını yok edemez.

"Yüksek bütçeli filmler çekildiği sürece tercih sinema salonları olur"
Dijital platformlar, filmleri bir bedel karşılığında satın alsa da yapımcıların payına düşük bir miktarın düştüğünü belirten Sezgin'e göre yüksek bütçeli, yüksek seyirci sayısı hedefleyen, iddialı filmler çekildiği sürece sinema salonları cazibe merkezi olarak etkisini sürdürecek. Yapımcılar, ortalama 50 bin seyirci hedeflenen, düşük bütçeli filmler için dijitali tercih edecek. Böylelikle önce sinemada gösterilip gişe getirisi sağlanan, sonrasında dijitale satılan, en sonunda da herkese açık televizyon kanallarında (free TV) gösterilen filmlerden maksimum getiri sağlanacak.
Vizyona giren bir filmin dijital platformda yayınlanması için en az 5 ay geçmesi gerektiğine ilişkin bakanlık kararına da değinen Sezgin, geçen sene filmini tamamlayan yapımcıların salgın nedeniyle ekonomik gerekçelerle işlerini dijital bir platforma satmak zorunda kalındığını ifade etti.

"Her dijital platform ayrı abonelik gerektiriyor"
Sinema Yatırımcıları Derneği'nin (SİSAY) eski başkanlarından Cenk Sezgin'e göre dijital platformların bir diğer handikabı ise abonelik ücretleri.
Türkiye'de Netflix, Digitürk, D-Smart, BluTV, Puhu, Gain ve Exxen olmak üzere 7 platform bulunduğuna ve her biri için ayrı abonelik gerektiğine dikkati çeken Sezgin, filmlerin ortak paydada buluşabileceği tek alanın sinema salonları olduğunu belirterek, izleyicilerin dilediği filmi seçip parasını ödeyip izlemeyi tercih edeceğini dile getirdi:
Sinema abonelik gerektirmiyor. Filmi tek bir kaynakta, sinema perdesinde izlemek dururken, ayrı ayrı abonelik, seyirci açısından handikap. ABD'de de dijital platformlara olan rağbetin geriye dönmesi en büyük handikap olarak görülüyor.
Diğer taraftan Oscar'a aday olup ödülle dönen Roma filmi ve benzeri yapımların platformlara prestij kazandırdığına da değinen Cenk Sezgin, her şeye rağmen pandeminin etkileri ortadan kalktıktan sonra çok kısa sürede bireylerin yeniden sinemaya adapte olacağına inandığını da sözlerine ekledi.

"Sinemada alınan keyif, dijitalden alınmaz"
Dijital platformların sinema salonlarının yerini tutmak bir yana, aynı kategoride bile değerlendirilmesinin yanlış olduğunu savunan Cenk Sezgin, "Aynı sıklette bile değiller. Sinemada alınan keyif, dijitalden alınmaz" yorumunu yaptı.

"Evde filmi izlersiniz, sinemada o filmi yaşarsınız"
Sinema salonlarının bir sosyal ortam oluşturma, bireylerle iletişim ve bağ kurma potansiyellerinin bulunduğuna da değinen Sezgin, dijital platformların konforu büyük olsa da sinema salonu ambiyansını sağlayamadığını iddia etti ve ekledi:
Evde filmi izlersiniz, sinemada o filmi yaşarsınız…
Son olarak Sezgin, salgın sonrası sinema işletmecilerinin ayrı şekilde değil de toplu bir açılış yaparak, kamuda algı oluşturup güven sağlamasının da etkili olacağını ifade etti.

"Normal hayatlarımıza döndüğümüzde sinema salonlarının ve sinema sektörünün özlenmiş, güçlenmiş olarak, büyük ilgi göreceklerine inanıyorum"
Büyülü Fener sinemaları işletmecisi İrfan Demirkol'a göre de sinema salonlarının yeri ayrı.
Koronavirüs salgını nedeniyle dünya genelinde bir yıl içinde 2 milyonu aşkın kayıp verildiğine ve pek çok işkolunun etkilendiğine değinen Demirkol, sinema salonlarının ve sektörün özlendiğini ifade etti.

Wonder Woman örneğini veren İrfan Demirkol, şu sözleri söyledi:
Tüm insanlık, tüm sanat dalları etkilendi. İnsanlar kronik hastalıkları ve tedavileri için sağlık kuruluşlarına gitmeye çekiniyor, ameliyatlarını erteliyor. Eğitim kurumları kapalı. İşyerleri kapandı. Milyonlarca insan işsiz ve açlık sınırında. Böylesi bir dönemde sinemaların kapanması ve etkilenmemesi mümkün değildi. Bu kapanmalar, diğer sanat alanları gibi tedbirler kapsamında olacak ve aşılanma ile normal hayatlarımıza döndüğümüzde sinema salonlarının ve sinema sektörünün özlenmiş, güçlenmiş olarak, büyük ilgi göreceklerine inanıyorum. Dünyada somut, taze örnekler de var. ABD'de Aralık 2020 sonunda gösterime giren Wonder Woman 1984 filmi, tam 2 bin 100 sinema salonunda, hem de aynı anda HBO Max'de de girmesine karşın 16.7 Milyon dolarla hafta sonu rekoru kırdı. Koronavirüsün çıkıp yayıldığı Çin'de, tedbirler ne kadar sıkı alınmış ki, Çin yerli filmleriyle ilk 3 günde 198 Milyon dolar hasılat yaparak bir rekor kırdı.

"Ayda kaç yeni film girebiliyor?"
Sinema salonları ile dijital platformları kıyaslamasını istediğimiz İrfan Demirkol, her ikisinin de ayrı mecralar olduğunu ve yerlerinin farklı olduğunu belirtse de dijital devrimin salonların sonu olacağı görüşüne katılmıyor.
Geçmişte de sektörel zorluklar yaşandığına değinen Demirkol, platformların pandemi nedeniyle büyük ilgi gördüğünü savundu.
Demirkol, dijital platformların ülkenin sinemacılarına film yaptırmasını olumlu karşılasa da kısıtlı sayıda yeni film yayınlanabileceğini ve yüksek bütçeli işlerde adresin sinema salonları olacağını da belirtti:
 Gösterim koşulları, tartışmasız teknoloji farkı, ses, görüntü, sosyalleşme, toplu izleme, yeni filmler, galalar, festivaller, kırmızı halı ritüeli. Bunları sinema salonu dışında nasıl hissedebiliriz? Lumiere Kardeşler ilk filmlerini 28 Aralık 1895 Paris'te Grand Cafe'de göstermiş olsalar da 1906'dan beri Sinema filmleri sinema salonlarında gösterilmektedir. Filmlerin önce sinemalarda gösterilmesi, galalar, sanatçılı ön gösterimler, ülke genelinde yaygın dağıtım, sinema sektörü için yaşamsal bir süreçtir. 
S/B, renkli TV'lerin yayına başlamaları sinemalar için en büyük darbe olmuştur. BETA, VHS video kasetler, CD, DVD, BluRay DVD gibi formatlar sinema salonları için ilk çıktıklarında sinema salonlarını olumsuz etkilemişlerdir. Bu mecralar film yapımcıları için dönem dönem iyi kazanç yolu da olmuştur.
Bu kaset ve dijital formatlar sinema salonlarına rakip olup, bazıları kaldırımlara düşüp, korsan olsalar da bir süre sonra ömürlerini tamamlayıp etkileri kayboldu. Dijital platformlar, pandemi öncesi beklenen ilgiyi görmedi. Ama koronavirüs insanları evlere kapatınca, zorunlu beraberlik başladı. Bakalım kaç yıl sürecek dijital merakı...  Geçmişte sinema salonlarında izlediğimiz ya da seyredemediğimiz  filmleri tekrar izlemek için bir fırsat. Film arşivleri ne kadar zengin? Kütüphanesinde neler var? Ayda kaç yeni film girebiliyor? Türkiye TV'lerinde dizi izleyen seyircinin ne kadarı sinema salonlarında film izliyor? Dijital platformların ülke sinemacılarına film yaptırması, tüm sektör için olumlu bir gelişme. Tabii ki bu yapımların bütçeleri, sektöre nasıl paylaştırıldıkları, süreklilikleri önemli konular.

"Yapımcılar, yine büyük bütçeli filmlerini sinema salonları için yapacak"
Sinema sektörünün sanatçısı, yapımcısı, dağıtımcısı, salon işletmecisinin de aralarında bulunduğu tüm bileşenleriyle durum değerlendirmesi yaptığını belirten SİSAY'ın eski başkanlarından Demirkol, sinema salonlarına güvenin sürdüğü yorumunu yaptı:
Pandemi öncesi gösterime girememiş filmler, post prodüksiyonda kalmış, senaryo ve yapım aşamaları süren, gösterim tarihi bekleyen filmler, normal hayata girdiğimizde, tüm sektörü ve sinema seyircilerini mutlu edeceğe benziyor. Sektör, sinema salonlarına güveniyor. Yapımcılar, yine büyük bütçeli filmlerini sinema salonları için yapacak.

Independent Türkçe



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct