“Boogaloo Boys” ve aşırı sağ neden ABD’de hükümeti düşürmek istiyor?

Donald Trump destekçileri Çarşamba günü ABD Kongre Binası'na baskın düzenledi (Getty Images)
Donald Trump destekçileri Çarşamba günü ABD Kongre Binası'na baskın düzenledi (Getty Images)
TT

“Boogaloo Boys” ve aşırı sağ neden ABD’de hükümeti düşürmek istiyor?

Donald Trump destekçileri Çarşamba günü ABD Kongre Binası'na baskın düzenledi (Getty Images)
Donald Trump destekçileri Çarşamba günü ABD Kongre Binası'na baskın düzenledi (Getty Images)

Tarık Eş-Şami
Washington, “beyaz ırka mensup aşırılık yanlılarının” ABD Kongre Binası’nı basması ile yaşanan acı tecrübenin ardından askeri bir kışlaya dönüştü. 50 eyalet başkenti, Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) uyarılarından ve elinde yüzlerce canlı mermisi olan silahlı birinin tutuklanmasından sonra daha fazla şiddet ve isyan içerikli olayların çıkmasına karşı önlem alıyor. Şiddet olaylarının tekrarlanma ihtimali gittikçe güçleniyor. Ancak bununla birlikte önemli bazı sorular ortaya çıkıyor: “Boogaloo Boys” olarak anılan “beyaz ırkın üstünlüğünü savunan aşırı sağcı” grupların gerçek hedefleri ne? Neden kaosu artırmak, güvenlik güçlerini kışkırtmak ve çatışmanın gidişatını hızlandırarak hükümetin devrilmesine yol açmak istiyorlar? ABD’deki ordu ve polisin içerisine nasıl sızdılar?
FBI birkaç hafta önce Washington’da, Boogaloo Boys’un liderliğinde protesto düzenlenmesine yönelik çağrılar yapıldığını tespit etmesinin ardından “aşırı sağcı silahlı grupların ABD’nin her yerinde gösteri yapmayı ve şiddet kullanmayı planladığına” dair uyarıda bulundu. Daha sonra Washington ve diğer eyaletlerin başkentlerindeki yetkililer geçen hafta vakit kaybetmeden hükümet binalarını güvence altına almaya ve şehirleri güçlendirmeye başladı. Bununla birlikte şiddet yanlısı protestocuların sosyal medya hesaplarının kapatılmasının ardından internetteki özel sohbet odalarına yönelmesiyle neler yapabileceklerine dair net bir istihbarat bilgisi elde edilemedi.
ABD’li yetkililer, “aşırı sağcı unsurlar, beyaz ırkın üstünlüğünü ve silah haklarını savunan hareketlerin destekçileri ve hükümet karşıtı radikal gruplardan” oluşan karışık bir güruhla mücadele etmeye hazırlanıyor.
Peki, aşırılık yanlıları ve isyancılar ABD’yi nasıl bir yolla ele geçirmeye çalışıyor ve ABD toplumunda geniş bir çatlağa neden olan bu hareketlerin ve grupların gücü ve tehlikesi nedir?

Boogaloo Boys kim?
ABD’deki aşırı sağcı gruplar ile ilgilenen uzmanlar, komplo teorisine inanan QAnon Hareketi, Proud Boys grubu ve diğer aşırı sağcı grupların takipçilerinin Washington’daki Kongre Binası’nı bastıkları sırada William Luther Pierce tarafından 1978 yılında kaleme alınan ve “beyaz ırkın üstünlüğünü savunan hareketlerin kutsal kitabı” sayılan “The Turner Diaries” adlı romana benzeyen hayali bir macera yaşadıklarını öne sürdüler. Zira romanda büyük bir yangınla ABD hükümetinin devrilmesi ve beyaz olmayanlar ile geride kalan beyaz nüfusun arasında istenmeyen etnik bileşenlere karşı nihai bir soykırım savaşı başlatılması tasvir ediliyor. Bu kişiler genelde bu büyük yangını ve aşırı şiddeti “Boogaloo” olarak adlandırıyor.
Bununla birlikte Boogaloo Boys hareketi aslında bir örgüt liderliğinden yoksun, nispeten yeni bir grup sayılıyor. Aşırı sağcı gruplar arasındaki en tehlikeli hareket olarak göze çarpıyor. Hareketin adı 1984 yılında “Breakin' 2: Electric Boogaloo” adıyla çıkarılan kötü bir dans  filminden geliyor. Filmde renkli Hawai gömlekleri ile silah ve taktik ekipmanlar taşıyan unsurların sahnelerine yer veriliyor. Geçen iki yıl içerisinde filmin adının ilk kısmı iğneleyici bir şekilde "Civil War 2: Electric Boogaloo" olarak değiştirildi. 2018’den beri, “Boogaloo” kelimesi internette kısaltılmış popüler bir terim haline geldi. İsim, gelecekteki olası bir iç savaş için kısaltılmış bir kaynak olarak kullanılıyor ve Boogaloo Boys şu an bu savaşın hızlandırılmasını teşvik ediyor.

Ortaya çıkışı ve genişlemesi
Ancak belli bir şekilde örgütlenmemiş bu grubun içerisinde iki farklı yaklaşım var. Bunlardan biri neo-Naziler ve beyaz ırkın üstünlüğüne inanan gruplarla olan asıl bağlarından ortaya çıkmışken, ikinci yeni yaklaşım devletin otoritesinden şüphe duyan, devletin rolünü zayıflatmaya ve onu siyaset ve ekonomiden uzak tutmaya çağıran liberteryenizmi esas alıyor.
Grup 2019 yılında kurulduktan sonra, 2020 yılında internet üzerinden nüfuzlarını genişlettikçe açık bir şekilde göze çarpmaya başladı. Aynı zamanda grubun unsurları silah hakları ile ilgili protestolarda ve salgın kısıtlamaları ve polisle bağlantılı cinayet eylemlerine karşı yapılan mitinglerde boy gösterdi. Grup, içinde beyaz ırkın üstünlüğünü savunan birçok kişi olmasına rağmen farklı ten renginden insanları da barındırıyor. Hareketin bazı üyeleri buna dayanarak ırkçılık suçlamalarını reddediyor.

Çöküşün hızlandırılması
Vanderbilt Üniversitesi’nden “ABD’deki aşırılık yanlısı milisler” konusunda uzman Sosyolog Amy Cooter’a göre bazı aşırı sağcı gruplar kaos ortamı yaratma, güvenlik ve kolluk kuvvetlerini kışkırtma ve hükümetin çöküşünü hızlandırarak “aşırılık yanlısı milislerin” yalnızca beyazlardan oluşan bir devlet kurmasının önünü açan siyasi gerilimi tırmandırma fikrine dayanan “hızlandırma” adlı bir kavramı benimsemiş durumdalar.

Korku mesajları
Bazıları aşırılık yanlısı kişilerin sadece öfkeli insanlar olduğunu düşünürken Rutgers Üniversitesi’nden Antropoloji Profesörü Alexander Hinton’e göre aşırı sağcıların çoğu, daha büyük aşırılık yanlısı toplulukların bir parçası olduğu için Kongre Binası’nı basan saldırgan topluluğun fotoğraflarında görüldüğü gibi yalnız değil. Çoğu sosyal medya aracılığıyla iletişim kuruyor, bildiriler ve açıklamalar dağıtıyor. Mesajları yakında siyahların ve farklı ten rengindeki insanların sayısının ABD’deki beyazların sayısını geçeceğine dair gittikçe artan bir korkuyu gözler önüne seriyor. “Yahudilerin öncülüğünde beyaz ırkı yıkmak için bir komplo olduğu” fikri zihinlerini ele geçirmiş durumda. Bu inanca karşılık da beyazlar ile beyaz olmayanlar arasında gelecekte olabilecek bir savaşa hazırlık yapıyorlar.

Yahudi düşmanlığı
Yahudi ırkını yok etmeye yönelik çağrılar beyaz ırkın üstünlüğüne inananların ve aşırı sağcıların meclislerinde oldukça yaygın görülüyor. Örneğin, “dünyanın şeytana tapan ve Başkan Donald Trump’a komplo kuran bir çete tarafından yönetildiğine” dair delil olmaksızın bir teori ortaya atan QAnon grubunun taraftarları bu düşüncelerini yayıyor. Aynı şekilde bazıları Yahudi karşıtı resimler yayınlıyor.
Brandeis Üniversitesi’nden Yahudi-Amerikan tarihi uzmanı Profesör Jonathan Sarna, grubun tıpkı Yahudi bankacı Rothschild ailesini bir asır önce tasvir ettiği gibi geçtiğimiz aylarda dünyadaki olayları kontrol eden en tepedeki kişi olarak lanse ettiği Yahudi milyarder George Soros’u hedef aldığına işaret ediyor.
Aynı zamanda QAnon hareketinin üyeleri ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunan kişiler, Yahudileri üçlü kemer yöntemi ile ayırt ediyorlar. Bu, beyaz ırkın gerçek üyeleri olmadıklarını, aksine “işgalci ve yabancı” olduklarını düşündükleri kişilerden kurtulduklarını gösteren gizli bir yöntem. Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan kesimden popüler bir internet sitesi “Avrupalıların Tanrı’nın çocukları olduğu” düşüncesiyle Yahudilerden “onlar” şeklinde bahsederek takipçilerinin Yahudiler ile “Aryan” ırkı arasında ayrım yapmalarına yardımcı olmak için Yahudi kadın ve erkeklerin resimlerini yayınladı. Profesör Sarna’ya göre bu sitedeki beyaz ırkın üstünlüğünü savunanlar Yahudilere karşı soykırım yapılması ile ilgili kötü fikirler yayıyorlar.

Orduya nasıl sızdılar?
Beyaz ırkın üstün olduğunu savunanlar beyazların ABD’de saldırıya maruz kaldığını düşündükleri için başka ırkların yasal medeni haklarının olmadığı yalnızca beyazlara özgü bir devlet inşa etmek istiyorlar. Bu yüzden daha etkili bir destek elde etmek için ABD ordusundan aralarına yeni üyeler katmaya yönelik çalışmalarını yoğunlaştırıyorlar.
New Hampshire Üniversitesi’nden Jennifer Spindel, Oklahoma Üniversitesi’nden Matthew Motta ve Minnesota Üniversitesi’nden Robert Ralston gibi araştırmacılar, ABD ordusu ile beyaz ırkı savunanların arasında 1990’lara kadar dayanan derin bir bağ olduğuna işaret ediyorlar. Zira beyaz ırkı savunan birçok kişi, askerlik hizmetini savaş becerilerini geliştirmek ve ABD ordusundaki diğer beyazları aralarına katmak için bir fırsat olarak görüyor.
Görünüşe göre bu unsur, beyaz ırkın üstünlüğünü savunanların şiddetini artırmasına bir şekilde katkıda bulundu. Nitekim önceki araştırmalara bakıldığında beyaz ırkın üstünlüğünü savunanların, 2018 yılından beri ABD’de yerel aşırılık yanlısı hareketlerin saldırılarından daha ölümcül saldırılar düzenlediği görülüyor. Aynı zamanda Kongre Binası’na yapılan baskını inceleyen araştırmacılar, olaylarda daha önceden ABD ordusuna hizmet etmiş kişilerin de tutuklandığına işaret ediyor.

Polislerin katılımı
Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan gruplar aynı şekilde polis memurlarını da içlerine katmaya çalışıyor. Georgetown Üniversitesi’nden Hukuk Profesörü Vida Johnson polis teşkilatlarının muazzam gücü, resmi olarak ruhsatlı silahların bulunması ve gizli bilgilere erişme imkanından ötürü polis departmanlarının “beyaz ırkın üstünlüğü savunan” gruplar için üye toplamak adına cezbedici bir sahaya dönüştüğüne işaret etti. 2006 yılından beri FBI bu konuda uyarılarda bulunuyor ancak halen ne kadar polisin bu gruplara katıldığını teyit etmek zor.
Bununla birlikte Florida, Alabama ve Louisiana’daki polis memurları 2009 yılından beri beyaz ırkın üstünlüğünü savunan grupların üyeleri olarak biliniyor. Yapılan araştırmalar, 49 farklı eyalette bulunan 100’ün üzerindeki polis departmanına dağılmış olan bazı memurların ırkçı e-postaları, yazıları ya da sosyal medya üzerinde yorumlarını ortaya koydu. New York Polis Teşkilatı’ndaki üst düzey bir memur da bu kişilerin arasında yer alıyordu.
Washington’daki yetkililer, seçilmiş başkan Joe Biden’ın önümüzdeki çarşamba günü düzenlenecek görev teslim töreninden önce polis ve Ulusal Muhafızlar’ın yaklaşımları hakkında bir güvenlik incelemesi yaptılar. Aşırı sağcı gruplardan, özellikle de Boogaloo Boys gruplarından gelebilecek herhangi bir güvenlik ihlali karşısında teyakkuz hali devam ediyor. Bununla birlikte genel olarak güvenlik servislerinin ve yetkililerin, ABD’de demokrasi ve yönetim için bir tehdit haline gelen bu aşırılık yanlısı gruplarla nasıl başa çıkılacağını yeniden gözden geçireceğine su götürmez bir gerçek olarak bakılıyor.



Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
TT

Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)

Jo Inge Bekkevold

‘Üçüncü Dünya Savaşı’ ifadesini hafife alarak kullanmamak gerekse de bu savaşın yakında patlak vereceğine dair kesin yargılar, siyasi yorumcuların tartışmalarında artık yerleşik bir klişe haline geldi. Bugün Ortadoğu’da devam eden savaş da bu kalıbın dışındaki bir istisna değil. İngiliz basını, ABD uçaklarının İran'ı bombalamak için İngiltere’nin hava üslerini kullanmasına izin verilmesi halinde, ülkesinin nasıl bir Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenebileceğini tartışmakla meşgul. John Mearsheimer, Tucker Carlson ve Elon Musk 2022 ve 2023 yıllarında, Ukrayna'ya Rusya'ya karşı savaşında yardım etmenin küresel bir yangını tetikleyebileceği konusunda uyardı. Politico Dergisi’nin internet sitesi üzerinden yaptığı son ankete göre İngiltere, Kanada, Fransa ve ABD'den ankete katılanların çoğu, önümüzdeki beş yıl içinde üçüncü bir dünya savaşının çıkma olasılığının çıkmama olasılığından daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Günümüz dünya siyasetini kasıp kavuran kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz. Bu mesele, kelime oyunları ya da salt akademik bir incelemeden ziyade sağduyulu siyasi kararlar alabilmek ve zihinsel dengemizi bir ölçüde koruyabilmek için gerekli bir koşuldur.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı, ilgili ülkeler için yıkıcı sonuçlar doğuran tehlikeli çatışmalar olsa da özünde bölgesel savaşlar olmaya devam ediyor. İran komşularına saldırmaya kalkışsa bile, bu komşular savaşa katılsın ya da katılmasın, bu gerçek değişmez. Çünkü dünya savaşı, büyük güçlerin politikaları, istikrar, ekonomik büyüme ve uluslararası sistemin yapısı üzerinde, bölgesel savaşların, sınırlı savaşların veya diğer melez ve eşitsiz savaş biçimlerinin bıraktıklarından çok daha derin izler bırakır.

frgt
Almanların Mayıs 1940'ta Sedan'a saldırmasından önce cepheden dönen Fransız askerleri, 1939-1940 kışı (AFP)

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Ortadoğu'da başlayan bir savaşın, bölgenin sınırlarını aşan derin etkileri olabileceği doğru olsa da bu çatışmaya veya başka herhangi bir çatışmaya ‘dünya savaşı’ tanımı yakıştırmak için, bir savaşı dünya savaşı olarak sınıflandırmak üzere dört kriterin karşılanması gerekir.

Günümüz dünya siyasetini sarsan kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz.

Bu kriterler;

Birincisi, bir dünya savaşının uluslararası sistemdeki tüm büyük güçleri, ya da bunların çoğunu, birbirleriyle doğrudan karşı karşıya getirmesi.

İkincisi, buna bağlı askeri operasyonların küresel ölçekte olması, ya da en azından iki veya daha fazla kıtada gerçekleşmesi.

Üçüncüsü, sınırlı bir savaş değil, kapsamlı bir savaş olması, yani büyük güçlerin bu savaşı yürütmek için askeri kapasitelerinin ve diğer hayati kaynaklarının büyük bir kısmını seferber etmeleri.

Dördüncüsü, sonuçlarının uluslararası sistem üzerinde yapısal etkileri olması, yani büyük devletler arasındaki güç dengesindeki açık bir değişime yol açması.

scde
İngiltere Başbakanı Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ren Nehri'ni geçtikten sonra, nehrin doğu yakasında Mareşal Bernard Montgomery ile birlikte yürürken, 25 Mart 1945 (AFP)

İkinci Dünya Savaşı, yukarıdaki bu dört kriteri karşılıyordu. O dönemin tüm büyük güçleri savaşa katılmış, savaş tüm yerleşik kıtalara yayılmış, kapsamlı bir savaş olmuş ve büyük yapısal etkiler bırakmıştı. Savaş, ABD ve Sovyetler Birliği'ni en büyük iki güç konumuna yükseltti. Buna karşın Avrupalı eski büyük güçleri konumlarını ve sömürgelerini kademeli olarak kaybetmeye başladı. Savaş ayrıca, dünya düzenini düzenlemek için tamamen yeni bir formatta Birleşmiş Milletler (BM) ve ‘Bretton Woods’ kurumlarının (Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu/IMF) kurulmasının önünü açtı.

İkinci Dünya Savaşı, ABD ile Sovyetler Birliği'ni iki süper güç konumuna yükselten kapsamlı bir savaştı.

Birinci Dünya Savaşı ise özünde Avrupa’da patlak vermişti. Ancak kısa sürede Osmanlı İmparatorluğu ve ABD de dahil olmak üzere o dönemin tüm büyük güçlerini içine çekti. Bu savaş, Afrika, Asya ve Pasifik’te birçok cepheye yayılan ve Avrupa sömürgeci güçlerinin topraklarını da kapsayan, küresel ölçekte bir savaştı. Savaşın doğrudan çatışmalarına ve diğer destek faaliyetlerine, sömürgelerin vatandaşları olan iki milyondan fazla Afrikalı ve bir milyon Hint katıldı. Müttefikler, 1914'te Alman İmparatorluğu'na savaş ilan eden Japonya ile birlikte, Güneybatı Afrika'dan Çin'e, oradan da Yeni Gine ve Marshall Adaları'na kadar uzanan Alman kolonileri üzerinde hakimiyet kurdu. Birinci Dünya Savaşı, şüphesiz kapsamlı bir savaştı.  Ayrıca, başta Rus, Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluklarının dağılması olmak üzere, derin yapısal etkiler bıraktı.

Tarihte, hakiki anlamda ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilebilecek başka savaşlara pek rastlanmaz. Bu sıfatla anılan savaşlardan biri, 1756 ile 1763 yılları arasında yaşanan Yedi Yıl Savaşları’ydı. Dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve diğerleri bu savaşı ilk gerçek dünya savaşı olarak değerlendirdi. İngiltere, Fransa, Prusya ve diğer büyük Avrupa güçlerinin savaşlarını esas olarak Avrupa sahnesinde yürütmüş olmaları doğru olmakla birlikte, savaş Kuzey Amerika'ya da sıçradı ve burada savaş, Fransız-Kızılderili Savaşı olarak biliniyordu. Savaş aynı zamanda Güney Asya ve diğer bölgelere de yayıldı. Bu savaş, İngiltere'nin bir dünya gücü olarak konumunu güçlendirmesine de katkıda bulundu.

Diğer gözlemciler ise 1688-1697 yılları arasındaki Dokuz Yıl Savaşı, 1701-1714 yılları arasındaki İspanya Veraset Savaşı, 1792-1802 yılları arasındaki Fransız Devrim Savaşları ve 1803-1815 yılları arasındaki Napolyon Savaşları gibi Avrupa’da patlak veren diğer büyük savaşların da dünya savaşları kategorisine dahil edilebileceğini düşünüyor. Zira bu savaşların yankıları, ana tarafların kolonilerine kadar uzanmıştı. Bazıları bu listeye, 13. yüzyılda Moğolların Avrasya kıtasının büyük bir bölümünü işgal etmesini de ekliyor. Ancak buna rağmen, bu genişletilmiş liste bile yetersiz kalıyor.

drgt
Kore Savaşı sırasında, ABD Ordusu'nun 2. Piyade Tümeni'ne ait bir tank konvoyu, Hwang Jang Nehri üzerindeki hasarlı bir köprüyü geçerken 17 Ekim 1950 (AFP)

Soğuk Savaş ise küresel bir boyuta sahipti ve ABD ile Sovyetler Birliği rekabeti nedeniyle bazı bölgesel savaşların ve vekalet savaşının patlak vermesine sahne oldu. Ancak iki süper güç hiçbir zaman doğrudan askeri bir çatışmaya girmedi. Bu durumdan dolayı bu isimle anıldı. Aynı durum, Washington liderliğindeki ‘Terörle Mücadele’ için de geçerli. Bu savaşın kapsamı dünya çapında genişletildi. Fakat bu büyük güçler arasındaki bir çatışma değil, güç dengelerinin ciddi şekilde bozulduğu bir savaştı.

Tarihte, dünya savaşı olarak nitelendirilmeye hak kazanan başka savaşlara pek rastlanmaz.

Peki ya bugün siyasi tartışmalarda gündeme gelen ve ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilmeye aday olan çatışmalar ne olacak? Ukrayna’nın Rusya’ya karşı topyekûn bir savaş yürüttüğüne şüphe yok. Zira bu savaşta, Ukrayna devletinin bekası kadar önemli bir mesele söz konusu. Aynı şekilde bu savaşın Avrupa'nın güvenliği, ABD'nin stratejisi ve uluslararası ekonomi üzerinde büyük etkileri olacaktır. Kuzey Kore, Rusya'nın yanında savaşmak üzere askerler gönderdi. Bunun yanında savaşın sonucu, bu yarı bağımlı müttefiki aracılığıyla Çin'in Avrupa'daki nüfuzunun boyutunu da etkileyecektir. Ancak tüm bunlar, bu savaşı bir dünya savaşı yapmaz. Askeri operasyonlar hâlen Ukrayna ve Rusya ile sınırlı ve mevcut uluslararası sistemin en önemli iki gücü olan ABD ile Çin arasında doğrudan bir askeri çatışma yok. Dolayısıyla, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçları, uluslararası sistem düzeyinde yapısal etkilere yol açmaz.

Bu sebeple Rusya-Ukrayna savaşı bölgesel bir savaş olarak kalıyor ve bu açıdan 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’na benziyor. Ancak o dönemin süper güçlerinden biri olan ABD, Kore Savaşı’nda doğrudan ve başlıca bir taraf olarak yer almıştı. ABD ordusunun Çin Halk Kurtuluş Ordusu ile doğrudan çatışmaya girmesine rağmen, o savaş uluslararası düzende yapısal bir etki bırakmamıştı.

Bugün İran ve Ortadoğu'da devam eden savaş ise ABD’nin bu çatışmaya ne kadar dahil olursa olsun, enerji fiyatları üzerindeki dramatik etkileri, uluslararası hava trafiğinde neden olduğu aksaklıklar ve İran'ın füzeleri ve insansız hava araçlarının birçok ülkeye verdiği zararlar ne olursa olsun, yine de bölgesel bir savaş. İran'ın komşularına karşı insansız hava araçlarını tırmandırıcı bir şekilde kullanması, yeni bir krizin çatışma bölgesinin çevresindeki diğer ülkeleri ne kadar kolay bir şekilde içine çekebileceğini ortaya koyuyor.

fgty
ABD ve İsrail tarafından İran'ın başkenti Tahran'a düzenlenen saldırılar sırasında isabet alan bir petrol depolama tesisinden yükselen alevler ve duman, 7 Mart 2026 (AP)

Bununla birlikte, bu çatışma bölgesel bir kriz olarak kalmaya devam ediyor. Moskova’nın Tahran’a ABD’nin askeri hedefleri hakkında istihbarat sağladığına ve Rusya’nın İran’ın Şahid model insansız hava araçlarını (İHA) Ukrayna’ya saldırmak için kullandığına dair haberlere rağmen, bu çatışmanın Rusya’nın Ukrayna’daki savaşıyla bağlantısı bulunmuyor. Aynı şekilde, İran ile yakın bağları, bölgeden ham petrol ithalatı ve Ortadoğu'daki aktif diplomatik varlığı olmasına rağmen, Çin bu savaşta belirleyici bir unsur değil.

Ortadoğu'daki çatışma bölgesel bir savaş olarak devam ediyor ve Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısı 1950'deki Kore Savaşı'nı andırıyor.

Günümüzde Çin ile ABD arasında olduğu gibi, ya da Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabette olduğu gibi, iki kutuplu uluslararası yapılar, üç veya daha fazla büyük gücü barındıran çok kutuplu sistemlere kıyasla daha fazla istikrara ve çatışmaya sürüklenme olasılığının azalmasına eğilimli. Bunun yanında nükleer silahlar da büyük güçler arasında geniş çaplı bir savaşın patlak verme olasılığını da azalttı.

Günümüzde, iki süper gücün içine çekilebileceği bir savaşın en olası senaryosu, Pekin’in Tayvan’ı kontrol altına alma çabası çerçevesinde ABD ile Çin arasında yaşanacak bir çatışma olarak görülüyor. Bununla birlikte, Pekin ve Washington'daki tarafların bu tür çatışma risklerini nasıl yöneteceklerine bağlı olarak, bu iki büyük güç arasındaki çatışmanın sınırlı bir savaş olarak kalma ihtimali de bulunuyor. Eğer çatışma nükleer eşiğin altında kalırsa ve Batı Pasifik'te yoğunlaşırsa, bu durum devam edebilir. Ancak sınırlı nükleer savaş kavramı konusunda tartışmalar halen sürüyor.

Ancak Çin ve ABD’nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığını düşünmesi bile, dikey ve yatay tırmanma olasılıkları göz önüne alındığında, başlı başına daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor. Avrupalı taraflar kendilerini bir ABD-Çin çatışmasının içine çekilmiş bulabilirler ve Rusya, Asya'daki bir savaşı, Avrupa'daki Avrupa ve ABD tutumlarının ne kadar sağlam olduğunu test etmek için kullanabilir.

gth
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, İran'a yönelik saldırıları desteklemek üzere hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Modern toplumlar arasındaki ekonomik ve teknolojik iç içe geçmişlik göz önüne alındığında, Batı Pasifik'te sınırlı bir savaş ya da Avrupa ya da Ortadoğu'da başka herhangi bir bölgesel savaş bile, çatışmanın coğrafi merkezinden uzak bölgelerdeki ülkeler, ekonomiler ve vatandaşlar üzerinde muazzam etkiler bırakacağı kesin. Yeni bir dünya savaşının sonuçları ise hayal gücünün sınırlarını aşıyor.

Çin ve ABD'nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığının düşüncesi bile, daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor.

Her ne şekilde olursa olsun, savaştan kaçınmak her zaman en iyisidir; özellikle de daha büyük bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmak gerekir. Ancak siyasi seçenekleri daha iyi değerlendirebilmek ve giderek daha çalkantılı hale gelen bir dünyada bir parça da olsa dengemizi koruyabilmek için, söylem ve konuşmalarımızda gerginliği tırmandırmaktan da kaçınmalıyız.


Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
TT

Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)

John Haltiwanger

ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı İran'ın Hark Adası'nın hava saldırıları ile vurulması direktifini verdiğini duyurdu. Bu ada, İran'ın ham petrol ihracatının yüzde 90'ının geçtiği, Körfez'de küçük ama stratejik açıdan önemli bir ada.

Trump, Truth Social’dan yaptığı paylaşımında; “Birkaç dakika önce, benim direktifimle, ABD Merkez Komutanlığı Ortadoğu tarihinin en güçlü hava saldırılarından birini gerçekleştirdi. İran'ın gözbebeği Hark Adası'ndaki tüm askeri hedefler tamamen imha edildi” dedi.

Trump, “nezaket kuralları gereği” adanın petrol altyapısını yok etmemeyi tercih ettiğini söyledi, ancak “İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin serbest ve güvenli geçişini aksatacak herhangi bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal yeniden gözden geçireceğim” diye ekledi.

Hark Adası, İran'ın ana petrol ihracat istasyonu ve işleme tesisleri İran ekonomisi için hayati önem taşıyor. İran kıyılarından sadece 24 kilometre açıkta bulunan adada, yılda yaklaşık 950 milyon varil ham petrol işleniyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hark'a yapılan hava saldırıları, bir tarafta ABD ve İsrail, diğer tarafta İran arasında savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra gerçekleşti. Tahran, dünyanın ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda bir düzineden fazla gemiyi hedef alarak, petrol fiyatlarını yükseltmek ve savaş konusunda Washington üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla bu hayati su yolundaki gemi trafiğini fiilen durdurdu.

 Küresel petrol göstergesi olan Brent petrolü, cuma günü varil başına 100 doları aşarak, Şubat sonlarında savaşın başlamasından bu yana yüzde 40'tan fazla yükseliş kaydetti.

Son günlerde, ABD'nin İran üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için Hark Adası'nı hedef alabileceği veya ele geçirebileceği yönünde spekülasyonlar yaygınlaştı. Ancak uzmanlar, Hark Adası'nı ele geçirmeye çalışmanın önemli riskler taşıdığı konusunda uyardı. Trump'ın sadece hava saldırıları düzenleme yoluyla daha sınırlı bir yaklaşımı benimsemesinin açıklaması da olabilir.

Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmek, ilgili herhangi bir Amerikan kuvveti için önemli riskler oluşturacaktır ve İran rejiminin çok agresif bir tepki vermesine neden olabilir

 İran uzmanı ve Avrasya Grubu'nun kıdemli analisti Greggory Burrow, perşembe günü Foreign Policy dergisindeki yazısında şöyle diyordu: “Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmenin avantajları ve potansiyel faydaları var. Teorik açıdan, ABD, İran’ın petrol ihracatını sekteye uğratacak bir konuma gelecektir. Ayrıca bu adım Trump’a artık ABD'nin İran üzerinde daha büyük bir nüfuzu olduğunu söyleyebileceği daha kesin bir zafer iddiasında bulunma fırsatı da verecektir. Aynı şekilde İran rejimini zayıflatacaktır, çünkü mevcut seviyelerde petrol ihracatını sürdüremeyecektir.”

fdvf
ABD-İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Hürmüz Boğazı'na nazır Bender Abbas Limanı’nda meydana gelen patlamanın ardından dumanlar yükseliyor, 2 Mart 2026 (AFP)

Burrow “Ancak ciddi dezavantajları da var,” diye ekliyor. “İran ihracat kapasitesini tamamen kaybetmeyecek. İhracat için başka tesisleri var ve ayrıca Hürmüz Boğazı'nın doğusunda, Cask'ta zaten daha yoğun bir şekilde kullanmaya başladığı bir tesis bulunuyor. Dolayısıyla Hark Adası’nı kaybetse bile ihracat kapasitesini kaybetmeyecek; en azından başlangıçta daha küçük miktarlarda da olsa muhtemelen ihracatına devam edecektir.”

Hark'ın kontrolü, operasyona dahil olan ABD kuvvetleri için de önemli riskler oluşturabilir. Burrow'a göre, İran toprakları içinde böyle bir hamle, İran rejiminin “çok agresif” bir tepki vermesine neden olabilir ve bu kuvvetleri “ateş hattında” bırakabilir. Daha ağır tahkim edilmiş yerlerdeki üslerinde bulunan ABD kuvvetlerinin aksine, füze ve insansız hava aracı saldırılarına maruz kalabilirler.

Cuma günü gelen çeşitli haberlerde, Pentagon'un çatışma devam ederken bölgeye ek birlikler ve savaş gemileri gönderdiği, bunların arasında amfibi hücum gemisi USS Tripoli ve yaklaşık 2.500 deniz piyadesinin de bulunduğu belirtildi. Bu da Trump'a Hark Adası'na karşı daha fazla eyleme girişmeye karar vermesi halinde daha fazla seçenek sunuyor.

Trump, uzun zamandır, en az 1988'den beri Hark Adası'nı ele geçirme fikrinden bahsediyor. Fox News Radio sunucusu Brian Kilmeade, perşembe akşamı Trump ile yaptığı ve cuma günü yayınlanan röportajda bu noktayı gündeme getirerek, şu anda böyle bir hamleyi düşünüp düşünmediğini sordu.

u67ı8
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran'a yönelik saldırıları desteklemek amacıyla hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Trump'ın yanıtı, röportajın o ana kadar büyük ölçüde samimi geçmesine rağmen, şaşırtıcı derecede gergindi: “Brian, bu soruyu cevaplayamam ve sormaman bile gerekirdi. Bu birçok farklı şeyden biri. Listenin başında değil, ama birçok seçenekten biri ve fikrimi saniyeler içinde değiştirebilirim.”

Ardından ekledi; “Ama, biliyorsunuz, böyle bir soru sorduğunuzda, kim cevaplayacak? Yani, bana soruyorsunuz: Hark Adası ve bu hamleyi düşünüyor muyum? Böyle bir soruyu kim sorar ve hangi aptal cevaplayabilir? Tamam, diyelim ki düşünüyorum, ya da düşünmüyorum. Neden size söyleyeyim ki? Sana ‘Evet Brian, düşünüyorum, ne zaman ve nasıl olacağını söyleyeyim mi’ diyeceğim? Bu bir bakıma akıllıca olmayan bir soru, ki bu nedenle de senden gelmesi beni şaşırttı, çünkü sen zeki bir adamsın.”


Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

TT

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Devrim Muhafızları, İsrail ve ABD ile süren savaşın 16’ncı gününe girilirken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu takip edip öldürmekle tehdit etti.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, “Eğer bu çocuk katili suçlu hâlâ hayattaysa, onu takip etmeye ve tüm gücümüzle öldürmeye çalışmaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, şu aşamada İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik herhangi bir anlaşma yapılmasını reddettiğini açıkladı. Trump, “Tahran savaşı sona erdirmek için bir uzlaşma arıyor, ancak şu anda bunu istemiyorum çünkü sundukları şartlar henüz yeterince iyi değil” dedi.

Trump ayrıca, gelecekte yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın İran’ın nükleer programından tamamen vazgeçmesini garanti altına alması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan haber platformu Semafor, cumartesi günü ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, İsrail’in İran ile devam eden çatışmalar sırasında balistik füze önleme sistemlerinde ciddi bir eksiklik yaşadığını birkaç gün önce Washington’a bildirdiğini aktardı.