Irak'ın demokrasiye geçiş hayali yıkılmak üzere

Partilerin sistemi kontrol etmesine izin veren mevcut siyasi model, halkı hayal kırıklığına uğrattı

Askeri kökenli bir lider fikri, Iraklı gençlere halen çekici gelmiyor (Getty)
Askeri kökenli bir lider fikri, Iraklı gençlere halen çekici gelmiyor (Getty)
TT

Irak'ın demokrasiye geçiş hayali yıkılmak üzere

Askeri kökenli bir lider fikri, Iraklı gençlere halen çekici gelmiyor (Getty)
Askeri kökenli bir lider fikri, Iraklı gençlere halen çekici gelmiyor (Getty)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ın yıllardır yaşadığı siyasi, güvenlik ve ekonomik sorunların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin ardından Iraklıların özellikle 2003 yılı sonrası ülkedeki siyasi sistemin üzerine kurulduğu demokrasiye geçme hayallerine ilişkin sorular gündemi meşgul ediyor.
Ülkede son 17 yıldır ortaya çıkan sorunlar, güvenlik ve ekonomi dahil olmak üzere hayat mücadelesinin öncelikleri ve daha önce eşi benzeri görülmemiş boyutlara ulaşan işsizlik ve yoksulluk, demokrasiye olan ilginin azalmasına doğrudan katkıda bulunuyor.
Ekonomik sıkıntıların yanı sıra İslami eğilimli partilerin ve Irak devleti üzerinde kontrol sağlayan silahlı kanatlarının hegemonyası, vatandaşların karşı karşıya olduğu en büyük ikilemi oluştururken gözlemcilere göre özellikle siyasi paranın devlet kurumları üzerindeki doğrudan etkisi ile kontrolsüz silahların ülkedeki seçimlerin seyri üzerindeki etkisi, demokratik sürece geçiş olasılığını önemli ölçüde azalttı.
Irak’ta birçok kez yaşanan protesto hareketlerinin ana tetikleyicisi, belki de seçimlerin hiçbir faydası olmadığına dair halk arasındaki genel görüştü. Bu protesto hareketlerinin en sonuncusu, Mayıs 2018’de yapılan genel seçimlerden yaklaşık bir yıl sonra patlak veren Ekim 2019 ayaklanmasıydı. Bu da seçimlerin yapılmasının herhangi bir anlamı olmadığına dair halk arasındaki genel görüşü net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Irak’ta 2018 yılında yapılan genel seçimler, ülke tarihindeki en az katılımın olduğu seçimlerdi. Resmi verilere göre katılım oranı yaklaşık yüzde 44’tü. Ancak gözlemciler bu oranın çok daha düşük olduğunu belirttiler.

Rızaya dayalı demokrasi, Irak’ın hayallerine inen en büyük darbe oldu
Mevcut siyasi partilerin sistemi kontrol etmesine izin veren 2003 sonrası siyasi model ya da ‘rızaya dayalı demokrasi’ olarak adlandırılan model, gerçek demokrasiye geçiş noktasında Iraklılar için büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Bu durum ülkenin zenginliklerinin ve yönetiminin söz konusu bu partiler arasında mezhep temelinde paylaşılmasının yolunu açtı. Bu da demokratik dönüşüme yönelik eğilimin azalmasına büyük ölçüde katkıda bulundu.
Belki de Iraklıların, halka siyasi sistemi değiştirme imkânı veren demokratik bir uygulama olarak seçimlere olan inancındaki azalma, demokrasiye geçiş hayaline inen en büyük darbedir.
Iraklı gazeteci Ali Riyad, “Iraklıların, rızaya dayalı demokrasi modelini yürütme yetkisine sahip temsilcileri seçme fırsatı verilememesi ve parlamento seçimlerinde seçeneklerin sınırlandırılması, demokrasi denilen şeyin halkın gözünden düşmesine neden oldu” değerlendirmesinde bulundu. Ancak Riyad'a göre en ciddi sorun, bu başarısızlıkların Iraklılar arasında bir diktatörlük hasretini ya da tüm kesimleri tek bir ulusal kimlik çatısı altında bir araya getiren güçlü bir liderin otoritesi özlemini tetiklemesidir.  
Iraklıların birçoğunun yukarıdaki özlemlerin nedenini, kaostan ve dış güçler tarafından desteklenen milislerin ve partilerin egemenliğinden sıyrılmış bir devlet kavramını eski haline getirme girişimine bağlayan Riyad, “Iraklıların çok büyük bir kesimi, kararları herhangi bir iç veya dış güç tarafından kontrol edilmeyen otoriter bir liderin iktidara gelmesini istiyor” dedi.
Iraklıların ‘diktatörlüğe olan eğiliminin yolsuzluğa, katillere ve ülkenin yıkımına neden olanlara karşı intikam alma arzusunun açık bir tezahürü’ olduğuna işaret eden Riyad, “Bu eğilim, dışarıdan ve içeriden hiçbir müdahale olmaksızın halkın arzularını yerine getirebileceğine inanılan bir liderin gelmesi gerektiğine dair hayali bir bakış açısıyla Irak'ın askeri liderlere olan sevgisi konusunda bir fikir birliğine yola açtı” şeklinde konuştu.
Riyad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Diktatörlüğe olan eğilim, esasında gerçek bir lidere olan özlemdir. Gerçek demokrasi, halen gerçekleştirilmesi beklenen bir hayaldir. Ancak bunun gerçek bir demokrasi olması için partizan ve mezhepçi normlarla sınırlandırılmamış ve meclis ön plana çıkarılarak yasama otoritesinin bir kenara itilmemiş olması gerekiyor.”

‘Hırsızların ve katillerin’ egemen olduğu bir platform
Iraklıları demokratik geçiş arzusundan uzaklaştıran belki de en büyük nedenlerden biri, demokrasinin koruyucusu olması gereken siyasi sisteme olan güvenlerinin azalmasıdır. Bu güven, özellikle resmi devlet kurumları ve söz sahibi partilerle bağlantılı silahlı milislerin, başta protesto hareketlerine katılan aktivistler olmak üzere muhaliflere yönelik baskıların, suikastların ve sindirme operasyonlarının ardından azaldı.
Ekim 2019 ayaklanması, Iraklı gençlerin devletin temellerini atmaya ve demokrasi hayalini yeniden tesis etmeye yönelik ciddi bir girişimini temsil ediyordu. Ancak gözlemcilere göre otoriter baskı sistemi, bu ayaklanmanın hedeflerine ulaşılmasını engelledi.
Aktivistlerden biri olan Alaa Settar, mevcut yönetim şeklinin, iktidarın demokrasiyi temsil etmek için sunmaya çalıştığı model olduğunu belirterek, “Gerçek özgürlük hayali kuran Iraklılar, hayal kırıklığına uğratıldı. Ekim Devrimi, iktidarın ezilmesinin ve hiçbir demokratik standardı karşılayamadığının canlı bir kanıtıydı. Irak'ta olan, Saddam Hüseyin rejiminin, onun baskıcılığını ve otoriterliğini uygulayan birkaç parti tarafından paylaşılmasıydı. Iraklıların gözünde rızaya dayalı demokrasi tam da budur. Gençler, iktidarın seçimlerle değişeceği demokratik bir sistemde yaşadıklarını düşünüyorlardı. Ancak, Ekim Devrimi sırasında bu düşünce hızla değişti. Gençlere göre siyasi sistem, hırsızların ve katillerin egemen olduğu bir platform ve devleti yöneten çetelerin liderleri arasında güçlerin dengelendiği, kendi kendini yeniden yapılandırmaya imkan verilmeyen bir düzen haline geldi.

Rüya, kâbusa dönüştü
Gözlemciler, 2003 yılından sonra bölgesel ve uluslararası güçlerin ülkedeki siyasi karar üzerinde oluşan etkisinin, siyasi partilerin hâkimiyetinin güçlenmesine, devlet üzerindeki hegemonyasının artırılmasına ve demokrasiye giden yolun önüne engel koyulmasına büyük katkı sağladığına inanıyorlar.
Iraklı siyasi analist Ahmed Şerifi, 2003'ten sonra diktatörlüğün farklı bir tezahürünün ortaya çıktığı ve demokratik bir devlet hayalinin Iraklılar için adeta bir kâbusa dönüştüğü değerlendirmesinde bulunurken “Irak'taki yönetim şeklinin, bireysel diktatörlükten parti diktatörlüğüne evirildiğine’ dikkati çekti.
Iraklılar için mevcut alternatiflerin ‘genellikle karanlık’ olduğunu belirten Şerifi, söz konusu alternatiflerin ‘ordunun müdahalesi ve acil durum hükümeti’ ile sınırlı olduğuna dikkati çekti.
Şerifi, Irak'taki demokratik dönüşüm hayalinin yadsınamaz işaretlerinden birinin, Iraklıların kendilerini içinde bulundukları durumdan çekip çıkaracak bir kurtarıcı arayışı ve genele yayılan değişim ihtimalinin zayıfladığı hissi olduğuna işaret etti.
Şerifi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son ayaklanmanın ülkede değişikliğe neden olamaması, (Başbakan Mustafa) el-Kazımi'nin tecrübesi ve taraflarla kurduğu iletişim, protesto gösterisi düzenleme fikrini ortadan kaldırdı. Fikir, başarısız bir seçenek haline getirdi. Bununla birlikte Irak'ın seçimlerle değişimin gerçekleşmesinin imkansız olduğuna dair inancı, Irak'ın askeri darbeye veya acil durum hükümeti kurulmasına yönelik eğilimini tetikledi.”

En büyük dönüşüm
Irak’ta 2003 yılından sonra İslami eğilimli partilerin iktidara gelmesi ve Irak'taki siyasi sistemi kontrol etmeleri belki de Irak’ın demokratik bir ülke olma hayalini yıkan en büyük dönüşümdü. Şerifi, söz konusu partilerin ‘dini ​​kullanarak hakimiyet kurmaya inandıklarını ve bunun da Irak'ta demokratik dönüşüm için en büyük ikilemi yarattığını’ söyledi.
Irak’ın demokratik bir ülke olmasının engellenmesinde birçok faktörün önemli rol oynadığını söyleyen Şerifi,  bunların başında bölgesel ve uluslararası ülkelerle ittifak kuran ve ülkenin siyasi sisteminin kontrolünü ele geçiren tarafların geldiğini belirtti. Şerifi, “Yabancı ülkelerin, bu siyasi partilere verdiği destek, demokrasinin sağlanmasının önünde engeller oluştururken iktidar dümenindeki konumlarını da sağlamlaştırdı” dedi.
‘Demokratikleşme hayalinin ortadan kalkmasının, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi modelini Iraklılar için oldukça çekici hale getirdiğini’ söyleyen Şerifi, “Bu durum, ülkenin istikrarı için en iyi çözümü temsil ediyor olabilir” şeklinde konuştu.

‘Ekim Devrimi’ ve umutların yeniden yeşermesi
Öte yandan Mustansıriyya Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Ali el-Merhec, ‘Ekim Devrimi'nin Irak'ta sivil bir devlet ve demokratik bir ülkeye dönüşme ihtimalini yeniden canlandırdığını ve bu hayalin önceki dönemlere kıyasla azalmasına rağmen halen devam ettiğini’ söyledi. Prof. Merhec, ‘mevcut siyasi sistemden etkilenen çoğunluğun, Irak'ta yönetimi kontrol eden partilerin hegemonyasından ve zulmünden kurtulma çabalarını sürdüreceğini’ kaydetti.
Prof. Merhec, Iraklıların askeri kökenli bir lideri kabul etme olasılığıyla ilgili konuşulmasına rağmen, ‘askeri lider fikrinin, özellikle ayaklanmadan sonra Iraklı gençlere henüz çekici gelmediğini’ düşünüyor. Gençler arasında siyasi farkındalığın olduğunu söyleyen Prof. Merhec, bunun özellikle en çok kullandıkları ‘bir vatan istiyoruz’ sloganında ortaya çıktığını ve sivil bir devlet inşa etme konusundaki bilinçli iradenin açık bir göstergesi olduğunu kaydetti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Merhec, Irak'ta çarpık bir demokrasi algısı oluşmasının nedenini, siyasi sistemin son 17 yılda yaşadığı büyük başarısızlıkların yanı sıra genel olarak demokrasi kavramını olumsuz etkileyen fikir birliğine ve kota sistemine bağladı.
Merhec son olarak Irak’ın demokratik bir ülke olma hayalinin sürmesine rağmen, değişimi sağlama konusundaki güçsüzlük hissinin, bazı sosyal sınıfları demokratik olmayan alternatifler aramaya itebileceğini belirterek, ‘adil ve şeffaf seçimlerin Irak'ta demokratik bir devlet hayalini yeniden tesis etmeye katkıda bulunabileceğinin’ altını çizdi.



Lahbib: İsrail'in Gazze'de uluslararası insani yardım kuruluşlarını yasaklama planları, yardımların engellenmesi anlamına geliyor

İnsani yardım malzemesi yüklü tırlar Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giriyor. (DPA)
İnsani yardım malzemesi yüklü tırlar Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giriyor. (DPA)
TT

Lahbib: İsrail'in Gazze'de uluslararası insani yardım kuruluşlarını yasaklama planları, yardımların engellenmesi anlamına geliyor

İnsani yardım malzemesi yüklü tırlar Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giriyor. (DPA)
İnsani yardım malzemesi yüklü tırlar Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giriyor. (DPA)

Avrupa Komisyonu Eşitlik, Hazırlık ve Kriz Yönetimi Komiseri Hadja Lahbib bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nde uluslararası insani yardım kuruluşlarını yasaklama planlarının, hayat kurtaran yardımların bölgeye ulaşmasını engelleyeceğini belirtti.

Lahbib, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, Avrupa Birliği’nin (AB) tutumunun net olduğunu vurgulayarak, “Sivil toplum kuruluşlarının mevcut haliyle kayıt altına alınması yasasının uygulanması mümkün değil” dedi.

Lahbib, insani yardımların önündeki tüm engellerin kaldırılması gerektiğini vurguladı ve “Uluslararası insancıl hukuk, herhangi bir belirsizliğe yer bırakmıyor; yardımlar ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmalı” ifadesini kullandı.

İsrail medyası, hükümetin dün yaptığı açıklamaya dayanarak, Sınır Tanımayan Doktorlar, ActionAid ve Oxfam gibi onlarca insani yardım örgütünün lisanslarının iptal edileceğini ve bunların ‘terörle bağlantılı’ olduğu gerekçesiyle kapatılabileceğini duyurmuştu.

Bazı uluslararası yardım kuruluşları, kayıtlarının iptal edilmesi riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Eğer 31 Aralık’a kadar İsrail makamlarının belirlediği yeni kriterlere uyum sağlamazlarsa, 60 gün içinde faaliyetlerini durdurmak veya Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki çalışmalarına kısıtlama getirmek zorunda kalabilirler.


Süveyda’da el bombası patladı: 1 ölü, 2 yaralı

Geçen temmuz ayında Süveyda’daki çatışmalar nedeniyle yükselen duman (Arşiv – DPA)
Geçen temmuz ayında Süveyda’daki çatışmalar nedeniyle yükselen duman (Arşiv – DPA)
TT

Süveyda’da el bombası patladı: 1 ölü, 2 yaralı

Geçen temmuz ayında Süveyda’daki çatışmalar nedeniyle yükselen duman (Arşiv – DPA)
Geçen temmuz ayında Süveyda’daki çatışmalar nedeniyle yükselen duman (Arşiv – DPA)

Şarku’l Avsat Suriye devlet televizyonu El-İhbariyye'den aktardığı habere göre bugün (Çarşamba) Süveyda kentinde meydana gelen el bombası patlamasında bir kişi hayatını kaybetti, iki kişi yaralandı.


Sinvar'a yakınlığı bulunan ve serbest bırakılan bir mahkum, Gazze'deki Hamas içinde bir isyana öncülük ediyor ve bu durum bazı Hamas liderlerini öfkelendiriyor

Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv- Reuters)
TT

Sinvar'a yakınlığı bulunan ve serbest bırakılan bir mahkum, Gazze'deki Hamas içinde bir isyana öncülük ediyor ve bu durum bazı Hamas liderlerini öfkelendiriyor

Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv- Reuters)

Gazze Şeridi'ndeki Hamas hareketi, iki yıl süren İsrail savaşı sırasında liderlerinin suikastlara kurban gitmesinin ardından bir dizi liderlik değişikliği yaşıyor. Bu durum, hareketin eski lideri olan ve Ekim 2024'te Refah'ta İsrail güçleriyle çıkan çatışmalarda beklenmedik bir şekilde öldürülen Yahya Sinvar'a yakın kişilerin daha fazla öne çıkmasına neden oldu.

Şarku’l Avsat'a konuşan Hamas kaynaklarına göre, serbest bırakılan mahkum Ali el-Amudi, siyasi büro üyesi ve savaş öncesinde hareketin medya departmanından sorumlu olan serbest bırakılan mahkum Ali el-Amudi, kendisi ve Sinvar'a yakın bir dizi kişinin Gazze Şeridi'ndeki hareketi yönetmekle görevlendirilmesinin ardından, Gazze Şeridi'ndeki siyasi bürosunun başına geçti. Bu kişilerin çoğu, Şeridin güneyindeki Han Yunus'ta yaşıyor.

Hamas lideri Yahya Sinvar ve İsmail Haniye'in 2017'de Gazze'de çekilmiş fotoğrafı (Arşiv- Reuters)Hamas lideri Yahya Sinvar ve İsmail Haniye'in 2017'de Gazze'de çekilmiş fotoğrafı (Arşiv- Reuters)

2011 Gilad Şalit esir takasıyla serbest bırakılan eski bir mahkum olan el-Amudi, Gazze Şeridi yönetiminin merkez figürü haline geldi. İsrail hapishanelerinde kaldıkları süre boyunca ve serbest bırakıldıktan sonra Sinvar'a çok yakındı ve sık sık toplantılarına ve diğer etkinliklerine eşlik etti.

Bazı kaynaklar, Gazze Şeridi'nde siyasi büro için gerçek bir seçim yapılmadığını, bunun yerine sürecin atama, onaylama ve istişare yoluyla yürütüldüğünü söylüyor.

Bazı kaynaklar operasyonun “iç yönetmelikleri ihlal ederek” gerçekleştirildiğini söylerken, diğerleri amacın “iç eksiklikleri gidermek” olduğunu ve “seçilenlerin hepsinin Tevfik Ebu Naim, Salah Ebu Şarik ve diğerleri gibi Sinvar'a yakın kişiler olduğunu” açıkladı.

Kaynaklar, el-Amudi'nin şu anda Gazze'deki Hamas içinde “devrim” olarak nitelendirilebilecek bir harekete öncülük ettiğini söylüyor. Özellikle İsrail saldırılarında yaralanan ilçe idari organlarının başındaki bazı yerel liderleri görevden aldı ve yerlerine atamalar yaptı. Savaş sırasında sorumluluklarının bir kısmından vazgeçen diğer kişiler için de aynı şeyi yaptı. Suikasta uğrayan, başka nedenlerle görevden alınan veya farklı görevlere atanan eski liderlerin yerine geçecek kişileri aramaya devam ediyor.

Bazı kaynaklara göre, bu adımlar Gazze Şeridi içindeki yerel Hamas liderlerinin yanı sıra yurtdışındaki liderler arasında da öfkeye yol açtı. Şeridin dışındaki siyasi büro üyelerinden bazıları yerel liderlere, "Olanlar kabul edilemez ve iç hukuka aykırıdır; önümüzdeki günlerde hareketin liderinin seçilmesini beklemeliyiz ki, bir yıl sonra yapılacak genel seçimlere kadar bazı bölgelerin liderliğindeki boşlukların geçici olarak doldurulması konusunda bir anlaşmaya varılabilsin" şeklinde bilgi verdi.

İzzeddin el-Haddad (Fotoğraf el-Kassam tarafından yayınlandı)İzzeddin el-Haddad (Fotoğraf el-Kassam tarafından yayınlandı)

Kaynaklar, Gazze Şeridi'ndeki Hamas içinde siyasi düzeyde hüküm süren "kaosun" aksine, askeri kanadında istikrarlı bir durumun söz konusu olduğunu ve yeniden yapılanmanın sorunsuz ve sistematik bir şekilde devam ettiğini belirtiyor. İzzeddin Kassam Tugayları'nın yeni Genelkurmay Başkanı İzzeddin Haddad'ın savaş sırasında suikasta kurban giden veya öldürülenlerin yerine yeni atamalar yapmak üzere bir dizi toplantı düzenlediğini ve çeşitli kararlar aldığını ifade ediyorlar. Ayrıca, tüm taraflarla sürekli iletişim kurarak siyasi düzeydeki farklılıkların veya anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye ve böylece her düzeyde istikrarı sağlamaya çalışıyor.

Kaynaklara göre Haddad, bazı bölgelerdeki tugay komutanları da dahil olmak üzere çeşitli liderlik pozisyonlarındaki boşlukları doldurmak için çalışırken, asıl komutanlarının suikast sonucu öldürülmesinin ardından bu tugayları yönetmek üzere atanmış diğer kişileri de görevde tutuyor.

Savaş sırasında İsrail, Gazze Şeridi'ndeki (Kuzey, Merkez, Han Yunus ve Refah) tugay komutanlarının çoğunu, İzzeddin Haddad'ın komuta ettiği Gazze Şehri Tugayı hariç, suikast sonucu öldürdü. Yerine Muhanned Receb atandı.

Savaş sırasında İsrail, Gazze Şeridi'ndeki (Kuzey, Merkez, Han Yunus ve Refah) tugay komutanlarının çoğunu suikastla öldürdü. Bunun istisnası, Muhannad Receb'ın yerine geçen İzzeddin el-Haddad'ın komutasındaki “Gazze Şehri Tugayı”ydı.

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv-Reuters)Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv-Reuters)

Çeşitli kanatları ve kademeleriyle Hamas, İsrail'in çeşitli kaynaklarını hedef alması sonucu mali krizden muzdarip olmuş durumda. Bununla birlikte, savaş sırasında veya sonrasında, farklı oranlarda ve zamanlarda da olsa, maaş ve ödenekleri tamamen kesmedi.

Gerçekte Hamas, 7 Ekim 2023 saldırısının ardından, 1987'deki kuruluşundan bu yana eşi benzeri görülmemiş son derece karmaşık bir dönemle karşı karşıya. Hareketin gözlemcilerine göre, Gazze Şeridi'ne sınır komşusu İsrail tesislerine ve kasabalarına yönelik saldırılarla başlayan bu saldırı, İsrail'i uzun süreli bir savaşa sürükledi.

Yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim, hareketin “askeri yenilginin, örgütsel tükenmişliğin, siyasi karmaşanın ve geleceği ile rolü hakkındaki varoluşsal kaygının iç içe geçtiği bir aşamaya girdiği” değerlendirmesinde bulunuyor.

İbrahim, İsrail savaşının, Hamas'ın siyasi büro üyelerinin ve Gazze Şeridi'ni yıllarca yöneten idari komitelerin başkanlarının çoğunu kaybetmesinin ardından, liderlik ve karar alma yapısını vurduğunu açıkladı. Bu durum, doldurulması kolay olmayan derin bir liderlik boşluğu yarattı ve hareket içinde geleceği ve bir sonraki aşama hakkında anlaşmazlıkları ortaya çıkardı: Bu bir yönetim aşaması mı, örgütsel hayatta kalma aşaması mı yoksa sadece uzun süreli bir krizi yönetme aşaması mı olacak?

Hamas'tan birkaç kaynak Şarku’l Avsat'a şunları söyledi: "İşlerin iyi ve sorunsuz gittiğini söylemek mümkün değil. Birçok zorluk var ve yaşananlar, hiçbir şey bırakmayan ve hareketin liderlerinin çoğunun suikastına neden olan yıkıcı bir savaşın ışığında normal. Geniş bir liderliğe ve Filistin içinde ve dışında geniş bir halk tabanına sahip bir hareket için liderlik boşluğu normaldir ve bir yıl sonra kapsamlı seçimler yapılana kadar mevcut farklılıklar da normaldir."