Irak'ın demokrasiye geçiş hayali yıkılmak üzere

Partilerin sistemi kontrol etmesine izin veren mevcut siyasi model, halkı hayal kırıklığına uğrattı

Askeri kökenli bir lider fikri, Iraklı gençlere halen çekici gelmiyor (Getty)
Askeri kökenli bir lider fikri, Iraklı gençlere halen çekici gelmiyor (Getty)
TT

Irak'ın demokrasiye geçiş hayali yıkılmak üzere

Askeri kökenli bir lider fikri, Iraklı gençlere halen çekici gelmiyor (Getty)
Askeri kökenli bir lider fikri, Iraklı gençlere halen çekici gelmiyor (Getty)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ın yıllardır yaşadığı siyasi, güvenlik ve ekonomik sorunların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin ardından Iraklıların özellikle 2003 yılı sonrası ülkedeki siyasi sistemin üzerine kurulduğu demokrasiye geçme hayallerine ilişkin sorular gündemi meşgul ediyor.
Ülkede son 17 yıldır ortaya çıkan sorunlar, güvenlik ve ekonomi dahil olmak üzere hayat mücadelesinin öncelikleri ve daha önce eşi benzeri görülmemiş boyutlara ulaşan işsizlik ve yoksulluk, demokrasiye olan ilginin azalmasına doğrudan katkıda bulunuyor.
Ekonomik sıkıntıların yanı sıra İslami eğilimli partilerin ve Irak devleti üzerinde kontrol sağlayan silahlı kanatlarının hegemonyası, vatandaşların karşı karşıya olduğu en büyük ikilemi oluştururken gözlemcilere göre özellikle siyasi paranın devlet kurumları üzerindeki doğrudan etkisi ile kontrolsüz silahların ülkedeki seçimlerin seyri üzerindeki etkisi, demokratik sürece geçiş olasılığını önemli ölçüde azalttı.
Irak’ta birçok kez yaşanan protesto hareketlerinin ana tetikleyicisi, belki de seçimlerin hiçbir faydası olmadığına dair halk arasındaki genel görüştü. Bu protesto hareketlerinin en sonuncusu, Mayıs 2018’de yapılan genel seçimlerden yaklaşık bir yıl sonra patlak veren Ekim 2019 ayaklanmasıydı. Bu da seçimlerin yapılmasının herhangi bir anlamı olmadığına dair halk arasındaki genel görüşü net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Irak’ta 2018 yılında yapılan genel seçimler, ülke tarihindeki en az katılımın olduğu seçimlerdi. Resmi verilere göre katılım oranı yaklaşık yüzde 44’tü. Ancak gözlemciler bu oranın çok daha düşük olduğunu belirttiler.

Rızaya dayalı demokrasi, Irak’ın hayallerine inen en büyük darbe oldu
Mevcut siyasi partilerin sistemi kontrol etmesine izin veren 2003 sonrası siyasi model ya da ‘rızaya dayalı demokrasi’ olarak adlandırılan model, gerçek demokrasiye geçiş noktasında Iraklılar için büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Bu durum ülkenin zenginliklerinin ve yönetiminin söz konusu bu partiler arasında mezhep temelinde paylaşılmasının yolunu açtı. Bu da demokratik dönüşüme yönelik eğilimin azalmasına büyük ölçüde katkıda bulundu.
Belki de Iraklıların, halka siyasi sistemi değiştirme imkânı veren demokratik bir uygulama olarak seçimlere olan inancındaki azalma, demokrasiye geçiş hayaline inen en büyük darbedir.
Iraklı gazeteci Ali Riyad, “Iraklıların, rızaya dayalı demokrasi modelini yürütme yetkisine sahip temsilcileri seçme fırsatı verilememesi ve parlamento seçimlerinde seçeneklerin sınırlandırılması, demokrasi denilen şeyin halkın gözünden düşmesine neden oldu” değerlendirmesinde bulundu. Ancak Riyad'a göre en ciddi sorun, bu başarısızlıkların Iraklılar arasında bir diktatörlük hasretini ya da tüm kesimleri tek bir ulusal kimlik çatısı altında bir araya getiren güçlü bir liderin otoritesi özlemini tetiklemesidir.  
Iraklıların birçoğunun yukarıdaki özlemlerin nedenini, kaostan ve dış güçler tarafından desteklenen milislerin ve partilerin egemenliğinden sıyrılmış bir devlet kavramını eski haline getirme girişimine bağlayan Riyad, “Iraklıların çok büyük bir kesimi, kararları herhangi bir iç veya dış güç tarafından kontrol edilmeyen otoriter bir liderin iktidara gelmesini istiyor” dedi.
Iraklıların ‘diktatörlüğe olan eğiliminin yolsuzluğa, katillere ve ülkenin yıkımına neden olanlara karşı intikam alma arzusunun açık bir tezahürü’ olduğuna işaret eden Riyad, “Bu eğilim, dışarıdan ve içeriden hiçbir müdahale olmaksızın halkın arzularını yerine getirebileceğine inanılan bir liderin gelmesi gerektiğine dair hayali bir bakış açısıyla Irak'ın askeri liderlere olan sevgisi konusunda bir fikir birliğine yola açtı” şeklinde konuştu.
Riyad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Diktatörlüğe olan eğilim, esasında gerçek bir lidere olan özlemdir. Gerçek demokrasi, halen gerçekleştirilmesi beklenen bir hayaldir. Ancak bunun gerçek bir demokrasi olması için partizan ve mezhepçi normlarla sınırlandırılmamış ve meclis ön plana çıkarılarak yasama otoritesinin bir kenara itilmemiş olması gerekiyor.”

‘Hırsızların ve katillerin’ egemen olduğu bir platform
Iraklıları demokratik geçiş arzusundan uzaklaştıran belki de en büyük nedenlerden biri, demokrasinin koruyucusu olması gereken siyasi sisteme olan güvenlerinin azalmasıdır. Bu güven, özellikle resmi devlet kurumları ve söz sahibi partilerle bağlantılı silahlı milislerin, başta protesto hareketlerine katılan aktivistler olmak üzere muhaliflere yönelik baskıların, suikastların ve sindirme operasyonlarının ardından azaldı.
Ekim 2019 ayaklanması, Iraklı gençlerin devletin temellerini atmaya ve demokrasi hayalini yeniden tesis etmeye yönelik ciddi bir girişimini temsil ediyordu. Ancak gözlemcilere göre otoriter baskı sistemi, bu ayaklanmanın hedeflerine ulaşılmasını engelledi.
Aktivistlerden biri olan Alaa Settar, mevcut yönetim şeklinin, iktidarın demokrasiyi temsil etmek için sunmaya çalıştığı model olduğunu belirterek, “Gerçek özgürlük hayali kuran Iraklılar, hayal kırıklığına uğratıldı. Ekim Devrimi, iktidarın ezilmesinin ve hiçbir demokratik standardı karşılayamadığının canlı bir kanıtıydı. Irak'ta olan, Saddam Hüseyin rejiminin, onun baskıcılığını ve otoriterliğini uygulayan birkaç parti tarafından paylaşılmasıydı. Iraklıların gözünde rızaya dayalı demokrasi tam da budur. Gençler, iktidarın seçimlerle değişeceği demokratik bir sistemde yaşadıklarını düşünüyorlardı. Ancak, Ekim Devrimi sırasında bu düşünce hızla değişti. Gençlere göre siyasi sistem, hırsızların ve katillerin egemen olduğu bir platform ve devleti yöneten çetelerin liderleri arasında güçlerin dengelendiği, kendi kendini yeniden yapılandırmaya imkan verilmeyen bir düzen haline geldi.

Rüya, kâbusa dönüştü
Gözlemciler, 2003 yılından sonra bölgesel ve uluslararası güçlerin ülkedeki siyasi karar üzerinde oluşan etkisinin, siyasi partilerin hâkimiyetinin güçlenmesine, devlet üzerindeki hegemonyasının artırılmasına ve demokrasiye giden yolun önüne engel koyulmasına büyük katkı sağladığına inanıyorlar.
Iraklı siyasi analist Ahmed Şerifi, 2003'ten sonra diktatörlüğün farklı bir tezahürünün ortaya çıktığı ve demokratik bir devlet hayalinin Iraklılar için adeta bir kâbusa dönüştüğü değerlendirmesinde bulunurken “Irak'taki yönetim şeklinin, bireysel diktatörlükten parti diktatörlüğüne evirildiğine’ dikkati çekti.
Iraklılar için mevcut alternatiflerin ‘genellikle karanlık’ olduğunu belirten Şerifi, söz konusu alternatiflerin ‘ordunun müdahalesi ve acil durum hükümeti’ ile sınırlı olduğuna dikkati çekti.
Şerifi, Irak'taki demokratik dönüşüm hayalinin yadsınamaz işaretlerinden birinin, Iraklıların kendilerini içinde bulundukları durumdan çekip çıkaracak bir kurtarıcı arayışı ve genele yayılan değişim ihtimalinin zayıfladığı hissi olduğuna işaret etti.
Şerifi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son ayaklanmanın ülkede değişikliğe neden olamaması, (Başbakan Mustafa) el-Kazımi'nin tecrübesi ve taraflarla kurduğu iletişim, protesto gösterisi düzenleme fikrini ortadan kaldırdı. Fikir, başarısız bir seçenek haline getirdi. Bununla birlikte Irak'ın seçimlerle değişimin gerçekleşmesinin imkansız olduğuna dair inancı, Irak'ın askeri darbeye veya acil durum hükümeti kurulmasına yönelik eğilimini tetikledi.”

En büyük dönüşüm
Irak’ta 2003 yılından sonra İslami eğilimli partilerin iktidara gelmesi ve Irak'taki siyasi sistemi kontrol etmeleri belki de Irak’ın demokratik bir ülke olma hayalini yıkan en büyük dönüşümdü. Şerifi, söz konusu partilerin ‘dini ​​kullanarak hakimiyet kurmaya inandıklarını ve bunun da Irak'ta demokratik dönüşüm için en büyük ikilemi yarattığını’ söyledi.
Irak’ın demokratik bir ülke olmasının engellenmesinde birçok faktörün önemli rol oynadığını söyleyen Şerifi,  bunların başında bölgesel ve uluslararası ülkelerle ittifak kuran ve ülkenin siyasi sisteminin kontrolünü ele geçiren tarafların geldiğini belirtti. Şerifi, “Yabancı ülkelerin, bu siyasi partilere verdiği destek, demokrasinin sağlanmasının önünde engeller oluştururken iktidar dümenindeki konumlarını da sağlamlaştırdı” dedi.
‘Demokratikleşme hayalinin ortadan kalkmasının, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi modelini Iraklılar için oldukça çekici hale getirdiğini’ söyleyen Şerifi, “Bu durum, ülkenin istikrarı için en iyi çözümü temsil ediyor olabilir” şeklinde konuştu.

‘Ekim Devrimi’ ve umutların yeniden yeşermesi
Öte yandan Mustansıriyya Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Ali el-Merhec, ‘Ekim Devrimi'nin Irak'ta sivil bir devlet ve demokratik bir ülkeye dönüşme ihtimalini yeniden canlandırdığını ve bu hayalin önceki dönemlere kıyasla azalmasına rağmen halen devam ettiğini’ söyledi. Prof. Merhec, ‘mevcut siyasi sistemden etkilenen çoğunluğun, Irak'ta yönetimi kontrol eden partilerin hegemonyasından ve zulmünden kurtulma çabalarını sürdüreceğini’ kaydetti.
Prof. Merhec, Iraklıların askeri kökenli bir lideri kabul etme olasılığıyla ilgili konuşulmasına rağmen, ‘askeri lider fikrinin, özellikle ayaklanmadan sonra Iraklı gençlere henüz çekici gelmediğini’ düşünüyor. Gençler arasında siyasi farkındalığın olduğunu söyleyen Prof. Merhec, bunun özellikle en çok kullandıkları ‘bir vatan istiyoruz’ sloganında ortaya çıktığını ve sivil bir devlet inşa etme konusundaki bilinçli iradenin açık bir göstergesi olduğunu kaydetti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Merhec, Irak'ta çarpık bir demokrasi algısı oluşmasının nedenini, siyasi sistemin son 17 yılda yaşadığı büyük başarısızlıkların yanı sıra genel olarak demokrasi kavramını olumsuz etkileyen fikir birliğine ve kota sistemine bağladı.
Merhec son olarak Irak’ın demokratik bir ülke olma hayalinin sürmesine rağmen, değişimi sağlama konusundaki güçsüzlük hissinin, bazı sosyal sınıfları demokratik olmayan alternatifler aramaya itebileceğini belirterek, ‘adil ve şeffaf seçimlerin Irak'ta demokratik bir devlet hayalini yeniden tesis etmeye katkıda bulunabileceğinin’ altını çizdi.



İsrail ordusu, Suriye’nin Kuneytra ilindeki birkaç köyü işgal etti

İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
TT

İsrail ordusu, Suriye’nin Kuneytra ilindeki birkaç köyü işgal etti

İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)

Suriye ve İsrail'in Paris'te, askeri gerilimi azaltmak ve diplomasiye girişmek için ABD gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya varmış olmalarına rağmen, İsrail Suriye topraklarını ihlal etmeye devam etti. İsrail ordusu dün, Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki Kuneytra ilinde birkaç köye girdi, es-Samedaniye eş-Şarkiye köyünde askeri kontrol noktası kurdu ve yoldan geçenlerin üstünü aradı.

Yerel kaynaklara göre iki Hilux ve Hummer aracından oluşan bir İsrail gücü, Berika köyü yönünde Bir Acim beldesine girdi, Bir el-Kabbas'ta yaklaşık on dakika durdu ve ardından bölgeden çekildi. Bu arada Suriye'nin resmi yayın kuruluşu El-İhbariyye, İsrail güçlerinin ‘Kuneytra kırsalındaki es-Samedaniye eş-Şarkiye köyünde üç araçtan oluşan bir askeri kontrol noktası kurduğunu ve yoldan geçenleri aradığını’ bildirdi.

Bu olay, İsrail ordusunun Kuneytra'nın doğusundaki el-Ahmer tepesinde mevzilenip İsrail bayrağını göndere çekerek, eski rejimin düşüşüne kadar Suriye'nin kontrolünde olan gözetleme noktaları ve siperler içeren ileri çatışma merkezleri olarak kabul edilen batı ve doğu el-Ahmar tepelerinin kontrolünü ele geçirmesinden birkaç gün sonra meydana geldi.

İsrail basını dün, ABD'nin himayesinde Paris'te düzenlenen Suriye-İsrail müzakerelerinin, ‘ABD'nin etkin katılımıyla sahada çatışmaları önlemeye yönelik bir koordinasyon mekanizması kurulması konusunda sınırlı bir mutabakat’ ile sonuçsuz kaldığını bildirdi. O tarihten bu yana önemli bir ilerleme kaydedilmedi.

İsrail gazetesi Ma'ariv, üst düzey bir İsrailli yetkilinin, İsrail'in pozisyonunun net ve tartışmaya kapalı olduğunu, Hermon (Şeyh) Dağı'ndan çekilmeyeceklerini söylediğini aktardı.

Yetkili, Suriye'nin güvenlik anlaşmasını İsrail'in çekilmesiyle ilişkilendirme talebinin, müzakerelerin teknik koordinasyon aşamasından öteye geçememesinin nedeni olduğunu vurguladı.

dfgrty
Kuneytra'nın batısındaki Tel el-Ahmer'deki İsrail askeri üssü (Facebook)

Araştırmacı ve siyasi analist Muhammed es-Süleyman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Paris'te yapılan son müzakere turunun, iki taraf arasındaki gerilimi azaltmayı ve İran destekli milislerin sınırdan geri dönmesini engelleyerek bölgedeki istikrara katkıda bulunacak bilgilerin paylaşılmasını amaçladığını söyledi.

Süleyman, müzakerelerin tıkanmasının nedeninin, İsrail'in Suriye topraklarında ihlallerinin yanı sıra Suriye’nin güneyi ve el-Cezire bölgesindeki devlet dışı aktörlere desteğini sürdürmesi olduğunu vurguladı.

Süleyman’a göre İsrail'in bu politikaları müzakerelerde baskı aracı olarak izlediğini, ancak bunun müzakerelerin başlaması konusunda anlaşma olasılığını zayıflatıyor.

İsrail ayrıca 8 Aralık 2024 tarihinden sonra işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi reddediyor. Bu durum, ‘İsrail'in 8 Aralık öncesi sınırlarına tamamen çekilmesini’ ısrarla talep eden ve ‘bu sınırlar içinde bir tampon bölge kurulmasını ulusal egemenliğin ihlali’ olarak nitelendirerek reddeden Şam için kabul edilemez.

Suriyeli araştırmacı Süleyman, Şam'ın ‘bölgedeki gerilimi azaltmanın ve ihlalleri durdurmak amacıyla sınırlı bir güvenlik anlaşması yapmanın yanı sıra İsrail ile Suriye'nin güneyindeki ve Suriye'nin El-Cezire bölgesindeki devlet dışı aktörler arasındaki iletişimi durdurmak istediğini söyledi.

İsrail'in bu bağlantıları, Suriye devletinin istikrarını bozan aktörleri desteklemek için kullandığı göz önüne alındığında bu talebin doğal olduğuna işaret eden Süleyman, İsrail'in, ‘gerçek bir caydırıcı unsur olmaksızın’ ihlallerine devam etmek için ABD'nin desteğini kullandığının altını çizdi.

dfrgty
Hermon (Şeyh) Dağı'ndaki bir kontrol noktasının yanında duran bir İsrail askeri, 8 Ocak 2025 (AFP)

İsrail ordusu bir yılı aşkın bir süredir, neredeyse her gün Suriye topraklarını işgal etmeye devam ediyor. Özellikle Kuneytra vilayetinin kırsal kesiminde sınır hattı üzerinde bulunan köylerde kontrol noktaları kuruyor, yoldan geçenleri tutuklayıp sorguluyor, tarım arazilerini buldozerlerle yıkıyor ve ekinleri tahrip ediyorlar.

6 Ocak'ta, bilgi alışverişini koordine etmek, askeri gerilimi azaltmak ve diplomasi ve ticaret fırsatlarını değerlendirmek için ABD gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması oluşturulması konusunda anlaşmaya varılmasına rağmen, İsrail'in uygulamaları azalmadı. Geçtiğimiz hafta Fransa'nın başkenti Paris’te Suriye, İsrail ve ABD temsilcilerinin katıldığı iki günlük yoğun görüşmelerin ardından yayınlanan üçlü bildiride böyle belirtildi.

Araştırmacı Muhammed Süleyman'a göre İsrail'in askeri kuleler ve karakollar inşa etmesi, bölgenin parçalanmasına katkıda bulunrken sınırların kontrolünü kolaylaştırıyor ve bölgeyi tek taraflı bir askeri bölgeye dönüştürüyor. Süleyman, İsrail'in sivillere ve Suriye'nin egemenliğine yönelik uygulamalarının şüphesiz ‘orta ve uzun vadede genişleme ve yerleşim korkularını artırdığını’ belirtti.

Öte yandan Suriye hükümetinden bir kaynak, bu ayın 5'inde İsrail ile müzakerelerin yeniden başlamasının ‘Suriye'nin müzakere edilemez ulusal haklarını geri kazanma konusundaki sarsılmaz kararlılığını teyit ettiğini’ açıkladı.

fgthyu
Suriye'nin güneyinde, İsrail sınırına yakın Kuneytra şehrindeki bir gözlem noktasında Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlemci Gücü (UNDOF) mensubu bir asker (AFP)

Görüşmelerde Suriye, İsrail ile arasında 1974'te imzalanan ‘Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının’ yeniden yürürlüğe konmasını talep etti. Böylece Suriye'nin egemenliğini diğer tüm hususların üzerinde tutan ve Suriye'nin iç işlerine herhangi bir müdahalenin önlenmesini garanti eden adil bir güvenlik anlaşması çerçevesinde İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 tarihinden önceki konumlarına çekilmesi garanti edilecekti.

Suriye yetkilileri, Beşşar Esed rejiminin düşmesinden bu yana, ABD'nin arabuluculuğunda İsrailli yetkililerle bazı müzakereler gerçekleştirdi, ancak herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. İsrail, Suriye topraklarında silahsız bir tampon bölge kurulmasında ısrar ederken, Şam bunu reddediyor.


Uluslararası toplum Lübnan'ın silahların devlet kontrolünde olması için başlattığı girişimi destekliyor

Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'ın silahların devlet kontrolünde olması için başlattığı girişimi destekliyor

Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)

Fransa'nın başkenti Paris'te 5 Mart'ta Lübnan ordusunu desteklemek için bir konferansın düzenleneceğinin duyurulması, meşru kurumların silahların devletle sınırlandırılması kararını uygulamaya koyma yönündeki uluslararası iradeyi yansıtıyordu.

Dün yapılan duyuru, Suudi Arabistan, ABD, Fransa, Mısır ve Katar temsilcilerinden oluşan beşli grubun desteğiyle uluslararası bir ivme kazandı. Bu adım, ordunun görevlerini, özellikle de Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını tamamlamasını sağlamak için atılan bir adım olarak görüldü.

Konferans öncesinde, ihtiyaç ve gereklilikleri belirlemek üzere Lübnan ordusu komuta kademesi ile bağışçı ülkeler arasında toplantılar düzenlenmesi planlanıyor.

Buna karşın Hizbullah iç savaşla tehdit etti. Hizbullah Siyasi Konseyi Başkan Yardımcısı Mahmud Kamati yaptığı açıklamada, yetkililerin Litani Nehri’nin kuzeyi hakkındaki açıklamalarının ‘hükümetin kaos ve istikrarsızlığa, kimsenin memnun olmayacağı bir iç duruma ve belki de iç savaşa doğru gittiği anlamına geldiğini’ söyledi.


Şara: SDG, Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş mücadelesini engellemeye çalıştı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
TT

Şara: SDG, Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş mücadelesini engellemeye çalıştı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün yaptığı açıklamada, “SDG (Suriye Demokratik Güçleri) Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş savaşını engellemeye çalıştı, ardından şehrin stratejik bölgelerine yayıldı” dedi.

Eş-Şara, haber kanallarında yayınlanan bir televizyon röportajında, "Kürt unsuru Suriye'deki durumla bütünleşmiş durumda ve Kürtlerin orduda, güvenlikte ve parlamentoda yer almasını istiyoruz, ancak PKK (Kürdistan İşçi Partisi) onları kalkınma fırsatlarından mahrum bırakmak istiyor" ifadelerini kullandı.

Suriye Devlet Başkanı, “SDG örgütünün sorunu, birden fazla lideri olması ve askeri kararlarının PKK örgütüyle bağlantılı olmasıdır” diyerek, “(SDG) Halep'te sivil ve ekonomik hayatı engelledi ve Nisan anlaşmasının şartlarına uymadı” şeklinde konuştu.