Rus muhalif Navalni, Rusya’nın Mandela’sı mı olacak?

Rus muhalif Navalni, Moskova Havalimanı’na ulaştığında gözaltına alındı (AFP)
Rus muhalif Navalni, Moskova Havalimanı’na ulaştığında gözaltına alındı (AFP)
TT

Rus muhalif Navalni, Rusya’nın Mandela’sı mı olacak?

Rus muhalif Navalni, Moskova Havalimanı’na ulaştığında gözaltına alındı (AFP)
Rus muhalif Navalni, Moskova Havalimanı’na ulaştığında gözaltına alındı (AFP)

Sami Amare
Rus muhalif Aleksey Navalni’nin Moskova’ya geri dönüşü, başkent havalimanında gözaltına alınarak sorguya çekilmesi ve son birkaç gündür tutuklu bulunması ilerleyen birkaç gün ve haftalarda olayların tırmanacağının habercisi gibi görünüyor. Zira Navalni’nin yandaşlarının ve muhaliflerin gelecek cumartesi günü başkent sokaklarına akın edeceğine ilişkin işaretler mevcut.

Dönüş öncesi hareketler
Farklı taraflara göre tavırlar da farklılık gösteriyor. Navalni’nin Kremlin’i veya Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in pozisyonlarını tehdit edebilecek bir değer, ağırlık veya güç ‘oluşturmadığını’ söyleyenler, rejim hapishanesindeki varlığının Rus sokak hareketi ve Kremlin’in politikalarına karşı protesto hareketlerinin hızı açısından çok daha güçlü ve daha önemli göründüğünü söyleyenler ve onu kilit altında tutmaktansa serbest bırakmanın çok daha iyi olduğunu, zira tutuklu olmasının onun değerini ve önemini artırdığını düşünenler mevcut. Aynı şekilde Rusya’da Navalni’yi, Nelson Mandela ve İran’da İmam Humeyni ile yaşananlara benzer şekilde en iyi savaşçılara yükseltebilecek bir ikona dönüştürme ihtimalinden korktuklarını ifade edenler de bulunuyor.
Navalni’nin Moskova’ya dönüşünden önce muhalefetin, Rusya otoritesinin en yüksek düzeylerinde ‘Yolsuzluk Teşhir Fonu’ faaliyeti çerçevesinde hazırlanmaya istekli olduğu bir dizi araştırma yapıldı. Putin’in 1980’lerin ikinci yarısında KGB’de (Devlet Güvenlik Komitesi) geçirdiği yıllar boyunca, Doğu Almanya’nın Dresden şehrindeki önceki hayatına ilişkin toplandığını söyledikleri konular da bu araştırmalar kapsamına dahildi.
‘Putin’in Sarayı’ adının tercih edildiği bu heyecan verici araştırmalar, birçok batılı medya kuruluşunun da dikkatini çekti. Bu bağlamda medya organları, ‘Rusya Devlet Başkanı’nın sahnenin en önemli sembolleri ve dönemin zenginleri arasındaki dostlarının, burayı onun hesabına yaptırdıklarını ve Karadeniz kıyılarında Soçi yakınlarında başka isimler altında tescil ettirdiklerini’ söyledi.

Navalni’nin Moskova’ya dönüşü nasıl karşılandı?
Rus muhalefetine çalışan Batı medyası ve televizyon kanalları, bu soruşturmaların Navalni’nin geleceği, muhalif hareketlerinin ufku, Rusya’daki değişim olasılıklarına ilişkin vizyonu hususunda bir dizi röportaj ve yoruma yer verdi.
Çok sayıda gazetecinin Navalni’nin dönüşüne ilişkin tavrı hakkındaki sorularına yanıt olarak Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, “Her Rus vatandaşı ülkesine dönme hakkına sahiptir. Elbette kimse bu  konuda herhangi bir kısıtlama ile karşılaşamaz” ifadelerini kullandı. Peskov, Putin’in Navalni’nin dönüşüyle ilgili konularla ve Merkezi Soruşturma Komitesi ona yönelttiği suçlamalarla ilgilendiğini de yalanladı.
Devlet Başkanı Putin’in Sözcüsü, Navalni ve ekibinin Karadeniz kıyılarındaki Gelencik şehrinde bulunan ‘Putin’in Sarayı’ hususunda hazırlayıp yayınladığı araştırmaları ‘saçmalık’ olarak nitelendirdi. Peskov, vatandaşlara da ‘muhalefet temsilcisi olarak adlandırılan bu kişiye bağış yapma ve para gönderme çağrılarına’ kapılmama uyarısı yaptı.
Devlet Duması ve Başkanı Vyacheslav Volodin, Navalni’nin dönüş haberini küçümserken, bu geri dönüşün batılı kuruluşlar ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından ‘Rusya ile çatışma’ meselesinde kullanıldığını belirtti. Volodin, diğer tarafların ise bu dönüşü, ülkeyi istikrarsızlaştırma ve ‘sahaya’ yaklaşabilecek koşulları hazırlama girişimlerinin bir başlangıcı olarak değerlendirdiğini vurguladı. Vyacheslav Volodin, Rusya Komünist Partisi Başkanı Gennadiy Zyuganov’un ifadeleriyle, Ukrayna’daki ‘Turuncu Devrim’e atıfta bulundu.

İhanet ve muhalefet arasında Navalni
Adalet Partisi’nin Genel Başkanı Sergey Mironov gibi Navalni’nin ve faaliyetinin ‘vatana ihanet’ olduğu perspektifinden bakanlar da var. Russia Today (RT) kanalında siyasi yorumcu Aleksandr Nazarov, Kırım Yarımadası’nın ayrılması ve Rusya’ya dahil edilmesiyle ilgili 2014 referandumunun sonuçlarını kabul etmeyi reddetmesinden bu yana Navalni’nin, kendini idama mahkum ettiğini belirtti.
Nazarov, Navalni’nin siyasi bir muhalif olarak siyasi ağırlığını küçümserken, (Levada Merkezi tarafından yapılan bir kamuoyu anketine göre) Devlet Başkanı Putin’in yüzde 55’lik popülaritesine kıyasla yalnızca yüzde 2’yi geçmeyen bir popülariteye sahip olduğunu vurguladı.
Rusya’daki koşulların neredeyse günlük takibini yapan görgü tanıkları da Navalni’nin, saha da Rusya Devlet Başkanı Putin ile rekabet etme fırsatına sahip olmadığına dikkati çekti.
Muhalefet yakın olan ve finansmanını Batılı kaynaklardan sağlayan ‘Dujad’ kanalının da Navalni’nin karakteriyle ilgili bir kamuoyu anketi yayınlaması dikkat çekici. Anket, ‘bir hain ve dolandırıcı’ olarak tanımlanması da dahil olmak üzere, Navalni’ye karşı yapılan birçok olumsuz yorumu içermesi açısından garipti. Elbette ankette, bazılarının ‘onu sistemle savaşabilen ve yolsuzluğu ortaya çıkarabilen cesur bir muhalif’ olarak nitelendirdiği ifadelere de yer verildi.

Rus sahnesi senaryoları
Bu noktada Navalni’nin dönüşünün, yönleri farklı olan birçok göstergeyi taşıdığını söyleyebiliriz. Öyle ki fikirler, Kremlin’deki mevcut rejimi ve rejimin simgesi olan Vladimir Putin’i devirmenin gerekliliği üzerinde toplandı. Bu bağlamda Rus hapishanelerinde on yıldan fazla bir zaman geçiren, en büyük Rus petrol şirketi Yukos’un sahibi milyarder Mihail Hodorkovski, Kremlin’e muhalif olan Dujad’a verdiği bir röportajında, ‘Navalni’nin dönüşünün, demir parmaklıklar ardında uzun süre kalma riskini de beraberinde getirdiğini’ belirtti.
Hodorkovski, “Mevcut koşulların birçok yönünün gelişimi, artık birçok batı ülkesinin liderlerinin pozisyonlarına bağlıdır” dedi. Rus milyarder, yurtiçi ve yurtdışındaki pek çok muhalefet figürünün, ‘batı baskısının artmasını’ ve ‘birçok yolsuzlukla suçlanan Putin’in yoldaşlarından, yaptırım listesine daha fazla ismin eklenme olasılığını’ beklediğini vurguladı.
Gelecek cumartesi günü Moskova sokaklarında yapılması beklenen gösterilerin, yakın gelecekte hareketlerin geleceğini değerlendirmek için bir kriter olacağını belirtenler de var. Bu nedenle yakın gelecekte Navalni’nin tutuklanmasına ilişkin olarak, çeşitli yerel ve uluslararası düzeylerde yoğun tartışmalar yaşanabilir.
Birçok gözlemci, Hodorkovski’nin beklentilerine göre ‘Belarus senaryoları’ da dahil birçok farklı senaryonun beklendiğine dikkati çekti. Bu çerçevede Belarus’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tutuklu kocasının yerine aday olan Svetlana Tikhanovskaya’nın yaptığı gibi Yulia Navalnaya’nın da tutukluluk dönemi sırasında eşi Aleksey Navalni’nin yürüyüşünü sürdüreceği olasılığına ilişkin sorulara Hodorkovski, gülümseyerek yalnızca ‘Belki’ ifadesiyle yanıt verdi. Muhalif çevrelerin Navalnaya’ya ‘Tikhanovskaya 2’ diye hitap ettiği bir zamanda Hodorkovski, Yulia’nın bu görevi üstlenmek için daha kalifiye ve vasıflı göründüğünü de dile getirdi. Ancak Yulia Navalnaya, bu söylentileri reddediyor.
Ancak bugünkü tartışma, muhalefet çevreleriyle sınırlı değil. Yaklaşan devlet başkanlığı seçimlerinde başkanlık pozisyonundan uzak olmadığı yönünde de görüş birliği mevcut. Öyle ki mevcut koşullara ilişkin birçok ifade, Navalni’nin geri dönüp Moskova Havalimanı’nda tutuklanışının ve bir Pobeda uçağıyla başkente ulaşmasının, ‘uzun bir yolculuğun yalnızca başlangıcı’ olduğuna işaret ediyor. Bu yolculuğun, Devlet Duması üyelerini seçmek için bir sonraki parlamento seçimlerinin yapılacağı Eylül ayına kadar ve daha sonra da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı 2024 yılına kadar uzamasını bekleyenler var.

Parlamenter sistemle yönetilme umutları
Birçok muhalif temsilci, Devlet Başkanı Putin’in bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görevden ayrılıp aday olmayacağına dair umutlarını dile getirirken Hodorkovski, birçok kişinin hükümeti ‘başkanlık sistemi yerine parlamenter sisteme dönüştürme’ arzusu taşıdığını belirtti. Mihail Hodorkovski, yaklaşan parlamento seçimlerininse bu yıl Rusya’daki en önemli olay olacağını vurguladı.
Rus milyarder, Putin’in ayrılması hususunda umutlarını dile getirirken, (kaynağını belirtmediği) bir kamuoyu anketine katılanların yüzde 48’inin de ‘beşinci dönemde devam etmesine karşı olduklarını’ söyledi. Hodorkovski, bu oranın bu sonbaharda yaklaşan oylama tarihi ile artacağını da belirtti.
Ancak Hodorkovski’nin Dujad kanalına verdiği röportajda ortaya koyduğu en tehlikeli şey, ‘Rus yetkililerin, siyaset ve para alanlarında birçok Batı sembolünün rüşvet ve yolsuzluğuna karıştığı’ yönündeki ifadeleri oldu. Mihail Hodorkovski, bu durumu ‘batıda demokrasi krizi’ olarak tanımlarken, bu duruma da Donald Trump’ın destekçilerinin Kongre binasını bastığı 6 Ocak’ta yaşananları gerekçe gösterdi.
Bugün İngiltere’de yaşayan Rus milyarder Hodorkovski’nin ‘batılı kuruluşların, Rus oligarşisinin bir dizi yozlaşmış sembolünün kara para aklamasına göz yumması’ hususunda söyledikleriyle de bu itirafların hiddeti daha da artıyor. Öyle ki Mihail Hodorkovski, 50 milyon doları aşan kirli paranın ortada olmadığına dikkati çekti. Bu durum ise, batılı kuruluş ve bankaların, değeri 50 milyon doları aşan ‘kara para aklanmasına’ müsamaha gösterdiği anlamına geliyor!



FBI, İran savaşı nedeniyle istifa eden Joe Kent’in peşinde

Joe Kent, özel harekatçı olarak Ortadoğu'daki birçok cephede görev yapmıştı (AP)
Joe Kent, özel harekatçı olarak Ortadoğu'daki birçok cephede görev yapmıştı (AP)
TT

FBI, İran savaşı nedeniyle istifa eden Joe Kent’in peşinde

Joe Kent, özel harekatçı olarak Ortadoğu'daki birçok cephede görev yapmıştı (AP)
Joe Kent, özel harekatçı olarak Ortadoğu'daki birçok cephede görev yapmıştı (AP)

FBI, İran savaşını eleştirerek istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent hakkında gizli bilgileri sızdırdığı gerekçesiyle inceleme yürütüyor.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Semafor'a konuşan ABD'li yetkililer, FBI'ın aylardır Kent hakkında soruşturma yürüttüğünü söylüyor.  

Kaynaklar, gizli bilgilerin sızdırılmasıyla ilgili incelemenin ne zaman başlatıldığına dair ayrıntı vermiyor.

Axios'a konuşan yetkililer de FBI soruşturması hakkındaki detayların gizli tutulduğunu söylüyor.

Ancak kaynaklardan birine göre, Kent'in Tucker Carlson ve başka bir muhafazakar podcast sunucusuna bilgi sızdırdığından şüpheleniliyor. İsrail ve İran'la ilgili sızdırılan istihbarat bilgilerinin de FBI tarafından incelendiği aktarılıyor.

Yetkililerden biri, Kent'in "aylardır takip edildiğini" belirterek pozisyonundan da bu yüzden istifa ettiğini savunuyor:

Kent, bu incelemenin istifasına misilleme olarak yapıldığını iddia etmeye çalışacak. Fakat durum tam tersi; soruşturma altında olduğunun farkında ve bu yüzden istifa etti.

Semafor ve Axios, FBI'ın yorum taleplerini reddettiğini, Kent'in de henüz açıklama yapmadığını aktarıyor.

Diğer yandan New York Times'ın 28 Ekim 2025'teki haberinde, Kent'in muhafazakar aktivist Charlie Kirk'ün cinayetiyle ilgili soruşturma dosyalarına erişmeye çalışırken FBI'la karşı karşıya geldiği yazılmıştı.

Haberde, Kent'in Kirk cinayetinde "yabancı ajanların" rol oynamış olabileceği ihtimaline karşı FBI dosyalarını incelediği ifade edilmişti. FBI Direktörü Kash Patel'in ise yetki sınırlarını aştığı gerekçesiyle Kent'e tepki gösterdiği aktarılmıştı.

Kent, salı günü yayımladığı istifa açıklamasında "İran'daki devam eden savaşı vicdanen destekleyemem" diyerek görevinden ayrıldığını duyurmuştu. İran'ın ABD için yakın bir tehdit oluşturmadığı halde ülkesinin "İsrail'in ve güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle" savaşa girdiği yorumunu yapmıştı.

İstifasının ardından çarşamba günü Tucker Carlson'a verdiği söyleşide de Kent, İran'ın ABD'ye saldıracağına yönelik hiçbir istihbarat olmadığını vurguladı. Ayrıca karar verici konumundaki birçok yetkilinin Trump'la görüşlerini paylaşmasına izin verilmediğini de savundu.

45 yaşındaki siyasetçi, ABD Özel Harekat Birlikleri bünyesinde 11 kez savaşa katılmış, daha sonra ordudan ayrılarak CIA'de çalışmaya başlamıştı. İki çocuk sahibi Kent'in donanmada kriptolog olarak görev yapan eşi de 2019'da Suriye'deki bir saldırıda hayatını kaybetmişti.

Independent Türkçe, Semafor, Axios, Guardian


Trump’ın tehlikeli Hürmüz Boğazı planı: Adalar da ele geçirilebilir

Amerikan donanması askerleri geçen ay Japonya'da tatbikat yapmıştı (ABD Donanması/Facebook)
Amerikan donanması askerleri geçen ay Japonya'da tatbikat yapmıştı (ABD Donanması/Facebook)
TT

Trump’ın tehlikeli Hürmüz Boğazı planı: Adalar da ele geçirilebilir

Amerikan donanması askerleri geçen ay Japonya'da tatbikat yapmıştı (ABD Donanması/Facebook)
Amerikan donanması askerleri geçen ay Japonya'da tatbikat yapmıştı (ABD Donanması/Facebook)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'daki Hark Adası'nı ele geçirmek ve Hürmüz Boğazı'nı gemi trafiğine açmak için bölgeye daha fazla asker gönderebilir.

Kimliklerinin paylaşılmaması kaydıyla Reuters'a konuşan, aralarında Amerikalı yetkililerin de yer aldığı kaynaklar, Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin geçişinin sağlanması için ABD'nin bölgedeki donanma ve hava gücünü artırmayı planladığını söylüyor.

Trump yönetimi, İran'ın petrol ihracatının yüzde 90'ının gerçekleştirildiği Hark Adası'na asker konuşlandırmayı da düşünüyor. Ancak yetkililer, İran'ın adayı drone ve füzelerle vurabileceği için böyle bir hamlenin çok riskli olacağını vurguluyor.

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait jetler, 13 Mart'ta Basra Körfezi'ndeki adada yer alan askeri hedefleri vurmuş ancak petrol altyapısını hedef almamıştı.

Öte yandan Wall Street Journal, yaklaşık 2 bin 200 kişilik 31. Deniz Piyade Sefer Birimi'nin Ortadoğu'ya sevk edildiğini 13 Mart'ta yazmıştı.  

Gazetenin dün yayımlanan analizinde, özel operasyonlara katılan askerlerin İran'ın güney kıyılarındaki bazı adaları ele geçirmek için kullanılabileceği savunuluyor.

Amfibi saldırı gemisi USS Tripoli'deki donanma askerlerinin, yaklaşık bir haftada Japonya açıklarından Ortadoğu'ya varması planlanıyor.

Gemileri üs olarak kullanarak operasyon yürüten ekip, zırhlı araçlar ve topçu silahlarıyla donatılmış kara muharebe birimi; helikopterler ve F-35B gibi jet avcı uçaklarına sahip hava birimi; koordinasyonu sağlayan komuta ekibi ve ikmalle ekipman bakımını üstlenen lojistik taburundan oluşuyor.

Analistler, donanma harekatçılarının Hark Adası'ndaki petrol altyapısını ele geçirmesi halinde Trump yönetiminin bunu Tahran'a karşı koz olarak kullanabileceğini söylüyor. Ayrıca askerlerin, İran'ın en büyük adası Keşm'e veya onun yakınındaki Kiş Adası ya da Hürmüz Adası'na konuşlandırılabileceğini belirtiyorlar.

New York Times'ın 17 Mart'ta yayımlanan analizinde de İran'ın elindeki nükleer yakıt stokunu ele geçirmek veya imha etmek için kara harekatı düzenlenebileceği yazılmıştı. Bunun "her açıdan modern Amerikan tarihinin en cüretkar ve en riskli askeri operasyonlarından biri olacağı" uyarısında bulunulmuştu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın çarşamba günü yayımladığı açıklamada, 28 Şubat'tan bu yana ABD'nin İran'a 7 bin 800'den fazla hava saldırısı düzenlediği, İran'a ait 120'den fazla geminin hasar gördüğü veya imha edildiği bildirildi.

Savaşta şimdiye dek 13 ABD askeri öldürülürken, 200 kişi de yaralandı.

Adının gizli tutulmasını isteyen Beyaz Saray'dan bir yetkili, "Kara birliklerini gönderme yönünde henüz bir karar alınmadı ancak Başkan Trump tüm seçenekleri masada tutuyor" dedi.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


ABD Başkan Yardımcısı Vance'ten zorlu günler uyarısı

J.D. Vance, İran'daki savaşın sonucu olarak benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece geçici olduğunu da belirtti (Reuters)
J.D. Vance, İran'daki savaşın sonucu olarak benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece geçici olduğunu da belirtti (Reuters)
TT

ABD Başkan Yardımcısı Vance'ten zorlu günler uyarısı

J.D. Vance, İran'daki savaşın sonucu olarak benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece geçici olduğunu da belirtti (Reuters)
J.D. Vance, İran'daki savaşın sonucu olarak benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece geçici olduğunu da belirtti (Reuters)

J.D. Vance, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece "geçici" olduğunu söyledi.

ABD Başkan Yardımcısı, çarşamba günü Michigan'daki bir etkinlikte yaptığı konuşmada, "Bu geçici bir aksaklık" dedi.

Biden yönetimi döneminde benzin fiyatları 4 yıl boyunca yüksekti. Benzin fiyatları artık daha yüksek ve açıkçası, Biden dönemindeki bazı zirve seviyelere bile ulaşmış değil.

Ancak Donald Trump'ın İran'a saldırma kararına şüpheyle yaklaştığı bildirilen Vance, "Önümüzdeki birkaç hafta boyunca yolumuz zorlu" diye itiraf etti.

"Bakın, benzin fiyatları yükseldi, bunun farkındayız, bunun halkın canını yaktığını biliyoruz ve fiyatların düşük kalmasını sağlamak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz" dedi ve Donald Trump'ın durumu hafifletmek için "birçok şey" üzerinde çalıştığını ekledi.

Vance'in açıklamaları, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının yol açtığı olumsuz sonuçlar nedeniyle ABD'de benzin fiyatlarının yükselmeye devam ettiği dönemde geldi. Çatışma üçüncü haftasına girerken bu durum, küresel petrol arz zincirlerini ciddi şekilde etkiliyor. Küresel petrolün yaklaşık yüzde 20'si bu boğazdan geçiyor.

GasBuddy'ye göre pazartesi günü bir galon dizelin ortalama fiyatı 5 dolara ulaşarak Aralık 2022'den bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Bu endişe verici eşik yalnızca o tarihte aşılmıştı. Amerikan Otomobil Birliği'ne göre salı günü bir galon dizelin ortalama maliyeti, bir önceki ayki 3,65 dolardan 5,04 dolara yükseldi.

Uzmanlar, ham petrolden elde edilen dizelin yüksek fiyatının Amerikalı tüketiciler için zincirleme etkiler yaratacağı uyarısını yapıyor.

Vance'in yorumlarına rağmen Trump, İran'la savaşın süresiz olarak devam edebileceği konusunda uyardı ve çarşamba günü Hürmüz Boğazı'nın açılmasının sorumluluğunu bu güzergahı kullanan ülkelere bırakmakla tehdit etti.

bgt
Vance'in açıklamaları, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının yol açtığı olumsuz sonuçlar nedeniyle ABD'de benzin fiyatlarının yükselmeye devam ettiği dönemde geldi. Çatışma üçüncü haftasına girerken bu durum, küresel petrol arz zincirlerini ciddi şekilde etkiliyor. Küresel petrolün yaklaşık yüzde 20'si bu boğazdan geçiyor (AP)

BaşkanTruth Social'da yaptığı bir paylaşımda şunları yazdı:

İran terör devletinin kalanını "bitirsek" ve bizim kullanmadığımız sözde 'boğaz'ın sorumluluğunu onu kullanan ülkelere bıraksak acaba ne olurdu? Bu, kayıtsız kalan "müttefiklerimizden" bazılarını hızla harekete geçirirdi!!! Başkan DJT.

Independent Türkçe