‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?
TT

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

Muhalefetteki Suriye Müzakere Komitesi’ndeki üç siyasi blok, Türkiye’nin ‘komite’ ve ‘Anayasa Komitesi’ üzerindeki nüfuzu ve Ankara’nın siyasi karar üzerindeki ‘hegemonyası’ ile mücadele etmek için Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Rusya ve bölge ülkelerine başvurdu. Pedersen, ‘Suriye anayasasının temel ilkelerini’ ele almak üzere gelecek pazartesi günü Suriye Anayasa Komitesi 5’inci tur toplantılarına ilişkin son düzenlemeleri yapıyor.
Pedersen, geçen çarşamba günü Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bir brifing verdiğinde bir başka ruh hali içerisindeydi. Zira kendisi, hükümet ve muhalefet heyetlerinin anlaşması uyarınca, bir anayasanın ele alınacağı bir ‘komite’ hazırlayacak toplantı turuna hazırlanıyor. Toplantı, bölünmenin yaşandığı bir yıl süren turların ardından gelişti. Öyle ki ve Şam, ‘ulusal ilkeleri’ ele almak isterken, muhalefet ise ‘anayasaya giriş ve ilkelerini’ tartışmak istiyordu.
BM brifinginde bu kez, ‘anayasanın’ ayrıntılarını tartışmadan önce Suriye’deki ekonomik krizden, beş yabancı ordunun (Rusya, ABD, Türkiye, İran ve İsrail) varlığından kaynaklanan askeri tablodan söz edildi. Suriye içerisindeki milyonlarca insan ve Suriye dışındaki milyonlarca mülteci, ‘derin şoklardan, aşırı yoksulluktan, güvensizlikten ve gelecek için umut yokluğundan’ mustarip. Birçoğu açısından yalnızca hayatta kalmanın günlük acısı diğer birçok sorunu tepetaklak ediyor.

Yavaş bir tsunami
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), her 10 Suriyeliden 8’inden fazlasının yoksulluktan mustarip olduğunu açıkladı. Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye’de 9,3 milyon insanın gıda güvencesi olmadığını belirtiyor. Ancak Pederson’a göre göstergeler, ‘on yıllık bir çatışmanın etkisi’, ‘koronavirüs salgını nedeniyle küresel ekonomik koşulların kötüleşmesi’, ‘Lübnan krizinin yankıları’, ‘savaş ekonomisi, yolsuzluk, kötü yönetim ve dış tedbirler (yaptırımlar, izolasyon) gibi iç faktörler’ de dahil çeşitli nedenlerle durumun daha da kötüleşeceğine işaret ediyor. Öyle ki bölünmüş bir toplum, daha fazla acıya ve daha fazla istikrarsızlığa yol açan toplumsal dokunun daha da parçalanmasıyla karşı karşıya.
Tüm bunlar, bir tsunaminin yavaşça Suriye’yi vuracağı yönündeki uyarılara neden oluyor. Ayrıca ‘yüksek enflasyon beklentileri’, ‘ekmek ve yakıt sıkıntısı nedeniyle, Suriye hükümetinin ve yetkililerin temel mallar için ana hizmetleri ve desteği sağlama yeteneklerinin sürekli bir düşüşe tanık olacağı ve salgının ek kayıplara yol açacağı’ beklentileri mevcut. Bu bağlada OCHA, batı, ABD ve Avrupa yaptırımlarının etkilerine bir atıf yaparak, ‘Suriyelilerin içinde bulunduğu kötü koşulları daha da kötüleştirecek hiçbir yaptırımın uygulanmaması gerektiğini’ vurguladı.

6 endişe verici işaret
Pedersen ve diğer gözlemciler açısından olumlu ama endişe verici işaretler de mevcut. Geçen 10 ayın, 2020 yılında temas hatlarının neredeyse değişmesi nedeniyle, 2011’den bu yana ‘kriz tarihinin en sessiz ayları’ olduğu doğru. Ama bu sakinlik, kırılgan bir boyutta ve her an kaybolabilir. Bu kırılganlığın göstergeleri ise şunlar; İlk olarak Suriye’nin kuzeydoğusundaki Ayn İsa kasabası çevresinde yaşanan tırmanış, ikinci olarak İsrail’e atfedilen hava saldırılarının yoğunlaşması, üçüncü olarak Suriye’nin doğusunda ve çevresinde DEAŞ saldırılarının devam etmesi, dördüncü olarak İdlib’in güneyinde ve çevresinde karşılıklı saldırılar, beşinci olarak güneybatıdaki karışıklıklar ve altıncı olarak da sivillerin gelişigüzel saldırılarda ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle ölmeye devam etmesi, keyfi tutuklamaların, adam kaçırma eylemlerinin ve BM listesinde yer alan terör gruplarının faaliyetlerin tehlikelerinin sürmesi…
Suriye çözümü için tek referans olan 2254 sayılı kararın uygulanmasında hususunda ise Pedersen’e göre, “Hiçbir aktör veya taraf, Suriye’ye veya krizin çözümüne iradesini dayatamaz. Bu nedenle tüm tarafların birlikte çalışması gerekiyor”. Peki neden? Krizin büyük ölçüde uluslararasılaşması ve Suriye topraklarında faaliyet gösteren beş yabancı ordunun varlığı çerçevesinde Pedersen, “Çözümlerin, yalnızca Suriyelilerin elinde olduğunu veya BM’nin bunu tek başına yapabileceğini iddia edemeyiz” dedi. Pedersen’e göre “Daha ciddi ve iş birliğine dayalı uluslararası diplomasiye acil bir ihtiyaç var. Bu durum ise, ana ülkelerin 2254 sayılı karara bağlı olmaları ve ‘istikrarın sağlanması, terörizmin kontrol altına alınması, mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşü ve daha fazla çatışmanın önlenmesi gibi’ konular da dahil olmak üzere ortak çıkarlara sahip oldukları göz önüne alındığında mümkündür.”

Seçimler ve anayasa
Şu an Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, Temmuz ayı ortalarında görev süresinin bitmesinden önce yapılacak Suriye başkanlık seçimlerinin tarihiyle ilgili acil bir hazırlık yapılıyor. ‘Etkin devletler’ ile ‘Rusların seçim coşkusu’ ve ‘ABD-Avrupa ​​umursamazlığı’ arasında çeşitli anlaşmazlıklar var. Pedersen’in ise, 2254 sayılı kararla hiçbir ilgisi olmadığı göz önüne alındığında, bu durumla ilgilenmemeye karar verdiği açık. Diğer taraftan Geir Pedersen, “BM’nin gözetiminde yeni bir anayasaya göre, en yüksek şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarına uygun olarak ve 2254 sayılı kararda öngörülen şekilde, tehcir halinde yaşayanlar da dahil, bu hakka sahip olan tüm Suriyelilerin katılımıyla gerçekleşen özgür ve adil seçimler ulaşılamaz görünüyor” değerlendirmesinde bulundu. Yani başkanlık seçimlerinin yıl ortasında gerçekleşmesi olası değil.
Anayasa Komitesi toplantıları karşısında bir sonraki senaryo, gerçekçi. Yani seçimlerden önce ve sonra, anayasayı ele almak üzere hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerini kapsayan üç veya dört oturum yapılacak.
Anayasa Komitesi’nin ‘küçük grubunun’ 5’inci turunun 25-29 Ocak tarihlerinde Cenevre’de yapılması planlanıyor. Kararlaştırıldığı üzere komitenin yetkisi, kriterleri ve tüzüğün temel unsurları doğrultusunda ‘anayasanın temel ilkeleri’ ele alınacak. Bir yıldan fazla bir süredir birçok konu tartışıldığı için, bir sonraki oturum ‘oldukça önemli’ olacak. Bu bağlamda Pedersen, “Eş başkanların etkili ve pratik bir çalışma mekanizması ve yöntemi üzerinde anlaşmaya varma zamanının geldiğini düşünüyorum. Böylece toplantılar daha iyi organize edilmiş ve daha odaklanılmış olur” dedi. Bu ne anlama geliyor? Yani komitenin, anayasa reformunun ‘hazırlık’ aşamasından, yetki alanına uygun olarak ‘yapıyı hazırlama’ sürecine geçişini sağlamak kastediliyor. Komitenin, bunu belirli anayasal konuları ele alarak ve anayasa maddeleri taslağı hazırlayarak yapabilmesi mümkün. Pedersen, hükümetin ve muhalefet heyetlerinin başkanlarının, ‘yaklaşan toplantılar için bir eylem planı üzerinde anlaşmaya varmalarını, gündemleri ve konuları netleştirmelerini ve bu süreçle daha hızlı ilerlemelerini’ umuyor.
Ancak tüm batı ülkeleri, bu değerlendirme hususunda hem fikir değil. Anayasa Komitesi’nden ayrılma gereğine dair sesini yükselten Avrupa ülkeleri de mevcut. Hatta bazı ülkeler, kanaatlerine göre Pedersen’i, komiteye hak ettiğinden daha fazlasını verdiği için eleştiriyor. Bu ülkeler, 2254 sayılı kararın uygulanması için, ‘siyasi geçiş, tarafsız bir ortam, tutuklular, güven artırıcı önlemler’ gibi yeni kapılar açmak istiyor.
Joe Biden yönetiminin Suriye ekibini kurması, Ulusal Güvenlik Konseyi ekibinin atanması sonrasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Suriye ekibinin olgunlaştırılması beklenirken Avrupa’nın sesi, bir arttı bir azaldı.

Sürpriz platformlar
‘Anayasanın ihlaliyle’ meşgul olan Pedersen, ummadığı bir yerden bir sürprizle karşılaştı. Öyle ki ‘Kahire Platformu’, ‘Moskova Platformu’ ve ‘Koordinasyon Kurulu’ temsilcileri, ‘Müzakere Komitesi’ içerisindeki bir sorunun çözümüne katkıda bulunması kendisine bir mesaj gönderdi. Bu platformlar, ‘Anayasa Komitesi’ toplantılarında muhalefeti temsil eden ‘Müzakere Komitesi’ içerisinde önemli güçler olarak sayılıyor.
‘Müzakere Komitesi’nin 8 üyesine sahip bağımsız bloğu’ temsil etmek üzere 2019 yılının sonunda Riyad’da düzenlenen bir konferansta seçilmiş bağımsızlarla ilgili teknik bir anlaşmazlık yaşanıyor. Aynı şekilde anlaşmazlık, Kahire Platformu’nun komitedeki temsilini de içeriyor. Bir yıl içerisinde, bağımsızlarla ilgili anlaşmazlığı çözmek için bir dizi öneri ortaya koyuldu. Bunlar arasında bağımsız bloğun eski ve yeni üyelerinin, ‘Müzakere Komitesi’ ve Anayasa Komitesi üyeleri arasında (3 karşısında 5 ya da 2 karşısında 6) paylaşılması meselesi de var. Ancak bu durum, gerçekleşmedi ve diğer blok, yani ‘koalisyon’, oluşum ve seçim mekanizmasına bağlı kaldı ve birkaç gün önce ‘Kahire Platformu’ temsilcisinin adının belirlenmesine olanak tanındı.
Müzakere Komitesi, koalisyondan 8, Moskova Platformu’ndan 4, Kahire Platformu’ndan 4, Koordinasyon Komitesi’nden 5, (birkaç yıl önce Müzakere Komitesi’nin kurulmasından bu yana statüsü oldukça değişmiş olan) asker gruplardan 7, bağımsızlardan 8 olmak üzere 36 üyeyi içeriyor. Ancak tekniğin arkasında siyasi bir anlaşmazlık yaşanıyor. Öyle ki mevcut üye dengesi, bölgesel olarak desteklenen Suriye bloğu lehine eğiliyor. Müzakere Komitesi’ndeki siyasi bloklar, yani Moskova Platformu, Kahire Platformu ve Koordinasyon Komitesi ise Ankara’yı ‘Müzakere Komitesi’ni kontrol etmekle suçluyor. Bloklar, Ankara’nın ‘karşı tarafın kararları kontrol etmesini engellemek amacıyla seçim mekanizmasında yeterli çoğunluğa ulaşmak için yeni bağımsızları komiteye getirmeye çalıştığını’ savunuyor.
Bu üç blok, ‘temsilcinin bir sona ulaşmak için gösterilen çabaları sonuçlandırma arzusunu’ öngören 2015 tarihli ve 2254 sayılı karar uyarınca, anlaşmazlığa müdahale etmek ve anlaşmazlığı çözmek için Pedersen’e başvurdu.
Muhtemelen Geir Pedersen, bu teknik- politik meseleye dahil olmayacak. Kendisi, Anayasa Komitesi toplantılarına odaklanmak istiyor. Astana sürecinin üç garantörü olan Rusya, Türkiye ve İran’ın, gelecek ay Rusya’nın da Soçi şehrinde yapacakları siyasi toplantıda bu meseleyi ele alacaklarına inanılıyor.



Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.


Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
TT

Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)

Yemen hükümetine bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin, ülkenin doğusundaki Mukalla kentinde konuşlandığı ve başta Merkez Bankası, yerel yönetim binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere kentin hayati kurumlarının büyük bölümünü güvence altına aldığı bildirildi.

Mukalla’daki güvenlik kaynaklarının Şarku’l Avsat gazetesine verdiği bilgiye göre, Vatan Kalkanı güçleri pazar günü saat 11.30 sularında kentte konuşlanmaya başladı. Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, güçlerin Mukalla’nın doğusundaki Hılf bölgesinde bulunan Hadramut Elit Güçleri kampına yöneldiğini, Hılf Tepesi’nde de konuşlanarak Merkez Bankası, yerel yönetim binası ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı güvence altına aldığını aktardı.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı’nın Mukalla’daki konuşlanmasının büyük ölçüde tamamlandığını” belirterek, “önümüzdeki saatlerde kente ulaşması beklenen Hadramut Valisi ile eş zamanlı olarak ilave birliklerin takviye amacıyla gelmesinin beklendiğini” ifade etti.

Televizyon görüntüleri, Mukalla’da Vatan Kalkanı güçlerinin geniş çaplı konuşlandığını ve halkın bu durumu memnuniyetle karşıladığını ortaya koydu. Kent sakinleri, kentin güvenliğinin sağlanması ve devletin hayati kurumlarının korunması nedeniyle memnuniyetlerini dile getirdi.

Öte yandan Vatan Kalkanı güçleri, Riyan Uluslararası Havalimanı’nda da konuşlanarak tesislerin güvenliğini sağladı ve havalimanı altyapısına yönelik olası ihlal ve yağma girişimlerinin önüne geçti.

Yemen İçişleri Bakanı Korgeneral İbrahim Haydan ise Hadramut vilayetinin vadi ve sahil kesimlerinde, Vatan Kalkanı komutanlığıyla koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını doğruladı. Haydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, söz konusu adımların, kurtarılmış vilayetlerde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, kamu düzenini korumayı amaçlayan güvenlik planları kapsamında atıldığını belirtti.

Haydan, bu tedbirlerin kamu ve özel mülkiyetin korunması, güvenliği bozmayı hedefleyen her türlü girişimin engellenmesi ve istikrarın pekiştirilmesi hedefiyle hayata geçirildiğini vurguladı.


İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)

Refah Sınır Kapısı’nın Tel Aviv'in kontrolündeki Filistin tarafının açılmasıyla ilgili İsrail'den bir haftadan kısa bir süredir bilgiler sızmaya devam ediyor. Bu akşam İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığında sınır kapısındaki İsrail varlığı ve sınır kapısının kontrolü konusunda karar vermek üzere görüşmelerin yapılacağı konuşuluyor.

Mısır, İsrail'in 2024 yılının mayıs ayında sınır kapısını işgal etmesinden bu yana yaklaşık 18 aydır İsrail'in Mısır sınırındaki kapıda bulunmasını reddediyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, bunun Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor.

Uzmanlar, bu manevraların anlaşmayı bozmak ve uygulanmasını geciktirmek için İsrail tarafından yapıldığını ve anlaşmanın ikinci aşamasının bu ay açıklanması durumunda bile bunun değişmeyeceğini düşünüyorlar.

İsrail televizyonu Kanal 12, İsrail güvenlik kurumlarının önümüzdeki günlerde Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde yeniden açmak için siyasilerden talimat almaya hazırlandığını bildirdi.

Kanal, Başbakan Netanyahu’nun bugün güvenlik istişareleri yapacağını ve bu istişarelerde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede kabul ettiği ‘tavizleri’ sunmasının beklendiğini, gündemin en üst sırasının sınır kapısının yeniden açılması olduğunu aktardı.

İsrail, içerideki güvenlik endişelerine yanıt vermek amacıyla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkışları kontrol etmek için Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında bir ‘kontrol noktası’ kurmayı planlıyor. Kanal 12 televizyonu, kontrol noktasının sahadaki güçler tarafından mı yoksa teknolojik araçlarla mı yönetileceği konusunda net bir açıklama yapmadı.

İsrail Yayın Kurumu, geçtiğimiz çarşamba günü, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden dönüşünün ardından, ABD’nin baskısına yanıt olarak İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde de açmak için hazırlıklara başladığını ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra birkaç gün içinde bir duyuru yapılacağını bildirdi.

frgt
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus Mülteci Kampı’nda, yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk elinde bir bidon suyla çömelmiş dururken (AFP)

Sınır kapısının yeniden açılması, başlangıçta Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşaması kapsamında planlanmıştı, ancak İsrail bu maddeyi zamanında uygulamaya koyamadı ve bu da ertelenmesine yol açtı.

Kanal 12 televizyonu bunu teyit ederek İsrail tarafının Florida'da ABD tarafıyla varılan mutabakat doğrultusunda bu kararı uygulamak için gerekli hazırlıkları ve saha düzenlemelerini çoktan başlattığını bildirdi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde Trump ile bir araya gelen Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşması da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştü. ABD merkezli Axios haber sitesi, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin, Netanyahu'nun Trump ile yaptığı görüşmede, Hamas'ın silahsızlandırılmasını da içeren anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesini kabul ettiğini, ancak her iki tarafın da silahsızlandırma ile birlikte ikinci aşamada planlanan İsrail'in geri çekilmesiyle ilgili herhangi bir şeyi teyit etmediğini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir akademisyen olan Dr. Ahmed Fuad Enver, Mısır'ın hiçbir koşulda Refah Sınır Kapısı’nda İsrail'in varlığını kabul etmeyeceğini ve önceki duruma dönülmesinin önemini defalarca kez vurguladığını belirtti.

Mısır'ın sergilediği, açık ve geri dönüşü olmayan bir tutum olmasına rağmen, bu sızıntıları Kahire'nin tepkisini test etme girişimi olarak değerlendiren Dr. Enver, İsrail'in sınır kapısında yakınında bariyerler kuracağı, bu durumun da Mısır ile gerilimi artıracağı ve Gazze anlaşmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mattava, sınır kapısında veya yakınlarındaki kontrol noktalarında İsrail'in fiili varlığının Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor. Mattava, bugün yapılması planlanan toplantının, sınır kapısının Filistin tarafını izlemek için personel kullanmadan sadece kameralar ve teknoloji kullanılması ve giriş-çıkış yapanların isim listelerinin alınması yönündeki bir tavsiye ile sonuçlanmasını bekliyor.

Kahire, İsrail'in varlığıyla ilgili bu yeni tutum hakkında yorum yapmadı, ancak Mayıs 2024'ten bu yana İsrail ordusunun sınır geçişini işgal etmesini reddetti, geri çekilmesini talep etti ve resmi platformlar ve yetkili kaynaklar aracılığıyla bu tutumunu birden fazla kez yineledi. Geçtiğimiz aralık ayında Mısır, Katar ve diğer altı ülke, İsrail'in Rafah sınır kapısını tek yönlü olarak açarak sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin verme niyetini açıklamasını reddetti. Bu da İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın ‘önümüzdeki günlerde’ sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin vermek üzere açılacağına dair resmi açıklamasına verilen bir tepkiydi.

Ancak Kahire el-İhbariyye televizyonu, Mısır'ın Gazzelilerin tek yönlü geçişine izin veren bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirdi. Televizyon kanalı, resmi bir kaynak aracılığıyla, sınırın açılması konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Trump'ın planına uygun olarak sınırın her iki yönde, Mısır'ın Filistinlilerin geri dönmeksizin Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin vermemesine atıfla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkış için açılacağını doğruladı. Çünkü Kahire, Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin bir emsal oluşturulmasını istemiyor.

Mısır'ın Refah Sınır Kapısı konusundaki tutumunun değişmediğini ve değişmeyeceğini belirten Dr. Enver, İsrail'in sızdırdığı bilgilerin, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını geciktirmek için bir girişim olduğunu belirtti.

Mattava ise, ikinci aşamanın Washington'ın baskısı altında başlayacağını, ancak İsrail'in, sınır kapısı her iki tarafta da açıldığında Hamas'ın silahsızlandırılması ve elinde bulunan son İsrailli rehinenin kalıntılarının iadesi gibi engel teşkil eden konulara başvuracağını tahmin ediyor.