‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?
TT

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

Muhalefetteki Suriye Müzakere Komitesi’ndeki üç siyasi blok, Türkiye’nin ‘komite’ ve ‘Anayasa Komitesi’ üzerindeki nüfuzu ve Ankara’nın siyasi karar üzerindeki ‘hegemonyası’ ile mücadele etmek için Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Rusya ve bölge ülkelerine başvurdu. Pedersen, ‘Suriye anayasasının temel ilkelerini’ ele almak üzere gelecek pazartesi günü Suriye Anayasa Komitesi 5’inci tur toplantılarına ilişkin son düzenlemeleri yapıyor.
Pedersen, geçen çarşamba günü Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bir brifing verdiğinde bir başka ruh hali içerisindeydi. Zira kendisi, hükümet ve muhalefet heyetlerinin anlaşması uyarınca, bir anayasanın ele alınacağı bir ‘komite’ hazırlayacak toplantı turuna hazırlanıyor. Toplantı, bölünmenin yaşandığı bir yıl süren turların ardından gelişti. Öyle ki ve Şam, ‘ulusal ilkeleri’ ele almak isterken, muhalefet ise ‘anayasaya giriş ve ilkelerini’ tartışmak istiyordu.
BM brifinginde bu kez, ‘anayasanın’ ayrıntılarını tartışmadan önce Suriye’deki ekonomik krizden, beş yabancı ordunun (Rusya, ABD, Türkiye, İran ve İsrail) varlığından kaynaklanan askeri tablodan söz edildi. Suriye içerisindeki milyonlarca insan ve Suriye dışındaki milyonlarca mülteci, ‘derin şoklardan, aşırı yoksulluktan, güvensizlikten ve gelecek için umut yokluğundan’ mustarip. Birçoğu açısından yalnızca hayatta kalmanın günlük acısı diğer birçok sorunu tepetaklak ediyor.

Yavaş bir tsunami
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), her 10 Suriyeliden 8’inden fazlasının yoksulluktan mustarip olduğunu açıkladı. Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye’de 9,3 milyon insanın gıda güvencesi olmadığını belirtiyor. Ancak Pederson’a göre göstergeler, ‘on yıllık bir çatışmanın etkisi’, ‘koronavirüs salgını nedeniyle küresel ekonomik koşulların kötüleşmesi’, ‘Lübnan krizinin yankıları’, ‘savaş ekonomisi, yolsuzluk, kötü yönetim ve dış tedbirler (yaptırımlar, izolasyon) gibi iç faktörler’ de dahil çeşitli nedenlerle durumun daha da kötüleşeceğine işaret ediyor. Öyle ki bölünmüş bir toplum, daha fazla acıya ve daha fazla istikrarsızlığa yol açan toplumsal dokunun daha da parçalanmasıyla karşı karşıya.
Tüm bunlar, bir tsunaminin yavaşça Suriye’yi vuracağı yönündeki uyarılara neden oluyor. Ayrıca ‘yüksek enflasyon beklentileri’, ‘ekmek ve yakıt sıkıntısı nedeniyle, Suriye hükümetinin ve yetkililerin temel mallar için ana hizmetleri ve desteği sağlama yeteneklerinin sürekli bir düşüşe tanık olacağı ve salgının ek kayıplara yol açacağı’ beklentileri mevcut. Bu bağlada OCHA, batı, ABD ve Avrupa yaptırımlarının etkilerine bir atıf yaparak, ‘Suriyelilerin içinde bulunduğu kötü koşulları daha da kötüleştirecek hiçbir yaptırımın uygulanmaması gerektiğini’ vurguladı.

6 endişe verici işaret
Pedersen ve diğer gözlemciler açısından olumlu ama endişe verici işaretler de mevcut. Geçen 10 ayın, 2020 yılında temas hatlarının neredeyse değişmesi nedeniyle, 2011’den bu yana ‘kriz tarihinin en sessiz ayları’ olduğu doğru. Ama bu sakinlik, kırılgan bir boyutta ve her an kaybolabilir. Bu kırılganlığın göstergeleri ise şunlar; İlk olarak Suriye’nin kuzeydoğusundaki Ayn İsa kasabası çevresinde yaşanan tırmanış, ikinci olarak İsrail’e atfedilen hava saldırılarının yoğunlaşması, üçüncü olarak Suriye’nin doğusunda ve çevresinde DEAŞ saldırılarının devam etmesi, dördüncü olarak İdlib’in güneyinde ve çevresinde karşılıklı saldırılar, beşinci olarak güneybatıdaki karışıklıklar ve altıncı olarak da sivillerin gelişigüzel saldırılarda ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle ölmeye devam etmesi, keyfi tutuklamaların, adam kaçırma eylemlerinin ve BM listesinde yer alan terör gruplarının faaliyetlerin tehlikelerinin sürmesi…
Suriye çözümü için tek referans olan 2254 sayılı kararın uygulanmasında hususunda ise Pedersen’e göre, “Hiçbir aktör veya taraf, Suriye’ye veya krizin çözümüne iradesini dayatamaz. Bu nedenle tüm tarafların birlikte çalışması gerekiyor”. Peki neden? Krizin büyük ölçüde uluslararasılaşması ve Suriye topraklarında faaliyet gösteren beş yabancı ordunun varlığı çerçevesinde Pedersen, “Çözümlerin, yalnızca Suriyelilerin elinde olduğunu veya BM’nin bunu tek başına yapabileceğini iddia edemeyiz” dedi. Pedersen’e göre “Daha ciddi ve iş birliğine dayalı uluslararası diplomasiye acil bir ihtiyaç var. Bu durum ise, ana ülkelerin 2254 sayılı karara bağlı olmaları ve ‘istikrarın sağlanması, terörizmin kontrol altına alınması, mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşü ve daha fazla çatışmanın önlenmesi gibi’ konular da dahil olmak üzere ortak çıkarlara sahip oldukları göz önüne alındığında mümkündür.”

Seçimler ve anayasa
Şu an Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, Temmuz ayı ortalarında görev süresinin bitmesinden önce yapılacak Suriye başkanlık seçimlerinin tarihiyle ilgili acil bir hazırlık yapılıyor. ‘Etkin devletler’ ile ‘Rusların seçim coşkusu’ ve ‘ABD-Avrupa ​​umursamazlığı’ arasında çeşitli anlaşmazlıklar var. Pedersen’in ise, 2254 sayılı kararla hiçbir ilgisi olmadığı göz önüne alındığında, bu durumla ilgilenmemeye karar verdiği açık. Diğer taraftan Geir Pedersen, “BM’nin gözetiminde yeni bir anayasaya göre, en yüksek şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarına uygun olarak ve 2254 sayılı kararda öngörülen şekilde, tehcir halinde yaşayanlar da dahil, bu hakka sahip olan tüm Suriyelilerin katılımıyla gerçekleşen özgür ve adil seçimler ulaşılamaz görünüyor” değerlendirmesinde bulundu. Yani başkanlık seçimlerinin yıl ortasında gerçekleşmesi olası değil.
Anayasa Komitesi toplantıları karşısında bir sonraki senaryo, gerçekçi. Yani seçimlerden önce ve sonra, anayasayı ele almak üzere hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerini kapsayan üç veya dört oturum yapılacak.
Anayasa Komitesi’nin ‘küçük grubunun’ 5’inci turunun 25-29 Ocak tarihlerinde Cenevre’de yapılması planlanıyor. Kararlaştırıldığı üzere komitenin yetkisi, kriterleri ve tüzüğün temel unsurları doğrultusunda ‘anayasanın temel ilkeleri’ ele alınacak. Bir yıldan fazla bir süredir birçok konu tartışıldığı için, bir sonraki oturum ‘oldukça önemli’ olacak. Bu bağlamda Pedersen, “Eş başkanların etkili ve pratik bir çalışma mekanizması ve yöntemi üzerinde anlaşmaya varma zamanının geldiğini düşünüyorum. Böylece toplantılar daha iyi organize edilmiş ve daha odaklanılmış olur” dedi. Bu ne anlama geliyor? Yani komitenin, anayasa reformunun ‘hazırlık’ aşamasından, yetki alanına uygun olarak ‘yapıyı hazırlama’ sürecine geçişini sağlamak kastediliyor. Komitenin, bunu belirli anayasal konuları ele alarak ve anayasa maddeleri taslağı hazırlayarak yapabilmesi mümkün. Pedersen, hükümetin ve muhalefet heyetlerinin başkanlarının, ‘yaklaşan toplantılar için bir eylem planı üzerinde anlaşmaya varmalarını, gündemleri ve konuları netleştirmelerini ve bu süreçle daha hızlı ilerlemelerini’ umuyor.
Ancak tüm batı ülkeleri, bu değerlendirme hususunda hem fikir değil. Anayasa Komitesi’nden ayrılma gereğine dair sesini yükselten Avrupa ülkeleri de mevcut. Hatta bazı ülkeler, kanaatlerine göre Pedersen’i, komiteye hak ettiğinden daha fazlasını verdiği için eleştiriyor. Bu ülkeler, 2254 sayılı kararın uygulanması için, ‘siyasi geçiş, tarafsız bir ortam, tutuklular, güven artırıcı önlemler’ gibi yeni kapılar açmak istiyor.
Joe Biden yönetiminin Suriye ekibini kurması, Ulusal Güvenlik Konseyi ekibinin atanması sonrasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Suriye ekibinin olgunlaştırılması beklenirken Avrupa’nın sesi, bir arttı bir azaldı.

Sürpriz platformlar
‘Anayasanın ihlaliyle’ meşgul olan Pedersen, ummadığı bir yerden bir sürprizle karşılaştı. Öyle ki ‘Kahire Platformu’, ‘Moskova Platformu’ ve ‘Koordinasyon Kurulu’ temsilcileri, ‘Müzakere Komitesi’ içerisindeki bir sorunun çözümüne katkıda bulunması kendisine bir mesaj gönderdi. Bu platformlar, ‘Anayasa Komitesi’ toplantılarında muhalefeti temsil eden ‘Müzakere Komitesi’ içerisinde önemli güçler olarak sayılıyor.
‘Müzakere Komitesi’nin 8 üyesine sahip bağımsız bloğu’ temsil etmek üzere 2019 yılının sonunda Riyad’da düzenlenen bir konferansta seçilmiş bağımsızlarla ilgili teknik bir anlaşmazlık yaşanıyor. Aynı şekilde anlaşmazlık, Kahire Platformu’nun komitedeki temsilini de içeriyor. Bir yıl içerisinde, bağımsızlarla ilgili anlaşmazlığı çözmek için bir dizi öneri ortaya koyuldu. Bunlar arasında bağımsız bloğun eski ve yeni üyelerinin, ‘Müzakere Komitesi’ ve Anayasa Komitesi üyeleri arasında (3 karşısında 5 ya da 2 karşısında 6) paylaşılması meselesi de var. Ancak bu durum, gerçekleşmedi ve diğer blok, yani ‘koalisyon’, oluşum ve seçim mekanizmasına bağlı kaldı ve birkaç gün önce ‘Kahire Platformu’ temsilcisinin adının belirlenmesine olanak tanındı.
Müzakere Komitesi, koalisyondan 8, Moskova Platformu’ndan 4, Kahire Platformu’ndan 4, Koordinasyon Komitesi’nden 5, (birkaç yıl önce Müzakere Komitesi’nin kurulmasından bu yana statüsü oldukça değişmiş olan) asker gruplardan 7, bağımsızlardan 8 olmak üzere 36 üyeyi içeriyor. Ancak tekniğin arkasında siyasi bir anlaşmazlık yaşanıyor. Öyle ki mevcut üye dengesi, bölgesel olarak desteklenen Suriye bloğu lehine eğiliyor. Müzakere Komitesi’ndeki siyasi bloklar, yani Moskova Platformu, Kahire Platformu ve Koordinasyon Komitesi ise Ankara’yı ‘Müzakere Komitesi’ni kontrol etmekle suçluyor. Bloklar, Ankara’nın ‘karşı tarafın kararları kontrol etmesini engellemek amacıyla seçim mekanizmasında yeterli çoğunluğa ulaşmak için yeni bağımsızları komiteye getirmeye çalıştığını’ savunuyor.
Bu üç blok, ‘temsilcinin bir sona ulaşmak için gösterilen çabaları sonuçlandırma arzusunu’ öngören 2015 tarihli ve 2254 sayılı karar uyarınca, anlaşmazlığa müdahale etmek ve anlaşmazlığı çözmek için Pedersen’e başvurdu.
Muhtemelen Geir Pedersen, bu teknik- politik meseleye dahil olmayacak. Kendisi, Anayasa Komitesi toplantılarına odaklanmak istiyor. Astana sürecinin üç garantörü olan Rusya, Türkiye ve İran’ın, gelecek ay Rusya’nın da Soçi şehrinde yapacakları siyasi toplantıda bu meseleyi ele alacaklarına inanılıyor.



Dörtlü Mekanizma’nın Sudan savaşını sona erdirme planında çıkmaz yaşanıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (Arşiv – AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (Arşiv – AFP)
TT

Dörtlü Mekanizma’nın Sudan savaşını sona erdirme planında çıkmaz yaşanıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (Arşiv – AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (Arşiv – AFP)

Sudan’daki savaşı durdurmaya yönelik çabalar, son aylarda Dörtlü Mekanizma’nın yol haritasının kayda değer bir sonuç üretememesi nedeniyle çıkmaza girmiş durumda.

Ufkun tıkandığı bu süreçte, çok sayıda kaynak, bu yönde kapalı kapılar ardında ve son derece gizli yürütülen bazı görüşmelerin yapılmış olabileceğini, bu nedenle herhangi bir bilginin sızmasının önüne geçildiğini belirtiyor.

Aynı kaynaklar, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın, Dörtlü Mekanizma’yı devre dışı bırakmaya yönelik bir girişim içinde olduğunu ve doğrudan ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülük edeceği yeni bir müzakere hattı oluşturmayı hedeflediğini ifade ediyor. Burhan’ın, bu yaklaşımı çeşitli açıklamalarında birden fazla kez dile getirdiği kaydediliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynaklar ise Dörtlü Mekanizma’nın özellikle en kritik başlık olan ateşkesin sağlanması konusunda sunduğu yol haritasında somut bir ilerleme kaydedememesine rağmen, arabulucuların girişimin başarısız olduğunu ilan etmediğini ya da görüşmeleri sonlandırdıklarına dair bir açıklama yapmadığını aktardı.

Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası

 Sudan'daki çatışmanın iki tarafının temsilcileri, Mayıs 2023'te Cidde Bildirgesi’nin imzalanması sırasında (Reuters)Sudan'daki çatışmanın iki tarafının temsilcileri, Mayıs 2023'te Cidde Bildirgesi’nin imzalanması sırasında (Reuters)

ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) oluşan Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası, geçtiğimiz yıl eylül ayında, insani yardımların Sudan’ın tüm bölgelerine ulaştırılmasını kolaylaştırmak amacıyla üç ay süreli insani ateşkes öngörmüş, bunun ardından kapsamlı bir ateşkes ilan edilmesini ve dokuz ay içinde Sudanlıların güvenini kazanacak meşru sivil hükümetin kurulmasına yol açacak siyasi sürecin başlatılmasını önermişti. Ancak girişim, Sudan ordusunun reddi ve ülkesindeki çatışma karşısında tarafsız olmadığı yönündeki şüpheleri nedeniyle engelle karşılaştı.

Kaynaklar, Dörtlü Mekanizma yol haritasının Sudan’daki savaşı durdurmaya yönelik şu anda masadaki tek girişim olduğunu ve yaklaşık üç yıldır süren, Birleşmiş Milletler’e (BM) göre dünyadaki en büyük insani felakete yol açan yıkıcı çatışmayı sona erdirmek amacıyla tarafların bölgesel düzeyde uzlaşması sonucunda ortaya çıktığını belirtiyor.

Aynı kaynaklar, son gelişmelerin Dörtlü Mekanizma dışında yeni bir müzakere sürecinin varlığına işaret etmediğini, yaşananların ise ordunun bu girişimi en kısa sürede kabul etmesini sağlamaya yönelik çabalardan ibaret olduğunu ifade ediyor. Bu kapsamda, Sudan hükümetiyle iyi ilişkilere sahip bazı ülkelerin, yönetimi girişime olumlu yaklaşmaya teşvik etmek için diplomatik temaslarını yoğunlaştırdığı belirtiliyor.

Tek platform

Siyasi analist el-Cemil el-Fadıl, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Dörtlü Mekanizma girişiminin Sudan’da uzayan savaş krizinin çözümü için bölge ülkeleri arasında üzerinde uzlaşı sağlanmış tek platform olmayı sürdürdüğünü söyledi. El-Fadıl, söz konusu girişimin, ABD Başkanı Donald Trump ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi arasında, ocak ayı ortasında Davos Forumu kapsamında yapılan görüşmede de güçlü biçimde gündeme geldiğini belirtti.

El-Fadıl, iki lider arasındaki görüşmelerin esas olarak Dörtlü Mekanizma çerçevesinde Sudan’daki savaşı sona erdirmeye yönelik ortak çabalara odaklandığını, önceliğin insani ateşkesin kalıcı hale getirilmesi olduğunu ifade etti. Bununla birlikte girişimin sahada somut kazanımlar elde etmesi gerektiğini vurgulayan el-Fadıl, mevcut tabloya bakıldığında sürecin çıkmaza girdiğinin söylenemeyeceğini dile getirdi.

Washington’daki insani yardım konferansı

 Sudan’da dünyadaki en büyük iç göç yaşandı. (Reuters)Sudan’da dünyadaki en büyük iç göç yaşandı. (Reuters)

El-Fadıl, ABD yönetimine yakın çevrelerden sızan bilgilerle bağlantı kurarak, Washington’un 3 Şubat’ta Sudan’a destek amacıyla uluslararası bir insani yardım konferansı düzenlemeye hazırlandığını ve önümüzdeki kısa dönemde kayda değer bir ilerleme yaşanmasının beklendiğini söyledi. Bu adımın, Dörtlü Mekanizma tarafından ortaya konan çözüm yol haritasının parçası olduğunu da ifade etti.

El-Fadıl, ABD yönetiminin, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri’nden (HDK) ateşkes ve çatışmaların durdurulması yönünde taahhüt almadan böyle bir insani konferansı düzenlemeye gitmesinin mümkün olmadığını vurguladı.

Mevcut veriler ışığında, Washington’da yapılması planlanan insani konferansla eş zamanlı olarak yol haritasının uygulanmasına yönelik taraflar arasında örtülü bir mutabakat bulunabileceğini dışlamayan el-Fadıl, sürecin başarısının tüm tarafların gerçek ve somut tavizler vermesine bağlı olduğunu dile getirdi.


İsrail, Gazze Şeridi sakinleri için Refah sınır kapısının sınırlı olarak açıldığını duyurdu

Bugün Mısır tarafından Refah sınır kapısından bir vinç geçiyor (AP).
Bugün Mısır tarafından Refah sınır kapısından bir vinç geçiyor (AP).
TT

İsrail, Gazze Şeridi sakinleri için Refah sınır kapısının sınırlı olarak açıldığını duyurdu

Bugün Mısır tarafından Refah sınır kapısından bir vinç geçiyor (AP).
Bugün Mısır tarafından Refah sınır kapısından bir vinç geçiyor (AP).

İsrail, bugün yaptığı açıklamada Gazze Şeridi sakinlerinin geçişine izin vermek üzere Refah Sınır Kapısı’nın sınırlı olarak açıldığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre İsrail Savunma Bakanlığı’na bağlı Filistin sivil işlerinin koordinasyonundan sorumlu Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi (COGAT), “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda, bugün Refah Sınır Kapısı yalnızca sivillerin geçişine açılmıştır” açıklamasında bulundu.

Filistin medya kuruluşları, daha önce Filistinli personeli taşıyan otobüslerin Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafına ulaştığını, buradan Filistin tarafına geçerek kapıda göreve başlamalarının planlandığını bildirmişti.

Sınır kapısından geçişlerin, sıkı denetim altında ve yalnızca bireylerle sınırlı olacağı belirtiliyor. Bu adım, ateşkesin yürürlüğe girmesinden aylar sonra atılırken, insani yardım kuruluşları uzun süredir abluka altında ve büyük ölçüde tahrip olmuş Gazze’ye yardımların ulaştırılabilmesi için kapının engelsiz şekilde açılması çağrısında bulunuyor.

Ambulanslar, Gazze Şeridi'ne doğru yola çıkmak üzere Refah sınır kapısının Mısır girişinde sıraya girdi (AP)Ambulanslar, Gazze Şeridi'ne doğru yola çıkmak üzere Refah sınır kapısının Mısır girişinde sıraya girdi (AP)

Gazze’de Rafah Sınır Kapısı Yeniden Açıldı, İsrail Saldırılarında 32 Kişi Hayatını Kaybetti

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana yürürlükte olan ateşkesin ihlalleri devam ederken, İsrail’in dün gerçekleştirdiği hava saldırılarında 32 kişi yaşamını yitirdi; Gazze Sivil Savunma yetkililerinin bildirdiğine göre ölenler arasında kadınlar ve çocuklar da bulunuyor.

Mısır sınırındaki Refah Kapısı, İsrail topraklarından geçmeden Gazze’ye kara yoluyla açılan tek geçit olarak biliniyor. Ancak kapı, Mayıs 2024’te İsrail güçlerinin kontrolü ele geçirmesinden bu yana kapalıydı. 2025 başında ise kısa bir süreliğine kısmi olarak yeniden açılmıştı.

Ayrı bir gelişmede, Filistin medyasına göre bugün sabah saatlerinde Gazze Vadisi’nin kuzeyinde İsrail dronunu saldırısında bir Filistinli hayatını kaybetti, bazı kişiler de yaralandı. Filistin Haber Ajansı’nın (WAFA) haberine göre böylece dün sabah saatlerinden itibaren Gazze hastanelerine ulaşan ölü sayısı 32’ye yükseldi; ölümlerin 7’si güneyde, 25’i kuzeyde kaydedildi.

Refah Kapısı, Gazze’nin güney sınırında, ateşkesin ardından İsrail’in çekilmediği alanlar içinde yer alıyor; bu da bölgenin yarısından fazlasını kapsıyor. Anlaşmanın ikinci aşamasında kapının yeniden açılması öngörülüyor. BM ve yardım kuruluşları, insani krizin derinleştiği Gazze’de 2 milyondan fazla kişiye yardım ulaştırılabilmesi için geçişin sorunsuz açılmasını talep ediyor.

Sınırlı olmasına rağmen bu adımın, Gazze’nin günlük işlerini yönetmek üzere kurulan 15 Filistinli teknokrattan oluşan Ulusal Yönetim Komitesi’nin çalışmalarını kolaylaştırması bekleniyor. Komite, ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığını yürüttüğü “Barış Konseyi” denetiminde faaliyet gösterecek.


"Koordinasyon çerçevesi", Trump'ın tehditlerine rağmen Maliki'nin Irak başbakanlığına aday gösterilmesinde ısrar ediyor

Nuri el-Maliki destekçileri, Trump'ın iktidara geri dönmesi halinde Irak'a desteği kesme tehdidini reddederek, Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında gösteri düzenledi (DPA)
Nuri el-Maliki destekçileri, Trump'ın iktidara geri dönmesi halinde Irak'a desteği kesme tehdidini reddederek, Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında gösteri düzenledi (DPA)
TT

"Koordinasyon çerçevesi", Trump'ın tehditlerine rağmen Maliki'nin Irak başbakanlığına aday gösterilmesinde ısrar ediyor

Nuri el-Maliki destekçileri, Trump'ın iktidara geri dönmesi halinde Irak'a desteği kesme tehdidini reddederek, Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında gösteri düzenledi (DPA)
Nuri el-Maliki destekçileri, Trump'ın iktidara geri dönmesi halinde Irak'a desteği kesme tehdidini reddederek, Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında gösteri düzenledi (DPA)

İran'a yakın Şii partileri de içeren ve Irak parlamentosundaki en büyük bloğu oluşturan "Koordinasyon Çerçevesi", ABD Başkanı Donald Trump'ın Nuri el-Maliki'nin iktidara dönmesi halinde Bağdat'a desteğini kesme tehdidine rağmen, dün Nuri el-Maliki'nin başbakanlık adaylığına bağlılığını açıkladı.

Koalisyon, yaptığı açıklamada, “başbakan seçiminin tamamen Irak anayasasına ait bir mesele ve dış müdahalelerden bağımsız olduğunu” vurguladı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre koalisyon “başbakanlık için adayı Nuri el-Maliki'ye olan bağlılığını” teyit etti.

"Hukuk Devleti" koalisyonunun lideri Nuri el-Maliki, parlamentodaki "en büyük bloğu" oluşturan Şii "Koordinasyon Çerçevesi" güçlerinin kendisini başbakan adayı olarak seçme onayını almayı başardı. Gözlemcilere göre, parlamentodaki "en büyük blok" olarak, ülkenin en üst düzey yürütme pozisyonunu kazanmak için dikkat çekici bir geri dönüşe imza attı.

Maliki, 2005-2014 yılları arasında iki dönem üst üste başbakanlık yapmış olsa da 2014'ten sonra siyasi kariyerinde bir tür çatlak oluştu; zira o yıl ülkenin topraklarının üçte birinin, özellikle de Musul şehrinin, DEAŞ örgütünün eline geçmesinden sorumlu tutuldu. Koalisyonu 2014 seçimlerinde büyük başarılar elde etmesine rağmen, Necef dini otoritesi iktidara gelmesini engellemek için "veto" koydu. Aynı yıl, "Sadr Hareketi" lideri Mukteda es-Sadr, "Kürdistan Demokratik Partisi" lideri Mesud Barzani ve diğer Sünni güçler ve şahsiyetler tarafından tamamen reddedildi. Bu gelişme, üçüncü bir dönem başbakanlık elde etmesini engelledi.

Nuri el-Maliki (Reuters)Nuri el-Maliki (Reuters)

Ancak ABD Başkanı Donald Trump salı günü, Irak'ı Nuri el-Maliki'yi yeni başbakan olarak seçmemesi konusunda uyardı ve aksi halde ABD’min artık ülkeye yardım etmeyeceğini söyledi.

Trump, Truth Social’de yaptığı bir paylaşımda, “Büyük Irak'ın Nuri el-Maliki'yi Başbakan olarak yeniden seçerek büyük bir hata yapıyor olabileceğini duyuyorum… Maliki döneminde ülke yoksulluğa ve tam bir kaosa sürüklendi. Bunun tekrarlanmaması gerekiyor. Çılgın politikaları ve ideolojileri nedeniyle, eğer seçilirse, Amerika Birleşik Devletleri Irak'a hiçbir yardımda bulunmayacaktır” ifadelerini kullandı.