‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?
TT

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

Muhalefetteki Suriye Müzakere Komitesi’ndeki üç siyasi blok, Türkiye’nin ‘komite’ ve ‘Anayasa Komitesi’ üzerindeki nüfuzu ve Ankara’nın siyasi karar üzerindeki ‘hegemonyası’ ile mücadele etmek için Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Rusya ve bölge ülkelerine başvurdu. Pedersen, ‘Suriye anayasasının temel ilkelerini’ ele almak üzere gelecek pazartesi günü Suriye Anayasa Komitesi 5’inci tur toplantılarına ilişkin son düzenlemeleri yapıyor.
Pedersen, geçen çarşamba günü Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bir brifing verdiğinde bir başka ruh hali içerisindeydi. Zira kendisi, hükümet ve muhalefet heyetlerinin anlaşması uyarınca, bir anayasanın ele alınacağı bir ‘komite’ hazırlayacak toplantı turuna hazırlanıyor. Toplantı, bölünmenin yaşandığı bir yıl süren turların ardından gelişti. Öyle ki ve Şam, ‘ulusal ilkeleri’ ele almak isterken, muhalefet ise ‘anayasaya giriş ve ilkelerini’ tartışmak istiyordu.
BM brifinginde bu kez, ‘anayasanın’ ayrıntılarını tartışmadan önce Suriye’deki ekonomik krizden, beş yabancı ordunun (Rusya, ABD, Türkiye, İran ve İsrail) varlığından kaynaklanan askeri tablodan söz edildi. Suriye içerisindeki milyonlarca insan ve Suriye dışındaki milyonlarca mülteci, ‘derin şoklardan, aşırı yoksulluktan, güvensizlikten ve gelecek için umut yokluğundan’ mustarip. Birçoğu açısından yalnızca hayatta kalmanın günlük acısı diğer birçok sorunu tepetaklak ediyor.

Yavaş bir tsunami
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), her 10 Suriyeliden 8’inden fazlasının yoksulluktan mustarip olduğunu açıkladı. Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye’de 9,3 milyon insanın gıda güvencesi olmadığını belirtiyor. Ancak Pederson’a göre göstergeler, ‘on yıllık bir çatışmanın etkisi’, ‘koronavirüs salgını nedeniyle küresel ekonomik koşulların kötüleşmesi’, ‘Lübnan krizinin yankıları’, ‘savaş ekonomisi, yolsuzluk, kötü yönetim ve dış tedbirler (yaptırımlar, izolasyon) gibi iç faktörler’ de dahil çeşitli nedenlerle durumun daha da kötüleşeceğine işaret ediyor. Öyle ki bölünmüş bir toplum, daha fazla acıya ve daha fazla istikrarsızlığa yol açan toplumsal dokunun daha da parçalanmasıyla karşı karşıya.
Tüm bunlar, bir tsunaminin yavaşça Suriye’yi vuracağı yönündeki uyarılara neden oluyor. Ayrıca ‘yüksek enflasyon beklentileri’, ‘ekmek ve yakıt sıkıntısı nedeniyle, Suriye hükümetinin ve yetkililerin temel mallar için ana hizmetleri ve desteği sağlama yeteneklerinin sürekli bir düşüşe tanık olacağı ve salgının ek kayıplara yol açacağı’ beklentileri mevcut. Bu bağlada OCHA, batı, ABD ve Avrupa yaptırımlarının etkilerine bir atıf yaparak, ‘Suriyelilerin içinde bulunduğu kötü koşulları daha da kötüleştirecek hiçbir yaptırımın uygulanmaması gerektiğini’ vurguladı.

6 endişe verici işaret
Pedersen ve diğer gözlemciler açısından olumlu ama endişe verici işaretler de mevcut. Geçen 10 ayın, 2020 yılında temas hatlarının neredeyse değişmesi nedeniyle, 2011’den bu yana ‘kriz tarihinin en sessiz ayları’ olduğu doğru. Ama bu sakinlik, kırılgan bir boyutta ve her an kaybolabilir. Bu kırılganlığın göstergeleri ise şunlar; İlk olarak Suriye’nin kuzeydoğusundaki Ayn İsa kasabası çevresinde yaşanan tırmanış, ikinci olarak İsrail’e atfedilen hava saldırılarının yoğunlaşması, üçüncü olarak Suriye’nin doğusunda ve çevresinde DEAŞ saldırılarının devam etmesi, dördüncü olarak İdlib’in güneyinde ve çevresinde karşılıklı saldırılar, beşinci olarak güneybatıdaki karışıklıklar ve altıncı olarak da sivillerin gelişigüzel saldırılarda ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle ölmeye devam etmesi, keyfi tutuklamaların, adam kaçırma eylemlerinin ve BM listesinde yer alan terör gruplarının faaliyetlerin tehlikelerinin sürmesi…
Suriye çözümü için tek referans olan 2254 sayılı kararın uygulanmasında hususunda ise Pedersen’e göre, “Hiçbir aktör veya taraf, Suriye’ye veya krizin çözümüne iradesini dayatamaz. Bu nedenle tüm tarafların birlikte çalışması gerekiyor”. Peki neden? Krizin büyük ölçüde uluslararasılaşması ve Suriye topraklarında faaliyet gösteren beş yabancı ordunun varlığı çerçevesinde Pedersen, “Çözümlerin, yalnızca Suriyelilerin elinde olduğunu veya BM’nin bunu tek başına yapabileceğini iddia edemeyiz” dedi. Pedersen’e göre “Daha ciddi ve iş birliğine dayalı uluslararası diplomasiye acil bir ihtiyaç var. Bu durum ise, ana ülkelerin 2254 sayılı karara bağlı olmaları ve ‘istikrarın sağlanması, terörizmin kontrol altına alınması, mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşü ve daha fazla çatışmanın önlenmesi gibi’ konular da dahil olmak üzere ortak çıkarlara sahip oldukları göz önüne alındığında mümkündür.”

Seçimler ve anayasa
Şu an Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, Temmuz ayı ortalarında görev süresinin bitmesinden önce yapılacak Suriye başkanlık seçimlerinin tarihiyle ilgili acil bir hazırlık yapılıyor. ‘Etkin devletler’ ile ‘Rusların seçim coşkusu’ ve ‘ABD-Avrupa ​​umursamazlığı’ arasında çeşitli anlaşmazlıklar var. Pedersen’in ise, 2254 sayılı kararla hiçbir ilgisi olmadığı göz önüne alındığında, bu durumla ilgilenmemeye karar verdiği açık. Diğer taraftan Geir Pedersen, “BM’nin gözetiminde yeni bir anayasaya göre, en yüksek şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarına uygun olarak ve 2254 sayılı kararda öngörülen şekilde, tehcir halinde yaşayanlar da dahil, bu hakka sahip olan tüm Suriyelilerin katılımıyla gerçekleşen özgür ve adil seçimler ulaşılamaz görünüyor” değerlendirmesinde bulundu. Yani başkanlık seçimlerinin yıl ortasında gerçekleşmesi olası değil.
Anayasa Komitesi toplantıları karşısında bir sonraki senaryo, gerçekçi. Yani seçimlerden önce ve sonra, anayasayı ele almak üzere hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerini kapsayan üç veya dört oturum yapılacak.
Anayasa Komitesi’nin ‘küçük grubunun’ 5’inci turunun 25-29 Ocak tarihlerinde Cenevre’de yapılması planlanıyor. Kararlaştırıldığı üzere komitenin yetkisi, kriterleri ve tüzüğün temel unsurları doğrultusunda ‘anayasanın temel ilkeleri’ ele alınacak. Bir yıldan fazla bir süredir birçok konu tartışıldığı için, bir sonraki oturum ‘oldukça önemli’ olacak. Bu bağlamda Pedersen, “Eş başkanların etkili ve pratik bir çalışma mekanizması ve yöntemi üzerinde anlaşmaya varma zamanının geldiğini düşünüyorum. Böylece toplantılar daha iyi organize edilmiş ve daha odaklanılmış olur” dedi. Bu ne anlama geliyor? Yani komitenin, anayasa reformunun ‘hazırlık’ aşamasından, yetki alanına uygun olarak ‘yapıyı hazırlama’ sürecine geçişini sağlamak kastediliyor. Komitenin, bunu belirli anayasal konuları ele alarak ve anayasa maddeleri taslağı hazırlayarak yapabilmesi mümkün. Pedersen, hükümetin ve muhalefet heyetlerinin başkanlarının, ‘yaklaşan toplantılar için bir eylem planı üzerinde anlaşmaya varmalarını, gündemleri ve konuları netleştirmelerini ve bu süreçle daha hızlı ilerlemelerini’ umuyor.
Ancak tüm batı ülkeleri, bu değerlendirme hususunda hem fikir değil. Anayasa Komitesi’nden ayrılma gereğine dair sesini yükselten Avrupa ülkeleri de mevcut. Hatta bazı ülkeler, kanaatlerine göre Pedersen’i, komiteye hak ettiğinden daha fazlasını verdiği için eleştiriyor. Bu ülkeler, 2254 sayılı kararın uygulanması için, ‘siyasi geçiş, tarafsız bir ortam, tutuklular, güven artırıcı önlemler’ gibi yeni kapılar açmak istiyor.
Joe Biden yönetiminin Suriye ekibini kurması, Ulusal Güvenlik Konseyi ekibinin atanması sonrasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Suriye ekibinin olgunlaştırılması beklenirken Avrupa’nın sesi, bir arttı bir azaldı.

Sürpriz platformlar
‘Anayasanın ihlaliyle’ meşgul olan Pedersen, ummadığı bir yerden bir sürprizle karşılaştı. Öyle ki ‘Kahire Platformu’, ‘Moskova Platformu’ ve ‘Koordinasyon Kurulu’ temsilcileri, ‘Müzakere Komitesi’ içerisindeki bir sorunun çözümüne katkıda bulunması kendisine bir mesaj gönderdi. Bu platformlar, ‘Anayasa Komitesi’ toplantılarında muhalefeti temsil eden ‘Müzakere Komitesi’ içerisinde önemli güçler olarak sayılıyor.
‘Müzakere Komitesi’nin 8 üyesine sahip bağımsız bloğu’ temsil etmek üzere 2019 yılının sonunda Riyad’da düzenlenen bir konferansta seçilmiş bağımsızlarla ilgili teknik bir anlaşmazlık yaşanıyor. Aynı şekilde anlaşmazlık, Kahire Platformu’nun komitedeki temsilini de içeriyor. Bir yıl içerisinde, bağımsızlarla ilgili anlaşmazlığı çözmek için bir dizi öneri ortaya koyuldu. Bunlar arasında bağımsız bloğun eski ve yeni üyelerinin, ‘Müzakere Komitesi’ ve Anayasa Komitesi üyeleri arasında (3 karşısında 5 ya da 2 karşısında 6) paylaşılması meselesi de var. Ancak bu durum, gerçekleşmedi ve diğer blok, yani ‘koalisyon’, oluşum ve seçim mekanizmasına bağlı kaldı ve birkaç gün önce ‘Kahire Platformu’ temsilcisinin adının belirlenmesine olanak tanındı.
Müzakere Komitesi, koalisyondan 8, Moskova Platformu’ndan 4, Kahire Platformu’ndan 4, Koordinasyon Komitesi’nden 5, (birkaç yıl önce Müzakere Komitesi’nin kurulmasından bu yana statüsü oldukça değişmiş olan) asker gruplardan 7, bağımsızlardan 8 olmak üzere 36 üyeyi içeriyor. Ancak tekniğin arkasında siyasi bir anlaşmazlık yaşanıyor. Öyle ki mevcut üye dengesi, bölgesel olarak desteklenen Suriye bloğu lehine eğiliyor. Müzakere Komitesi’ndeki siyasi bloklar, yani Moskova Platformu, Kahire Platformu ve Koordinasyon Komitesi ise Ankara’yı ‘Müzakere Komitesi’ni kontrol etmekle suçluyor. Bloklar, Ankara’nın ‘karşı tarafın kararları kontrol etmesini engellemek amacıyla seçim mekanizmasında yeterli çoğunluğa ulaşmak için yeni bağımsızları komiteye getirmeye çalıştığını’ savunuyor.
Bu üç blok, ‘temsilcinin bir sona ulaşmak için gösterilen çabaları sonuçlandırma arzusunu’ öngören 2015 tarihli ve 2254 sayılı karar uyarınca, anlaşmazlığa müdahale etmek ve anlaşmazlığı çözmek için Pedersen’e başvurdu.
Muhtemelen Geir Pedersen, bu teknik- politik meseleye dahil olmayacak. Kendisi, Anayasa Komitesi toplantılarına odaklanmak istiyor. Astana sürecinin üç garantörü olan Rusya, Türkiye ve İran’ın, gelecek ay Rusya’nın da Soçi şehrinde yapacakları siyasi toplantıda bu meseleyi ele alacaklarına inanılıyor.



"Gazze Yönetim Komitesi"... "temkinli" bir başlangıç

Bir Filistinli, dün Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı gösteriyor (AP)
Bir Filistinli, dün Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı gösteriyor (AP)
TT

"Gazze Yönetim Komitesi"... "temkinli" bir başlangıç

Bir Filistinli, dün Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı gösteriyor (AP)
Bir Filistinli, dün Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı gösteriyor (AP)

Kahire dün, Filistinlilerin mutabakatı ve Amerika'nın desteği ile İsrail'in önceki çekincelerine rağmen resmi bir itiraz olmaksızın, ancak sahada engeller çıkarılma niyetinin açıkça ortada olduğu bir ortamda, Gazze Şeridi'nin idaresinden sorumlu “Teknokrat Komite”nin ilk toplantısına tanık oldu.

Filistin Ulusal Gazze Şeridi Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas ilk basın toplantısında, komitenin mali destek aldığını ve iki yıllık görev süresi için bir bütçe belirlendiğini söyledi. Şaas, Gazze'nin yeniden inşası ve yardım için Dünya Bankası'nda bir fon kurulmasını istedi.

Şaas, yardım planının 2025 yılının Mart ayında Arap Birliği tarafından onaylanan Mısır planına dayandığını açıkladı. (Bu planın uygulanması beş yıl sürecek ve maliyeti yaklaşık 53 milyar dolar olacak.) Avrupa tarafından memnuniyetle karşılanan planla ilgili olarak Şaas, “Gazze Şeridi Yönetim Komitesi'nin attığı ilk adım, Şerid'e 200n bin prefabrik konut birimi sağlamak” olduğunu vurguladı.

Hamas, Şeridi teknokrat yönetime devretmeye hazır olduğunu açıkladı. Hamas açıklamasında, Gazze'de devam eden “katliamların” Tel Aviv'in “ateşkes anlaşmasını sabote etme ve Şerid'deki durumu istikrara kavuşturma çabalarını bozma politikasını” sürdürdüğünü doğruladığını belirtti.


Suriye Arap Ordusu, SGD mensuplarına "örgütten ayrılın" çağrısı yaptı; SDG'den yanıt geldi: Siyasi ve askeri iflas

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe
TT

Suriye Arap Ordusu, SGD mensuplarına "örgütten ayrılın" çağrısı yaptı; SDG'den yanıt geldi: Siyasi ve askeri iflas

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe

Suriye Arap Ordusu’nun SDG mensuplarına yönelik “örgütten ayrılın” çağrısına, Suriye Demokratik Güçleri’nden sert bir açıklama geldi. SDG, çağrıyı “siyasi ve askeri iflasın göstergesi” olarak nitelendirerek, birlik ve vatanseverlik vurgusu yaptı.

Suriye Arap Ordusu Harekat Komutanlığı, resmi haber ajansı SANA aracılığıyla Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki mensuplara yönelik bir çağrı yayımladı. Açıklamada, SDG saflarında yer alan Suriyelilere, etnik ya da mezhepsel ayrım gözetilmeksizin örgütten ayrılmaları ve en yakın Suriye Arap Ordusu noktasına yönelmeleri istendi.

Komutanlık, SDG’den ayrılanların “ülkeleri tarafından her zaman ve her yerde kabul edileceğini” vurgulayarak, sorunun halkla değil, PKK ile bağlantılı milis yapılar ve “devrik rejimin kalıntıları” ile sınırlı olduğunu savundu. Açıklamada bu unsurların sivilleri hedef aldığı ve Suriye toplumunu parçalamayı amaçladığı öne sürüldü.

Suriye Arap Ordusu Harekat Komutanlığı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Kürt ya da Arap ayrımı gözetmeksizin, SDG bünyesinde yer alan tüm Suriyelilere sesleniyoruz: Gecikmeden bu örgütten ayrılın ve devletinize, halkınıza geri dönün. SDG’den ayrılan herkes, ülkesi tarafından her zaman ve her yerde kabul edilecektir. Sorunumuz halkımızla değil; PKK terör örgütüne bağlı milislerle ve Suriye toplumunu yok etmeyi hedefleyen unsurlarladır.”

SDG'den sert yanıt

Bu çağrıya, aynı gün içinde Suriye Demokratik Güçleri Medya Merkezi’nden yazılı bir açıklamayla yanıt geldi. SDG açıklamasında, Şam’daki Savunma Bakanlığı kaynaklı çağrıların sahadaki gerçeklerle bağdaşmadığı savunularak, bu tür açıklamaların bölgedeki topluluklar arasında ayrılık yaratma girişimi olduğu ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Suriye Demokratik Güçleri’nin vatanseverliği, tüm ayrılık çağrılarından daha güçlüdür. Şam’daki ‘Savunma Bakanlığı’ tarafından savaşçılarımızı hedef almaya çalışan bu çağrılar, siyasi ve askeri iflas durumunu yansıtan, bölgedeki topluluklar arasında ayrılık tohumları ekme girişiminin başarısız bir örneğidir.

SDG, yapısının çok kimlikli olduğunu vurgulayarak Kürt, Arap, Süryani ve diğer halklardan oluşan savaşçıların terörizme karşı ortak bir mücadele yürüttüğünü belirtti. Açıklamada, bu birlikteliğin yıllara dayanan fedakarlıklarla güçlendiği ifade edildi:

Kürt, Arap, Süryani ve diğer savaşçılarıyla Suriye Demokratik Güçleri, terörizme karşı mücadelede ve sivillerin korunmasında kan bağıyla birleşmiş, birleşik bir ulusal güçtür. Bu savaşçılar ve aileleri bu toprakların evlatlarıdır; bağlılıklarında vatanseverdirler, seçimlerinde nettirler ve yıllarca süren fedakarlıklarıyla birliklerinin her türlü kışkırtmadan daha güçlü olduğunu kanıtlamışlardır.

SDG açıklamasında, safları bölmeye yönelik girişimlerin sonuç vermeyeceği belirtilerek, bu tür çağrıların tam tersine daha güçlü bir kenetlenmeye yol açacağı savunuldu:

Safları bölme ve ayrılık tohumları ekme girişimleri, sahadaki gerçekleri değiştirmeyecektir. Suriye Demokratik Güçleri, Kuzey ve Doğu Suriye halkıyla birlikte terörizme ve onu yeni biçimlerde yeniden canlandırmaya çalışanlara karşı birlik içinde kalacaktır.

Independent Türkçe, SANA, Telegram


Somali cumhurbaşkanı, ayrılıkçı Somaliland bölgesi ile ihtilaflı kasabayı ziyaret etti

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mohamud'un Las Anod'a gelişi (Somali Cumhurbaşkanlığı Facebook hesabı)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mohamud'un Las Anod'a gelişi (Somali Cumhurbaşkanlığı Facebook hesabı)
TT

Somali cumhurbaşkanı, ayrılıkçı Somaliland bölgesi ile ihtilaflı kasabayı ziyaret etti

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mohamud'un Las Anod'a gelişi (Somali Cumhurbaşkanlığı Facebook hesabı)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mohamud'un Las Anod'a gelişi (Somali Cumhurbaşkanlığı Facebook hesabı)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mohamud, dün Somaliland'ın ayrılıkçı bölgesi ile ihtilaflı bir bölge başkentini ziyaret etti. Bu ziyaret, yaklaşık 50 yıldır bu bölgeye yapılan ilk cumhurbaşkanı ziyareti oldu.

Sool eyaletinin idari başkenti Las Anod'a yapılan ziyaret, İsrail'in Mogadişu'yu öfkelendiren Somaliland Cumhuriyeti'nin tek taraflı bağımsızlığını tanımasının ardından Afrika Boynuzu bölgesinde gerginliğin arttığı bir dönemde gerçekleşti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Mahmud, Las Anod'da Kuzey-Doğu Somali cumhurbaşkanının göreve başlama törenine katıldı.

Kuzey-Doğu Somali, Sool, Sanaag ve Ain olmak üzere üç Somali eyaletinin bir kısmını kapsamaktadır ve başkenti Las Anod'dur.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali'nin Kuzeydoğu Eyaleti Cumhurbaşkanlığı göreve başlama törenine katılmak üzere Las Anod'a yaptığı ziyaret sırasında (Somali Cumhurbaşkanlığı Facebook hesabı)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali'nin Kuzeydoğu Eyaleti Cumhurbaşkanlığı göreve başlama törenine katılmak üzere Las Anod'a yaptığı ziyaret sırasında (Somali Cumhurbaşkanlığı Facebook hesabı)

Ayrılıkçı Somaliland Cumhuriyeti, 2007 yılından beri Las Anod'u kontrol ediyordu, ancak Somali güçleri ve Mogadişu'ya sadık milislerle şiddetli çatışmaların ardından, onlarca kişinin ölümüne neden olan çatışmaların ardından güçleri geri çekilmek zorunda kaldı.

Somali cumhurbaşkanlığı, Mahmud'un ziyaretinin, birliğin güçlenmesini ve federal hükümetin Somali devleti ve halkının birliğini pekiştirme çabalarını simgelediğini belirtti.

Somaliland Cumhuriyeti hızlı bir şekilde yanıt verdi ve ayrılıkçı bölgenin Cumhurbaşkanlığı İşleri Bakanı Kadir Hus-seyin Abdi, Las Anod'un Somaliland toprakları olduğunu belirterek, farklılıkları diyalog ve barışçıl yollarla çözme kararlılığını vurguladı.

Somaliland'ın tanınmasının artık bir “gerçeklik” olduğunu vurgulayan Abdi, “kimsenin bunu değiştiremeyeceğini” ifade etti.