‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?
TT

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

‘Suriye tsunamisine’ ilişkin uluslararası endişeler… Muhalif bloklar, Türkiye’nin hegemonyasına karşı harekete mi geçti?

Muhalefetteki Suriye Müzakere Komitesi’ndeki üç siyasi blok, Türkiye’nin ‘komite’ ve ‘Anayasa Komitesi’ üzerindeki nüfuzu ve Ankara’nın siyasi karar üzerindeki ‘hegemonyası’ ile mücadele etmek için Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Rusya ve bölge ülkelerine başvurdu. Pedersen, ‘Suriye anayasasının temel ilkelerini’ ele almak üzere gelecek pazartesi günü Suriye Anayasa Komitesi 5’inci tur toplantılarına ilişkin son düzenlemeleri yapıyor.
Pedersen, geçen çarşamba günü Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bir brifing verdiğinde bir başka ruh hali içerisindeydi. Zira kendisi, hükümet ve muhalefet heyetlerinin anlaşması uyarınca, bir anayasanın ele alınacağı bir ‘komite’ hazırlayacak toplantı turuna hazırlanıyor. Toplantı, bölünmenin yaşandığı bir yıl süren turların ardından gelişti. Öyle ki ve Şam, ‘ulusal ilkeleri’ ele almak isterken, muhalefet ise ‘anayasaya giriş ve ilkelerini’ tartışmak istiyordu.
BM brifinginde bu kez, ‘anayasanın’ ayrıntılarını tartışmadan önce Suriye’deki ekonomik krizden, beş yabancı ordunun (Rusya, ABD, Türkiye, İran ve İsrail) varlığından kaynaklanan askeri tablodan söz edildi. Suriye içerisindeki milyonlarca insan ve Suriye dışındaki milyonlarca mülteci, ‘derin şoklardan, aşırı yoksulluktan, güvensizlikten ve gelecek için umut yokluğundan’ mustarip. Birçoğu açısından yalnızca hayatta kalmanın günlük acısı diğer birçok sorunu tepetaklak ediyor.

Yavaş bir tsunami
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), her 10 Suriyeliden 8’inden fazlasının yoksulluktan mustarip olduğunu açıkladı. Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye’de 9,3 milyon insanın gıda güvencesi olmadığını belirtiyor. Ancak Pederson’a göre göstergeler, ‘on yıllık bir çatışmanın etkisi’, ‘koronavirüs salgını nedeniyle küresel ekonomik koşulların kötüleşmesi’, ‘Lübnan krizinin yankıları’, ‘savaş ekonomisi, yolsuzluk, kötü yönetim ve dış tedbirler (yaptırımlar, izolasyon) gibi iç faktörler’ de dahil çeşitli nedenlerle durumun daha da kötüleşeceğine işaret ediyor. Öyle ki bölünmüş bir toplum, daha fazla acıya ve daha fazla istikrarsızlığa yol açan toplumsal dokunun daha da parçalanmasıyla karşı karşıya.
Tüm bunlar, bir tsunaminin yavaşça Suriye’yi vuracağı yönündeki uyarılara neden oluyor. Ayrıca ‘yüksek enflasyon beklentileri’, ‘ekmek ve yakıt sıkıntısı nedeniyle, Suriye hükümetinin ve yetkililerin temel mallar için ana hizmetleri ve desteği sağlama yeteneklerinin sürekli bir düşüşe tanık olacağı ve salgının ek kayıplara yol açacağı’ beklentileri mevcut. Bu bağlada OCHA, batı, ABD ve Avrupa yaptırımlarının etkilerine bir atıf yaparak, ‘Suriyelilerin içinde bulunduğu kötü koşulları daha da kötüleştirecek hiçbir yaptırımın uygulanmaması gerektiğini’ vurguladı.

6 endişe verici işaret
Pedersen ve diğer gözlemciler açısından olumlu ama endişe verici işaretler de mevcut. Geçen 10 ayın, 2020 yılında temas hatlarının neredeyse değişmesi nedeniyle, 2011’den bu yana ‘kriz tarihinin en sessiz ayları’ olduğu doğru. Ama bu sakinlik, kırılgan bir boyutta ve her an kaybolabilir. Bu kırılganlığın göstergeleri ise şunlar; İlk olarak Suriye’nin kuzeydoğusundaki Ayn İsa kasabası çevresinde yaşanan tırmanış, ikinci olarak İsrail’e atfedilen hava saldırılarının yoğunlaşması, üçüncü olarak Suriye’nin doğusunda ve çevresinde DEAŞ saldırılarının devam etmesi, dördüncü olarak İdlib’in güneyinde ve çevresinde karşılıklı saldırılar, beşinci olarak güneybatıdaki karışıklıklar ve altıncı olarak da sivillerin gelişigüzel saldırılarda ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle ölmeye devam etmesi, keyfi tutuklamaların, adam kaçırma eylemlerinin ve BM listesinde yer alan terör gruplarının faaliyetlerin tehlikelerinin sürmesi…
Suriye çözümü için tek referans olan 2254 sayılı kararın uygulanmasında hususunda ise Pedersen’e göre, “Hiçbir aktör veya taraf, Suriye’ye veya krizin çözümüne iradesini dayatamaz. Bu nedenle tüm tarafların birlikte çalışması gerekiyor”. Peki neden? Krizin büyük ölçüde uluslararasılaşması ve Suriye topraklarında faaliyet gösteren beş yabancı ordunun varlığı çerçevesinde Pedersen, “Çözümlerin, yalnızca Suriyelilerin elinde olduğunu veya BM’nin bunu tek başına yapabileceğini iddia edemeyiz” dedi. Pedersen’e göre “Daha ciddi ve iş birliğine dayalı uluslararası diplomasiye acil bir ihtiyaç var. Bu durum ise, ana ülkelerin 2254 sayılı karara bağlı olmaları ve ‘istikrarın sağlanması, terörizmin kontrol altına alınması, mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşü ve daha fazla çatışmanın önlenmesi gibi’ konular da dahil olmak üzere ortak çıkarlara sahip oldukları göz önüne alındığında mümkündür.”

Seçimler ve anayasa
Şu an Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, Temmuz ayı ortalarında görev süresinin bitmesinden önce yapılacak Suriye başkanlık seçimlerinin tarihiyle ilgili acil bir hazırlık yapılıyor. ‘Etkin devletler’ ile ‘Rusların seçim coşkusu’ ve ‘ABD-Avrupa ​​umursamazlığı’ arasında çeşitli anlaşmazlıklar var. Pedersen’in ise, 2254 sayılı kararla hiçbir ilgisi olmadığı göz önüne alındığında, bu durumla ilgilenmemeye karar verdiği açık. Diğer taraftan Geir Pedersen, “BM’nin gözetiminde yeni bir anayasaya göre, en yüksek şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarına uygun olarak ve 2254 sayılı kararda öngörülen şekilde, tehcir halinde yaşayanlar da dahil, bu hakka sahip olan tüm Suriyelilerin katılımıyla gerçekleşen özgür ve adil seçimler ulaşılamaz görünüyor” değerlendirmesinde bulundu. Yani başkanlık seçimlerinin yıl ortasında gerçekleşmesi olası değil.
Anayasa Komitesi toplantıları karşısında bir sonraki senaryo, gerçekçi. Yani seçimlerden önce ve sonra, anayasayı ele almak üzere hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerini kapsayan üç veya dört oturum yapılacak.
Anayasa Komitesi’nin ‘küçük grubunun’ 5’inci turunun 25-29 Ocak tarihlerinde Cenevre’de yapılması planlanıyor. Kararlaştırıldığı üzere komitenin yetkisi, kriterleri ve tüzüğün temel unsurları doğrultusunda ‘anayasanın temel ilkeleri’ ele alınacak. Bir yıldan fazla bir süredir birçok konu tartışıldığı için, bir sonraki oturum ‘oldukça önemli’ olacak. Bu bağlamda Pedersen, “Eş başkanların etkili ve pratik bir çalışma mekanizması ve yöntemi üzerinde anlaşmaya varma zamanının geldiğini düşünüyorum. Böylece toplantılar daha iyi organize edilmiş ve daha odaklanılmış olur” dedi. Bu ne anlama geliyor? Yani komitenin, anayasa reformunun ‘hazırlık’ aşamasından, yetki alanına uygun olarak ‘yapıyı hazırlama’ sürecine geçişini sağlamak kastediliyor. Komitenin, bunu belirli anayasal konuları ele alarak ve anayasa maddeleri taslağı hazırlayarak yapabilmesi mümkün. Pedersen, hükümetin ve muhalefet heyetlerinin başkanlarının, ‘yaklaşan toplantılar için bir eylem planı üzerinde anlaşmaya varmalarını, gündemleri ve konuları netleştirmelerini ve bu süreçle daha hızlı ilerlemelerini’ umuyor.
Ancak tüm batı ülkeleri, bu değerlendirme hususunda hem fikir değil. Anayasa Komitesi’nden ayrılma gereğine dair sesini yükselten Avrupa ülkeleri de mevcut. Hatta bazı ülkeler, kanaatlerine göre Pedersen’i, komiteye hak ettiğinden daha fazlasını verdiği için eleştiriyor. Bu ülkeler, 2254 sayılı kararın uygulanması için, ‘siyasi geçiş, tarafsız bir ortam, tutuklular, güven artırıcı önlemler’ gibi yeni kapılar açmak istiyor.
Joe Biden yönetiminin Suriye ekibini kurması, Ulusal Güvenlik Konseyi ekibinin atanması sonrasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Suriye ekibinin olgunlaştırılması beklenirken Avrupa’nın sesi, bir arttı bir azaldı.

Sürpriz platformlar
‘Anayasanın ihlaliyle’ meşgul olan Pedersen, ummadığı bir yerden bir sürprizle karşılaştı. Öyle ki ‘Kahire Platformu’, ‘Moskova Platformu’ ve ‘Koordinasyon Kurulu’ temsilcileri, ‘Müzakere Komitesi’ içerisindeki bir sorunun çözümüne katkıda bulunması kendisine bir mesaj gönderdi. Bu platformlar, ‘Anayasa Komitesi’ toplantılarında muhalefeti temsil eden ‘Müzakere Komitesi’ içerisinde önemli güçler olarak sayılıyor.
‘Müzakere Komitesi’nin 8 üyesine sahip bağımsız bloğu’ temsil etmek üzere 2019 yılının sonunda Riyad’da düzenlenen bir konferansta seçilmiş bağımsızlarla ilgili teknik bir anlaşmazlık yaşanıyor. Aynı şekilde anlaşmazlık, Kahire Platformu’nun komitedeki temsilini de içeriyor. Bir yıl içerisinde, bağımsızlarla ilgili anlaşmazlığı çözmek için bir dizi öneri ortaya koyuldu. Bunlar arasında bağımsız bloğun eski ve yeni üyelerinin, ‘Müzakere Komitesi’ ve Anayasa Komitesi üyeleri arasında (3 karşısında 5 ya da 2 karşısında 6) paylaşılması meselesi de var. Ancak bu durum, gerçekleşmedi ve diğer blok, yani ‘koalisyon’, oluşum ve seçim mekanizmasına bağlı kaldı ve birkaç gün önce ‘Kahire Platformu’ temsilcisinin adının belirlenmesine olanak tanındı.
Müzakere Komitesi, koalisyondan 8, Moskova Platformu’ndan 4, Kahire Platformu’ndan 4, Koordinasyon Komitesi’nden 5, (birkaç yıl önce Müzakere Komitesi’nin kurulmasından bu yana statüsü oldukça değişmiş olan) asker gruplardan 7, bağımsızlardan 8 olmak üzere 36 üyeyi içeriyor. Ancak tekniğin arkasında siyasi bir anlaşmazlık yaşanıyor. Öyle ki mevcut üye dengesi, bölgesel olarak desteklenen Suriye bloğu lehine eğiliyor. Müzakere Komitesi’ndeki siyasi bloklar, yani Moskova Platformu, Kahire Platformu ve Koordinasyon Komitesi ise Ankara’yı ‘Müzakere Komitesi’ni kontrol etmekle suçluyor. Bloklar, Ankara’nın ‘karşı tarafın kararları kontrol etmesini engellemek amacıyla seçim mekanizmasında yeterli çoğunluğa ulaşmak için yeni bağımsızları komiteye getirmeye çalıştığını’ savunuyor.
Bu üç blok, ‘temsilcinin bir sona ulaşmak için gösterilen çabaları sonuçlandırma arzusunu’ öngören 2015 tarihli ve 2254 sayılı karar uyarınca, anlaşmazlığa müdahale etmek ve anlaşmazlığı çözmek için Pedersen’e başvurdu.
Muhtemelen Geir Pedersen, bu teknik- politik meseleye dahil olmayacak. Kendisi, Anayasa Komitesi toplantılarına odaklanmak istiyor. Astana sürecinin üç garantörü olan Rusya, Türkiye ve İran’ın, gelecek ay Rusya’nın da Soçi şehrinde yapacakları siyasi toplantıda bu meseleyi ele alacaklarına inanılıyor.



Suriye ordusu, SDG'nin bombardımanına yanıt olarak doğu Halep'teki militan mevzilerini hedef aldı

Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG'nin bombardımanına yanıt olarak doğu Halep'teki militan mevzilerini hedef aldı

Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı, Deyr Hafir’deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ittifak halinde olan “Kürdistan İşçi Partisi (ÜKK) milisleri ve eski rejimin kalıntıları” olarak tanımladığı güçlere karşı harekete geçtiğini duyurdu.

Operasyon Komutanlığı, Suriye Haber Ajansı’nda (SANA) bugün yer alan açıklamasında, bu saldırının SDG güçlerinin bölgede gerçekleştirdiği topçu bombardımanına yanıt olarak yapıldığını belirtti.

Suriye ordusu bugün erken saatlerde, arabulucuların gerilimi sona erdirmek için müdahale etmesine rağmen Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Halep şehri ve doğu kırsalına yönelik tehdidinin devam ettiğini açıkladı.

Suriye ordusunun harekat komutanlığı El-Ihbariye TV'ye, “terörist” Bahoz Erdal'ın Kandil Dağları'ndan Tabka bölgesine “SDG ve PKK milislerinin Suriyeliler ve ordusuna karşı yürüttüğü askeri harekatları yönetmek” için geldiğini izlediğini ifade etti.

Açıklamada, SDG ve Kürdistan milislerinin, Halep şehri ve doğu kırsalındaki sakinlere yönelik yeni saldırılara hazırlanmak amacıyla Meskene ve Deyr Hafir bölgelerine çok sayıda İran insansız hava aracı (İHA) getirdiğini de belirtti.

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı şöyle devam etti: “Tabka bölgesine yeni milis gruplarının ve eski rejimin kalıntılarının geldiğini izledik. Bu gruplar, Deyr Hafir, Meskene ve çevresinde bulunan bölgelerdeki konuşlanma noktalarına nakledilecek.” Komutanlık, bu grupların Suriye'yi istikrarsızlaştırmasına izin vermeyeceğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre açıklamada, ordunun “halkı savunacağını ve Suriye'nin egemenliğini koruyacağını, eski rejimin kalıntılarının ve Kandil'den sınırı geçen teröristlerin Suriye'yi istikrarsızlaştırmasına ve Suriye toplumunu hedef almasına izin vermeyeceğini” kaydetti.

Suriye ordusu, Halep'in Deyr Hafir bölgesindeki üç konumun haritasını yayınlayarak, SDG müttefiklerinin bu konumları operasyonları için fırlatma rampası ve İHA fırlatmak için üs olarak kullandığını belirtti ve sivillere bu konumlardan uzak durmaları çağrısında bulundu.

 SDG lideri güçlerinin Fırat'ın doğusuna çekileceğini duyurdu

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi bugün yaptığı açıklamada, güçlerinin yarın (yerel saatle sabah 7'de Halep'in doğusundan çekileceğini ve Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelere yeniden konuşlandırılacağını söyledi.

X platformunda yaptığı paylaşımda, bu adımın “dost ülkeler ve arabulucuların çağrıları ve entegrasyon sürecini tamamlama ve 10 Mart anlaşmasının şartlarını uygulama konusundaki iyi niyetimizin bir ifadesi olarak” atıldığını belirtti.


Suriye Devlet Başkanı Şara, Kürtlerin hak ve güvenliğini güvence altına alan kararnameyi imzaladı

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
TT

Suriye Devlet Başkanı Şara, Kürtlerin hak ve güvenliğini güvence altına alan kararnameyi imzaladı

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, imzaladığı kararnameyle Kürtlere ilişkin bir dizi önemli düzenlemeyi yürürlüğe koydu. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, Kürtlerin haklarını ve güvenliğini yasal güvence altına aldığını belirttiği bir kararnameye imza attı. Şarku'l Avsat'ın  Resmi haber ajansı SANA’dan aktardığı habere göre  yayımlanan kararname, Suriye’nin yeni ulusal kimliğini “çok kültürlü ve birleşik” olarak tanımladı. Kararnamede, Kürtlerin Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Şara, kararnameyi imzalamadan önce yaptığı konuşmayı sosyal medya platformu X hesabından paylaştı.

“Bir Arabın bir Kürde üstünlüğü yoktur”

Konuşmasında eşitlik ve birlik mesajı veren Ahmed Şara, aidiyet üzerinden üstünlük kurulamayacağını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Allah, iyiliği ve takvayı aidiyetten üstün kılmıştır. Hayır, vallahi; bir Arabın bir Kürde, bir Türk’e veya başkasına hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah korkusu ve hangi milletten olursa olsun kişinin dürüstlüğüyle ölçülür.”

Kürt halkına hitap eden eş-Şara, “Ey Kürt halkımız, Selahaddin’in torunları!” sözleriyle başladığı konuşmasında, Kürtlere zarar verileceğine dair iddialara inanılmaması gerektiğini belirterek, “Vallahi, size kim kötülükle dokunursa kıyamet gününe kadar hasmımızdır. Bizim hayatımız sizin hayatınızdır” dedi.

Zorla göç ettirilenlere geri dönüş çağrısı

Ülkenin selameti, halkın refahı ve birliğinin öncelikleri olduğunu vurgulayan eş-Şara, kimsenin bu süreçten dışlanmayacağını ifade etti. Bu kapsamda Kürt halkının haklarını ve bazı özel durumlarını yasayla güvence altına alan özel bir kararname yayımladıklarını açıklayan eş-Şara, topraklarından zorla göç ettirilenlere de çağrıda bulundu.

Eş-Şara, silahlarını bırakmaları şartıyla, hiçbir koşul ve kısıtlama olmaksızın herkesin evlerine güvenle dönebileceğini belirterek, Kürt halkını ülkenin yeniden inşasına aktif şekilde katılmaya davet etti.

Konuşmasının sonunda birlik vurgusunu yineleyen Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, “Sizi bu vatanın inşasına etkin bir şekilde katılmaya, selameti ve birliğini korumaya ve bunun dışındaki her şeyi reddetmeye çağırıyorum. Başarı Allah’tandır” ifadelerini kullandı.

8 madde halinde yayımlanan kararname

Kürtlerin statüsü ve kültürel kimliği güvence altına alındı

Kararnamede, Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının temel ve ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edildi. Kürtlerin kültürel ve dilsel kimliğinin, çok kimlikli ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir unsuru olduğu belirtildi.

Devletin kültürel ve dilsel çeşitliliği korumayı taahhüt ettiği vurgulandı. Bu kapsamda Kürt vatandaşların, ulusal egemenlik çerçevesinde kendi kültürel miraslarını ve sanatlarını canlandırma, ana dillerini geliştirme hakkının devlet güvencesi altında olduğu kaydedildi.

Kürtçe ulusal dil olarak tanındı, eğitim hakkı düzenlendi

Kürtçenin ulusal bir dil olarak kabul edildiği belirtildi. Kürtlerin nüfusun önemli bir bölümünü oluşturduğu bölgelerde, kamu ve özel okullarda Kürtçe öğretimine izin verileceği ifade edildi. Kürtçenin, seçmeli ders kapsamında ya da kültürel ve eğitsel bir faaliyet olarak okutulabileceği bildirildi.

Vatandaşlık sorunu çözüldü, 1962 uygulamaları kaldırıldı

1962 yılında Haseke vilayetinde yapılan genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve uygulamaların yürürlükten kaldırıldığı açıklandı. Bu çerçevede, Suriye topraklarında yaşayan tüm Kürt kökenli kişilere, doğum kaydı bulunmayanlar dahil olmak üzere, hak ve yükümlülüklerde tam eşitlik esasına dayalı Suriye vatandaşlığı verileceği hükme bağlandı.

Nevruz resmî ve ücretli tatil ilan edildi

21 Mart Nevruz’un, baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti genelinde resmî ve ücretli tatil günü ilan edildiği duyuruldu.

Ayrımcılık yasaklandı, kapsayıcı ulusal söylem vurgusu

Devlet medyası ve eğitim kurumlarının kapsayıcı ve bütüncül bir ulusal söylem benimsemekle yükümlü olduğu belirtildi. Etnik köken veya dil temelinde her türlü ayrımcılık ve dışlamanın yasa ile yasaklandığı vurgulandı. Ulusal fitne ve ayrışmayı teşvik edenlerin yürürlükteki yasalar çerçevesinde cezalandırılacağı kaydedildi.

Uygulama ve yürürlük hükümleri

Kararnamenin uygulanması için ilgili bakanlıklar ve yetkili kurumların, kendi görev alanları dahilinde gerekli yürütme talimatlarını çıkaracağı ifade edildi.

Kararnamenin Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe gireceği bildirildi.

Aşağıda kararnamenin tam metni yer almaktadır:

Cumhurbaşkanı Anayasal Bildiri hükümlerine dayanarak, Yüksek ulusal çıkarların gerekleri doğrultusunda, Devletin ulusal birliği güçlendirme ve tüm Suriyeli vatandaşların kültürel ve medeni haklarını güvence altına alma konusundaki rolü ve sorumluluğu çerçevesinde,

Aşağıdaki hususların kararlaştırılmasına hükmedilmiştir:

Madde (1): Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının temel ve asli bir parçası kabul edilir. Kültürel ve dilsel kimlikleri, çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Madde (2): Devlet, kültürel ve dilsel çeşitliliğin korunmasını taahhüt eder; Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde miraslarını, sanatlarını yaşatma ve ana dillerini geliştirme hakkını güvence altına alır.

Madde (3): Kürtçe, ulusal bir dil olarak kabul edilir. Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde, devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilir.

Madde (4): Haseke ilinde 1962 genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve tedbirler yürürlükten kaldırılır. Suriye topraklarında ikamet eden Kürt kökenli tüm vatandaşlara, kaydı kapalı olanlar dâhil olmak üzere, Suriye vatandaşlığı verilir; hak ve yükümlülükler bakımından tam eşitlik sağlanır.

Madde (5): “Nevruz Bayramı” (21 Mart), baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm bölgelerinde ücretli resmî tatil ilan edilir.

Madde (6): Devletin medya ve eğitim kurumları kapsayıcı bir ulusal söylemi benimsemekle yükümlüdür. Etnik veya dilsel temelde her türlü ayrımcılık ve dışlama kanunen yasaktır. Ulusal ayrışmayı körükleyenler yürürlükteki yasalar uyarınca cezalandırılır.

Madde (7): İlgili bakanlıklar ve yetkili kurumlar, bu kararnamenin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin gerekli yürütme talimatlarını, kendi yetki alanları dâhilinde çıkarır.

Madde (8): Bu kararname Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Ahmed El-Şara
Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı


Almanya Cumhurbaşkanlığı: Ahmed eş-Şera salı günü Berlin'i ziyaret edecek

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
TT

Almanya Cumhurbaşkanlığı: Ahmed eş-Şera salı günü Berlin'i ziyaret edecek

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in bugün yayımlanan resmi programına göre salı günü Berlin’i ziyaret edecek.

Alman hükümeti adına konuşan bir sözcü, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in salı günü Berlin’de Şera ile yapacağı görüşmede, Suriyeli vatandaşların ülkelerine dönüşü başta olmak üzere çeşitli konuları ele alacağını söyledi.

Sözcü, “İlişkileri güçlendirme ve tabiri caizse Suriye hükümetiyle yeni bir sayfa açma isteğimiz var. Ele almamız gereken birçok önemli konu bulunuyor. Bunlar arasında Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü de yer alıyor” ifadelerini kullandı.

sdfrg
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz (EPA)

Ziyaret, Almanya’nın 23 Aralık’ta silahlı soygun, saldırı, darp ve şantaj suçlarından hüküm giymiş bir Suriyeli vatandaşı ülkesine sınır dışı etmesinden bir aydan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu adım, 2011’de Suriye’de çatışmaların başlamasından bu yana ilk sınır dışı işlemi olarak kayda geçmişti.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında göreve başlayan Merz, aşırı sağın yükselişiyle birlikte göç politikalarını sıkılaştırma yoluna gitmişti.

Merz, kasım ayında yaptığı açıklamada, ‘Suriye’de iç savaşın sona erdiği’ gerekçesiyle Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi çağrısında bulunmuştu.

Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından Almanya’nın da aralarında bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, yabancıların karıştığı çeşitli saldırıların ardından aşırı sağ partilerin seçimlerde güçlü kazanımlar elde etmesi bağlamında, iltica başvurularına ilişkin işlemleri askıya aldıklarını duyurmuştu.