Mutant Kovid-19 daha ölümcül

Mutant Kovid-19 daha ölümcül
TT

Mutant Kovid-19 daha ölümcül

Mutant Kovid-19 daha ölümcül

İngiltere'de ortaya çıkan ve geçtiğimiz Cuma günü duyurulan Kovid-19’un mutasyona uğramış (mutant) ve daha hızlı yayılan yeni türünün eski Kovid-19’dan daha ölümcül olduğu tespit edildi. Mutant virüsün çocukların Kovid-19 salgınındaki rolüne de ışık tuttu. Erken veriler, yeni türün çocuklarda diğer türlere kıyasla yetişkinlere göre daha yaygın olduğunu gösterdi. Ancak araştırmacılar yeni türün sadece çocuklarda değil tüm yaş gruplarında yayıldığını belirtiyor. Bununla birlikte, virüsün çocuklarda yayılmasıyla ilgili çoğu gerçek hala bilinmediği için bu durum okulların kapalı kalmasına neden oluyor.
Avustralya'da Melbourne Deakin Üniversitesi Tıp Fakültesi Epidemiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Catherine Bennett, çocuklardaki biyolojik farklılıklar nedeniyle virüse yakalanma olasılıklarının yetişkinlere göre daha düşük olduğunu söylüyor. Bennett’e göre yeni türün çocuklarda vaka oranlarını artırdığı onaylanırsa vakaların okullarda bulaşma yöntemi gözden geçirilmeli. Çoğu ülkenin yalnızca semptomları olan kişileri test ettiğini belirten Bennett, bu nedenle daha iyi verilere ihtiyaç duyulduğunu, çünkü çocuklarda vakaların genellikle asemptomatik olduğunu ifade etti. İngiltere'deki Liverpool Üniversitesi'nden Bulaşıcı Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Calum Semple ise, okulların ve üniversitelerin vakaların yayılmasının merkez üssü olmadığını ve temizlik, dezenfekte ve sosyal mesafe konusunda farklı hijyen uygulamaları nedeniyle verilerin farklı ülkeler arasında kolayca karşılaştırılamayacağını belirtiyor. 

Değişen tablo 
B.1.1.7 olarak adlandırılan mutant virüs, ilk olarak İngiltere'de Kasım 2020'de keşfedildi. Epidemiyolog Dr. Neil Ferguson başkanlığındaki bir grup araştırmacı tarafından medRxiv'de yayınlanmadan önce 4 Ocak 2021'de yayınlanan ön veriler,  bilinen diğer türlere kıyasla yeni türün çocuklara bulaş oranının, diğer yaş gruplarına kıyasla arttığını gösterdi. Bu da yeni türün çocuklar arasında yetişkinlerden daha kolay yayıldığına dair şüpheyi artırdı. Ancak Birleşik Krallık Halk Sağlığı Kurumu (NHS) tarafından Ocak 2021'de yayınlanan bir rapor, yeni türün tüm yaş gruplarında daha kolay bulaştığını ve 10 yaşın altındaki çocukların yeni türü başkalarına geçirme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
Güney Afrika Durban’daki KwaZulu-Natal Üniversitesi Bulaşıcı Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Richard Lessells, ilk kez Güney Afrika'da keşfedilen ve 501Y.V2 olarak bilinen hızla yayılan diğer bir tür hakkında da benzer bir tablo olduğunu belirterek, “İngiltere’de çocuklarda yeni Kovid-19 türünün daha fazla kaydedildiği tespit edilirse, bunun nedeni kısmen okulların açık kalması ve işyerlerinin ve perakende satış noktalarının geçen yılın sonunda kapatılması olabilir” dedi.

Biyolojik farklılıklar
Çocukların Kovid-19’a yakalanma riskinin yetişkinlere göre yaklaşık yarısı kadar olduğu tahmin ediliyor. Şarku’l Avsat’ın aktardığına göre Prof. Dr. Semple, bunun solunum sistemindeki ACE2 reseptörlerinin sayısı ve türündeki farklılıklardan kaynaklandığını söylüyor. Çünkü virüs bu reseptörleri vücut hücrelerine girmek için kullanıyor ve çocukların yetişkinlerden daha az reseptöre sahip olduğu biliniyor. Bunlar çocuklarda sadece üst solunum sisteminde bulunurken, yetişkinlerde bu reseptörler tüm solunum yollarında bulunuyor. Bu da virüsün küçük çocuklarda neden yayılmadığını açıklıyor.
Öte yandan diğer araştırmacılar, çocukların genellikle daha duyarlı bir bağışıklık sistemine sahip oldukları ve daha yüksek sayıda T bağışıklık hücrelerine sahip oldukları için patojenlerden daha iyi korunduklarını öne sürüyor. Ancak durumun bu şekilde olup olmadığını belirlemek için daha fazla kanıt gerekiyor.

Çocuklar için tehlikeler
Yapılan bir çalışma, virüsün asıl türüyle enfekte olan bir kişinin, onunla temasa maruz kalan kişilerin yaklaşık yüzde 10'unu enfekte ettiğini, mutasyona uğramış yeni türle enfekte olan bir kişinin ise yaklaşık yüzde 15 oranında enfekte ettiğini gösterdi. Bu nedenle yeni türün bulaşıcılığı yaklaşık yüzde 50 artırdığı biliniyor. Vaka oranındaki bu küçük artışlar, salgınların daha hızlı büyümesine ve çok daha fazla sayıya ulaşmasına neden oluyor.
Imperial College'da koronavirüs üzerine modellemeler hazırlayan ekibin başında olan ve İngiltere hükümetinin koronavirüs konusundaki danışmanlarından Prof. Dr. Neil Ferguson, yeni türün hala bilinmeyen nedenlerle çocukları enfekte etme eğiliminin daha yüksek olduğunu belirtirken, Imperial College London Üniversitesi'nden NERVTAG üyesi Viroloji Uzmanı Dr. Wendy Barclay, yeni mutasyonların insan hücrelerine girme biçiminde yüksek bir potansiyele sahip olduğunu öne sürüyor. Bunun da çocukların yetişkinler gibi virüse yakalanmaya yatkın olabileceği anlamına geldiğini söylüyor. Bu nedenle çocuklarda vaka sayısının artması virüsün başkalarına bulaşmasına ve hastalığın yayılmasına neden olabilir.
Bilim insanları, çocuklar arasında vakaların artması çerçevesinde, yetişkinlere kıyasla çocukların yakın temaslarının sayısı da dahil olmak üzere virüsü nasıl bulaştırdıklarına dair daha doğru verilere ihtiyaç duyulduğu konusunda hemfikir. Ancak Avustralya’daki Melbourne Murdoch Çocuk Araştırma Enstitüsünden Pediatri Uzmanı Prof. Dr. Kim Mulholland, çocuklarda artan yeni türlerin bulaşmasına ilişkin erken ve henüz eksik olan bilgilere hızlı tepkiler verilmemesi konusunda uyarıda bulunuyor. Ayrıca okulları kapatmanın bir nesli etkileyen yıkıcı sosyal bir sonucu olabileceğini belirten  Prof. Dr. Mulholland, okulların kapatılmasının istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini, çünkü ebeveynlerin çocuk bakıcılarını evlerine getirmeleri durumunda çocukları evde tutmanın ev içinde bulaşmayı artırabileceğini öne sürüyor.



Sadece eğlenmek için izlenecek en iyi 5 kaçış dizisi

Sex and the City'de Carrie ve Mr. Big'in bir dargın bir barışık ilişkisi yoğun, çoğu zaman toksik ama kopması imkansız bir "ruh eşi" hikayesi (HBO)
Sex and the City'de Carrie ve Mr. Big'in bir dargın bir barışık ilişkisi yoğun, çoğu zaman toksik ama kopması imkansız bir "ruh eşi" hikayesi (HBO)
TT

Sadece eğlenmek için izlenecek en iyi 5 kaçış dizisi

Sex and the City'de Carrie ve Mr. Big'in bir dargın bir barışık ilişkisi yoğun, çoğu zaman toksik ama kopması imkansız bir "ruh eşi" hikayesi (HBO)
Sex and the City'de Carrie ve Mr. Big'in bir dargın bir barışık ilişkisi yoğun, çoğu zaman toksik ama kopması imkansız bir "ruh eşi" hikayesi (HBO)

Yaz sıcakları iyice bastırmışken, ekran karşısında bizi derin düşüncelere daldıran ağır ve kasvetli dramaları izleyecek dermanı kendimizde bulmakta zorlanıyoruz. 

Tam da bu yüzden, zihnimizi tamamen nadasa bırakabileceğimiz, izlerken bizi yormayacak ama bir o kadar da kendine bağlayacak dizilerin, o tatlı kaçamakların yani suçlu zevklerimizin hakkını teslim etmek için harika bir liste hazırlamaya karar verdik. 

Hani şu başkalarına "Aslında izlemiyorum ya, öylesine arkada dönüyor" diye yalan söylediğimiz ama yalnız kaldığımızda pür dikkat kesildiğimiz, mantık sınırlarını zorlasalar da bize tarifsiz bir konfor sunan gizli zevklerimizden bahsediyoruz. 

Bu listede, Paris'in büyüleyici manzaraları eşliğinde saçmalık seviyesinde kararlar alan Emily'nin renkli dünyasına kendimizi bırakıyoruz. 

Hemen ardından New York'un genç elitlerinin skandallarla dolu hayatını "XOXO" fısıltısıyla ifşa eden Gossip Girl'ün pırıltılı entrikalarına kapılıveriyoruz. 

Akabinde Manhattan sokaklarında kokteyllerini yudumlarken sarsılmaz dostlukları ve kaotik aşk seçimleriyle yıllardır hayatımızda olan Sex and the City kadınlarına selam duruyoruz. 

Seattle Grace Hastanesi'nin nöbet odalarında geçen aşk üçgenleri ve bitmek bilmeyen tıbbi krizleriyle Grey's Anatomy'nin heyecan dolu pembe dizi girdabına çekiliyoruz. 

Son durakta Kaliforniya'nın güneşli sahillerine uzanıyor ve The O.C. ile 2000'ler nostaljisine teslim oluyoruz. Bu keyifli karmaşaya katılmak isteyenleri de listeye alalım; neticede bizi kim suçlayabilir ki?

Emily in Paris (2020 - )

Bazen tek istediğiniz, son derece absürt kararlar alan birini Paris manzaraları ve kıskanılacak kıyafetler eşliğinde izlemektir. İşte Lily Collins'in canlandırdığı Amerikalı pazarlama uzmanının maceralarını anlatan Emily in Paris, gözümüz gönlümüz açılsın, biraz da pür eğlence ihtiyacımız karşılansın diye ekran başındaki en büyük suçlu zevkimiz haline geldi. 

Kültür şokları, absürt pazarlama hataları, göz alıcı kombinler, her köşeden çıkan yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar, bir de bitmek bilmeyen aşk üçgenleri diziyi her saniyesiyle hem "cringe" hem de bağımlılık yapan bir formüle oturtuyor. 

Evimiz Hollywood'da (Beverly Hills, 90210) ve Sex and the City gibi entrika harikalarının yaratıcısı Darren Star'ın elinden çıkan yapım, Fransız klişelerini gözümüze soksa da Paris'in kartpostallık dokusuyla izleyiciyi bir şekilde avlamayı başarıyor. Her bölüm kolay tüketilen, renkli ve hafif bir kaçış hissi sunarken romantik sürprizler de merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. 

scddv d
Emily in Paris, Şikago'da yaşayan genç bir pazarlama uzmanının iş için beklenmedik bir şekilde Paris'e taşınmasıyla başlıyor (Netflix)

Neden izlediğimizi tam olarak açıklayamadığımız ama yeni sezonu düştüğü an tek oturuşta bitirdiğimiz bu rengarenk kaos, 6. sezonuyla veda etmeye hazırlanıyor. Bize de "Kim bilir Emily yine hangi akla ziyan kararıyla Avrupa'yı birbirine katacak?" diye düşünmek kalıyor.

IMDb: 6,8
Nereden izlenir: Netflix

Gossip Girl (2007 - 2012)

New York'un ultra zenginlerinin yaşadığı Upper East Side dünyasının kapılarını aralayan Gossip Girl, bizi gerçek dünyadan tamamen koparıp o pırıltılı ama entrika dolu hayata davet eden tam bir gizli zevk klasiği. 

Serena, Blair, Chuck ve Dan gibi karakterlerin lüks kıyafetler içinde yaşadığı absürt aşk çıkmazları, ihanetler ve skandallar mantık sınırlarını zorlasa da izleyiciyi her saniye ekrana kilitlemeyi başarıyor. 

Herkesin kirli çamaşırlarını ifşa eden gizemli blog yazarının kimliğini çözmeye çalışırken, kendimizi bu şımarık gençlerin dertlerine ortak olmuş halde buluyoruz. 

fbfr
Gossip Girl'de Serena (solda) ve Blair (sağda), birbirlerini kardeş gibi sevse de ikili arasındaki ilişki sürekli bir güç savaşı, kıskançlık ve sadakat sınavı üzerine kurulu (The CW)

Normalde asla kabul etmeyeceğimiz abartılı entrikaları ve mantık hatalarını, sırf o şaşaalı dünya, dev malikaneler, ikonik moda tercihleri ve muhteşem New York manzaraları hatrına gözümüzü kırpmadan sineye çekiyoruz. 

Blake Lively ve Leighton Meester gibi yıldızları henüz yolun başındayken izlediğimiz yapım, zenginliğin getirdiği sahte mükemmelliği arka planda inceden inceye eleştirerek sıradan bir gençlik draması olmadığını da kanıtlıyor. 

Çevrenize "arkada öylesine açık kalmış" diye yalan söyleseniz bile gizlice pür dikkat takip edeceğiniz bu kaotik dünya, kulaklarımızda yankılanan o meşhur "XOXO" fısıltısıyla her defasında bizi kendine bağlamayı biliyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix, HBO Max, Amazon Prime Video

Sex and the City (1998 - 2004)

Millenyumun eşiğindeki New York'un o ışıltılı, partiler ve kokteylleriyle dolu dünyasını önümüze seren Sex and the City, televizyon tarihinin en zamansız kaçamak keyiflerinden biri. 

Carrie, Samantha, Charlotte ve Miranda'nın çarpıcı kombinleri eşliğinde karşımıza çıkan bu rüya gibi Manhattan hayatı, gerçek dünyanın dertlerinden uzaklaşıp sığınabileceğimiz kusursuz bir liman görevi görüyor. 

Diziyi asıl bağımlılık yapıcı kılan ise karakterlerin son derece hatalı, zaman zaman toksik ve bizi ekran başında çileden çıkaran ilişki kararları. 

sdvfrgv
Sex and the City, New York'ta yaşayan, kariyer sahibi ve birbirine sıkı sıkıya bağlı 4 yakın arkadaşın aşk, seks, iş ve sosyal hayatlarını konu alıyor (HBO)

Günümüz gözlüğüyle bakıldığında bazı hikaye detayları demode gelse de kadınların cinselliği özgürce sahiplenmesi, 30'lu yaşlarda bekar olmanın tadını çıkarması, brunch sohbetleri ve en önemlisi sarsılmaz dostlukları asla eskimiyor. 

Arkadaş grubumuzla buluşup dedikodu yapıyormuş hissi veren keskin mizahı ve bitmek bilmeyen aşk çıkmazları, bu diziyi tembellik etmek istediğimiz her hafta sonunun vazgeçilmezi haline getiriyor. 

İşte bu yüzden, her izlediğimizde Carrie Bradshaw'un kaotik aşk hayatına ve isyan ettiren seçimlerine iç çekip kızsak da o tanıdık dünyaya kendimizi bırakarak "Bile bile lades" demenin keyfini çıkarıyoruz.

IMDb: 7,4
Nereden izlenir: HBO Max ve TV+

Grey's Anatomy (2005 - )

Televizyon tarihinin en uzun soluklu yapımlarından Grey's Anatomy, Ellen Pompeo, Sandra Oh ve Chandra Wilson gibi oyuncuların yarattığı güçlü karakterleriyle öne çıkan ve prestijli ödüllere ambargo koyan bir medikal dramayken zamanla bir gizli zevk klasiğine dönüştü. 

Shonda Rhimes imzalı yapım, hastane koridorlarında geçen akılalmaz tıbbi krizleri, nöbet odalarındaki gizli kaçamakları ve bitmek bilmeyen aşk üçgenlerini harmanlayarak izleyiciyi bir pembe dizi girdabına çekiyor. 

Dizinin her sezonda dozu biraz daha artan absürt kazalar, hastane baskınları ve akılalmaz ölümler gibi aşırı dramatik senaryo hamleleri, mantık sınırlarını zorlasa da seyirciyi ekrana kilitlemeyi her defasında başarıyor. 

dfvfrv
23. sezon onayını alarak televizyon tarihine geçen Grey's Anatomy, Seattle'daki bir hastanede görev yapan cerrahların iş ve özel hayatlarını merkezine alıyor (ABC)

Uzun yıllardır hayatımızda olan bu kaotik hastane ortamı, her ne kadar artık senaryonun tıkandığı hissini verse de tanıdık karakterleri ve düşmeyen temposuyla her an sığınabileceğimiz konforlu bir liman sunuyor. 

Birçok izleyicinin artık "söylenerek izleme" aşamasına geçtiği dizi, her şeye rağmen zihnimizi boşaltan ve bizi dertlerimizden uzaklaştıran vazgeçilmez bir alışkanlık. 

İşte bu yüzden, Meredith Grey ve ekibinin başından geçen mantık dışı felaketlere gözlerimizi devirsek de kendimizi bir kez daha bu duygu fırtınasına bilerek teslim olurken buluyoruz.

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Disney+

The O.C. (2003 - 2007)

2000'lerin başındaki o unutulmaz gençlik rüzgarını estiren The O.C., Kaliforniya'nın ultra lüks bölgesi Newport Beach'in kapılarını bize aralayarak televizyon tarihinin en ikonik kaçamak keyiflerinden biri haline geldi. 

Chino'dan gelen sorunlu ama iyi niyetli Ryan'ın zengin Cohen ailesinin yanına yerleşmesiyle başlayan hikaye, Seth, Summer ve Marissa'nın gençlik buhranlarıyla dönemin kült indie rock parçalarını hayatımıza sokmuştu. 

Diziyi tam bir gizli zevk klasiği yapan unsursa zengin gençlerin o pırıltılı dünyasındaki ihanetlerin, aşırı dozda dramanın ve Tijuana sokaklarındaki baygınlıklardan tutun da imkansız ilişkilere kadar uzanan mantık dışı entrikaların bağımlılık yaratan doğası...

sdvdev
The O.C.'de Newport Beach'in zengin, popüler ama bir o kadar da sorunlu popüler kızı Marissa Cooper'ı Mischa Barton canlandırmıştı (Fox)

Özellikle ilk sezondan sonra senaryo kalitesi düşse ve klişelere teslim olsa da karakterlerin kendi durumlarıyla dalga geçebilen nüktedan dili sayesinde kendisini izletmeyi her daim bildi. 

Gerçek dünyanın monotonluğundan kaçıp her an her şeyin yaşanabileceği uçarı Kaliforniya rüyasına sığınmak, hâlâ izleyiciye tarifsiz bir konfor alanı ve nostalji hissi sunuyor. 

İşte bu yüzden, Marissa'nın bitmeyen buhranları ve hikayenin absürtlüğü karşısında saç baş yolsak da Phantom Planet'in jenerikte çalan meşhur şarkısı California'nın ilk notalarını duyar duymaz kendimizi yeniden Newport Beach'te buluyoruz. Bilerek ve isteyerek...

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Amazon Prime Video

Independent Türkçe


Bilim insanlarından güneş fırtınası uyarısı

(Nithin Sivadas/NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi)
(Nithin Sivadas/NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi)
TT

Bilim insanlarından güneş fırtınası uyarısı

(Nithin Sivadas/NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi)
(Nithin Sivadas/NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi)

Bilim insanları, güneş fırtınalarının ve uzaydaki ekstrem hava olaylarının etkilerinin düşündüğümüzden bile daha tehlikeli olabileceği uyarısını yaptı.

Uzay havası, Dünya'nın manyetik alanlarındaki ve üst atmosferindeki değişikliklerden kaynaklanıyor ve araştırmacılar, etkilerinin ölümcül olabileceği konusunda uzun zamandır uyarıyor. Uzmanlar, ekstrem fırtınaların uydu iletişimini bozabileceğini ve elektrik kesintilerine yol açabileceğini söylüyor.

Ancak araştırmacılar, bu fırtınaların etkilerinin düşündüğümüzden bile daha kötü olabileceği uyarısında bulundu. Onlarca yıldır araştırmacılar Dünya'nın güneş fırtınalarına verdiği tepkinin bir üst sınırı bulunduğu düşünüyordu ancak yeni araştırmalar bunun bir yanılsama olduğunu gösteriyor.

Yeni makaleye göre sorun, güneş rüzgarlarının gücünü nasıl yorumladığımıza ilişkin yanlış bir varsayımdan kaynaklanıyor. Bu da Dünya'nın düşündüğümüz kadar iyi korunmadığı ve uzaydaki ekstrem hava olaylarının teknolojimiz üzerinde tahmin ettiğimizden çok daha çarpıcı etkileri olabileceği anlamına geliyor.

Çalışmayı yöneten, Lancaster Üniversitesi'nden Maria Walach, "Gezegenimizin manyetik alanı, bizi birçok uzay hava olayı etkisine karşı korumada gerçekten harika bir iş çıkarıyor ve bu nedenle bunlar genellikle sadece aksaklıklar veya güzel kutup ışıkları olarak ortaya çıkıyor" dedi.

Ancak uyduların beklenmedik şekilde Dünya'ya düştüğü veya iletişim ve GPS sinyallerini kaybettiğimiz ekstrem durumlar da var.

Sorun, Güneş'ten bize doğru akan sıcak gazlar olan güneş rüzgarının ölçümlerinin, Güneş'e kıyasla Dünya'ya 1,6 milyon km daha yakın bir noktadan alınmasından kaynaklanıyor. Ancak yeni çalışma, Dünya yörüngesinde bulunan bir NASA uzay aracından alınan verileri kullandı ve gezegenimize daha yakın etkileri gösteriyor.

Dr. Walach, "Gezegenimizin güneş rüzgarına verdiği tepkinin bir üst sınırı yoksa, ekstrem durumlar için modelleme yapılırken bu dikkate alınmalı ve uzay hava olaylarına karşı tetikte olmalıyız” dedi.

Neyse ki bu çok ekstrem durumlar nadir ancak bu aynı zamanda elimizde sınırlı veri olduğu anlamına geliyor. Bin yılda bir görülen türden ekstrem olaylarda ne yaşanacağını ancak zaman gösterecek.

Independent Türkçe


OpenAI donanım işine girdi: "Dünyanın en havalı teknoloji ürünü" yolda

OpenAI, Codex Micro klavyesini 15 Temmuz 2026'da tanıttı (OpenAI)
OpenAI, Codex Micro klavyesini 15 Temmuz 2026'da tanıttı (OpenAI)
TT

OpenAI donanım işine girdi: "Dünyanın en havalı teknoloji ürünü" yolda

OpenAI, Codex Micro klavyesini 15 Temmuz 2026'da tanıttı (OpenAI)
OpenAI, Codex Micro klavyesini 15 Temmuz 2026'da tanıttı (OpenAI)

OpenAI, Apple'ın ticari sırlarını çaldığı yönündeki suçlamalar sürerken ilk donanım ürününü tanıttı.

ChatGPT'nin yaratıcısı, çarşamba günü piyasaya sürdüğü 230 dolarlık minyatür klavye Codex Micro'yu, Codex aracının kullanıcıları için yapay zeka kodlama asistanı olarak tanıttı.

Donanım tasarım şirketi Work Louder'la işbirliği içinde geliştirilen ürün, bir kontrol kolu (joystick), bir döner kadran, 12 klavye tuşu, bir USB-C bağlantısı ve Bluetooth özelliklerine sahip.

OpenAI tanıtım videosunda, "Görevler arasında geçiş yapmayı hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor" ifadelerini kullanıyor.

Bu arada analog kontrol kolu, Codex’in görevini tamamlamasını beklerken harika bir stres atma oyuncağı oluyor.

dfgthyjuık
Codex Micro klavye, Work Louder'la işbirliği içinde geliştirildi (OpenAI)

Apple'ın, Cupertino merkezli şirketin eski çalışanları aracılığıyla donanım sırlarını çalma suçlamasıyla OpenAI'a dava açmasının üzerinden bir hafta geçmeden Codex Micro tanıtıldı.

OpenAI yaptığı açıklamada, "bu iddianın geçerliliğine dair herhangi bir kanıta rastlamadığını" söylemişti.

Şirket, "Adil rekabete ve kişilerin istedikleri yerde çalışma özgürlüğüne inanıyoruz ve her yerdeki insanları güçlendiren yenilikçi teknolojiler geliştirmeye odaklanıyoruz" diye eklemişti.

OpenAI, gündelik kullanım için "insan benzeri" bir eşlikçi görevi görecek başka bir yapay zeka cihazı üzerinde de çalışıyor ancak henüz bir çıkış tarihi belirlenmedi.

Uzun süredir beklenen cihaz, eski iPhone tasarımcısı Jony Ive'la birlikte geliştiriliyor ve ekransız bir akıllı hoparlör şeklinde sunulması bekleniyor.

OpenAI CEO'su Sam Altman geçen yıl yayımlanan bir tanıtım videosunda bu aracı, "üçüncü çekirdek cihaz" (birinci ve ikinci çekirdekler bilgisayar ve akıllı telefon) diye tanımlamış ve bunun "dünyanın şimdiye kadar göreceği en havalı teknoloji ürünü" olduğunu söylemişti.

Sızdırılan bir şirket içi personel toplantısında daha fazla ayrıntı veren Altman, cihazın "kullanıcının çevresini ve yaşantısını tamamen algılayabileceğini, göze batmayacağını ve cepte ya da masada durabileceğini" iddia etmişti.

Bloomberg, cihazın kullanıcının çevresini "algılayabilmesi" için kamera ve ek sensörlerle birlikte geleceğini ve her yere taşınabilmesini sağlayacak şarj edilebilir bir bataryası olacağını bu hafta bildirmişti.

Cihazın 2027'de piyasaya sürülmesinin planlandığı söyleniyor.

Independent Türkçe