ABD’ye mesajlar

ABD Başkanı Joe Biden, yemin sonrası ülkesinin dış işleri hakkında kısa bir konuşma yaparken (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden, yemin sonrası ülkesinin dış işleri hakkında kısa bir konuşma yaparken (AFP)
TT

ABD’ye mesajlar

ABD Başkanı Joe Biden, yemin sonrası ülkesinin dış işleri hakkında kısa bir konuşma yaparken (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden, yemin sonrası ülkesinin dış işleri hakkında kısa bir konuşma yaparken (AFP)

Nebil Fehmi / Mısır eski Dışişleri Bakanı
Joe Biden, zorlu seçimler ve garip olaylar, önceki Başkan’ın sonuçlar konusundaki ısrarı ve Georgia’daki yetkililerine oylama sonuçlarını yeniden değerlendirme talebinde bulunması, destekçilerini seçim sonucu ve kabulünü protesto etmek için toplanmaya çağırmasının ardından 20 Ocak’ta ABD Başkanlığı’nı devralabildi.
Göstericilerin 6 Ocak'ta Kongre'nin her iki binasının salonlarına girmesi, ABD kamuoyu büyük ölçüde etkilendi. Trump, sonucu etkilemeye çalıştığı ve destekçilerini ihlallerini gerçekleştirmeye teşvik ettiği için olası bir yasal sorgulama ile karşı karşıya kaldı. Bunun üzerine eski Başkan, kısmen geri adım atarak anayasayı ihlal etmeme çağrısında bulundu. Belirtilen tarihte ABD Başkanlığı’nı devretme sözü verirken yetki devri törenine katılmayacağını duyurdu. ABD geleneklerine göre dört başkan dışında tüm ABD Başkanları katılmıştı. 1879 yılında Andrew Johnson’dan sonra son olarak Trump katılmayı reddetti.
Kongre şimdi Trump’ın azli konusundaki değerlendirmesini tamamlıyor. Bu önlemler, görev süresinin bitiminden sonra bile onaylanırsa, gelecekte siyasi arenaya geri dönmesini engelleyecektir.
Donald Trump, her zaman geleneksel politikacıların yaptığı gibi kamuya açık işler yapmadığı için övündü. Bu konuda da dürüsttü. Kabul ediyorum önceki yazıları, açıklamalarımın başta Filistin meselesi ve uluslararası çok taraflı sisteme karşı tutumu olmak üzere birçok politikasından memnuniyetsizliğimi yansıttığını kabul ediyorum.
Ondan en çok rahatsız olanların ve NATO ittifakına destek olmak üzere birçok geleneksel tutum benimseyen Joe Biden’ın zaferinden en çok mutlu olanların da ABD’nin NATO müttefikleri olması dikkat çekicidir. Başkan Biden, yemin töreninin ardından ülkesinin dış işlerini oldukça kısa bir şekilde ele aldı. Ülkesinin uluslararası toplum liderliği konumuna döneceği konusundan sapmadı. ‘Bunun da zorla değil, başkalarına sunduğu örneklikle’ olacağına dair olumlu bir mesaj verdi.
Yalnızca alışılmadık bir başkanı, geleneksel bir başkanla değiştirilmesi ile ABD’de veya uluslararası alanda meselelerin istikrara kavuşacağına inananlar yanlış düşünüyor. Yeni, eskiyi temsil eder. Çünkü zorluklar, sorunlar ve değişimler bundan daha büyük ve daha derindir. Bu nedenle ABD ve onunla ilgilenenlere doğrudan birkaç mesaj göndermek istiyorum.
Birincisi;  içeride, gerçekten halkının çeşitliliği ile birleşmiş bir ülke olmak istiyorsa, ülkede hakim olan kutuplaşma nedeniyle soldan ve sağdan vatandaşlarının siyasi ve ekonomik sistem liderlerine karşı yaygın ve yoğun öfkesini ele almalıdır. Biden’ın konuşmasının da bu konuya odaklanması dikkat çekicidir. Dışardan müdahale olmaksızın her halkın kendi yolunu seçebileceğini savunduğum için bu konuda önerilerde bulunmayacağım.
İkincisi; uluslararası olarak küresel konumunu korumak istiyorsa, ABD ve herkes uluslararası, bölgesel ve ulusal dengelerin değiştiğinden emin olmalıdır. Bu, herkesin konumlarını ve müttefikleri, arkadaşları, rakipleri ve düşmanları ile olan ilişkilerini gözden geçirmesini gerektirir. ABD’nin ayrıca bir süper gücün mevcut fırsatlardan yararlanma ve uluslararası barış ve güvenliği sürdürme ve uluslararası sistemin adalet ve istikrarını sağlama sorumluluğunu taşıyıp taşımadığını belirlemelidir. Yoksa sadece kısa vadede doğrudan çıkarları ile ilgilenen büyük, kapalı bir devlet mi?
Ayrıca yeni uluslararası düzene de uyum sağlamalı. İki kutuplu dünya çok kutupluluğa geçiş yaptı. Bölgesel çatışmalar, stratejik küresel çatışmalar pahasına katlandı. Ekonomik liderlik, Batı’nın en büyük kapitalist ülkesinden Çin Halk Cumhuriyeti’ne geçmek üzere. İlk olarak çok taraflı uluslararası demokrasiyi kabul etmeli. Bu çeşitli tarafları olan bir sistem. Üzerinde herhangi bir devlet egemenliğine reddetmesi ise onun ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Bu durum, ABD’nin çok taraflı kuruluşlar ve onların anlaşmaları konusunda daha olumlu pozisyonlar almasını gerektiriyor. Geri çekildiği ülkelere dönme ve ilkim anlaşmasına yeniden katılma niyetinde olduğuna dair göstergeler var. Ayrıca silahsızlanma müzakerelerinde, özellikle de nükleer silahlar konusunda olumlu pozisyonlar almalı ve uzayı yalnızca barışçıl bir şekilde kullanmalı.
Ayrıca inançlarından vazgeçmeli ve deneyimini ‘benzersiz ve özel’ hale getirmeli ve herkes onu örnek olarak takip etmelidir. Eski Dışişleri Bakanı Colin Powell, geçtiğimiz günlerde ülkesinin uyguladığı yöntemi eleştirerek başkalarına daha fazla saygı göstermeye çağırdı. Biden yönetimindeki CIA Başkanı William Burns, birkaç ay önce ülkesinin ‘demokrasiyi uluslararası alanda yaymak için gerekli sabır veya nezakete sahip olmadığını’ yazdı.
Üçüncüsü, faaliyetlerinin etkisi ve etkinliğini korumak istiyorsa, uluslararası araçlarının başında aktif diplomasiye öncelik vermelidir. Özellikle Irak'ın işgalinden sonra topluma hâkim olan ‘operasyonel yorgunluk’ ile küçük veya orta büyüklükteki ülkelere karşı aşırı güce başvurmanın uluslararası düzeyde kabul edilemez olmasının yanı sıra ABD ulusal güvenliğine yönelik doğrudan bir stratejik tehdit olmadığında, askeri harekat ve çatışmalar dahili destekten yararlanamamalı.
ABD, ideolojik veya güvenlik düzeyinde galip gelmeden önce Sovyetler Birliği'ni ekonomik olarak yendiğini akılda tutarak, meşru uluslararası rekabete girişmeli ve bunu ekonomik veya politik olarak diğerlerinden de kabul etmelidir. Rekabet arttıkça veya üstünlük ve liderlik konumunu kaybettikçe, kalıcı bir düşmanlık ve kutuplaşma sarmalına girmeden Rusya veya Çin ile şiddetle müzakere etme zamanı geldi.
Dördüncüsü, Ortadoğu ile ilgili olarak, barış ve istikrarın gerçek destekçisi olmak istiyorsa, bundan sonra İsrail’in sağından yana olmalıdır. Başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırlarında bir Filistin devletini tanıdığına dair bir açıklamada bulunmalı ve oradaki konsolosluğu yeniden açmalı. Ayrıca uluslararası hukuk ve uluslararası meşruiyet uyarınca bir kez daha Arap-İsrail barışını sağlama çabasına girmeye dönmeli. Yasadışı bir emri vakide bulunmamalı. Bu, bölgedeki durumu askıya alma çağrısıyla sağlanabilir. Ayrıca İsrail ile Filistinliler arasında, Birleşmiş Milletler'in himayesinde, ABD'nin katılımıyla ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesinden dileyenlerin, sınırların tam olarak çizilmesi ve diğer ayrıntılı sorunların çözülmesi ile ilgili müzakerelerin derhal yeniden başlatılmasıyla mümkün olabilir.
Ortadoğu’daki nükleer silahların yayılmasının tehlikelerini daha kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde ele almalı. Bu, İran'la nükleer anlaşmanın unsurlarından yararlanma, aynı zamanda eksikliklerini giderme, tüm bölgenin kalıcı olarak nükleer silahlar ve diğer kitle imha silahları ve bunların dağıtım araçlarından tamamen arınmış olduğunu ilan etmek için yoğun müzakereler yoluyla olmalı. Bu müzakerelerin bölgesel siyasi gerilimleri sona erdiren düzenlemeler ve garantiler konusunda aralarındaki müzakerelerin önünü açmak için İran ve Arap ülkeleri arasında emniyet ve siyasi güveni inşa etmek için önlemler önerileri ile birlikte İran, İsrail ve tüm Arap ülkelerini kapsaması gerek. Siyasi açıdan bakıldığında, Türkiye ile Arap dünyası arasında benzer adımların atılması faydalı olacaktır.
Son olarak daha olumlu ABD tutumlarını dört gözle bekliyorum. Uluslararası sistemi düzeltmek için tüm uluslararası toplumu aktif inisiyatif almaya çağırıyorum. Mesele sadece ABD'nin sorunu veya sorumluluğunda değil, olmamalı.
* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.