Yasemin Devrimi’nin üzerinden 10 geçerken Tunuslular kurbanların listesini bekliyorlar

Bir ayı aşkın bir süre önce protestocular, nihai listenin yayımlanması için baskı kurmaya çalıştılar

Yasemin Devrimi’nin üzerinden 10 geçerken Tunuslular kurbanların listesini bekliyorlar
TT

Yasemin Devrimi’nin üzerinden 10 geçerken Tunuslular kurbanların listesini bekliyorlar

Yasemin Devrimi’nin üzerinden 10 geçerken Tunuslular kurbanların listesini bekliyorlar

Basil Tercuman
Tunus’ta bundan tam 10 yıl önce, eski Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali iktidarını deviren Yasemin Devrimi sırasında hayatını kaybeden veya yaralananların nihai listesinin yayımlanması için sürdürülen çabalar sonuçsuz kaldı. Bu durum bazı protestocuların, Devrim Şehit ve Yaralıları ile Terör Operasyonları Genel Kurulu binası önünde, Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Tevfik Buderbala’ya göre 2018'den beri hazır olan nihai listenin yayımlanması talebiyle oturma eylemi yapmaya itti. Oturma eylemleri nedeniyle başkent Tunus’un merkezinde Başbakan’ın talimatıyla terör operasyonları düzenlendi.

Gecikmenin nedeni bilinmiyor
Nihai liste ile ilgili uzun süren tartışmaların yaşanması, ardı ardına kurulan hükümetler tarafından listenin resmi gazetede yayımlanmasını engellerken ‘Tunus’un özgülüğü için canlarını verenlere sevgi ve saygı duyulmasını’ isteyen kurbanların aileleri arasında öfkeye neden oldu.
Kassarin ilinde 8 Ocak 2011 tarihinde, devrim sırasında hayatını kaybeden ilk kurbanın cenazesine katıldığı esnada bacağından vurulan ve bu yüzden bacağını kaybeden Vail el-Karafi, İndependent Arabia’ya bir ayı aşkın bir süre boyunca Devrim Şehit ve Yaralıları ile Terör Operasyonları Genel Kurulu binası önünde yaptıkları oturma eylemini anlattı.
Karafi, şunları söyledi:
“Oturma eylemi, devrim yaralılarının ve kurbanların ailelerinin çektikleri acıların ardından hükümetin 2018'den bu yana hazır olan nihai listeyi yayımlamayı reddetmesi sonrasında başladı. Listede, hayatını kaybeden 129 kişinin yanı sıra 634 yaralının isimleri yer alıyor. Liste, iki yıl önce Tunus İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Yüksek Komisyonu’nun (CSDHLF) resmi Facebook sayfası üzerinden iki kez yayımlandı. Ancak listenin burada yayımlanmasının hiçbir yasak değeri bulunmuyor.”
Karafi, bunun bir ‘erteleme, geciktirme ve sorumluluktan kaçma girişimi’ olduğunu düşünüyor.

Hükümetin kararlılığı
Öte yandan Devrim Şehit ve Yaralıları ile Terör Operasyonları Genel Kurulu Başkanı Abdurrazzak el-Keylani, on yıl boyunca oluşturulan listelerin hazırlanmasına ve kontrol edilmesine katkıda bulunan tüm kurumlara çabalarına karşılık olarak yaptığı açıklamada, Başbakanlığın, listenin 14 Ocak’ta CSDHLF’nin resmi sayfasından yayımlanması talimatı verdiğini ve listenin resmi olarak yayımlanması konusunda herhangi bir erteleme yapılmayacağını söyledi. Protestocuları, Devrim Şehit ve Yaralıları ile Terör Operasyonları Genel Kurulu binası önünde oturma eylemi yaparak çalışmaların durmasına neden olmakla suçlayan Keylani, protestocuların binaya girmek isteyen tüm çalışanları ve vatandaşları engellediklerini, bunun da tüm çalışmaların askıya alınmasına yol açtığını söyledi. Protestocuların meşru taleplerini anladığını da sözlerine ekleyen Keylani,  çalışmaların aksamasının şehit ailelerinin, devrim gazilerinin ve diğer vatandaşların çıkarlarına zarar vereceği konusunda uyardı.

“Liste sosyal medyada değil, resmi olarak yayımlanmalı”
Devrim gazilerinin ailelerine destek veren sivil toplum kuruluşundan bir aktivist olan Abdusselam Hamdi, Facebook’un, devletin işleyişini düzenleyen tüm örf ve adetlere aykırı bir şekilde yalnızca devrimde hayatını kaybedenlerin ve yaralananların listelerinin yayımlanması durumunda adeta devletin resmi bir kaynağı haline getirildiği değerlendirmesinde bulundu. Hamdi, “Liste, resmi devlet kurumları için bir alternatif haline getirilen sosyal medya sayfalarında değil, resmi olarak yayınlanıncaya kadar öfke devam edecek. Bu, son derece önemli olan böylesi bir dosyanın ciddiye alınmamasıdır” ifadelerini kullandı. Bazı siyasi partilerin, söz konusu listeye, Yasemin Devrimi öncesinde Zeynel Abidin Bin Ali rejimine muhalefet eden, ancak işkence gören ve yerinden edilenlerin isimlerinin de eklenmesi amacıyla listenin yayımlanmasının ertelenmesini ve geciktirilmesini istediklerini ima etti. Hamdi, bunu, ‘dosyaya yönelik bir saldırı ve kurbanların ve yaralıların fedakârlıklarını kullanma girişimi’ olarak niteledi.

Dosyaya bakan komisyonlarla ilgili tartışma
Öte yandan, bu dosyada yaşanan bir diğer aksaklık, Devrim Şehit ve Yaralıları ile Terör Operasyonları Genel Kurulu tarafından hazırlanandan farklı olarak Hakikat ve Haysiyet Komisyonu da dahil olmak üzere 2011'den sonra kurulan komisyonlar tarafından birden fazla listenin hazırlanmış olmasıdır. Hakikat ve Haysiyet Komisyonu Başkanı Suham bin Sedrin, hazırladıkları listenin diğer listelerle bir araya getirilip onaylanmasını talep ediyor.
Gazeteteci Vefa el-Hemmami’ye göre ortak bir liste talebini kabul etmek, nihai listenin tanınması ve yayımlanması konusunda daha fazla zaman kaybı anlamına geliyor ve üç binden fazla dosyanın yeniden açılmasıyla bekleyiş hiç bitmeyebilir. Bunun yıllar sürebileceğini söyleyen Hemmami, özellikle yaralıların bir kısmının aldığı yaralar sonucu ölmeleri, haklarını alamamaları ve Tunus’un özgürlü için yaptıkları fedakârlıkların tanınmaması nedeniyle artık bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.

Tarık Duzeyri olayı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Yasemin Devrimi gazisi Tarık Duzeyri, kendisini 2011 yılında tekerlekli sandalyeye mahkum eden kurşun yarasından 9 yıl sonra 18 Ocak 2020'de hayatını kaybetti. Duzeyri’nin tekerlekli sandalyesi ölümünden sonra listenin yayımlanması için yapılan oturma eylemlerinin sembolü haline geldi.
Tarık Duzeyri’nin bazı yakınları, Duzeyri’nin devrim sırasında yaralananlara sürekli olarak tedavi görmelerini sağlayacak sağlık kartlarının verilmemesi nedeniyle kamu sağlık kuruluşlarında tedavi olamamasından dolayı sağlık durumunun büyük ölçüde kötüleştiğini söylediler. Bu yüzden devrim sırasında aldıkları yaralardan ötürü engelli olarak hayatlarına devam etmek zorunda kalan veya bir uzuvlarını kaybeden ve psikolojik olarak etkilenenlere ihtiyaçları olan sağlık ve psikolojik destek hizmetlerinin sağlanmasını talep ettiler.

“Beklerken daha kaçımız öleceğiz?”
Oturma eylemine katılan ve ismini vermek istemeyen devrim gazilerinden biri, hüzünlü ve acılı bir ses tonuyla  “On yıl sonra acımız daha da katlandı. Devrimde yaralananların çoğunun sağlık durumu kötüleşti. Nihai liste yayımlanmadan önce daha kaçımız öleceğiz? Listenin yayımlanması, devletin gerek kurbanların ailelerini, gerekse başta uzuvları kesilerek hayatları mahvolanlar olmak üzere yaralılar olarak bizi tanımasını sağlayacak. Şuan arkadaşlarımızın yardımlarıyla hayatımızı idame ettiriyoruz. Bazılarımız hayatlarını sürdürmelerini kolaylaştıracak protezleri dahi alamadı. Bütün gençler gibi evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı ve küçük bir aile kurmayı hayal ediyorduk. Ama hepsi rüzgâra kapılıp gitti. Evlatlarını yiyen devrimin başarısına katıldığımız için onurumuzu kırmak ve bizi cezalandırmak istiyorlar” diye konuştu.



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”