Biden yönetiminin gündeminde Irak ve Afganistan'daki askerlerin sayısının azaltılması var

Bedir Bloğu Başkanı Hasan Şakir el-Kabi.
Bedir Bloğu Başkanı Hasan Şakir el-Kabi.
TT

Biden yönetiminin gündeminde Irak ve Afganistan'daki askerlerin sayısının azaltılması var

Bedir Bloğu Başkanı Hasan Şakir el-Kabi.
Bedir Bloğu Başkanı Hasan Şakir el-Kabi.

Yeni ABD yönetimi, eski Başkan Donald Trump'ın Irak ve Afganistan'daki kuvvetlerinin sayısını azaltma kararını gözden geçireceğini duyurdu. Bu durum, İran yanlısı Iraklı blokların safında hoşnutsuzluğa yol açtı. Diğer yandan analistler ABD’nin “varlık politikasındaki” değişikliğin kapsamına ilişkin farklı değerlendirmelerde bulunuyorlar.
Wall Street Journal gazetesinin ABD'li yetkililerden aktardığına göre ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Washington’ın kuvvetlerini Irak ve Afganistan’dan çekme kararını gözden geçirmek ve iki ülkedeki askeri stratejisini değerlendirmek istediğini söyledi.
Gazete, Trump'ın geçen ay 3 binden fazla askeri geri çekme kararının, yeni Amerikan yönetimini Irak ve Afganistan'daki stratejisi hakkında düşünmeye sevk ettiğini belirtti. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, senato önünde yaptığı konuşmada Irak ve Afganistan'daki varlığa tahsis edilen stratejileri ve kaynakları gözden geçireceğini kaydetti. Ancak iki ülkedeki tehditler, kuvvetlerin büyüklüğü ve askeri yeteneklerinin bunlarla uyumlu olup olmadığı konularında görüş beyan etmediler.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby konuya dair şu açıklamada bulundu:
“Yetkililer, iki ülkedeki asker sayılarının incelenmesi için henüz resmi bir karar yayınlamadılar. Yeni yönetimin her iki ülkedeki operasyonların doğasını ve bu operasyonlara ayrılan kaynakları anlamaya çalışması mantıklıdır. Kaynakların stratejimizle uyumlu olup olmadığından emin olurken Amerikan halkını terörizm tehdidinden koruma arzumuzda hiçbir şey değişmedi. Asker sayısıyla ilgili çıkacak herhangi bir karar Afganistan ve Irak hükümetleriyle yapılacak olası görüşmeye konu olacak.”
Irak’taki İran yanlısı Şii bloklarının milletvekilleri ABD'nin Irak ve Afganistan'daki kuvvetlerinin sayılarının azaltılması kararını gözden geçireceğini açıklamasına tepki gösterdiler. Bedir Bloğu Başkanı Hasan Şakir el-Kabi şunları söyledi:
“Irak, kara kuvvetlerinin varlığına ihtiyaç duymuyor ancak lojistik ve istihbarat desteğine ihtiyacı duyuyor. ABD bir kurumlar devletidir. Biden'ın göreve gelmesi ile Irak'ın zenginliği ve serveti hususunda ABD'nin açgözlülüğünün sona ereceği ya da Washington’ın bölgedeki İsrail varlığını savunmaktan vazgeçeceği söylenemez. ABD'nin Irak'ta kalma umudu ve hırsı var. Irak'ın sorunları var. DEAŞ unsurlarının eylemleri bölgedeki Amerikan varlığından kaynaklanıyor. DEAŞ, ABD tarafından kurulan ve onun istekleri doğrultusunda hareket eden bir örgüttür.”
Fetih Bloğu milletvekili Muhtar el-Musevi ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Yeni ABD yönetiminin Irak Temsilciler Meclisi'nin Amerikan kuvvetlerinin ülkeden çıkarılmasına ilişkin kararını ertelemesine izin verilmemeli. Irak Temsilciler Meclisi'nin Amerikan kuvvetlerinin ülkeden çıkarılmasına ilişkin kararı kaçınılmazdır ve geri dönüşü yoktur. Yeni yönetim bunu anlamalıdır. Irak'ın ABD güçlerinin veya diğer yabancı kuvvetlerin varlığına ihtiyacı yok. Irak diplomasisi, güçlerini topraklarımızdan çekme programlarını tamamlamaları için yeni ABD hükümeti ile temasa geçmelidir.”
Diğer yandan Güvenlik Uzmanı Fazıl Ebu Ragif, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şu değerlendirmelerde bulundu:
“Yeni ABD Başkanı, Irak'taki ABD kuvvetlerinin sayısını koruyarak Ortadoğu'daki üsleri köklendirme felsefesine inanıyor. Biden aynı anda iki politika izlemek istiyor. Birincisi, sessiz diyalog politikası. Sessiz diyalog politikasının arkasında ise eğitimli ve güçlü ABD askeri var. Diğer yandan askerlerin çekilmesi meselesinin sorunsuz olacağını düşünmüyorum. Halihazırda Kuveyt'teki ABD kuvvetlerinin ağırlıklı olarak güçlenmesi bekleniyor. Aynı şekilde Katar'daki es-Sayliya askeri üssüne de asker takviyesi yapılacak. Bu nedenle bu iki ülkedeki kuvvetler herhangi bir zamanda Irak'a gitmek için hazır bekleyecek.”
Iraklı medya uzmanı Galib ed-Dami de konuya ilişkin olarak Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“ABD, Irak'taki varlığını sürdürecek. Yeni yönetim farklı bir politika izlese bile Irak’taki varlığını güçlendirebilir. Biden yönetimi, Trump’ın ekibinin  İran'la ilgili izlediği stratejiden farklı bir politika izleyecek. ABD kuvvetleri Irak’ta kalacak. Irak’taki ABD kuvvetleri güçlü askeri uzmanlıkla güçlendirilecekler ve Irak'taki silahlı grupları etkisiz hale getirmek için çalışacaklar.”
Türkiye, Bağdat'a 25 askeri danışman göndererek Irak'taki NATO misyonundaki varlığını güçlendirdi. Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Askerî Danışmanlarımız, NATO Irak Misyonu (NM-I) kapsamında dost ve kardeş Irak ordusuna destek vermek üzere Bağdat'a gitti. Biri Tuğgeneral olmak üzere toplam 25 personelimiz NATO Irak Misyonu’nda görev yapacak.”
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, geçtiğimiz hafta Irak'ı ziyaret ederek Bağdat ve Erbil’deki yetkililerle "verimli ve başarılı" görüşmeler gerçekleştirdiğini söyledi. Yaptığı görüşmelerde iki ülkeyi ve bölgeyi ilgilendiren güvenlik sorunlarının ele alındığını belirten Akar, “Yoğun görüşmelerin ardından birçok dosyada iki taraf arasındaki görüşlerin yakınlaştığını fark ettik. Bu sevindirici. Birçok konuda anlaşmaya vardık” ifadelerini kullandı.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.