Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter
TT

Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter

Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) 9'uncu koalisyon hükümetinin en önemli ikinci ortağı Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) öncülüğünde Süleymaniye İl Meclisi, 3 yıl aradan sonra ikinci kez "mali ve idari özerklik" talebini resmi olarak geçen yılın 1 Mayıs'ında IKB Başbakanlığına sunmasıyla tekrar tartışma yaşandı.
Süleymaniye İl Meclisi KYB üyesi Rekewt Zeki, IKB'nin mevcut durumunun özerklik talepleriyle çelişmediğini belirterek, talebin tekrar gündeme gelmesinin yaşadıkları mali krize bağladı.
Öyle ki Başbakanlığa gönderilen talepte Süleymaniye'nin yanı sıra Halepçe'nin de benzer talebi olduğu kaydedildi.
IKB'de geçen yılın 30 Eylül'ünde yapılan parlamento seçiminde 111 sandalyeli parlamentoda, 45 sandalye elde eden Mesud Barzani liderliğindeki KDP, seçimden birinci çıkmasıyla daha önce olduğu gibi hem başkanlık hem de başbakanlık makamlarını elinde tutmayı başardı.
"Özerklik" talebinin yeni bir adım olmadığının altını çizen Rekewt Zeki, bu maddenin, IKB'nin 9'uncu koalisyon hükümetinin kurulmasının ön şartları arasında yer aldığını, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), hükümet ortakları olan KYB ve Değişim Hareketi (Goran) arasında önceden bu mesele üzerinde anlaşma sağlandığını hatırlattı. 
Talep, IKB'nin 2009 yılı vilayetlerin yönetimine ilişkin maddeye dayandırılıyor. Söz konusu maddenin 5. Bendinde "her vilayet kendi il sınırları içinde mali ve idari olarak kararlar verme yetkisine sahiptir."
KYB yönetimi ise mevcut durumda ikiye bölünmüş olmakla birlikte, partinin önde gelen yetkilileri gerek destekçiler, gerek karşı çıkanlar sessiz kalmayı tercih ediyor.

Erbil'den talebe sert yanıt: Kırmızı çizgimiz
Süleymaniye İl Meclisi'nin talebinden bir gün sonra yani 2 Mayıs 2020'de Mesrur Barzani, Bağdat'ta temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani başkanlığındaki müzakere heyetiyle yaptığı toplantıda, Süleymaniye'de gündeme getirilen "adem-i merkeziyetçilik" konusu da ele alındı.
Toplantıda, adem-i merkeziyetçilik ve yetkilerin dağıtılmasının Başbakanlığın sorumluluğunda ve hükümet programının bir parçası olduğu, Kürdistan Bölgesi'nin statüsünün korunmasıyla beraber Erbil ile Süleymaniye merkezli iki idareye bölünmesi ve toprak bütünlüğünün "kırmızı çizgileri" olduğu vurgulandı.
Neçirvan Barzani'de 20 Nisan'da yaptığı açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'nde iki başlı idare söylemleri gerçeği yansıtmıyor. Böyle olursa iki idare olmaz, sıfır idare olur" diyerek, karşı çıktı.
Ancak Neçirvan Barzani'nin konuşmasından 3 gün sonra Süleymaniye İl Meclisi, 23 Nisan gerçekleştirdiği oturumda, 14 üyenin imzası ile vilayetin "gelir ve giderlerinin" incelenmesini, yerel yönetimin maliye yetkisinin genişletilmesini talep etti.
30 Nisan'da ise il meclisi, KYB ve Değişim Hareketi'nin çoğunluğunu oluşturduğu Süleymaniye İl Meclisi, bu kez de "adem-i merkeziyetçi ve yerel yönetim" yetkilerinin güçlendirilmesi için bir komisyon kurulmasına karar verdi.
Toplantıya ilişkin yapılan açıklamada, vilayetin "idari ve mali olarak özerk" statüsüne kavuşturulması için Kürdistan Bölgesi hükümetine talep yazısı gönderildiğini ve farklı partiden 9 temsilcinin yer alacağı komisyonun taslak çalışmalarına başlayacağı kaydedildi.
KDP, söz konusu oturumu boykot ederek katılmadı.
Konuyla ilgili yapılan tüm resmi açıklamalar, yine geçen yılın 6 Eylül'ünde Süleymaniye Meydanı'nda "Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu" adıyla oluşturulan grubun imza kampanyası başlatmasına engel olmadı.
Grup meydanda, "Refah ve huzurlu bir yaşam sağlamak için Süleymaniye'nin öz yönetim statüsüne kavuşturulmasını talep ediyoruz" diyerek, imza kampanyası başlattı.
"Özerk yönetim" talebinden bulunanların çoğu gençlerden oluşurken, parti ve tanınmış şahsiyetler destek vermedi.
Süleymaniye merkezin yanı sıra ilçe ve köylerinde de vatandaşlardan imza toplamaya çalışan gruba ise bölge sakinlerinden destek verilmedi.
Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu üyesi Beyar Ömer, Süleymaniye'nin her yönden ihmal edildiğini, merkezi sistemin IKB'de, yıllardır faaliyet göstermesine rağmen vatandaşların temel hak ve hizmetlerden mahrum bıraktığını savunuyor.
Grup ise girişimini, 2008 yılı 13 sayılı Irak Parlamentosu ve Irak Anayasası'nın 19'uncu maddesine dayandırıyor.
Süleymaniye seçmeninin yüzde 2'sini oluşturan 30 bin imza toplanması halinde, sonraki aşamada Irak Seçim Komisyonu'na başvurarak, referanduma gitmeyi talep edebilecek.
Grubun taslak metnine göre, Süleymaniye Valiliği yasal prosedüre uygun kalıcı bir anayasa hazırlayana kadar, bölgedeki kurumlar, il genel meclisi, idari ve genel müdürler görevlerini yerine getirmeye devam edecek.
Ayrıca Süleymaniye bölgesinin kendine ait bayrağı, ulusal ordusu ve marşı olacağı, bunun kanunla düzenleneceği de belirtildi. Kürtçe bölgenin resmi dili olup, her aile, çocuklarını farklı dil ve lehçelerde yetiştirme ve öğretme hakkına sahip olacak.

"Kafalar karışık, ne istenildiği bilinmiyor"
Bu talebin üzerinden yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen grup, gereken imzayı toplamamakla birlikte çalışmalarına son vermiş değiller.
Grup, bu yılın ocak başında yaptıkları bir diğer açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'ni iki ya da üç federal bölgeye göre düzenlemeyi amaçladıklarını ve Irak Anayasası'nın 119'uncu maddesinde belirtildiğini" savunuyor.
Irak Anayasası'nın 119'ıncu maddesine dayanarak, daha önce Basra ve Enbar vilayetlerinin de bağımsız bölgeler olması için benzer girişimler oldu. Ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı.
Independent Türkçe'ye konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen KYB'den üst düzey bir kaynak, "Şu bir gerçek, kafalar oldukça karışık. Bence ortaya çıkan gruplar ve il meclisinin açıklamaları çok muğlak ve belirsiz. İmkânsız bir hayalin olmasını istiyorlar. Bu girişime Kürdistan'ın parçalanmasını isteyen bazı komşu ülkeler kabul edebilir, ancak uluslararası büyük güçler buna karşı çıkacaktır. Partimizde de kafalar karışık ve söz edilen sisteme parti içerisinde de karşı çıkanların oranı az değil" dedi.

Talep 2005 yılına dayanıyor
2014 yılında Erbil-Bağdat arasında yaşanan bütçe sorunuyla birlikte, 2017 yılından beri Süleymaniye'deki parti ve "bağımsız" olduklarını savunan grupların bu isteği, 2005 yılında Irak Anayasası'nın yazıldığı dönemde, KYB Genel Sekreter Yardımcısı olan Newşirvan Mustafa, tüm illerin bölgeselleşme sürecini kolaylaştıran birkaç anayasal maddenin yerleştirilmesi geçmişine dayanıyor.
KYB ve Değişim Hareketi 2016 yılında, oluşturduğu ortak komite tarafından Süleymaniye'nin özerk bir bölgeye dönüştürülmesine ilişkin hazırladığı rapor, 2017 yılında yaşamını yitiren Değişim Hareketi'nin kurucusu Newşirvan Mustafa'nın rüyasının da değişmesine neden oldu.
Nitekim hazırlanan raporda, talebin, "Irak Anayasası ile uyuşmadığı ve Süleymaniye'nin öz kaynaklarıyla kendini idare edemeyeceği" belirtilerek, "Süleymaniye'nin maaş ve giderlerini güvence altına almak için ayda 500 milyar dinara ihtiyacı olduğu, ancak aylık gelirinin 80 milyar dinarı geçmediği" kaydedildi.
Raporda, 2016 yılında Celal Talabani ile Newşirvan Mustafa arasında imzalanan "Debaşan" anlaşmasında kentin hukuki ve anayasal yönleri, doğal ve ekonomik kaynakları da açıklığa kavuşturuldu.
Adem-i merkezyetçiliği destekleyen önemli siyasetçilerden biri olan Newşirvan Mustafa, Değişim Hareketi'nin kurulduğu 2009 yılında, partisine ait medya kanalında verdiği röportajda, Süleymaniye'nin özerk bölge oluşturma arzusunu gizlemeyerek, "Şüphesiz bunu prensipte hâlen destekliyorum" sözlerini kullanmıştı.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de gerek KYB gerekse Süleymaniye merkezli diğer partiler, KDP'ye karşı adem-i merkeziyet kartını sıklıkla kullandı.
Tartışmaların içine Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih çekilse de, Salih bu konudaki sessizliğini koruyor.
Anayasa Hukuku uzmanı Latif Şeyh Mustafa, IKB valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde anayasal engellerin bulunduğunu, şu şekilde dile getirdi:
"2012 yılında Goran'ın zirveye çıktığı dönemde, vilayetin bölgeselleşmesi meselesi Newşirvan Mustafa tarafından tartışıldı. O dönemde fikrimi belirterek, ‘Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın 117. maddesine göre, bir bölge tanındı ve Kürdistan bölgesi valilikleri bir bölge içinde örgütlendi, anayasada gelen maddeler bu valilikleri değil, Irak'taki diğer 15 vilayeti kapsıyor.Süleymaniye bölgeye dönüştürülürse anayasa değiştirilmelidir, aksi takdirde konu anayasal kısıtlamalarla karşılaşacaktır."

Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor?
IKB'de bu konuda yapılan tartışmalar, kamuoyunun yanı sıra gerek Kürt basınında gerekse Türkiye basınında çoğu zaman "özerklik" (Bir topluluğun, bir kuruluşun kendi kendini, oluşturduğu yasalara göre, özgürce yönetme hakkı olması) ile liberal ideolojinin savunduğu görüşlerden biri olan "adem-i merkeziyetçilik" (Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması) arasında belirgin fark olmasına rağmen, kafa karışıklığı yaratmışa benziyor.
Nitekim siyasi taraflar ve grupların bu konudaki yaptıkları açıklamalarda bu kafa karışıklığını daha fazla derinleştirmiştir.
Mesrur Barzani hükümet programı konuşmasında, dolaylı bir şekilde adem-i merkeziyetçiliğe atıfta bulunarak, "Zaho'da bir vatandaşın idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmamasını idari ve iktisadi işlerin mümkün olduğunda il idari yönetimlerinde çözülmesini hedeflediklerine" işaret etmişti.

"Hükümet tam olmasa da adem-i merkeziyetçiliğe geçiş yapmak istiyor"
Independent Türkçe'ye konuşan Soran Üniversitesi Hukuk, Siyaset ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Dr. Hemin Mirani, Mesrur Barzani'nin sözlerine atıfta bulunarak, "adem-i merkeziyetçilik bir ölçüye kadar, Kürdistan Bölgesi hükümetinin amaçladığı ve yürüttüğü siyaset özellikle yerel yönetimleri güçlendirmeye yöneliktir" dedi.
Hemin Mirani, "Irak'taki federal sistemde güç paylaşımı üzerine kurulmuştur. Tabii işleyişi elbette ki tartışmaya açık bir durumdur. 9.hükümet kabinesi de il meclislerinin yetkilerini artırmayı amaçlıyor. Bir diğer anlamda Zaho'dan Halepçe'den vatandaşlar idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmayacak. Dünyanın birçok ülkesinde de bu sistem yürüyor. Ancak Süleymaniye özerk bir bölgenin kurulmasını isteme düşüncesi çok farklı ve siyasi bir konudur. Anayasa da bir bölge içinde başka bir bölgenin kurulmasına izin vermiyor. Bir vilayeti tek başına özerk bir bölge yapamazlar. Söz konusu girişimler de Kürdistan'ın bir kez daha bölmesi anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.
KDP, KYB ve Değişim Hareketi'nin bir araya gelerek, il meclislerinde yetki paylaşımı konusunu çözüme ulaştırması gerektiğini belirten Dr.Mirani, "Hiçbir taraf Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın varlığını tehdit edemez. Yani siyasi ve hukuki olarak bölge içinde bölge kurulamaz. Bütün mesele idari olarak yetki dağılımını belirlemeleridir" diyor.
IKB'deki partiler Süleymaniye'nin "özerk bölge" olmasını destekliyor mu? Sorusuna Dr. Mirani, şu yanıtı verdi:
"Hangi taraf ve partilerin söz konusu girişimi destekleyip desteklemediğini bilmiyorum. Kişisel siyasi çıkarlara hizmet edenler bu tür çabalara hizmet edebiliyor. Hatta komşu ve dış bağlantılı ve Bağdat'ta da destek veren taraflar vardır. Amaç Kürdistan'ın bölünmesi ve zayıflamasıdır."

Süleymaniye'nin sahip olduğu kaynaklar yeterli mi?
Independent Türkçe'den Gülbahar Altaş'ın haberine göre, Enerji uzmanları, Süleymaniye'de petrol rezervlerine dair; 27 petrol biriminde 35 milyar varili aştığını, ancak buna rağmen yapılan yatırımın en düşük seviyelerde olduğunu belirtiyor.
IKB günde 450 ila 500 bin varil petrol ihraç ediyor, bunun 40 ila 50 bini Süleymaniye'de üretiliyor.
IKB Doğal Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, bölgedeki doğal gaz hacmi yaklaşık 5 trilyon metreküp olarak tahmin ediliyor.
Doğalgazın yaklaşık yüzde 70 - 80'i Süleymaniye sınırında çıkarılıyor. Ancak doğalgaz ithalat geliri kentin kasasına girmiyor, bölgede elektrik enerjisi üretmek için ücretsiz olarak kullanılıyor, geri kalanı Rus merkezli Dana Gas tarafından işletiliyor.
Vilayetin diğer kaynakları ise 110 dönüm meyve bahçesi, bir milyon 660 bin hayvancılık, 800 kanatlı hayvan çiftliği, balık havuzları için ayrılmış iki bin dönüm ve iki büyük baraj, Dukan Barajı ve Derbendihan Barajı'nın yanı sıra 2 milyon 800 bin dönüm tarım arazisidir.
Yerli üretim de pazar ihtiyacını yüzde 55'ini karşılarken, Irak'taki sanayinin yüzde 30'unu oluşturan Süleymaniye'de bine yakın fabrika var. İran ile sınır kapılarının olması da ticari olarak kolunu güçlendiriyor.
Ekonomist Muhammed Hüseyin, Süleymaniye'nin mevcut en önemli sorununun yolsuzluk olduğunu, adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçildiğinde de radikal reformlar yapılmaması halinde sorunun daha fazla içinde çıkılmaz bir hal alacağını düşünüyor.
"Özerk yönetim" talebinde bulunanlar, Süleymaniye'nin özerk yönetime geçilmesi halinde mevcut durumundan bölgelerinin refah seviyesinin yüksel olacağı konusunda ısrar ederek, projelerinin başarılı olması halinde mali krizin aşılması, kentin kalkınması için bütçenin Bağdat tarafından karşılanmasını umut ediyor.

Özerklik talebine anayasada nasıl yer verildi
Anayasa Hukuk Uzmanı Latif Şeyh Mustafa, Kürdistan Bölgesi valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde gerek Irak gerekse IKB anayasalarında anayasal engellerin bulunduğunu vurguladı.
Irak Anayasası, 117. Maddede ülkede Federal sistem ve Kürdistan Bölgesi'ne yer verilmekle birlikte, aynı maddenin ikinci paragrafında, 118, 119, 120 ve 121. maddelerde de gelecekte kurulacak yeni bölgelere atıfta bulunmaktadır.
2008 yılı (13) sayılı "Bölgelerin Oluşumuna İlişkin Yürütme Usulleri Kanunu" öncelikle vilayet, seçmeninin yüzde 2'sinin bu konuda imza toplaması gerektiğine işaret etmektedir.
Sonraki aşamada, Yüksek Seçim Komisyonu seçmenlerin yüzde 10'unun oy vermesi için sandık kurulması kararı alıyor. Oylamada, özerk bölgenin kurulması talebi çıkması halinde komisyon referandumu hayata geçirmek için fon ayırmasını gerekiyor.
Akabinde ise, il meclisi kalıcı anayasa taslağını hazırlamak ve bölge için bir hükümet ve parlamento oluşturmak için geçici bir komite oluşturuyor.

Kerkük, Enbar ve Basra da "özerklik" sesleri yükseliyor
Süleymaniye'nin yanı sıra, zaman zaman Basra, Enbar ve Kerkük'te bağımsız bölgelere dönüştürülmesini talep eden sesler yükseliyor. Nisan 2019'da Basra İl Meclisi, Irak petrolünün yüzde 80'inin üretildiği vilayetin özerk bölge olması için oy kullandı.
2015 yılında Arap ve Türkmenler de, Kerkük'ün bağımsız bir bölgeye dönüştürülmesini talep ederken, geçtiğimiz haftalarda bir grup Kürt aktivis, Kerkük'te özerklik talebini tekrar gündeme getirdi.
Latif Şeyh Mustafa Kerkük konusunda, "Bu konuda 140. madde de engelleri var. 11. madde, bu alanların kaderinin belirlenmesi için 140. Maddenin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bir diğer anlamda anayasal kısıtlamalar var" diye konuştu.
Anayasadaki başka bir engelde; Irak'ta, IKB dışında gerek Basra, gerek Kerkük ve gerekse Süleymaniye'de başka bir bölgenin kurulmasına yer verilmiyor.
Dönemsel olarak Erbil-Süleymaniye arasında yaşanan gerginlikte özellikle bazı Şii Arap tarafları Süleymaniye'yi destekler açıklamalar yapsa da projenin hayata geçirileceğine pek ihtimal verilmiyor.
IKB sınırında yer alan Erbil, Süleymaniye, Duhok ve Halepçe vilayetleri 5 buçuk ila 6 milyon nüfusa sahiptir.
Mesud Barzani liderliğindeki KDP başkent Erbil ve Duhok'ta nüfuz sahibiyken, Lahor Şeyh Cengi ve Pavel Talabani'nin eş başkanlığı paylaştığı KYB Süleymaniye ve Halepçe'de etkin role sahiptir.
İki parti arasında uzun yıllar dönemsel olarak farklı gerekçelerle siyasi çekişmelerin yaşanmasının yanı sıra 1994-1997 yılları arasında "Kardeş Savaşı" (Şerê Birakuji) olarak adlandırılan silahlı çatışma yaşandı. Taraflar, ikinci bir kardeş savaşının yaşanmasına izin vermeyeceklerini dillendiriyor.
KDP, şimdiye kadar yapılan 9 seçimde de birinci parti olmayı başarması, IKB'de başkanlık ve başbakanlık pozisyonlarını yanı sıra kurulan hükümet kabinelerinde çoğunluğa sahip oldu.
Şimdiye kadar kurulun hükümet kabinesinde ikinci parti olan KYB ise KDP'yi, Süleymaniye ile Halepçe'ye sınırlı bütçenin aktarmakla suçluyor.
IKB yönetimi 2014 yılında DEAŞ'ın ortaya çıkması, Bağdat yönetiminin bütçe ve memur maaşlarını kesmesi, petrol fiyatlarındaki ciddi düşüşle birlikte ciddi ekonomik krizin içine girdi.
İki taraf arasında bütçenin ödenmesine dair defalarca görüşülmesine rağmen sorun halen çözülmüş değil.
Süleymaniye'nin çeşitli bölgelerinde, maaşların geç ödenmesi ve yaşam koşullarının kötüleşmesini protesto etmek için geçen yılın Aralık başında gösterilerin düzenlenmesiyle de "özerklik" talebi sıkça dillendirildi.
IKB Uluslararası Tavsiyeler Koordinatörlüğü, 11 Aralık'ta yaptığı açıklamada, gösterilerin başlamasından bu yana 9 göstericinin hayatını kaybettiğini, 60 kişinin de yaralandığı bilgisini verdi.
Gösterilerde özellikle KYB denetimindeki polis ve asayiş güçlerinin göstericilere şiddet uygulaması da göstericilerin daha fazla öfkelenmesine neden olmuştu.
Süleymaniye'de geçen süre zarfında dönemsel ve farklı gerekçelerle ortaya atılan "özerk yönetim" projesi tutmadı. Nitekim son yaşanan tartışmalarda özellikle KYB'li bir kesimin böyle bir adım atılması halinde Kerkük ve Germiyan bölgelerinin de dahil olmayacağı demesi de söz konusu girişimi sekteye uğrattı.



Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, ‘Beşli Komite’deki büyükelçilerin 10 Mayıs'ta yapılması planlanan meclis seçimlerinin ertelenmesinden yana olduklarını belirterek “Onlara bunu reddettiğimi ve (Beşli Komite'den) diğer büyükelçilere de teknik olarak parlamento seçimlerinin ertelenmesini veya parlamentonun görev süresinin uzatılmasını desteklemediğimi bildirdim” dedi.

Berri, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Meclisin teknik nedenlerle ertelenmesi veya uzatılması konusunda beni kişisel olarak suçlamaya çalışanları engellemek için seçimlere ilk aday olan bendim. Bu yüzden hem ülke içinde hem de dışında ilgili kişilere, son dakikaya kadar bu konuyu takip edeceğime dair bir mesaj vermek istedim.”

 (Lübnan'ın doğusunda) Bekaa Vadisi’nin orta kesimlerindeki ve kuzeyindeki beldeleri hedef alan İsrail saldırılara değinen Berri, tüm bunları ‘Lübnan'ı Tel Aviv'in koşullarını kabul etmeye zorlamayı amaçlayan yeni bir savaş’ olarak nitelendirdi.


DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
TT

DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)

Suriye Savunma Bakanlığı dün, DEAŞ’ın açıklamasından birkaç saat sonra, Rakka'nın kuzey kırsalında kimliği belirsiz kişiler tarafından düzenlenen saldırıda bir askerin ve bir sivilin öldüğünü duyurdu.

DEAŞ tarafından yapılan açıklamada, Suriyeli yetkililere karşı ‘yeni bir saldırı aşaması’ başlatıldığı duyuruldu. Suriye'nin doğusunda düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlenen DEAŞ, terör eylemlerini artırdı.

DEAŞ, cumartesi günü geç saatlerde yayınlanan bir sesli mesajda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya saldırarak, onun kaderinin de devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kaderine benzeyeceğini öne sürdü. Mesajda, dünyanın dört bir yanındaki DEAŞ destekçilerini önceki yıllarda yaptıkları gibi Yahudi ve Batılı hedeflere saldırı çağrısı yapıldı.